Istiklal Marsi
Istiklal Marsi
(Mehmet Akif Ersoy)
Korkma, sönmez bu safaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yildizidir parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayim çehreni ey nazli
hilal!
Kahraman irkima bir gül! Ne bu siddet
bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarimiz sonra helal,
Hakkidir, Hakka tapan, milletimin istiklal!
Ben ezelden beridir hür yasadim, hür yasarim.
Hangi çilgin bana zincir vuracakmis?
Sasarim;
Kükremis sel gibiyim, bendimi çigner asarim;
Yirtarim daglari, enginlere sigmam,
tasarim.
Garbin afakini sarmissa çelik
zirhli duvar,
Benim iman dolu gögsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasil böyle bir imani bogar.
Medeniyyet! dedigin tek disi kalmis
canavar?
Arkadas! Yurduma alçaklari ugratma sakin!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasizca akin.
Dogacaktir sana vaadettigi günler Hakkin;
Kimbilir, belki yarin, belki yarindan da yakin.
Bastigin yerleri toprak diyerek
geçme, tani!
Düsün, altinda binlerce kefensiz yatani.
Sen sehit oglusun, incitme, yaziktir atani;
Verme, dünyalari alsan da bu cennet vatani.
Kim bu cennet vatanin ugruna olmaz ki feda?
Süheda fiskiracak topragi
siksan, süheda!
Cani, canani, bütün varimi
alsin da Hüda,
Etmesin tek vatanimdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden, ilahi sudur ancak emeli;
Degmesin mabedimin gögsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki sahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
O zaman vecd ile bin secde eder varsa tasim;
Her cerihamdan, ilahi, bosanip kanli yasim,
Fiskirir ruh-i mücerret gibi yerden
nasim;
O zaman yükselerek arsa deger belki basim!
Dalgalan sen de safaklar gibi ey sanli hilal;
Olsun artik dökülen kanlarimin
hepsi helal!
Ebediyyen sana yok, irkima yok izmihlal.
Hakkidir, hür yasamis bayragimin
hürriyet;
Hakkidir, Hakka tapan milletimin istiklal!
Istiklal Marsinin AÇIKLAMASI
(Istiklal Marsi)
Kahraman Ordumuza
Korkma, sönmez bu safaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yildizidir, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Istiklal Marsinin yazildigi
dönemde Türk ordusu düsmanla savas
hâlindedir. Bu yüzden ordu ve millete cesaret vermek
isteyen sair, siirine Korkma kelimesiyle
baslar. Bu, bir seslenistir. Sair, Türk
milletine sesleniyor.
Iki türlü korku vardir: Adi korku ve
asil korku. Ilk korkuda ödleklik anlami vardir.
Ancak, korkmak her zaman ödü patlamak anlaminda
degildir. Çogu zaman da asil bir duygudur, insanî
bir endisedir. Insanlarin kaybetmeyi göze
alamayacaklari degerleri vardir. Mesela, milletin
basina bir sey gelir diye korkmak, istiklalin
kaybedileceginden endise etmek, asil bir korkunun ifadesidir.
Sairin Korkma diye seslenmesi, asil bir endisenin,
kayginin ifadesidir. Milletimiz istiklalini kaybetme
korkusu içindedir. Sair, milletin endise etmemesi
gerektigini; çünkü istiklalin kaybedilmeyecegini
söylüyor.
Birinci dizedeki safak, günes battiktan
sonraki alaca karanlik zamani anlatir. Safagin
bir anlami da günes dogmadan önceki
alaca karanliktir. Istiklal Marsi,
sembolik olarak, iki safak arasini anlatir.
Aksamin safagi Millî Mücadelenin
baslangici, sabahin safagi
ise bitisidir. Aksamin safagindan
korkulur; çünkü arkasinda karanlik
bir gece vardir. Ancak, her gecenin bir sabahi olduguna
göre, içinde bulunulan karanligin
uzun sürecegini sanarak korkuya kapilmamalidir.
Biraz sonra safak sökecek ve karanlik son bulacaktir.
Bu benzetme sairin, Türk milletinin, bagimsizligina
çok kisa sürede kavusacagi
hakkindaki kesin inancini ortaya koyar.
Birinci dizede yüzmek, dalgalanmak manasindadir.
Safagin rengi kirmizidir.
Al sancak ise Türk milletinin sembolüdür. Türk
bayraginin al rengi sairde bir alev izlenimi
uyandirmistir. Bu alev sönmez.
Zira onun çiktigi kaynak, her
Türk ailesinin evinde yanan ocaktir.
Ocak, atesin yandigi yerdir; sonradan
ev anlamini kazanmistir. Ocakta
atesin yaniyor olmasi canliliga
isarettir. Yurdun üstünde tüten en son ocak
kaldikça, bu bayragin alevi bu safaklarda
dalgalanacaktir; milletimiz istiklalini kaybetmeyecektir.
Yeter ki o ocak tütmeye devam etsin. Sair bu benzetmeyle
bayrak ile millet arasindaki baglantiyi
ifade ediyor. Ikinci dize, ayni zamanda, Son
fert olarak kalsan bile bayragi indirtmemek için,
istiklali kaybetmemek için mücadele edeceksin.
demektir.
Üçüncü dizede sair bayragimizdaki
yildiz ile gökteki yildizi
birlestirir. Gökteki yildiza kimsenin
eli dokunamayacagi gibi, Türk milletinin
yildizi olan bayraga da kimse el
süremez. Ayrica; yildiz, beyazdir
ve gece parlar. Millî Mücadele gece ise bayragimizin
yildizi o gecede parlayacaktir. Yildizin
parlamasi bir isiktir. Isik,
karanlikta ümidi ifade eder.
Yildiz kelimesi ayni zamanda kader, talih
manalarina da gelir. Bayrak milletin kaderini, talihini
temsil eder. O parliyorsa, millet de aydinlik
günlerini yasamaktadir. Onun sonu, milletin
sonudur. Sair üçüncü dizeyle Türk
milletinin ve istiklalimizin sembolü bayragimizin
kesin olarak sonsuza kadar yasayacagini
ve dalgalanacagini belirtir. Bundan zerre kadar
süphesi yoktur. Sairin bu hayallerle belirtmek
istedigi Türk milletinin ölmezligi fikridir.
O, ordu ve millete Korkma derken böyle bir inanca
dayanir. Millî Mücadelenin zafere ulasmasi
iste bu sarsilmaz imanin sonucudur.
Dördüncü dizede muhtesem bir bencillik ve
sahiplenme duygusu vardir. Buradaki bencillik gereklidir.
Çünkü, bencilce muhafaza etmek zorunda oldugumuz
degerlerimiz vardir. Bayragimizi
ve istiklalimizi iste böyle bir bencillikle muhafaza
etmeliyiz.
Çatma kurban olayim çehreni, ey nazli
hilâl!
Kahraman irkima bir gül, ne bu siddet,
bu celâl
Sana olmaz dökülen kanlarimiz sonra helâl;
Hakkidir, Hakka tapan milletimin, istiklâl!
Sair hilale, yani Türk bayragina hitap ediyor.
Edebiyatimizda sevgilinin kasi hilale
benzetilir. Bayrak nazli bir sevgili gibi kabul ediliyor.
Bayrak sevgilinin yüzüdür, hilal ise kasi.
Bayrak, bütün bir milletin sevgilisidir. Çehre,
yüz demektir ve kullanimi yerindedir. Çünkü,
yaratilmislar içinde ruh hâli
çehresine yansiyan tek varlik insandir.
Sevgilinin kaslarini çatisi
nasil âsigi elemlere sürüklerse
istiklalin tehlikede olmasi da milleti elemlere sürükler.
Çehresi çatik olan aslinda millettir.
Milletin çehresi istiklal tehlikede oldugu için
çatiktir. Sair, milletin istiklalini
kaybetmemesi için canini verecegini söylüyor.
Ikinci dizede sair, irkinin
kahraman oldugunu belirterek milletiyle ve milliyetiyle övünüyor.
Vatanin timsali olan sevgiliye (hilale) gülmesi için
yalvarir. Bayragin kahraman irkimiza
gülmesi demek, istiklalin kaybedilmemesi demektir. Bayrak
gülmedigi, yani istiklal tehlikede oldugu için
siddet ve celâl vardir. Bayrak kahraman Türk
irkina gülmedigi takdirde, bu millet onun
ugruna döktügü kanlari kendisine
helâl etmeyecektir; çünkü bayrak, rengini
bu al kanlardan almistir. Dolayisiyla
Türk milletine borçludur.
Son dizede Hak kelimesi iki manada kullanilmistir.
Birinci manaya göre Hak, Tanri manasina gelir.
Müslüman olan Türkler ona taparlar. Hak kelimesinin
diger manasi adaletle ilgilidir. Hak ayni zamanda
yapilan bir is, fedakârlik veya durum
karsiligi alinmasi
gereken paydir. Sair bu beyitte istiklal kavrami
ile Hak (Tanri ve adalet) kavrami arasinda
münasebet kurmaktadir. Milletler yüksek kiymetlere
inandiklari ve bagli bulunduklari
takdirde istiklale hak kazanirlar. Hakka tapan bu
millet istiklali hak etmistir.
Ben ezelden beridir hür yasadim, hür yasarim.
Hangi çilgin bana zincir vuracakmis,
sasarim!
Kükremis sel gibiyim, bendimi çigner asarim;
Yirtarim daglari, enginlere sigmam,
tasarim.
Bu kitada hürriyet kavrami söz
konusudur. Burada sair ben kelimesini kullanmakla
beraber kastolunan Türk milletidir. Sair, burada Tür
milletini konusturmaktadir. Ezel, öncesi olmayan
zamandir. Türk milleti ezelden beri hür yasamis
ve hür yasamaya alismistir.
Ona zincir vurulamaz.
Zincir vurmak, esir etmek manasindadir. Bizi esir
etmek isteyenler çilgin olarak nitelendiriliyor.
Ayrica, Batililar Kuva-yi Milliyeciler
için çilgin kelimesini
kullaniyorlar. Çünkü, istiklal mücadelemizin
basariya ulasmasini mümkün
görmüyorlar. Sair, asil çilginin
onlar oldugunu demeye getiriyor. Asil onlar olmayacak
ise giristikleri için, ezelden beri hür
yasamis Türk milletine zincir vurmak istedikleri
için çilgindirlar.
Üçüncü dizede Millî Mücadele
bir sele benzetiliyor. Fizik kurallarina göre suyu
sikistirmak ve esir etmek mümkün
degildir. Sikistirilamadigi
için bent yapilir. O durumda da su, bendi
ya yikar ya da üstünden asar. Bent esaret
anlamina; kükremis sel gibi olmak da esareti
kabul etmemek anlamina gelir.
Ezelden beri hür yasamis Türk milleti,
esir edilmek istendigi takdirde kükremis sel gibi,
bendini çigneyerek asacaktir. Daglari
yirtacak, okyanuslara sigmayarak tasacaktir.
Hürriyetin baslica özelligi sinir
tanimamaktir. Hür yasamak Türk milletinin
karakteristik bir özelligidir.
Garbin âfâkini sarmissa
çelik zirhli duvar
Benim îman dolu gögsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma, nasil böyle bir îmâni
bogar,
Medeniyyet! dedigin tek disi kalmis
canavar?
Bu kitada savasan iki taraf, Türk milleti ile
Bati dünyasi karsilastirilmaktadir.
Garp (Bati) çelik zirhlarini
kusanmis, silahlarina güvenerek
Türkiyeye saldirmistir.
Düsmanin bu maddî üstünlügüne
karsin Türkün sarsilmayan
imani vardir. Iman, insanin tasidigi
manevi inançlarin bütünüdür.
Batinin çelik zirhli
duvarlari varsa Mehmetçigin de iman dolu gögsü
vardir. Insani üstün kilan
maddî güç degil, imanidir.
Ordular ne kadar gelismis savas aletleriyle
donatilmis olurlarsa olsunlar eger güçlü
bir imana sahip degillerse basarili olmalari
mümkün degildir.
Serhat, sinir boyu demektir. Sinirlari
askerler korur. Iman dolu gögüsleriyle askerlerimiz
çelik zirhli duvarlarin karsisinda
duruyorlar.
Canavar, can alici mahlûktur. Tek disi
kalmis canavarlar daha vahsîdir. Ihtiyarligi
sembolize eder.
Dördüncü dizede medeniyet, canavara benzetilmistir.
Saldirgan medeniyet, can çekismekte olan ve
can havliyle son saldirislarini
yapan, tek disi kalmis bir canavari
andirir. Tek disi kalmis demesinin
sebebi, dehset verici gözükmesine ragmen eski
gücünü kaybetmis ve ölmek üzere
olmasindan kaynaklanir. Burada bütün vahsîligine
ragmen, kendisini medenî diye tanitan Bati
dünyasiyla bir alay da vardir.
Sair medeniyete karsi degildir. O, medeniyet
adi altinda yapilan vahsete ve zulme
karsidir. Anadoluyu isgal edenler,
isgallerini hakli gösterebilmek için
Bati Anadoluda barbar Türkler oldugunu ve
onlari medenîlestirmek için geldiklerini
söylüyorlar. Iste sair bu tür
medeniyetin düsmanidir.
Üçüncü dizede Medeniyet dedigin
tek disi kalmis canavar, birak, varsin
ulusun, onda artik korkulacak bir taraf kalmamistir.
deniyor. Burada millete ümit ve cesaret asilanmaktadir.
Medeniyet denilen tek disi kalmis canavarin,
ne kadar ulursa ulusun, sonunun geldigi; bu canavarin
Mehmetçigin gögsündeki imani bogmaya
gücünün yetmeyecegi söyleniyor. Bu nedenle
-yine korkma kelimesiyle- o canavarin ulumasindan
endise edilmemesi gerektigi belirtiliyor.
Arkadas! Yurduma alçaklari ugratma, sakin
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsizca akin;
Dogacaktir sana vadettigi günler Hakkin;
Kim bilir belki yarin, belki yarindan da yakin.
Sairin arkadas diye hitap ettigi düsmanla
savasan askerimizdir. Türk yurdunu isgal hareketi
hayâsiz bir akin, isgale gelenler ise
alçak olarak nitelendiriliyor. Sair, Türk askerinden
yurdumuza alçaklari ugratmamasini,
bu hayâsiz akini, gögsünü
siper ederek durdurmasini istiyor; çünkü
alçaklari durdurmanin tek yolu, Mehmetçigin
iman dolu gögsünü siper etmesidir.
Son iki dizede imanin karsiligi
olan zafer müjdelenir. Allah, kitabinda
inananlara zafer vadetmistir. Zaferin yakinligi
inananlarin gayretine ve kahramanligina
baglidir. Sair gelecege büyük
bir inançla bakarak zaferin çok yakin oldugunu
belirtiyor.
Bastigin yerleri toprak! diyerek
geçme tani:
Düsün altindaki binlerce kefensiz yatani!
Sen sehîd oglusun, incitme yaziktir
atani:
Verme, dünyâlari alsan da, bu cennet vatani.
Bu kitada vatan söz konusu ediliyor.
Dis görünüsü bakimindan
vatan bir toprak parçasidir. Fakat bu toprak
parçasi, milletin tarih ve hayatina simsiki
baglidir. Onu kutsal kilan maddî
yönü degil, millet ve tarih ile olan münasebetidir.
Bu vatan, binlerce sehit tarafindan kazanilmis
ve korunmustur. Bundan dolayi, ona bakarken topragi
degil, onda gömülü olan sehitleri görmelidir.
Topragin altinda kefensiz yatanlar, sehitlerdir.
Sehitler kefensiz gömülürler. Topragi
vatan yapan, sehitlerin kanidir. Vatan topraginin
her karisinda sehitlerimiz yatmaktadir.
Sair, cennet vatanimizin dünyalara
degisilemeyecegini söylüyor. Eger
her karisinda binlerce sehidin yattigi
bu topraklar üzerinde düsman gezerse o zaman atalarimiz
incinecektir. Sehit oglu sözüyle
vatan ugrunda canlar veren bir ecdada sahip oldugumuz
anlatilmak isteniyor. Ugrunda canlar verilen vatanimiza
sahip çikmak ve onu muhafaza etmek, sehitlerin
(atalarimizin) hatirasina olan
sayginin geregidir.
Cennet, inanan insanlarin gidecegi yerdir. Her Müslüman
cennete gitmek ister. Dünya, cennete degisilmez.
Vatan, cennete benzetilmistir. Bu nedenle degisilmezdir.
Kim bu cennet vatanin ugruna olmaz ki fedâ,
Sühedâ fiskiracak topragi
siksan, sühedâ!
Câni, cânâni, bütün
varimi alsin da Hudâ
Etmesin tek vatanimdan beni dünyâda cüdâ.
Bu kitada da vatan söz konusu edilmistir.
Bu cennet vatanin ugruna feda olmayacak kimsenin olmadigi
söyleniyor. Inancimiza göre sehitler
cennete giderler. Bagrinda bu kadar çok sehit
barindiran topragin cennetten farki
yoktur. Çünkü, toprak sikilsa sehitler
fiskiracak kadar sehit verilmistir.
Vatanini seven bir insan için en büyük
yoksulluk, vatandan uzak kalmaktir. Sair, vatanin
candan ve sevgiliden daha üstün bir deger tasidigina
inaniyor. Allahtan tek istedigi vatanindan
ayri düsmemektir. Bunun için canini,
cananini kaybetmeyi göze aliyor. Her
seyini kaybetse bile vatan topraginda yatmak
onun için yetecektir. Insan, böyle bir inanca
sahip olmazsa vatani için ölümü göze
alamaz.
Rûhumun senden, Ilâhî, sudur ancak
emeli:
Degmesin mabedimin gögsüne nâ-mahrem eli.
Bu ezanlar ki sehâdetleri dînin temeli
Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.
Sair ve vatanlari ugrunda çarpisarak
hayatlarini veren Mehmetçiklerin, hatta Millî
Mücadeleye katilanlarin dilekleri, kendileri
öldükten sonra da aynidir. Sairin
bir Müslüman olarak Allahtan tek istegi, mabedine
yabanci elinin degmemesi ve dinin temeli olan kiymetlere
sahadet eden ezanlarin yurdun üzerinde ebedî
olarak isitilmesidir. Yani, vatanimizin
sonsuza kadar hür olmasini istiyor. Mabet,
ibadet edilen yer demektir.
Üçüncü dizedeki sehadet
kelimesi sahitlik manasina geldigi gibi ezanda
geçen Eshedü en lâ ilâhe illAllah,
Eshedü enne Muhammeden Rasûlullah
cümlelerine karsili gelir. Bunlardan
birincisi Süphesiz bilirim, bildiririm Allahtan
baska tapacak yoktur., ikincisi Süphesiz
bilirim, bildiririm Muhammed Allahin elçisidir.
manalarina gelir. Bir kimsenin Müslüman olabilmesi
için kelime-i sehadet denilen bu cümleleri tekrarlamasi
ve bunlara inanmasi lazimdir. Müslüman
ülkelerde günde bes vakit okunan ezan ile Islamiyetin
temelini olusturan bu cümleler tekrarlanir.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa - tasim.
Her cerîhamdan, Ilâhî, bosanip
kanli yasim,
Fiskirir rûh-i mücerred
gibi yerden nasim;
O zaman yükselerek arsa deger belki basim!
Sair, önceki kitada ruhunun Allahtan
tek isteginin mabedine yabanci elinin degmemesi
ve sehadetleri dinin temeli olan ezanlarin yurdumuzun
üstünde sonsuza kadar isitilmesi oldugunu
söylemisti. Bu kitada ise emeli gerçeklestigi
takdirde ne kadar sevinecegini anlatiyor. Sair
-önceki kitada oldugu gibi- burada da sehitler
adina konusuyor.
Emeline kavustugu takdirde sehidin eger varsa
mezar tasi coskuyla Cenab-i Hakka
bin secde edecektir. Yaralarindan kanli yaslar
aka aka, her seyden soyunmus bir ruh gibi naasi
yerden fiskiracaktir. Ve o zaman basi
yükselerek belki de arsa degecektir. Ars,
gögün en yukarisidir. Tüm
bunlar emele ulasmanin sevinciyle olacaktir.
Sair dokuz kita boyunca, inancini
bir an olsun kaybetmeden, bir an bile ümitsizlige düsmeden,
derece derece zaferi yakalar. Artik bayrak ve millet istiklale
kavusmustur.
Dalgalan sen de safaklar gibi ey sanli hilâl!
Olsun artik dökülen kanlarimin
hepsi helâl!
Ebediyyen sana yok, irkima yok izmihlâl.
Hakkidir hür yasamis bayragimin
hürriyet;
Hakkidir, Hakka tapan milletimin istiklâl!
Bu kitada artik istiklal kazanilmis
olarak düsünülüyor. Birinci kitadaki
safak kelimesi, günes battiktan
sonraki alaca karanligi ifade ediyordu. Bu kitadaki
safak ise günes dogmadan önceki
alaca karanligi ifade eder. Bu vakit gündüzün,
aydinligin özetle zaferin müjdecisidir.
Birinci kitadaki nazli hilal, son kitada
sanli hilale dönmüstür.
Yeni, aydinlik ve hür ufuklar, sanli
hilalin dalgalanisiyla süslenecektir.
Bayrak artik safaklar gibi sanli, dalgalanacaktir.
Istiklal kazanildigi için
bayrak ugruna dökülen bütün kanlar ona
helaldir. Zira bundan sonra sonsuza kadar bayraga ve Türk
milletine yok olma, yere düsme, yeryüzünden
silinme seklinde bir tehlike yoktur. Türk bayragi
ezelden beri hür yasamistir, bundan
sonra da hür yasamak hakkidir. Hakka
tapan Türk milleti de istiklali hak etmistir.
Istiklal Marsinin Açiklamasi
Korkma, sönmez bu safaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yildizidir, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak
Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül asilamak
için ve onda bulunan duygulari harekete geçirmek
için siirine korkma sözüyle basliyor.
Bayrak bir milletin bir milletin geleceginin ve bagimsizliginin
sembolüdür. Bayragin sönmesi türk
milletinin istiklalini kaybetmesidir. Sair ülkemizde
tek bir insan kalana kadar bu vatani savunacagimizi
belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden
türk istiklal ve bagimsizligini
yok etmek, Türk bayragini söndürmek
mümkün degildir. Zira bayragimiz
milletimizin yildizidir. Bayragin
kaderi ile milletimizin kaderi birbirine baglidir.
Bayrak bizimdir, biz yasadikça onu elimizden
kimse alamaz.
Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe
bagimsizligini kimse
yok edemez.
Çatma, kurban olayim çehreni ey nazli
hilal!
Kahraman irkima bir gül! Ne bu siddet,
bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarimiz sonra helal
Hakkidir, Hakka tapan milletimin istiklal!
Sair ikinci kitada bayragimizin
o zaman ki kirgin, küskün, öfkeli
halini dile getiriyor. Türk vataninin bazi
parçalari, isgal edilmistir. Bu yüzden
bazi bölgelerde bayraklarimiz indirilmis
yerine düsman bayraklari asilmistir.
Kas çatmak öfke halini ifade eder. Kas
ayrica edebiyatimizda hilale benzetilir.
Sevgilinin kaslari daima hilal seklinde gösterilmistir.
Bayraktaki hilal de tipki nazli bir sevgilinin
kasi gibi çatilmistir.
Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün
bekledigi, özledigi gülen bir bayraktir.
Türk bayraginin gülmesi göklerde
dalgalanmasidir. Bir asigin
sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bagimsizliga
asik Türk milletide özgürlügün
sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin
en dogal hakkidir. Çünkü türkler
bagimsizliklari ve bayraklari
ugruna pek çok kan dökmüslerdir. Bu
kanlari bayraga helal etmeleri için onun da
nazlanmayi birakip göklerde dalgalanmasi
gerekir. Türk milleti daima Allaha inandigi
ve taptigi için özgürlük
onun hakkidir.
Ben ezelden beridir hür yasadim, hür yasarim.
Hangi çilgin bana zincir vuracakmis?
Sasarim!
Kükremis sel gibiyim, bendimi çigner, asarim.
Yirtarim daglari, enginlere sigmam,
tasarim
Sair ben diyor.(Ancak kast ettigi mana aslinda
bizdir türk milleti adina konusmaktadir)
Türk milleti ezelden beri hür yasamistir,hür
yasayacaktir. Onun özgürlügünü
elinden almak isteyen ancak çildirmis
olmali,zira böyle bir harekete kalkisanlar
agir bir sekilde cezalandirilir.
Türk milleti bagimsizligi
ugrunda önüne çikacak her engeli asacak
güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç
için daglari delecek, enginlere sigmayip,denizleri
tasiracaktir güçtedir.
Garbin afakini sarmissa çelik
zirhli duvar,
Benim iman dolu gögsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasil böyle bir imani bogar,
Medeniyet! dedigin tek disi kalmis
canavar?
Bu kitada sair vatanimizi istilaya
kalkisan avrupalilara meydan okuyor.
20. asrin basinda avrupa medeniyeti 19.yy.
deki görkeminden oldukça uzaktir. O sebeple
sair bayiyi tek disi kalmis
canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarini
seferber ederek topuyla, tüfegiyle, tankiyla bizi
yok etmeye çalismaktadir. Mehmetçik
ise bu güce topla, tüfekle, mizrakla, kiliçla
cevap vermeye çalismaktadir. Avrupali
kendini çelik zirhla korurken mehmetçik ona
iman dolu altin gögsüyle karsilik
vermektedir.
Arkadas! Yurdumu alçaklari ugratma, sakin.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasizca akin.
Dogacaktir sana vadettigi günler Hakkin
Kim bilir, belki yarin, belki yarindan da yakin
Sair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk
yurdunu alçaklari ugratmamasi için
gerekirse canini feda etmesini öneriyor. Sehit
gövdelerinin meydana getirecegi siperler düsmana
mani olacaktir. Mehmet Akif düsmanin
çok kisa bir süre içinde bu hayasizca
akina son verecegi Allahin Türk milletine
Kuran-Kerimde vaad ettigi zafer gününün yarindan
bile daha yakin bir zamanda dogacagina inanmaktadir.
Bastigin yerleri toprak! diyerek
geçme, tani:
Düsün altindaki binlerce kefensiz yatani.
Sen sehit oglusun, incitme, yaziktir,
atani:
Verme, dünyalari alsan da, bu cennet vatani.
Sair Türk ordusuna vatanin kutsalligini
hatirlatiyor. Toprak ile vatan arasinda büyük
bir fark vardir. Topragi vatan haline getiren
onu elde etmek ve korumak için savasan fertlerin
varligidir. Kisacasi siradan
bir toprak büyük bir deger tasimaz;
ama vatan topragi ugrunda sehit olan atalarimizin
o topraktaki mezarlaridir. Bu kutsal vatani
dünyalara degismeyiz. Toprak dünyanin
dünyanin her yerinde bulunur. Ancak atalarimizin
kanlariyla sulanan topraklar vatanimiz üzerindedir.
Kim bu cennet vataninin ugruna olmaz ki feda?
Süheda fiskiracak topragi
siksan, süheda!
Cani, canani, bütün varimi
alsinda Huda,
Etmesin tek vatanimdan beni dünyada cüda.
Bu vatan cennet kadar kiymetlidir. Sehit olanlarin
ruhu dini inanisimiza göre dogrudan
dogruya cennete gider. Sehitlerimiz bu vatan topraginda
yattigi için cennetten farksizdir.
Bir avuç topragi siksak sehitler
fiskiracak saniriz. Canimizdan
çok sevdigimiz insanlari varimizi
yogumuzu Allah alsinda yalniz yasadigimiz
sürece bizi vatanimizdan ayri düsürmesin.
Ruhumun senden, ilahi, sudur ancak emeli:
Degmesin mabedimin gögsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki sahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli
Allaha sair hitap ediyor. Mehmet Akifin Allahtan
tek dilegi ibadet yerlerinin gögsüne düsman
elinin degmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza
kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü
bu ezanlar dinimizin temelidir.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-tasim,
Her cerihamdan, ilahi, bosanip kanli yasim,
Fiskirir ruh-i mücerred
gibi yerden nasim;
O zaman yükselerek arsa deger belki basim
Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe sehitlerimizinde
ruhlari saad olacaktir. Ezan sesi sadece yasayanlara
degil, ölülere hatta onlarin mezar taslarina
bile tesir eden yüce bir anlam tasir. Sehit
atalarimizin her seyden arinmis
ruhlari yerden fiskiracak, ezan sesiyle
ayaga kalkacak ve disa yükselecektir.
Dalgalan sen de safakalar gibi ey sanli hilal!
Olsun artik dökülen kanlarimin
hepsi helal.
Ebediyen sana yok, irkima yok izmihlal:
Hakkidir, hür yasamis, bayragimin
hürriyet;
Hakkidir, Hakka tapan, milletimin istiklal!
Sair zafer gününün heyecanini
yasiyor. Sanli bayragimiz
dalgalandikça gökyüzünü safakla
yaris edercesine gökyüzünü kizil
renge boyamaktadir. Türk milleti yeniden bagimsizligina
kavusmustur. Atrik onun için yok olma
korkusu kalmamistir. Bayragimiz
sehitleri mizin kanlarini hak etmistir.
Bagimsizlik Allaha tapan ve dogruluktan
ayirmayan Türk milletinin en dogal hakkidir.
Istiklal Marsinin Kabulü
(Istiklal Marsi)
23 Nisan 1920 günü Meclis açilmis.
Istiklal harbi baslamis. Ordularimiz,
Anadoluyu isgal edenlerle savasiyor.
Yunan ordusu Ankara yakinlarina kadar ilerlemis.
Meclis bu ortamda, yeni kurulan Türk Devleti için
bir Istiklal Marsi hazirlatmak istiyor.
1920 yili sonlarinda bu amaçla bir
siir yarismasi açiliyor.
Katilimcilara 6 ay süre veriliyor.
Istiklal Marsi yarismasina
bu süre içerisinde tam 724 siir gönderiliyor.
O zamanki adiyla Maarif Vekaleti, yani Milli Egitim
Bakanligi, bu siirleri degerlendirmek
için bir komisyon kuruyor. O dönemin Türkiyesinde
iletisim olanaklarinin neredeyse sifir
oldugu bir ülkede yarismaya katilan
724 siir tek tek okunuyor, içlerinden 6 siir
elemeyi geçip Meclis Matbaasi tarafindan
bastiriliyor ve milletvekillerine dagitiliyor.
Ayrica kazanan siir için 500 lira ödül
var. O zaman için çok büyük bir para.
O sirada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanriöver),
Ankara da yasayan ve ayni zamanda milletvekili
olan ünlü sairimiz Mehmet Akif (Ersoy) dan
da bir siir istiyor.
Bunun üzerine Mehmet Akif Bey Ben mebusum (milletvekiliyim),
müsabakaya katilmam. Ayrica bir siir
yazip size veririm diyor.
Evinde yazmaya basliyor ve Kahraman ordumuza
ithaf ettigi siir bittiginde, Maarif Vekaleti
ne teslim ediyor.
Böylece yarismaya 7. siir de katilmis
oluyor.
Müsabaka sonuçlaniyor. Mehmet Akif Bey
in siiri Meclis kürsüsünden Maarif Vekili
Hamdullah Suphi Bey tarafindan büyük bir coskuyla
okunuyor.
Büyük tezahürat ve alkislar arasinda
ve oybirligi ile Istiklal Marsi olarak
kabul ediliyor.
Tarih 12 Mart 1921.
Istiklal Marsi siiri kabul edildikten
hemen sonra, kürsüden bir kez daha okunuyor ve bütün
milletvekilleri bu kez ayakta dinliyor. Meclis yetkilileri birkaç
gün sonra Mehmet Akif Bey e 500 liralik para
ödülünü vermeye geliyorlar. Almayi
reddediyor.
Ben müsabakaya girmedim. Bu para benim hakkim
degildir ve bana ait degildir diyor.
Meclis yetkilileri israr ediyor. Bu parayi
kasamizda tutamayiz. Siz alin, isterseniz
bir yere bagislayin diyorlar. Mehmet
Akif Bey bunun üzerine parayi aliyor ve hastanede
yatmakta olan gazilerimize bagisliyor.
Baska bir açiklama:
Istiklal Marsimiz, yurdumuzun düsman
isgaline ugradigi felaket günlerinde
hazirlandi. Saldirgan düsmana
karsi Anadoluda tutusan heyecani koruyacak;
vatan sevgisini ve inanci canli tutacak bir marsin
hazirlanmasi düsüncesi, Genel Kurmay
Baskani Ismet (Inönü) Pasa
dan geldi. Ismet Inönü böyle bir
marsin Fransiz ordusunda mevcut oldugunu
ve bizim ordumuz için de faydali olacagini
Milli Egitim Bakanligina iletti. Milli Egitim
Bakanligi da bu düsünceyi benimseyip
bir yarisma düzenledi. Begenilen güfte
için 500 lira ödül verilecekti. Yarisma
için 734 siir gönderildi. Bir kurulca bunlar
titizlikle incelenip 6 tanesi ayrildi. Ama hiçbiri
begenilmedi; mars olacak degerde bulunmadi.
O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akifin para ödülünden
rahatsizlik duydugu için yarismaya
katilmadigi ögrenildi. Dönemin
Milli Egitim Bakani Hamdullah Suphi sairin Meclisteki
sira arkadasi Balikesir Milletvekili
Hasan Basri Beyin yardimini istedi.
Hasan Basri Bey bundan sonrasini söyle
anlatiyor:
Akif Beyin yanimda oldugu bir zaman,elime bir kagit
parçasi alarak,onun dikkatini çekecek bir
tarzda yazmaya basladim.
- Ne yaziyorsun?
- MarsIstiklal Marsi yaziyorum.
- Yahu sen ne adamsin? Seçilecek siire para
ödülü verilecegini bilmiyor musun? içinde
para olan bir ise nasil katiliyorsun?
- Yarisma kaldirildi? Seçilecek
siire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül.
Milli Egitim Bakani bana güvence verdi.
- Ya, o halde yazalim.
Iste böylece yazilmaya baslanan
ve 48 saatte bitirilen Istiklal Marsi, imzasiz
olarak Milli Egitim Bakanliginin
seçici kuruluna sunuldu. Milli Egitim Bakani
Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 siirle
birlikte yeni siiri Ordu Komutanlarina gönderdi.
Onlardan, siirlerin askerlere okunmasini,
begenilenleri siralamalarini istedi.
Komutanlar, kisa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi
de Mehmet Akifin siirini birinci siraya almisti.
Bundan sonraki is, Istiklal Marsinin
T.B.M.Mne getirip kabul ettirmekti. Mars, ilkin Meclisin
1 Mart 1921 günü yaptigi ikinci oturumunda
ele alindi. Baskan Mustafa Kemalin söz
vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek,
sik sik alkislarla kesilen siiri
okudu ve son seçimin Meclise ait oldugunu söyledi.
O gün oylama yapilmadi. Siirle ilgili
konusmalar ve oylama, Meclisin 12 Mart 1921 günü
ögleden sonraki oturumunda yapildi. Bazi
milletvekilleri, bir komisyon kurularak siirin yeniden incelenmesini,
bazilari da hemen görülüp karara
baglanmasini istediler. Uzunca tartismalardan
sonra, siirin kabulü için verilen 6 önerge
benimsendi ve Istiklal Marsi çogunlukla
kabul edildi.
Siirin bestelenmesi için açilan ikinci
yarismaya 24 besteci katildi. 1924
yilinda Ankarada toplanan seçici kurul, Ali
Rifat Çagatayin bestesini kabul etti.
Bu beste 1930 yilina kadar çalindiysa
da 1930 da degistirilerek Cumhurbaskanligi
orkestrasi sefi Osman Zeki Üngörün
1922 de hazirladigi bugünkü
beste yürürlüge kondu. Marsin
armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini Ihsan
Servet Künçer yapti.
Mehmet Akif Ersoy
(Hayati)
1873'te Istanbulda dogdu. 27 Aralik 1936da
Istanbulda yasamini yitirdi.
4 yasinda Fatihte Emir Buhari Mahalle Mektebinde
basladigi egitimini Fatih Merkez Rüstiyesinde
sürdürdü. Ardindan Mülkiye Mektebinin
idadi (lise) bölümünü bitirdi. Babasindan
Arapça ögrendi. Fatih Camiinde Iran
edebiyati okutan Esad Dedenin derslerini izledi.
Farsça ve Fransizca ögrendi. Babasinin
ölümü ve evlerinin yanmasi üzerine
Mülkiyenin yüksek kismindan ayrilmak
zorunda kaldi.
1889da girdigi Halkali Mülkiye Baytar Mektebini
1893te birincilikle bitirdi. Ziraat ve Ticaret Nezaretinde
veteriner olarak çalismaya basladi.
Rumeli, Arnavutluk ve Arabistanda dolasti.
Genis halk kesimleriyle, köylülerle yakin
iliskiler kurdu. Halkali Ziraat Mektebi ve 1907de
Çiftçilik Makinist Mektebinde ders verdi.
1908de Dârülfünûn Edebiyat-i
Umûmiye müderrisligine atandi. Umur-i
Baytariye Müdür Muavini görevine getirildi. Kisa
süre sonra bu görevden ayrilip yalnizca
Halkali Mülkiye Baytar Mektebinde ders vermeyi
sürdürdü.
Istiklal Marsi
1913'te Ittihat ve Terakki Cemiyetine girdi. 1'inci
Dünya Savasi sirasinda bu cemiyete
bagli bir örgüt olan Teskilat-i
Mahsusa araciligiyla Almanyadaki
Müslüman tutsaklarin durumunu incelemek üzere
Berline gönderildi. Daha sonra Arabistan ve Lübnana
gitti. Bati uygarliginin kosullarina
ve Dogu-Bati çeliskisine tanik
oldu. Istanbula dönüsünde Dâr-ül-Hikmet-i
Islâmiye adli kurulusun baskâtipligine
atandi. Izmirin isgalinden sonra Anadoluda
baslayan kurtulus hareketine destek verdi. Balikesirde
yaptigi konusma, Istanbul hükümetini
endiselendirdi, görevinden alindi.
Ama o mücadalesini sürdürdü. Camilerde yaptigi
konusmalarin metinleri çogaltilarak
bütün yurda dagitildi. Ankara
hükümetinin kurulmasi üzerine Burdur mebusu
olarak Büyük Millet Meclisine girdi. O sirada
Istiklal Marsi için açilan
yarismaya katilan 724 eserin hiçbiri
begenilmemisti. Maarif vekilinin istegi üzerine
1921'de Istiklal Marsini
yazdi. Metin, 12 Mart 1921'de Büyük Millet Meclisnde
kabul edildi. Mehmet Akif, ödül olarak kendisine verilen
500 lirayi Türk Ordusuna armagan etti.
Misir dersleri
Sakarya Zaferinden sonra Istanbula geldi. Milli
Mücadelenin yarattigi kosullarla
çeliskiye düstü. 1923'te Misira
gitti. Birkaç yil kislari Misirda
yazlari Istanbulda geçirdi. Türkiye
Cumhuriyetinin laik olmasi ilkesi kabul
edilince tümüyle Misira yerlesti.
1936'ya kadar Misirda Türk dili ve edebiyati
dersleri verdi. Bir yandan da Kuranin Türkçeye
çevrilmesine çalisiyordu. Siroz
hastaligina yakalandi. Hava degisimi
için 1935'te Lübnana, 1936'da Antakyaya
gitti. Ayni yil ülkesinde ölme istegiyle
Türkiyeye döndü. 27 Aralik 1936'da
hastaligin pençesinden kurtulamadi
ve yasamini yitirdi.
Edebiyatla ilgisi baytar mektebindeki ögrenciligi
sirasinda basladi. Ilk siiri
Kurana Hitab 1895'te Mektep
adli dergide yayinlandi. Ardindan
Resimli Gazetede siirleri çikti.
O dönemde yazdigi ahlak, din, bilgelik
temalarini isleyen didaktik siirlerini
temel eseri Safahata almadi. Ögretmeni
Ismail Safanin etkisini tasiyan
mesnevileri, edebiyat çevrelerinin ilgisini çekti.
2'nci Mesrutiyetin ilanindan sonra daha önce
yazip ortaya çikarmadigi
yazilari yayinlanmaya basladi.
1908-1910 arasinda Sirati Müstakim
(sonradan Sebilür Resad adini aldi)
dergisinde yazdi. En ünlü siirleri Küfe
ve Seyfi Baba bu dönemde yayinlandi.
Safahat
Temel eseri Safahat 7 kitaptan olusur. Birinci
kitap olan 1911 tarihli Safahatta, Osmanli
toplumunun mesrutiyet yillarindaki durumu
anlatilir. Süleymaniye Kürsüsünde
isimli 1912 tarihli ikinci kitapta, Osmanli aydinlarinin
halkla iliskisi dile getirilir. 1913 tarihli Hakkin
Sesleri adli bölümde, eski dinsel-didaktik
Türk yapitlarinda oldugu gibi her siirin
basinda bir ayet yer alir. Bu ayetler günün
siyasal ve toplumsal olaylarinin yorumuna isik
tutar. 1914 tarihli ve Fatih Kürsüsünde
adli dördüncü bölümde, yeni kusaklara
çalisma ve mücadele ruhu kazandirmak
isteyen düsünceler yer alir. 1917 tarihli
Hatiralar bölümünde 1'inci Dünya
Savasi sirasinda yazilmis
siirler bulunur. Her birinin basina bir hadis
konular bu siirlerde Islam Birligi
ülküsü vurgulanir. 1924 tarihli Asim
ismindeki 6'nci bölümde 1'inci Dünya Savasi
günlerinden tablolar çizilir. 1933 tarihli 7'nci bölüm
olan Gölgelerde dinsel konulu siirler ve
dörtlükler yer alir.
Siiri
Mehmet Akifin siiri anlatiya ve ögüde
dayanir. Ama din yönünden ulastigi
basari, ögüt ve anlatiyi
donukluktan kurtarir. Zaman zaman didaktizmin sakincalarini
hafifleten bir mizah ön plana çikar. Zaman
zaman da cosku ve içtenlik gibi ögeler siiri
söylev parçasi olmaktan kurtarir. Sanat
sanat içindir tezine her zaman karsi
çikti. Ona göre siir, libas
hizmetini, gida vazifesini görmelidir. Gerçegi
her an ve bütün çiplakligiyla
yakalamalidir. Istanbul halkinin
konusma dili kadar Osmanlicayi da çok
iyi bildigi için aruz veznini ustalikla kullanir.
Türkçülük hareketine ve Milli edebiyat akimina
karsi çikar. Kurtulusu Batililasmada
gören Tevfik Fikret ile catisir. Islam
Birligini savunurken, Islam dünyasindaki
duraganligi da sert dille elestirir.
Savas, bunalim ve yokluk yillarinin
yoksul insanlari Türk edebiyatinda gerçek
yüzleri ve sorunlariyla ilk kez onun siirlerinde
ele alinir.
ESERLERI
Safahat - 1911
Süleymaniye Kürsüsünde - 1911
Hakkin Sesleri - 1912
Fatih Kürsüsünde - 1913
Hatiralar - 1917
Âsim - 1919
Gölgeler - 1933
Ana
Sayfa