AHMET VEFIK PASA
3 Agustos 1823'te Istanbul'da dogdu. 3 Nisan 1891'de
Istanbul'da yasamini yitirdi. Paris
maslahatgüzari Ruheddin Efendi'nin oglu. Mühendishane-i
Berr-i Hümayun'da okudu. 1834'te Paris'e giderek bir süre
Saint Louis Lisesi'nde ögrenim gördü. 1837'de
Babiali Tercüme Odasi'nda göreve basladi.
1840'ta Londra elçiligine katip olarak atandi.
1847'de yurda döndü, Tercüme Odasi basmütercimi
oldu. 1851'de yeni kurulan Encümen-i Danis'e (Bilim
akademesi) üye seçildi. Ayni Yil Tahran
Büyükelçiligi'ne atandi. 1854'te Meclis-i
Vâla üyesi, 1857'de Deavi Naziri (Adalet
Bakani), 1860'ta Paris Elçisi, 1861'de Evkaf Naziri,
1862'de Divan-i Muhasebat (sayistay) Reisi,
1863'te Anadolu Sag Kol Müfettisi görevlerinde
bulundu. 1871'e kadar kendisine görev verilmedi. Bu yillarda
Voltaire, Victor Hugo ve Lesage'den çeviriler yapti,
okullar için ders kitaplari hazirladi.
1871'den sonra Sadaret Müstesarligi,
Suray-i Devlet (danistay) üyeligi
gibi önemli görevlerde bulundu. 1877'de vezirlik verilerek
ilk Meclis-i Mebusan'in Baskanligi'na
getirildi. Edirne Valiligi, Maarif Nazirligi
yapti. 1878'de Sadrazam oldu. 3 Mart 1878'de Ayestefanos
(Yesilköy) Anlasmasini imzaladi.
Iki buçuk ay sonra görevinden alindi.
1879'da Bursa Valiligi'ne atandi. Bursa'da ilk vilayet
tiyatrosunu kurdu. Kentin imari için çalisti.
1882'de üç günlük ikinci Baskan Vekilligi
görevinden uzaklastirildi. Yasaminin
kalan bölümünde Rumelihisari'ndaki yalisinda
arastirma, inceleme, ceviri ve derleme çalismalariyla
ilgilendi. Osmanli kültürüne yaptigi
çok yönlü katkilariyla taninir.
Özellikle Türk tiyatrosunun gelismesinde önemli
rol oynadi. Fransiz tiyatrosundan çok sayida
çeviri yapti. Dramaturji ve sahneleme teknikleriyle
ilgilendi. Moliere'den uyarladigi "Zor
Nikah" ve "Zoraki Tabip" Türk tiyatrosunun
ilk oyunlari oldu. 1887'de yazdigi "Arslan
Avcilari yahud Hak Yerini Bulur" adli
bir oyunu var. Türkçe'nin gelismesiyle ilgili
önemli çalismalar da yapti. 1852'de
"Müntehebat-i Durub-i Emsal" adli
atasözleri derlemesi ve 1876'da "Lehce-i Osmani"
sözlügünü yayinladi. Ulusal
temele dayali tarih anlayisini
benimsedi, bu tarihin Osmanli tarihinden ayri olmasi
gerektigini savundu. Bu anlayisi 1869'da
yayinlanan "Fezleke-i Tarih-i Osmani" adli
eserinde dile getirdi.
AHMET HAMDI TANPINAR
23 Haziran 1901de Istanbulda dogdu. Kadi
Hüseyin Fikri Efendi'nin oglu. Baytar Mektebi'ni birakarak
girdigi Darülfünun-i Osmani'nin (Bugünkü
Istanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesinden
1923te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara'daki liselerde
ögretmenlik yapti. Gazi Terbiye Enstitüsü'nde
(Gazi Egitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi.
1933'ten sonra Istanbul'da Kadiköy Lisesi'nde
edebiyat ögretmenligi yapti. Güzel Sanatlar
Akademisinde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939'da
Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde
yeni kurulan Türk Edebiyati Kürsüsü
profesörlügüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde
CHP'den Maras Milletvekili olarak Türkiye Büyük
Millet Meclisine girdi, üniversitedeki görevinden
ayrildi. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince
bir süre Milli Egitim Müfettisligi yapti.
Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye basladi.
1949'da da Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyati Bölümüne
döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962de Istanbulda
yasamini yitirdi. Adini ilk
kez "Altin Kitap" dergisinde yayinlanan
"Musul Aksamlari" siiriyle duyurdu.
Dergah, Milli Mecmua, Hayat, Görüs, Ülkü,
Varlik, Olus, Kültür Haftasi ve
Aile dergilerinde siirleri yayinlandi. Hece
vezniyle yazdigi bu ilk siirler, imge
zenginliklikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker.
Edebiyat Fakültesi'nde ögrencisi oldugu Yahya
Kemal Beyatli'dan çok etkilendi. Ama ilk eserlerinde
Yahya Kemal'den çok Ahmet Hasim izleri görülür.
Hasim gibi o da küçük yasta kaybettigi
annesinin yoklugundan duydugu aciyi ve kendisini
avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. Içe
dönük bir bakisla doga ile iletisim
kurmaya çalisir. Siirinin bir
baska yönü Bergson felsefesinden kaynanlanan zaman
kavramidir. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik
degil, çok katli ve karmasik bir
akistir. "Ne Içindeyim
Zamanin", "Bursa'da Zaman" siirleri
bu olgunun örnekleridir. Ilk romani "Mahur
Beste" 1944'te Ülkü Dergisi'nde yayinlandi.
Osmanli Devleti'nin son döneminde seçkin bir
çevrenin yasayisini sergileyen
bu romanin ardandan, kendi yasamindan da izler
tasiyan "Huzur" 1949'da basildi.
Huzur, hem bir ask hem de Tanpinar'in Istanbul'a
olan derin sevgisinin romanidir. Estetik anlayisinin,
kültür birikiminin ve geçmis kültürlere
yaslanan yasam felsefesini yansittigi
bu kitabi Tanpinar'in en yetkin romani
sayilir. Romanda, Mümtaz ile Nuran'in
aski çerçevesinde Dogu ile Bati,
eski ile yeni, geçmisin degerleriyle var olan
degerler, ask ile toplumsal sorumluluk arasindaki
çatismayi ve bu çatismanin
dogurdugu bireysel bunalimlari irdeler.
1950'de Yeni Istanbul gazetesinde yayinlanan ancak
ölümünden sonra 1973'te basilan "Sahnenin
Disindakiler" ile 1961'de basilan
"Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde de iki uygarlik,
iki degerler sistemi arasinda bocalayan Türk toplumunun
ironik tablosu çizilir. Ölümünden sonra
plan ve notlarina dayanilarak biraraya getirilen
ve 1987'de yayinlanan "Aydaki Kadin" da
da ayni irdeleme vardir. Siir, roman ve yazilarinin
yanisira Istanbul, Bursa, Ankara, Ersurum
ve Konya kentlerini dogal, tarihsel ve kültürel
yapilariyla anlattigi 1946'da
basilan "5 Sehir" önemli eserleri
arasindadir.
Sabahattin Ali (25 Subat 1907 - 2 Nisan 1948) Türk
yazar
Hayati : 25 Subat 1907'de Egridere'de
dogmustur. Babasi piyade yüzbasisi
Ali Sabahattin Bey'in görev yerlerinin sik sik
degismesi dolayisiyle, ilkögrenimini
Istanbul, Çanakkale ve Edremit'in çesitli
okullarinda tamamlamistir (1921) Edremit'e
göçtüklerinde bölge Yunan isgalinde
oldugu için emekli olan babasi ayligini
alamamis ve aile çok zor günler geçirmistir.
Ilkokulu bitirdikten sonra parasiz yatili
olarak Balikesir Ögretmen Okulu'na giren Sabahattin
Ali, bes yil burada okumus, daha sonra Istanbul
Ögretmen Okulu'nda mezun olmustur (1926). Bir yil
kadar Yozgat'ta ilkokul ögretmenligi yapmis,
Millî Egitim Bakanligi'nin
açtigi sinavi kazanarak
Almanya'ya giderek iki yil orada okumustur (1928
- 1930). Yurda döndükten sonra Aydin ve Konya
ortaokullarinda Almanca ögretmenligi yapmistir.
Konya'da bulundugu sirada, bir arkadas toplantisinda
Atatürk'ü yeren bir siir okudugu iddiasiyla
tutuklanmis (1932), bir yila mahkum olarak
Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmis, Cumhuriyetin
onuncu yildönümü dolayisiyla
çikarilan af yasasiyla özgürlügüne
kavusmustur (1933). Cezaevinden çiktiktan
sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Egitim Bakanligi'na
basvurarak yeniden göreve alinmasini
istemistir. Dönemin bakani Hikmet Bayur'un "eski
düsüncelerinden vazgeçtigini ispat
etmesini" istemesi üzerine Varlik dergisinde
"Benim Askim" adli siirini
yayimlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bagliligini
göstermeye çalismistir.
Ayni yil Bakanlik Nesriyat Müdürlügü'ne
alinmis, Ankara II. Ortaokul'da ögretmenlik
yapmistir. 16 Mayis 1935 günü
Aliye Hanim ile evlenmis, 1936'da askere alinmis,
1937 Eylülünde kizi Filiz Ali dünyaya
gelmistir. Yedek Subay olarak askerligini Eskisehir'de
tamamlamis, 10 Aralik 1938 de Musiki Muallim
Mektebi'nde Türkçe ögretmeni olarak göreve
baslamistir. 1940 yilinda
tekrar askere alinmis, askerligini yaptiktan
sonra Ankara Devlet Konservatuari'nda Almanca ögretmenligi
yapmistir (1941 - 1945).
"Içimizdeki Seytan" romani
milliyetçi kesimde büyük tepki toplamistir.
Nihal Atsiz'in hakkinda yazdigi
hakaret dolu bir yaziya karsilik dava
açmis, dava sirasinda çok
sikinti çekmistir. 1944 yilinda
mahkemeyi kazanmasina ragmen tepkilerden kurtulamamistir.
Olayli durusmalar sonunda bakanlikça
görevinden alinmis, Istanbul'a
giderek gazetecilik yapmaya baslamistir
(1945). Ancak fikra yazdigi La Turquie
ve Yeni Dünya gazeteleri, iktidarin kiskirtmasiyla
meydana gelen Tan olaylari sirasinda tahrip
edilince issiz kalmis, Aziz Nesin ve Rifat
Ilgaz'la Marko Pasa, Malum Pasa, Merhum Pasa,
Öküz Pasa gibi siyasal mizah dergilerini çikarmistir
(1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarinin
baskilariyla karsilasmis,
kapatilmis, yazilar hakkinda
kovusturmalar açilmistir.
Sabahattin Ali dergilerde çikan yazilarindan
dolayi üç ay hapis yatmis, karsilastigi
baskilardan bunalmistir. Ali Baba dergisinde
yayimladigi "Ne Zor Seymis"
baslikli yazida, içinde bulundugu
durumu söyle anlatmaktadir: "Çalmadan,
çirpmadan bize ekmegimizi verenleri aç,
bizi giydirenleri donsuz birakmadan yasamak istemek
bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli
mi olmali idi".
Bir baska dava nedeni ile 1948'de Pasakapisi
cezaevinde üç ay yatmistir. Çiktiktan
sonra zor günler geçirmeye baslamis,
issiz kalip, yazacak yer bulamamistir.
Yurt disina gidebilmek için pasaport
almak istemis, alamamistir. Yasal yollardan
yurt disina çikma olanagi
da bulamayinca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermis,
bu girisim sirasinda sonradan Millî
Emniyet'le baglantisi oldugu anlasilan
Ali Ertekin adli kaçakçilik
da yapan birisi tarafindan Bulgaristan sinirinda
öldürülmüstür (2 Nisan 1948). Sabahattin
Ali'yi öldürdügünü itiraf eden Ali
Ertekin, dört yila hüküm giymis; ayni
yil çikan aftan yararlanarak serbest kalmistir.
Ancak genel kani, bu kisinin cinayeti islemedigi
halde üstüne aldigi; dolayisiyla,
cinayetin faili meçhul kaldigi yönündedir.
Bulgaristanin Egridere (Ardino) kentinde, Sabahattin
Alinin 100. dogum yili kutlandi.
31 Mart 2007 günü gerçeklesen toplantiya,
basta Bulgaristan Yazarlar Birligi Baskani
olmak üzere Sofya ve Bulgaristanin çesitli
kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, sairler, okurlar
ve Sabahattin Alinin kizi Filiz Ali katildi.
Bütün eserleri 1950li yillardan beri Bulgaristandaki
tüm okullarda okutuldugundan, Sabahattin Ali bu ülkede
çok taninan bir yazardir.
Yazarligi : Sabahattin Ali yazi yasamina
siirle baslamis, hece vezniyle yazdigi
ve halk siirinin açik izleri görülen
bu ürünlerini Balikesir'de çikan
ve Orhan Saik Gökyay tarafindan yönetilen
Çaglayan dergisinde yayimlamistir
(1926). Servet-i Fünun, Günes, Hayat, Mesale
gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada
öykü de yazmaya baslamis, ilk öyküsü
"Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayimlanmistir
(30 Eylül 1930). Toplumsal egilimli bu öyküyü
Nazim Hikmet, su sözlerle okurlara sunmustur:
"Bu yazi bizde örnegine az tesadüf edilen
cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatinin
bütün muhafazekâr ve ileri taraflarini,
iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarligin
inkisaf yolunda köylülügü nasil
dagittigini ve en nihayet,
tabiatin deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanin
muglak, ihtirasli hayatini, kimildanislarin
zeki bir aydinlik içinde görüyoruz".
Sabahattin Ali, af yasasindan yararlanarak hapisten çiktiktan
sonra, özellikle Varlik dergisinde yayimladigi
"Kanal", "Kirlangiçlar",
"Arap Hayri", "Pazarci", "Kagni"
(1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmistir.
Sabahattin Ali Anadolu insanina yaklasimiyla
edebiyata yeni bir boyut kazandirmistir.
Ezilen insanlarin acilarini, sömürülmelerini
dile getirmis, aydinlar ve kentlilerin Anadolu insanina
karsi takindiklari küçümseyici
tavri elestirmistir. 1937'de yayinlanan
Kuyucakli Yusuf romani, gerçekçi Türk
romaninin en özgün örneklerinden
biridir.
Sabahattin Ali'nin halk siirinden esinlenerek yazilmis
siirlerini içeren Daglar ve Rüzgâr
(1934) adli kitabi yazin çevrelerinde
ilgi uyandirmis, örnegin Yasar
Nabi, Hakimiyeti Milliye'de su övücü satirlari
yazmistir: "Bu kitabin mümeyyiz
vasfi halk edebiyati tarzinda bir deneme
teskil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak
neticeler vermis. Ve bize, siirleri dogrudan dogruya
bir halk sairi elinden çikmamis
olduklarini hissetirmekle beraber, o tanidigimiz
ve sevdigimiz samimi edayi tattirabiliyor. Komplike
imajlardan kaçinilmis olmasi,
bu siirlere büyük bir sadelik vermis. Ancak,
Sabahattin Ali, bu kitabindan sonra siirle ilgilenmemis,
sadece öykü ve roman yazmistir.
'Leylim Ley', 'Aldirma Gönül' gibi halk dilinden
yararlanarak yazdigi siirler herkes tarafindan
bilinir.
Sabahattin Ali, Varlik'ta Esirler adli üç
perdelik bir oyunda tefrika etmis (1936), ancak bu türü
de bir daha denememistir.
Yapitlari :
Siir :Daglar ve Rüzgâr (1934 - Yeni Eklerle
1943).
Bestelenen Siirleri :Leylim Ley (Zülfü
Livaneli)
Aldirma Gönül Aldirma(Kerem Güney-Edip
Akbayram)
Geçmiyor Günler Geçmiyor(Ahmet Kaya)
Çocuklar Gibi (Sezen Aksu)
Kiz Kaçiran(Ahmet Kaya)
Karayazi(Ahmet Kaya)
Melankoli(Nükhet Duru)
Eskisi Gibi(Ben Yine Sana Vurgunum-Nükhet Duru)
Daglar(Sezen Aksu)
Hapishane Sarkisi(Göklerde Kartal Gibiydim-E.Akbayram)
Öykü: Degirmen (1935)
Kagni (1936)
Ses (1937)
Kagni - Ses (1943 - Iki Kitap Birlikte)
Yeni Dünya (1943)
Sirça Kösk (1947).
Roman : Kuyucakli Yusuf (1937)
Içimizdeki Seytan (1940)
Kürk Mantolu Madonna (1943).
Çeviri :Tarihte Garip Vakalar, Max Memmerich (1941)
Antigone, Sofokles (1942)
Minna Von Barnhelm, Lessing (1943)
Üç Romantik Hikaye, H. Von Kleist - A.V. Chamisso
- E.T.A. Hoffmann (1944)
Fontamara, Ignazio Silone (1944)
Gyges Ve Yüzügü, Fr. Hebbel (1944)
Yüzbasinin Kizi, A.S. Puskin
(1944) (Erol Güney ile birlikte)
AHMET MUHIP DIRANAS
1908'de Istanbulda dogdu (Bazi kaynaklara
göre 1904 Sinop). 21 Haziran 1980'de Ankarada yasamini
yitirdi, Sinopta gömüldü. Ilkokulu
Sinop'ta okudu. Ankara'ya gelerek, ögretmenleri arasinda
Faruk Nafiz Çamlibel ve Ahmet Hamdi Tanpinar'in
da bulundugu Ankara Erkek Lisesinden 1930'da mezun oldu.
1930-1935 arasinda Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesinde
çalisti. Ankara Hukuk Fakültesi'ne
girdi ama 2 yil sonra egitimi birakti.
Istanbul'a gitti. Güzel Sanatlar Akademisi'nde kitaplik
müdürü oldu. Bir süre Istanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam
etti. Istanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdür
Yardimciligi görevine getirildi.
1938'de Ankara'ya döndü. 1942'ye kadar Halkevleri Kültür
ve Sanat Yayinlari'nin yönetmenligini
üstlendi. 1946'da Çocuk Esirgeme Kurumu yayin
müdürü oldu. 1957'de ayni yerde Yayin
Müdürlügü'ne atandi. 1949'dan baslayarak
Zafer gazetesinde köse yazilari yazdi.
Politikaya girme denemeleri basarili olmadi.
1966 ve 1972 arasinda Anadolu Ajansi, Türkiye
Is Bankasi yönetim kurulu üyeligi,
Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Baskanligi
gibi üst düzey bürokratik görevler yapti.
Ilk siiri "Bir Kadina" 1926'da "Muhip
Atalay" imzasiyla Milli Mecmua'da yayinlandi.
Servet-i Fünun, Varlik, Çigir,
Ataç, Yücel, Olus, Ülkü, Sadirvan,
Yeni Lisan, Hisar dergilerinde yayinlanan siirleriyle
Cumhuriyet döneminin etkin sairleri arasina
girdi. Hecenin Bes Sairi ile Garip Akimi
arasinda yer alir. Ilk siirlerindeki
Baudelaire etkisinden siyrilarak dil ve üsluba
agirlik verdi. Siiri plastik bir söz
bütünü haline getirene kadar yoguran bir sair
oldu. "Olvido", "Kar", "Fahriye Abla"
bu olusumun önemli ve yillardir unutulmayan
örnekleri. Diranas, Orhan Veli ve arkadaslarinin
çikisindan sonra unutulmaya
baslanan hece sairleri arasinda geçerliligini
yitirmeyen, bir süre sonra da yeniden yüceltilen tek
sairdir. Çevirileri, düzyazilari
ve oyunlari da büyük ilgi gördü.
ESERLERI
SIIR:
Siirler (1974)
Kirik Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikretin
siirleri) 1975
Siirler (yasam öyküsünü de içeren
bir incelemeyle birlikte 1982)
CAN YÜCEL
21 Agustos 1926da Istanbulda dogdu.
Milli Egitim eski bakanlarindan Hasan Ali Yücelin
oglu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Cografya Fakültesi
Klasik Filoloji Bölümü ve Ingilterede
Cambridge Üniversitesinde ögrenim gördü.
Uzun süre Fransa'da Paris ve Ingiltere'de yasadi.
Yurda dönüp 1953'te Kore Savasi'na katilan
Türk birliginde askerligini tamamladi. Tekrar
Ingiltere'ye gitti. Londrada BBCnin Türkçe
bölümünde spikerlik yapti. 1963te
Türkiyeye döndükten sonra Marmaris'te bir
süre turist rehberi olarak çalisti.
Ardindan Istanbul'a yerlesti. Bagimsiz
çevirmen ve sair olarak yasamini
sürdürdü. 12 Mart döneminde Che Guevaranin
"Gerilla Harbi" ile "Insan ve Sosyalizm"
kitaplarinin çevirisi nedeniyle 15 yil
hapis cezasina mahkum edildi. 1974 affiyla özgürlügüne
kavustu. Istanbul'da Vatan, Demokrat, Söz gazetelerinde
köse yazilari yazdi. Önce
Izmir'e oradan da Mugla'nin Datça ilçesine
tasindi. 12 Agustos 1999'da yasamini
yitirdi. Edebiyata siirle basladi. Çesitli
dergilerde yayinlanan siirlerini 1950'de basilan
ilk siir kitabi "Yazma"da topladi.
Bu kitabin ardindan uzun süre biçim
arayislariyla ugrasti. Ilk
siirlerinde uyakli söyleyis, coskulu
anlatim, gelecege umut ve güvenle bakis
belirgin özelliklerdi. 1973'te basilan ikinci siir
kitabi "Sevgi Duvari"nda imge-sözcük-anlam
üçlüsünün birbiriyle dengelendigi
insan-doga iliskilerini konu alan siirleri dikkat
çekti. Kara mizah ögeleri tasiyan
siyasal içerikli bazi siirlerinde tarihsel
ve günlük olaylari iç içe isledi.
1974'te çikan üçüncü kitabi
"Bir Siyasinin Siirleri", önceki dönemlerin
bileskesiydi. Bu siirlerde cezaevinden disariya
dönük gözlemlerini, izlenimlerini, duygu ve düsüncelerini
politik kiligini de sorgulayarak yansitti. Hiciv
gücü ve sözcük oyunlariyla eristigi
dil ustaligi, genis kültürüyle
beslenen siirini yeni boyutlara ulastirdi.
Halk agzi, türküleri ve deyislerinden
de yararlandi. Siirin yanisira tiyatro
oyunlari da çevirdi. 12 Eylül sonrasinda
müstehcen oldugu iddiasiyla "Rengahenk"
adli kitabi toplatildi.
ESERLERI
SIIR:
Yazma (1950)
Sevgi Duvari (1973)
Bir Siyasinin Siirleri (1974)
Ölüm ve Oglum (1976)
Siir Alayi (1981, ilk dört siir kitabinin
toplu basimi)
Rengahenk (1982, 1986)
Gökyokus (1984)
Besibiyerde 1985 (Bütün siirleri)
Canfeda (1986)
Çok Bi Çocuk (1988)
Kisa devre (1990)
Kuzgunun Yavrusu (1990)
Gece Vardiyasi (1991)
Güle Güle- Seslerin Sessizligi (1993)
Gezintiler (1994)
Maaile (1995)
Seke Seke (1997)
DÜZYAZI:
Düzünden (1994)
Ve Candan Yazilar (1995)
ÇEVIRI SIIR:
Her Boydan (1957)
Mehmet Akif ERSOY (1873-1936)
Türk, sair. Istiklal Marsi'ni
yazmis, günlük konusma dilinin siirle
kaynasmasini saglayarak halkçi
bir nazmin dogusuna ön ayak olmustur.
Istanbul'da dogdu, 27 Aralik 1936'da ayni
kentte öldü. Bir medrese hocasi olan babasi
dogumuna ebced hesabiyla tarih düserek ona
"Ragiyf" adini vermis,
ancak bu yapma kelime anlasilmadigi
için çevresi onu "Âkif" diye çagirmistir.
Babasi Arnavutluk'un Susise köyündendir,
annesi ise aslen Buharali'dir.
Mehmed Âkif ilkögrenimine Fatih'te Emir Buharî
mahalle mektebinde basladi. Maarif Nezareti'ne bagli
iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüstiyesi'ni bitirdi.
Bunun yani sira Arapça ve Islami bilgiler
alaninda babasi tarafindan yetistirildi.
Rüstiye'de "hürriyetçi" ögretmenlerinden
etkilendi. Fatih camii'nde Iran edebiyatinin
klasik yapitlarini okutan Esad Dede'nin derslerini
izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, veFransizca
bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi
(lise) bölümünde okurken siirle ugrasti.
Edebiyat hocasi Ismail Safa'nin izinden giderek
yazdigi mesnevileri sair Hersekli Arif
Hikmet Bey övgüyle karsiladi. Babasinin
ölümü ve evlerinin yanmasi üzerine
mezunlarina memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek
zorunda kaldi.
1889'da girdigi Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle
bitirdi. Ziraat Nezareti (Tarim Bakanligi)
emrinde geçen yirmi yillik memuriyeti sirasinda
veteriner olarak dolastigi Rumeli, Anadolu
ve Arabistan'da köylülerle yakin iliskiler
kurma olanagi buldu. Ilk siirlerini Resimli
Gazete'de yayimladi. 1906'da Halkali Ziraat
Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde
hocalik etti. 1908'de Dârülfünûn
Edebiyat-i Umûmiye müderrisligine tayin
edildi. Ilk siirlerinin yayimlanmasini
izleyen on yil boyunca hiçbir sey yayimlamadi.
1908'de II. Mesrutiyet'in ilaniyla birlikte Esref
Edip'in çikardigi Sirat-i
Müstakim ve sonra Sebilürresad dergilerinde sürekli
yazilar yazmaya, siirler ve çagdas
Misirli Islam yazarlarindan
çeviriler yayimlamaya basladi. 1913'te
Misir'a iki aylik bir gezi yapti.
Dönüste Medine'ye ugradi. Bu gezilerde
Islam ülkelerinin maddi donatim ve düsünce
düzeyi bakimindan Bati karsisindaki
zayifliklari konusundaki görüsleri
pekisti. Ayni yilin sonlarinda
Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa
etti. Bununla birlikte Halkali Ziraat Mektebi'nde kitabet
ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti. Ittihat
ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine
degil, sadece olumlu buldugu emirlerine uyacagina
dair and içti. I. Dünya Savasi sirasinda
Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü
olan Teskilât-i Mahsusa tarafindan Berlin'e
gönderildi. Burada Almanlar'in eline esir düsmüs
Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yapti.
Çanakkale Savasi'nin akisini
Berlin'e ulasan haberlerden izledi. Bati uygarliginin
gelisme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teskilât-i
Mahsusa'nin bir görevlisi olarak çöl yoluyla
Necid'e ve savasin son yilinda profesör
Ismail Hakki Izmirli'yle birlikte Lübnan'a
gitti. Dönüsünde yeni kurulan Dâr-ül
-Hikmetül Islâmiye adli kurulusun
baskâtipligine getirildi. Savas sonrasinda
Anadolu'da baslayan ulusal direnis hareketini desteklemek
üzere Balikesir'de etkili bir konusma yapti.
Bunun üzerine 1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden
alindi. Istanbul Hükümeti Anadolu'daki
direnisçileri yasa disi ilan
edince Sebillürresad dergisi Kastamonu'da yayimlanmaya
basladi ve Mehmed Âkif bu vilayette halkin
kurtulus hareketine katkisini hizlandiran
çalismalarini sürdürdü.
Nasrullah Camii'nde verdigi hutbelerden biri Diyarbakir'da
çogaltilarak bütün ülkeye dagitildi.
Burdur mebusu sifatiyla TBMM'ye seçildi.
Meclis'in bir Istiklâl Marsi güftesi
için açtigi yarismaya
katilan 724 siirin hiçbiri beklenilen basariya
ulasamayinca maarif vekilinin istegi üzerine
17 Subat 1921'de yazdigi Istiklal
Marsi, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafindan
kabul edildi. Sakarya zaferinden sonra kislari
Misir'da geçiren Mehmed Âkif, laik
bir Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasi üzerine
Misir'da sürekli olarak yasamaya karar
verdi. 1926'dan baslayarak Camiü'l-Misriyye'de
Türk dili ve edebiyati müderrisligi yapti.
Bu gönüllü sürgün yasami
sirasinda siroz hastaligina yakalandi
ve hava degisimi için 1935'te Lübnan'a,
1936'da Antakya'ya birer gezi yapti. Yurdunda ölmek
istegi ile Türkiye'ye döndü ve Istanbul'da
öldü.
Mehmed Âkif'in 1911'de 38 yasinda iken yayimladigi
ilk kitabi Safahat bagimsiz bir edebi
kisiligin ürünüdür. Bununla birlikte
kitabin Tevfik Fikret'ten izler tasidigi
görülür. Fransiz romantiklerinden Lamartine'i
Fuzuli kadar, Alexandre Dumas fils'i Sâdi kadar sevdigini
belirten sair, bütün bu sanatçilarin
ugrasi alanlarina giren "manzum hikâye"
biçimini kendisi için en geçerli yazi
olarak seçmistir. Ancak, sahip oldugu köklü
edebiyat kaygusu onun yalinkat bir manzumeci degil,
bilinçle islenmis ve gelismeye açik
bir siir türünün öncüsü olmasini
saglamistir. Mehmed Âkif'in düsünsel
gelisiminde en belirleyici öge onun çagdas
bir Islamci olusudur. Çagdas
Islamcilik, Bati burjuva uygarliginin
temel degerlerinin Islam kaynaklarina uyarli
olarak yeniden gözden geçirilmesini, Bati'nin
toplumsal ve düsünsel olusumuyla özde
bagdasik, ama yerel özelliklerini koruyan
güçlü bir toplum yapisina varmayi
öngörür. Bu görüse kosut
olarak Mehmed Âkif'in siir anlayisi
Batili, hatta o dönemde Bati'da bile
örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir.
Kafiyenin geleneksel Osmanli siirinde bir bela oldugunu
savunan, resim yapmanin yasak sayilmasinin,
somut konumlarin betimlenmesini aksattigi
ve bu yüzden siirin olumsuz etkiler altinda
kaldigi görüsünü ileri
süren Mehmed Âkif, Fuzuli'nin Leylâ vü Mecnûn
adli yapitinin plansiz oldugu
için yeterince basarili olamadigini
dile getirecek ölçüde çagdas
yaklasimlara egilimlidir. Konusma diline
yaslandigi için kolayca yazilivermis
izlenimi veren siirleri biçime iliskin titiz
bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan dogan baglarin
üstesinden gelmis, hem de siirin bütününü
kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmistir.
Dilde arilasmadan yana olan tutumunu her siirinde
biraz daha yalin bir söyleyisi benimseyerek
somutlukla ortaya koymustur. Mehmed Âkif geleneksel
edebiyatin oldugu kadar, Bati kültürünün
degerleriyle etkilesimi kabul eder, ancak Dogu'ya
ya da Bati'ya öykülenmeye siddetle karsi
çikar. Çünkü her edebiyatin
dogdugu topraga bagli olmakla canlilik
kazanabilecegi ve belli bir islevi yerine getirmedikçe
deger tasimayacagi görüsündedir.
Gerçekle uyum içinde olmayi herseyin
üstünde tutar. Alti yüzyillik
seçkinler edebiyatinin halktan uzak düstügü
için bayagilastigina
inanir. Içinde yasanilan toplumun
özellikleri göz önüne alinmadan Batili
yeniliklere öykünmenin dogrudan dogruya edebiyata
zarar verecegi, "edebsizligin basladigi
yerde edebiyatin bitecegi" anlayisina
bagli kalarak "sanat sanat içindir"
görüsüne karsi çikmis,
"libas hizmetini, gida vazifesini" gören
bir siiri kurma çabasina girismistir.
Bu yüzden toplumsal ve ideolojik konulari siir
ile ve siir içinde tartisma ve sergileme
yolunu seçmistir. Bütün çiplakligiyla
gerçegi göstermekteki amaci okuyucusunu
insanlarin sorunlarina yöneltmektir. Bu kaygilarin
sonucu olarak yoksul insanlarin gerçek çehreleriyle
yer aldigi siirler Türk edebiyatinda
ilk kez Mehmed Âkif tarafindan yazilmistir.
Mehmed Âkif siirinin yasadigi
dönemde ve sonrasinda önemini saglayan gerçekçi
tutumudur. Bu siirde düs gücünün
pariltisi yerini gözle görülür,
elle tutulur bir yapiya birakmistir.
Sairin nazim diline bu dilin özgül niteligini
bozmaksizin elverisli oldugu gelismeyi
kazandirmasi, aruz veznini yumusatmayi,
basarmasiyla mümkün olmustur. Bu
ayni zamanda Türkçe'nin siir söylemedeki
olanaklarinin ne ölçüde genis
oldugunu göstermesi demektir. Söz konusu dönemde
her sairin dili kisisel bir dil kurma adina
dar bir vadiye sikismak zorunda kalmisti.
Mehmed Âkif dilin toplumsal kimligini öne çikarmis,
üslupta öz günlük ve kisisellige
ulasmistir. Yenilikçi bir sair
olarak, yasadigi dönemde görülen
ölçüsüz yenilik egiliminin bozucu etkilerine,
ölçüsü isleviyle baglantili
bir siir kurmak suretiyle sinir çekmeye
çalismistir.
YAKUP KADRI KARAOSMANOGLU
27 Mart 1889da Kahirede dogdu, 13 Aralik
1974te Ankarada öldü. Yazar, diplomat, politikaci.
Karaosmanogullari'ndan Abdülkadir Bey ile Ikbal
Hanim'in oglu. Yazar Burhan Asaf Belge'nin enistesi.
Yazar Murat Belge'nin enistesi. Ilkögrenimine
ailesiyle birlikte 6 yasindayken gittigi Manisada
basladi. 1903te Izmir Idadisine
girdi. Ömer Seyfettin, Sahabeddin Süleyman ve
Baha Tevfik ile burada tanisti. Babasinin
ölümünden sonra 1905'te annesiyle birlikte Misira
gitti. Ögrenimini Iskenderiyedeki bir Fransiz
okulunda tamamladi. 2'nci Mesrutiyet'in ilanindan
kisa bir süre önce Istanbul'da geldi.
1908de basladigi Istanbul
Hukuk Mektebini bitirmedi. 1909da Sehabettin
Süleyman araciligiyla Fecr-i Âti
topluluguna katildi. Muhit, Siir ve Tefekkür,
Servet-i Fünun, Rübab, Türk Yurdu, Peyam-i
Edebi, Yeni Mecmua, Ikdam gibi dergi ve gazetelerde yazilari
yayinlandi. 1916da tedavi olmak için
gittigi Isviçrede üç yil
kaldi. Mütareke yillarinda Ikdam
gazetesindeki yazilariyla Kurtulus Savasini
destekledi. 1921de Ankaraya çagrildi.
"Tetkik-i Mezalim" komisyonundaki görevi nedeniyle
Kütahya, Simav, Gediz, Sakarya yörelerini ddlasti.
Cumhuriyet'in ilanindan sonra 1923te Mardin, 1931de
Manisa milletvekili oldu. Burhan Asaf Belge'nin kizkardasi
Leman Hanim'la evlendi. 1932de Vedat Nedim Tör,
Sevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve Ismail
Hüsrev Tökin ile birlikte "Kadro" dergisini
kurdu. 1934te dergi kapatildi. Tiran elçiligine
atandi. 1935te Prag, 1939da La Hay, 1942de
Bern, 1949da Tahran ve 1951de yine Bern elçiliklerine
getirildi. 27 Mayis 1960tan sonra Kurucu Meclis üyeligine
seçildi. Siyasal hayatinin son görevi
1961-1965 arasindaki Manisa milletvekilligi oldu. Ulus
gazetesinin basyazarligini yapti.
Anadolu Ajansi'nin Yönetim Kurulu Baskani'ydi.
Ölümünden sonra Besiktas'ta Yahya Efendi
Mezarligi'nda topraga verildi.
Çocukluktan baslayarak babasinin zengin
kütüphanesinden yararlanip okuma zevki edindi.
Misir'daki günlerinde bu zevki gelistirdi.
Yazarliga Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap
gibi dergilerde basladi. Fecr-i Âticilerin
"sanat kisiseldir" görüsünü
paylastigi ve "sanat için
sanat" yaptigi bu ilk döneminde "Nirvana"
adli bir oyun, makaleler, denemeler, siirler ve öyküler
yazdi. Balkan Savasi ve I. Dünya Savasi
sirasinda ülkenin içinde bulundugu
zor kosullar, sanat anlayisini
degistirmesine yol açti. Sanatin
toplumsal islevine de agirlik vermeye
basladi. Bu ikinci dönem eserlerinde önce
Ömer Seyfettin ve arkadaslarinin dilde
yenilesme çabalarina karsi çikti.
Sonra Ziya Gökalp'in de etkisiyle Yeni Lisan ve Milli Edebiyat
akimini benimsedi. Daha çok romanci
yönüyle ön plana çikti. Bu
türün edebiyatimizdaki önemli temsilcilerinden
biri oldu. Yazarlik yasami boyunca Bati
edebiyati özelliklerine de siki sikiya
bagli kaldi. Balzac, Flaubert ve Zola'dan etkilendi.
Eserlerinde belli tarihsel dönemleri ele aldi. Kiralik
Konak I. Dünya Savasi öncesinin, Hüküm
Gecesi II. Mesrutiyetin, Sodom ve Gomore Mütareke
döneminin, Yaban Kurtulus Savasi yillarinin,
Ankara Cumhuriyetin ilk on yilinin,
Bir Sürgün 2'nci Abdülhamid döneminin islendigi
romanlardir. Panorama 1923-1952 yillarini
kapsar. 1955ten sonra da anilari disinda
kitap yazmadi. Romanlari arasinda en ünlüleri
Nur Baba, Kiralik Konak ve Yabandir. Ilk
romani Nur Baba, 1922de kitap olarak basilmadan
önce gazetede yayinlandi.
ESERLERI
ROMAN:
Kiralik Konak (1922)
Nur Baba (1922)
Hüküm Gecesi (1927)
Sodom ve Gomore (1928)
Yaban (1932)
Ankara (1934)
Bir Sürgün (1937)
Panaroma (2 cilt, 1953)
Hep O Sarki (1956)
ÖYKÜ:
Bir Serencam (1914)
Rahmet (1923)
Milli Savas Hikâyeleri (1947)
SIIR:
Erenlerin Bagindan (1922)
Okun Ucundan (1940)
OYUN:
Nirvana (1909)
ANI:
Zoraki Diplomat (1955)
Anamin Kitabi (1957)
Vatan Yolunda (1958)
Politikada 45 Yil (1968)
Gençlik ve Edebiyat Hatiralari (1969)
MONOGRAFI:
Ahmet Hasim (1934)
Atatürk (1946)
MAKALE:
Izmirden Bursaya (1922, Halide Edip, Falih
Rifki Atay ve Mehmet Asim Us ile birlikte)
Kadinlik ve Kadinlarimiz (1923)
Seçme Yazilar (1928)
Ergenekon (iki cilt, 1929)
Alp Daglarindan ve Miss Chalfrinin Albümünden
(1942)
Orhan Kemal (1914 - 1970)
Asil adi Mehmet Rasit Ögütçü
olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914te Adananin
Ceyhan ilçesinde dogdu. Babasi, 1920-1923 döneminde
birinci B.M.M.de milletvekilligi, 3 Mayis 1920de
Vekiller Heyetinde Adliye Bakanligi yapan
ve 26 Eylül 1930da Adanada Ahali Cumhuriyet Firkasini
kuran Abdülkadir Kemali Beydir.
Partisinin kapatilmasi üzerine 1931de
Suriyeye kaçan babasinin yanina
ailece gidince, orta son siniftaki ögrenimini
yarim birakti. Daha sonra burada bir basimevine
isçi olarak girdi. Bir yil kadar Suriye ve
Lübnanda kaldi. 1932de Türkiyeye
dönünce, Adanada çirçir
fabrikalarinda isçilik, dokumacilik,
katiplik, ambar memurlugu yapti. 5 Mayis 1937de
evlendi. Nisan 1938de kizi Yildiz
dogdu. Ayni günlerde Nigdede askerlik
görevine basladi. Burada, yabanci
rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik suçundan
yargilanarak, 27 Ocak 1939da bes yila
hüküm giydi Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yatti.
1940 yili kisinda Bursa Cezaevinde
Nazim Hikmetle tanisti.
26 Eylül 1943te tahliye olunca Adanaya döndü.
Karatasta toprak tasima isinde
bir ay amelelik yapti. 14 Nisan 1944te Devlet Demiryollarinda
muvakkat hamalolarak çalisti.
Ayni yilin haziranin da Güzel
Izmir Nakliyat Ambarinda is buldu. Bir
sure sonra bu isten de çikarildi.
1945 yili yazinda Kilise giderek,
kalan 35 günlük askerlik görevini tamamladi.
Çoruma sürgüne gönderildi. Babasinin,
dönemin basbakani Recep Pekere telgraf
çekmesi üzerine, 26 Ekim 1946da birakildi.
Adanaya dönünce sebze nakliyeciligi, Verem
Savas Derneginde katiplik yapti. Bir süre
sonra issiz kaldi.
17 Nisan 1950de ailece Istanbula yerlesti.
Istanbulda geçimini yazarlikla sagladi.
7 Mart 1966da bir ihbar üzerine iki arkadasiyla
birlikte tutuklandi. Hücre çalismasi
ve komünizm propagandasi yaptiklari
gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevine
gönderildi. 7 Nisanda Türk Edebiyatçilar
Birligi, Gen-Ar Tiyatrosunda 30. sanat yili
nedeniyle bir jubile düzenledi. Toplantida Melih Cevdet
Anday, Yasar Kemal ve James Baldwin birer konusma
yapti. Bilirkisice verilen; suç teskil
eden bir cihet bulunmadigi hususundaki rapor
üzerine 13 Nisan 1966de serbest birakildi.
17 Temmuz 1968de bu davadan beraat etti.Bulgar Yazarlar
Birliginin çagrisi üzerine
gittigi Sofyada, tedavi edilmekte oldugu hastanede
2 Haziran 1970te öldü.
Halikarnas Balikçisi (Asil
adi; Cevat Sakir KABAAGAÇLI) (Dogum;
17 Nisan 1890 Girit, Ölüm; 13 Ekim 1973 Izmir
)
1926dan sonra deniz hikayeleriyle tanindi.
Konularini Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi
kiyi ve açiklarinda gelisen,
denize bagli olaylardan çikardi.
Içinde yasadigi, en küçük
ayrintilarina kadar bildigi hür
ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balikçilari,
dalgiçlari, sünger avcilarini
ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek,
denize karsi sonsuz bir hayranliktan gelen
siirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren
bir anlatimla hikaye ve romana geçirdi.
Yazi ve düsünceleriyle Azra Erhat gibi
döneminin önemli aydinlarini etkilemis
bir kisi olarak, çesitli dillerden yüz
kadar da kitap çevirmis olan ve kendi eserlerinin
sonraki baskilari yapilagelen Balikçiya
Kültür Bakanliginca 1971 Devlet
Kültür Armagani verilmistir.
Genis bibliyografyasi Yeni Yayinlar dergisinin
Ekim 1974 sayisindadir. Bütün Eserleri
Bilgi Yayinevince toplanip yayinlanmaktadir.
Cevat Sakir Bodrum'da yasadigi dönemde
arkadaslari ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasini
gerçeklestirmislerdir. Bu mavi yolculuklarda
yanlarina aldiklari seyler, peynir,
su, istanköy peksimeti, tütün ve raki idi.
Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç
dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayi
dinlemektir. Haftalarca denizde kalinir sadece acil
ihtiyaçlari temin etmek için karaya çikilirdi.
Oysa ki bugün yapilan mavi yolculuklarda her türlü
lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarin edebi eserlerini
de büyük oranda etkilemistir.
Eserleri:
Hikaye kitaplari;
* Ege Kiyilarindan (1939)
* Merhaba Akdeniz (1947)
* Egenin Dibi (1952)
* Yasasin Deniz (1954)
* Gülen Ada (1957)
* Egeden (1972)
* Gençlik Denizlerinde (1973)
* Parmak Damgasi (1986)
* Dalgiçlar (1991)
* Gündüzünü Kaybeden Kus
Romanlari:
* Aganta Burina Burinata (1945)
* Ötelerin Çocugu (1956)
* Uluç Reis (1962)
* Turgut Reis (1966)
* Deniz Gurbetçileri (1969)
Deneme Kitaplari:
* Anadolu Efsaneleri (1954)
* Anadolu Tanrilari (1955)
* Mavi Sürgün (Anilari, 1961)
* Anadolunun Sesi (inceleme, 1971)
* Hey Koca Yurt (1972)
* Merhaba Anadolu (1980)
* Düsün Yazilari (1981)
* Altinci Kita Akdeniz (1982)
* Sonsuzluk Sessiz Büyür (1983)
* Çiçeklerin Dügünü (1991)
* Arsipel (1993)
AZIZ NESIN
20 Aralik 1915te Istanbulda dogdu.
Iki yil Darüssafaka Lisesi'nde
ögrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirdi.
Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulu'ndan mezun oldu. Üstegmen
rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye
kullanmak" suçlamasiyla yargilanip
ordudan uzaklastirildi. Bir süre
bakkallik yapti. Ardindan gazetecilige
basladi. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesi'nde
çalisti. Cumhuriyet adli bir
magazin dergisi yayinladi. Sabahattin Ali ile birlikte,
Marko Pasa, Malum Pasa, Merhum Pasa, Alibaba
mizah dergilerini çikardi. 1951'de bir kitapçi
dükkani, ardindan bir fotograf stüdyosu
açti. 1954'ten itibaren Akbaba mizah dergisinde
takma isimlerle mizah öyküleri yazdi. Yazin
yasami boyunda 100'ün üzerinde takma isim
kullandi. Kemal Tahir'le birlikte Düsün
Yayinevini kurdu.Yeni Gazete, Aksam ve Tanin'de
köse yazilari yazdi. Yazarligi,
Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah
eki de hazirladigi Günaydin
gazetesinde sürdürdü. 1962'de Zübük isimli
mizah dergisini çikardi. 1963'te yayinevinin
yanmasinin ardindan sadece yazmaya basladi.
1972'de Çatalca'da kimsesiz çocuklarin egitimini
gerçeklestirmeyi amaçlayan Nesin Vakfi'ni
kurdu. Kitaplarinin tüm gelirini bu vakfa bagisladi.
1976-1980 arasinda her dalda edebiyat ödülleri
veren Nesin Vakfi Edebiyat Yilligi'ni
çikardi. 1979'da seçildigi Türkiye
Yazarlar Sendikasi Baskanligi görevini
yillarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatinin
degil dünya mizah edebiyatinin da sayili
isimleri arasinda yer alan Aziz Nesin, düsünceleri
ve yazilari nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli
baski gördü, tutuklandi, yargilandi,
sürgün edildi, cezaevlerinde kaldi. 6 Temmuz
1995 tarihinde yasamini yitirdi. Öykülerinde
Türk toplumunu ayrintilariyla yansitir.
Anlatiminda halk edebiyatinin ana
ögelerinden yararlanir. Yer yer masal temasiyla
ve mizah araciligiyla günlük
olaylari, toplumsal aksakliklari elestirir.
Türk edebiyatinda çagdas mizah yazarligi
tekniklerini gelistiren, genç mizah yazarlarinin
dogmasina yolaçan yazardir.
ESERLERI
SIIR:
Sondan Basa (1984)
Sevgiye On Ölüme Bes Kala (1986)
Kendini Yakalamak (1988)
Hosçakalin (1990)
Sivas Acisi (1995)
KONUSMALAR:
Insanlar Konusa Konusa (1988)
Çuvala Doldurulmus Kediler (1995)
HIKAYE:
Geriye Kalan (1948)
It Kuyrugu (1955)
Yedek Parça (1955)
Fil Hamdi (1955)
Damda Deli Var (1956)
Koltuk (1957)
Kazan Töreni (1957)
Toros Canavari (1957)
Deliler Bosandi (1957)
Mahallenin Kismeti (1957)
Ölmüs Esek (1957)
Hangi Parti Kazanacak (1957)
Havadan Sudan (1958)
Bay Düdük (1958)
Nazik Alet (1958)
Gidigidi (1959)
Aferin (1959)
Kördögüsü (1959)
Mahmut ile Nigar (1959)
Gözüne Gözlük (1960)
Ah Biz Esekler (1960)
Yüz Liraya Bir Deli (1961)
Bir Koltuk Nasil Devrilir (1961)
Biz Adam Olmayiz (1962)
Sosyalizm Geliyor Savulun (1965)
Ihtilali Nasil Yaptik (1965)
Rifat Bey Neden Kasiniyor (1965)
Yesil Renkli Namus gazi 81965)
Bülbül Yuvasi Evler (1968)
Vatan Sagolsun (1968)
Yasasin Memleket (1969)
Büyük Grev (1978)
Hayvan Deyip Geçme (1980)
70 Yasim Merhaba (1984)
Kalpazanlik Bile Yapilamiyor (1984)
Maçinli Kiz Için Ev (1987)
Nah Kalkinirsin (1988)
ROMAN:
Kadin Olan Erkek (1955)
Gol Krali Sait Hopsait (1957)
Erkek Sabahat (1957)
Saçkiran (1959)
Zübük (1961)
Simdiki Çocuklar Harika (1967)
Tatli Betüs (1974)
Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz (1977)
Surname (1976)
Tek Yol (1978)
ANILAR:
Bir Sürgünün Hatiralari (1957)
Böyle Gelmis Böyle Gitmez (1. Bölüm
1966, 2. Bölüm 1976)
Poliste (1967)
Yokusun Basi (1982)
Salkim Salkim Asilacak Adamlar (1987)
Rüyalarim Ziyan Olmasin (1990)
MASALLAR:
Memleketin Birinde (1987)
Hoptirinam (1960)
Uyusana Tosunum (1971)
Aziz Dededen Masallar
TASLAMA:
Azizname (1970)
FIKRALAR:
Nutuk Makinasi (1958)
Az Gittik Uz Gittik (1959)
Merhaba (1971)
Suçlanan ve Aklanan Yazilar (1982)
Ah Biz Ödlek Aydinlar (1985)
Korkudan Korkmak (1988)
GEZI:
Duyduk Duymadik Demeyin (1976)
Dünya Kazan Ben Kepçe (1977)
OYUNLAR:
Biraz Gelir misiniz (1958)
Bir Sey Yap Met (1959)
Toros Canavari (1963)
Düdükçülerle Firçacilarin
Savasi (1968)
Çiçu (1970)
Tut Elimden Rovni (1970)
Hadi Öldürsene Canikom (1970)
Bes Kisa Oyun (1979)
Bütün Oyunlari (Adam Yayinlari)(1982)
ÖDÜLLERI:
Üç Karagöz Oyunu (1968) ile 6. Karacan Armagani
birinciligini (1968)
Çiçu ile Türk Dil Kurumu 1970 Tiyatro Ödülünü
Altin Palmiye (Italya 1956, 1957)
Altin Kirpi (Bulgaristan, 1966)
Krokodil (Sovyetler Birligi, 1069)
Lotus Asya-Afrika Yazarlar Birligi Ödülü 1975
Bulgaristan Uluslararasi Gülmece Kitaplari
Yarismasinda Büyük Ödül
1977
Sezai Karakoç'un Hayati (1933 - )
Sezai Karakoç, 1933 yilinda Diyarbakirin
Ergani ilçesinde dünyaya gelir. Babasi Yasin
Efendinin koydugu isim Muhammed Sezaidir. Nüfus
kayitlarinda Ahmet Sezai olarak geçer. Dedeleri,
Ergani ve yöresinde oldukça etkin kisilerdendir.
Babasinin babasi Hüseyin efendi, Plevne
savasina katilmis; Gazi Osman
Pasanin takdirini kazanmistir.
Aile Leventogullari olarak anilir.
Sairin çocuklugu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde
geçer. Alti yasinda ilkokula baslar
ve 1944te Erganide ilkokulu tamamlar. Maras
ortaokuluna parasiz yatili ögrenci
olarak kayit yaptirir.1947 de burayi
bitirerek Gaziantepte yine parasiz yatili
lise ögrenimine baslar. Gaziantep lisesinden 1950de
mezun olur. Felsefe okumak istedigi için Istanbula
gider. Fakat babasinin arzusu ilahiyat fakültesidir.
Kendi parasiyla okuyamayacagini anlayinca,
o zaman parasiz yatili kismi
bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesi sinavina
girer. Sinav sonuçlarini beklerken
de Felsefe bölümüne kayit yaptirir.
Eger sinavi kazanmazsa felsefe egitimi yapacaktir.
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak basladigi
yüksek ögrenimini, 1955te fakültenin
mali subesinden mezuniyetle tamamlar. Pek çok resmi
görevde bulunur. Görevi icabi Anadoluyu
çok gezer ve birçok il, ilçeyi inceleme,
tanima firsati bulur. 1960-1961 yillarinda
yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirdikten sonra
görevine kaldigi yerden devam eder. 1965ten
1973e kadar birçok kez istifa eder. 1973ten
bu yana da hiçbir resmi görev almaz.
Kurucusu bulundugu Dirilis Yayinlari
ve Dirilis Dergisi ile Istanbulda
hizmete devam eder. 1990 yilinda Güller
Açan Gül Agaci Amblemiyle Dirilis
Partisini (DIRI-P) kurar. Yedi yil Partinin
Genel Baskanligini yürütür.
Ancak 1997de iki genel seçime girmedi gerekçesiyle
parti kapatilir.
Devlet, millet ve medeniyet kavramlarina farkli
boyutlarda anlam yükleyen Sezai Karakoçun kirk-bir
yillik Dirilis doktrini etrafinda
düsünsel alanda bir Dirilis Nesli olusur.
Siir, sanat ve düsünce ile yüklü
hayatina, çilesine, duygu ve duyarliklarina
deginmek çok da kolay degil. Bunun için
büyük bir çalisma gerekir. Kisaca,
siir üslubu bakimindan, az çok
Ikinci Yeniye yakin sayilsa da, siirinde
isledigi temalar, inandigi degerler
bakimindan siirimizde yeni ve degisik
bir sestir demek mümkün.
Siir Kitaplari:
Körfez (1959), Sahdamar (1962), Hizir'la
Kirk Saat (1967), Sesler (1968), Taha'nin Kitabi
(1968), Kiyamet Asisi (1968), Magara ve Isik
(düzyazi siirler, 1969), Gül Mustusu
(1969), Zamana Adanmis Sözler (1970), Ayinler
(1977), Leyla ile Mecnun (1981), Ates Dansi (1987)...
Sezai Karakoç'un Siirleri
>> Adak Isigi
>> Alinyazisi Saati (Istanbul)
>> Anneler Ve Çocuklar
>> Ask Ve Çileler
>> Bahçe Görmüs Çocuklarin
Siiri
>> Balkon
>> Batis
>> Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Degistirsinler
Istemezdim
>> Çesmeler
>> Çocuklugumuz
>> Denizin Kentini Yaktim
>> Dogum
>> Doktorun Karsisinda
>> Donuk Ask
>> Ey Sevgili
>> Hizirla Kirk Saat'ten
>> Ilk
>> Inci Dakikalari
>> Kan Içinde Günes
>> Kapali Çarsi
>> Kar Siiri
>> Kara Yilan
>> Kav
>> Köpük'ten
>> Köse
>> Küçük Na't
>> Leyla'nin Bir Isiga Dönüsmesi
>> Leyla Kösesi
>> Masal
>> Mecnun ve Toz Bulutu
>> Mecnun, Mum ve Pervane
>> Mona Rosa II-Ölüm ve Çerçeveler
>> Mona Roza
>> Ölüm ve Çerçeveler
>> Perili Siir
>> Ping-pong Masasi
>> Pismanlik Ve Çileler
>> Rüzgâr
>> Sabun Yasi
>> Samanyolunda Veba
>> Sepet
>> Sessiz Müzik
>> Sevgi
>> Sila Asktir
>> Sürgün Ülkeden Baskentler Baskentine
>> Sahdamar
>> Sehrazat
>> Taha'nin Kitabi
>> Tahta At
>> Tut
>> Veda
>> Ve Monna Rosa
>> Yagmur Duasi
>> Yoktur Gölgesi Türkiye'de
MEHMET RAUF
12 Agustos 1875te Istanbulda dogdu.
23 Aralik 1931de yine Istanbulda yasamini
yitirdi. Türk edebiyatinda psikolojik roman türünün
ilk örneklerinden olan "Eylül" isimli romaniyla
taninir. Ilk ve orta ögrenimini
Istanbul Balattaki mahalle mektebiyle, Sogukçesme
Askeri Rüsdiyesinde yapti. Bahriye mektebini
bitirdi, deniz subayi oldu. 1894te staj için
Girite, 1895te Kiel kanalinin açilis
töreni için Almanyaya gönderildi. Trabyada
elçilik gemilerinin irtibat subayligina
atandi. Üç kez evlendi. 1908den sonra
bahriyeden ayrilarak sadece yazarlik yapti.
1908-1909 arasinda "Mehasin", 1923-1924 arasinda
"Süs" adlarinda iki kadin dergisi
yayinladi. Bir süre ticaretle ugrasti.
Yasaminin son yillarini
yoksulluk içinde geçirdi. Ilk öyküsünü
16 yasinda yazdi. "Düsüs"
isimli bu öykü Halit Ziya Usakligil'in
Izmir'de çikardigi "Hizmet"
gazetesinde yayinlandi. Mektep ve Servet-i Fünun
dergilerindeki yazilariyla tanindi.
Asil ününü Servet-i Fünun'da tefrika
edilen "Eylül" adli romaniyla yapti.
1946'da basilan bu roman, Türk edebiyatindaki
ilk psikolojik romandir. Konusu kari-koca-asik
üçlü iliskisi olan bu romanda, sade ve
akici bir dille ruhsal çözümlemelere
yer verdi. Bu basariyi diger eserlerinde
yineleyemedi.
ESERLERI
ROMAN:
Eylül (1901-1946)
Genç Kiz Kalbi (1914-1946)
Karanfil ve Yasemin (1924)
Son Yildiz (1927)
Kan Damlasi (1928)
Halas (1929)
ÖYKÜ:
Ihtizar (1909)
Son Emel (1913)
Bir Askin Tarihi (1915)
Ilk Temas, Ilk Zevk (1922)
Eski Ask Geceleri (1927)
OYUN:
Ferdi ve Sürekasi (1909)
Cidal (1911)
Sansar (1920)
DÜZYAZI-SIIR:
Siyah Inciler
Resat Nuri Güntekin ( 26.11.1889)- (07.12.1956)
25 Kasim 1889 tarihinde Istanbulda dogdu.
Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
ni bitirdi (1912). Bursa da basladigi
(1913) ögretmenlik hayatina çesitli
okullarda devam etti. Milli Egitim müfettisi (1931),
Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür
Atesesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için
gittigi Londra da öldü. Istanbul
da Karacaahmet Mezarliginda gömülü.
Yazi hayatina Birinci Dünya Savasi
sonlarinda (1917) baslayan, ilk eseri de Eski Ahbap
(uzun hikaye) 1917 de basilan Resat Nuri, 1918
de tiyatro elestiri ve arastirmalari
yayimlarken bir yandan da hikayeler (Sair Dergisi,
1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yaziyordu.
Çalikusu nun Vakit gazetesinde tefrikasiyla
(1922) genis bir ün kazandi. Çok hareketli
bir eser olan Çaliskusu nda Anadolu,
ilk idealist ve aydin kizi Feride ye
kavustu, genis ölçüde romana girdi.
Bu roman az okumus ve aydin, iki sinifi
da, dogal ve canli diliyle kendine bagladi.
Resat Nuri nin hemen bütün romanlarinda
dekor olarak tasra kasaba ve sehirleri çevre,
tip, çesitli problem ve görüsleriyle
Anadolu atmosferi görülür. Romanlarinda
sosyal ve hissi konulari isleyen yazar, küçük
hikayelerinde bunlarin yanina mizahi da ekledi
Yazdigi, çevirdigi, kitap biçimine
girmis veya dergi, gazete sayfalarinda, tiyatro repertuarlarinda
kalmis tüm eserlerinin toplami yüzü
bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandir, 7 tanesi hikaye
kitabi. Yazdigi, çevirdigi,
uyarladigi, oynanmis, basilmadan
kalmis oyunlarinin sayisi
roman ve hikaye kitaplarinin sayisini
da asar. 7 Aralik 1956da Londrada öldü.
ESERLERI
Hikaye kitaplari: Tanri Misafiri (1927), Sönmüs
Yildizlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olagan
Isler (1930), vb.
Gezi yazilari: Anadolu Notlari (ilk cildi
1936; ikinci cildi 1966).
Oyunlari içinde en ünlüleri Balikesir
Muhasebecisi (1953) ve Tanridagi Ziyafeti (1955)
dir. Bütün eserleri ölümünden sonra,
esi tarafindan, bir külliyat halinde yeniden
bastirildi.
Romanlari: Gizli El (1922), Çalikusu
(1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Aksam Günesi
(1926), Bir Kadin Düsmani (1927), Yesil
Gece (1928),Acimak (1928), Yaprak Dökümü
(1930), Kizilcik Dallari (1932), Gökyüzü
(1935), Eski Hastalik (1938), Ates Gecesi (1942),
Degirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçegi
(1953), Kavak Yelleri (1950), Son Siginak (1961),Kan
Davasi (1955),
Hikaye Kitaplari: Tanri Misafiri (1927), Sönmüs
Yildizlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olagan
Isler (1930)
Gezi Yazilari: Anadolu Notlari (ilk cildi
1936; ikinci cildi 1966)
Oyunlari:Balikesir Muhasebecisi (1953), Tanridagi
Ziyafeti (1955)
HAKKINDA YAZILANLAR
Resat Nuri Güntekin Türkan Poyraz Muazzez
Albek (Ankara, 1957)
Resat Nuri Güntekin Hayati, sanati ve
eserleri Muzaffer Uyguner (Varlik Yay;1967).
Romaniyla Resat Nuri Güntekin Ibrahim
Zeki Burdurlu (Izmir Egitim Ens. Yay., 1971)
Resat Nurinin Tiyatro ile Ilgili Makaleleri
Prof.Dr.Kemal Yavuz Kültür Bakanligi
Y.
Resat Nuri Güntekin in Romanlarinda Sahislar
Dünyasi Birol Emil (1984) adli doçentlik
tezi.
HAKKINDA YAZILANLAR
ÇALIKUSU AILESI Cemal Kalyoncu
Aksiyon 20 Nisan 2002 s.385
Basta Çalikusu romani olmak
üzere eserleriyle Türk edebiyatinin klasiklerine
imza atanlardan biri olan Resat Nuri Güntekin'in, hayatta
olan esi Hadiya Hanim ve kizi Ela Güntekin,
Resat Nuri'yi ve aileyi ilk defa Aksiyon'a anlatti
Çalikusu'yla beraber Anadolu'yu gezenlerimiz
az degildir. Dudaktan Kalbe, Acimak, Aksam Günesi,
Kavak Yelleri ve Yaprak Dökümü'ndeki kahramanlarin
sevinçleriyle sevinen, üzüntüleriyle hüzünlenen,
hele Ates Gecesi'yle bir insanin iç dünyasina
yolculuga çikanlar oldukça fazladir.
Resat Nuri Güntekin sayisi 30'u asan
eseri ile çagdas Türk edebiyatinin
öncülerinden biridir. Türkiye'de kitap okurlarindan
hemen herkes Resat Nuri Güntekin'in eserlerinden birini
okumus, okumayanlar da filme alinmis
eserlerinden birini mutlaka izlemistir. Yani Resat
Nuri Güntekin, eserlerinde, beslendigi toplumdan kopmayarak
halktan karakterlere yer verdiginden okur nezdinde ilgiyle
karsilanmis birisidir.
25 Kasim 1889 yilinda Istanbul'da
dogan Resat Nuri Güntekin'in babasi askeri
doktor olan Nuri Bey'dir. Annesi ise Anadolu'da valiliklerde bulunmus
Çerkez Yaver Pasa'nin kizi Lütfiye
Hanim. NuriLütfiye çifti Resat
disinda Reside adli bir de kiz
çocugu getirir dünyaya. Ancak Reside çok
genç yasta vefat edecektir.
Resat Nuri ögrencisi ile evleniyor
Askeri doktor Nuri Bey'in pesinde Resat Nuri de Anadolu'nun
bir çok yerini dolasir. Ilkokula Çanakkale
Iptidai Mektebi'nde baslar. Bir süre de sadece
gayrimüslimlerin okudugu Izmir Frere'ler Okulu'nda
okur. Kizi Ela Güntekin anlatiyor: "Müslümanlari
almiyorlar oraya. Ancak babam bir gayrimüslim adiyla
kayit yaptiriyor. Bir süre sonra da
hiç bir neden olmadan babasi oradan aliyor
ve 'Oglum sen gez, dolas. Insanlara bak, dogayi
tani' diyor. Bunun üzerine babam köylere gidiyor,
üzüm baglarini dolasiyor,
insanlarla konusuyor ve böylece basibos
bir yil geçiriyor. Sonra babam bunu niye yapti?
diye aklina takiliyor. Farisice bilen, Arapça
ve Fransizca büyük bir kütüphanesi
olan babasi, yani dedem de utana sikila 'Ben
seni Rousseau'nun Emil'i gibi yetistirmek istedim' cevabini
veriyor ona." Resat Nuri'nin yazar olmasinda
bu hadisenin önemli rolü olmustur herhalde: "Bu
olay babami, birtakim olaylari düsünmeye,
izlemeye yöneltmistir diye düsünüyorum."
Resat Nuri daha sonra Istanbul'a gelir ve Saint Joseph'ten
mezun olur. 1912'de Darülfünun Edebiyat Fakültesi'ni
bitirir. Bir yil sonra da uzun yillar sürecek
ögretmenlige ilk adimini Bursa
Sultanisi'nde Fransizca ögretmenligi yaparak
atar. Istanbul'a döner, Vefa ve Erenköy Lise'lerinde
müdürlük, Kabatas, Galatasaray, Istanbul
Erkek Lisesi ile Çamlica ve Erenköy Kiz
Liselerinde de 1931 yilina kadar Türkçe,
edebiyat ve felsefe dersleri basta olmak üzere çesitli
dersler verir. 1917'den itibaren eserleri gazetelerde tefrika
edilen Resat Nuri Güntekin 1927 yilinda
da, Erenköy Kiz Lisesi'nden yeni mezun olan ögrencisi
Hadiye Hanim ile evlenir: "Annemin sesi çok
güzelmis. Okul idaresi egitim için yurt
disina göndermeyi düsünmüs
ama annemin babasi izin vermemis. Annem pariltilari
olan bir kadin. Okusaydi iyi bir yere gelebilir
ya da iyi bir opera sanatçisi olabilirdi."
Hadiye Güntekin, sitma konusunda yapmis
oldugu mücadeleleri ile bilinen Izmitli Dr. Feyzullah
Izmidi'nin torunudur: "Hiç birikimi olmayan
bir adamin gidip burjuva ailesinin kiziyla
evlenmesi siradan bir sey degil. Babam halk adami
ama kendisini yetistirmisti."
Feyzi Pasa ailesinin diger fertleri soyadi kanunundan
sonra 'pasaoglu' dememek için Generalfeyzioglu
soyadini alir. Aileden Erol ve Feyzi is
adami olur. Resat Nuri'nin kayinpederi, yani
Hadiye Hanim'in babasi ise damadinin
Güntekin olan soyadini alacaktir. Bugün
94 yasinda olan Hadiye Güntekin ise, esiyle
beraber son yillarini geçirdigi
Levent'teki, duvarlari kocasinin resimleriyle
dolu evinde yasamaya devam etmektedir.
Yazar, büyükelçi ve milletvekili Rusen
Esref Ünaydin'in teyzesinin oglu
olan Resat Nuri Güntekin, 1931'den 1939 senesine kadar
Milli Egitim müfettisligi yapar. 1939'da ise
milletvekili seçilerek Çanakkale'yi temsilen bir
dönem Meclis'te bulunur: "Parti (CHP) adina Çanakkale'ye
gidip teskilatin düzensizligini rapor ederek
Çanakkale'nin CHP için elden gitmekte oldugunu
anlattigi bir belge geçmisti elime.
Ama babamin aktif bir siyasi hayati oldugunu
düsünmüyorum." Piyes de yazan Resat
Nuri Güntekin milletvekilliginden sonra 1947 yilina
kadar Milli Egitim Basmüfettisligi yapar.
Bundan sonra 1954'e kadar da Paris Kültür Ataseligi
görevinde bulunur. UNESCO'da Türkiye Temsilciligi
ve talebe müfettisligi onun son resmi görevidir.
ÖZDEMIR ASAF
11 Haziran 1923te Ankarada dogdu. 28 Ocak 1981de
Istanbulda öldü. Asil adi
Halit Özdemir Arun. Ilk ögretiminin bir bölümünü
Galatasaray Lisesinde yapti.1942'de Kabatas
Erkek Lisesi'nden mezun oldu. Istanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi ve Iktisat Fakültesi Gazetecilik
Enstitüsü'ndeki ögrenimini yarim birakti.
Bir süre sigortacilikla ugrasti.
Zaman ve Tanin gazetelerinde çevirmen olarak çalisti.
1950de Istanbul'da Sanat Basimevini
kurarak yayinciliga basladi,
kendi siir kitaplarini basti. 1955te
Yuvarlak Masa Yayinlarini kurdu. Ilk
siirleri "Servet-i Fünun Uyanis"
dergisinde yayinlandi. çesitli dergilerle,
Vatan gazetesinin sanat sayfalarinda çikan
siirleriyle tanindi. Özgün ve etkileyici
bir dil kullandigi siirlerinde "ikinci
kisi" sorununu ele aldi. Ikinci kisiye
bagliligini çesitli
yönlerden inceledi, kendi davranislarini
soyutlama yoluyla bir düsünce düzeyine yükselterek
çözümlemeye çalisti.
Özellikle son dönem siirlerinde dize sayisini
azaltarak duygu ve zeka piriltilarinin
kaynastigi kisa siirler yazdi.
Siirlerinin bir bölümünde toplumla, yasadigi
çagla ve kendisiyle hesaplasmasinin
buruk öfkesi gözlemlenir. Bu yaklasimla
yeni taslama biçimleri üreterek hiciv siirinin
ögelerini ustaca kullandi. Insan iliskilerinin
toplumsal ve bireysel düzlemlerdeki çeliskilerini
"sen-ben" ikileminde yansitti. Siirlerinde
çok sik kullandigi sevgi, ayrilik,
ölüm temalari, son siirlerinde yerlerini
kaçis, umutsuzluk ve tedirginlige birakti.
ESERLERI
SIIR:
Dünya Kaçti Gözüme (1955)
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapi Önünde (1957)
Yumusakliklar Degil (1962)
To Go To (1964, Yildiz Moran'in Ingilizce'ye
çevirdigi siirler)
Nasilsin (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnizlik Paylasilmaz (1978)
Benden Sonra Mutluluk (1984, ölümünden sonra)
DENEME-ÖYKÜ:
Yuvarlagin Köseleri 1 (Etika) (1961)
Yuvarlagin Köseleri 2 (Etika) (1986)
Dün Yagmur Yagacak (Öykü) (1987)
Özdemir Asafça (Deneme) (1988)
AYSE KULIN Türk gazeteci ve yazar.
Biyografi
Ayse Kulin, Arnavutköy Amerikan Kiz Koleji Edebiyat
bölümünü bitirdi. Çesitli gazete
ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalisti.
Uzun yillar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne
yapimcisi, sanat yönetmeni ve senarist
olarak görev yapti.
Öykülerden olusan ilk kitabi Günese
Dön Yüzünü 1984 yilinda yayinlandi.
Bu kitaptaki Gülizar adli öyküyü, Kirik
Bebek adiyla senaryolastirdi ve bu
filmi 1986 yilinda Kültür Bakanligi
Ödülü'nü kazandi.
1986'da sahne yapimciligini
ve sanat yönetmenligini üstlendigi Ayasli
ve Kiracilari adli dizideki çalismasiyla
Tiyatro Yazarlari Dernegi'nin En Iyi Sanat Yönetmeni
Ödülü'ni kazandi.
1996 yilinda Münir Nureddin Selçuk'un
yasam öyküsünün anlatildigiBir
Tatli Huzur adli kitabi yayinlandi.
Ayni yil, Foto Sabah Resimleri adli öyküsü
Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir
yil sonra ayni adi tasiyan kitabi
Sait Faik Hikaye Armagani'ni kazandi.
1997'de yayinlanan Adi Aylin adli biyografik
romani ile, Istanbul Iletisim Fakültesi
tarafindan yilin yazari seçildi.
1998 yilinda Genis Zamanlar adli öykü
kitabi, 1999'da Iletisim Fakültesi tarafindan
yilin romani seçilmis olanSevdalinka
ve 2000'de yine bir biyografik roman olan Füreyya yayinlandi.Genis
Zamanlar adli öykü kitabi 2007 yilinda
Star Tv ekranlarinda dizi olarak yayinlanmaya baslandi.
2001 yilinda yayinlanan Köprü
isimli romani ile Dogu illerimizde yasanan dramin
kökenleri ve Cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini
ele aldi.
Ayse Kulin 2002 yilinda yayinlanan
Nefes Nefese isimli romani ile ikinci dünya savasi
sirasinda yüzlerce Yahudi'yi soykirimda
kurtaran Türk diplomatlarinin kahramanliklarini
bir ask öyküsü ile birlikte isliyor...
Eserleri
Günese Dön Yüzünü, (öykü
kitabi), 1984.
Bir Tatli Huzur, (biyografi), 1996.
Adi: Aylin, (biyografik roman), 1997.
Genis Zamanlar , (öykü kitabi), 1998.
Foto Sabah Resimleri, (öykü kitabi), 1998.
Sevdalinka, (roman), 1999. ISBN 9752892426.
Füreya, (biyografik roman), 2000.
Günese Dön Yüzünü, (öykü
kitabi), 2000.
Köprü, (roman), 2001. ISBN 9752892639.
Nefes Nefese, (roman), 2002. ISBN 9751409047.
Içimde Kizil Bir Gül Gibi, (deneme),
2002.
Babama, (oto biyografi), 2002.
Kardelenler, (arastirma), 2004.
Gece Sesleri, (roman), 2004.
Bir Gün, (roman), 2005. ISBN 9752892361.
Bir Varmis Bir Yokmus, (Roman), 2007
YASAR KEMAL
1923 [nüfus kaydinda 1926]
Gögceli [Gökçedam] köyü, Osmaniye,
Adana
Asil adi Kemal Sadik GÖKÇELI.
Nigâr Hanim ile çiftçi Sadik
Efendinin oglu. Aslen Van-Ercis yolu üzerinde
ve Van Gölüne yakin Muradiye ilçesine
bagli Ernis (bugün Günseli) köyünden
olan ailesi Birinci Dünya Savasindaki
isgal yüzünden uzun bir göç süreci
sonunda Adananin Osmaniye ilçesine bagli
Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerlesmisti.
Küçük yasta bir kaza nedeniyle bir gözünü
kaybeden Yasar Kemal 5 yasindayken babasinin
Hemite Camiinde namaz kilarken öldürülmesine
tanik oldu. Burhanli köyü ilkokulunda
basladigi ilkögrenimini Kadirli
Cumhuriyet Ilkokulunda tamamladi. Adanada
ortaokula devam ederken bir yandan da çirçir
fabrikasinda isçilik yapti. Ortaokulu
son sinifta terk ettikten sonra çesitli
islerde çalisti. Kuzucuoglu
Pamuk Üretme Çiftliginde irgat kâtipligi
(1941), Adana Halkevi Ramazanoglu kitapliginda
memurluk (1942), Zirai Mücadelede irgatbasligi,
daha sonra Kadirlinin Bahçe köyünde ögretmen
vekilligi (1941-42), pamuk tarlalarinda, batozlarda
irgatlik, traktör sürücülügü,
çeltik tarlalarinda kontrolörlük yapti.
Yirmiye yakin iste çalistigi
bu yillarda en uzun isi bes yil üst
üste yaptigi çeltik tarlalarinda
kontrolörlük oldu. Bu arada 17 yasindayken
siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yasadi.
Askerlikten sonra 1946da gittigi Istanbulda
Fransizlara ait Havagazi Sirketinde
gaz kontrol memuru olarak çalisti.
1948de Kadirliye döndü, bir süre yine
çeltik tarlalarinda kontrolörlük yaptiktan
sonra arzuhalcilik yapmaya basladi, çesitli
güçlüklerle karsilastigi
için bu isi de sürdüremedi. 1950de
Türk Ceza Kanununun 142. maddesine aykiri
eylemde bulunmak saviyla tutuklandi ve bir süre
Kozan Cezaevinde yatti. 1951de saliverilince
Istanbula gitti.
Kisa bir issizlik döneminin ardindan
Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarligi
ile basladigi gazeteciligi fikra
yazarligi ve kurdugu yurt haberleri serisinin
yönetimi ile sürdürdü (1951-63). 1962de
girdigi Türkiye Isçi Partisinde
Genel Yönetim Kurulu üyeligi, Propaganda Komitesi
baskanligi ve Merkez Yürütme
Kurulu üyeligi yapti. 1963te ayrildigi
gazetecilikten sonra kendini bütünüyle roman yazma
ugrasina verdi. 1967de haftalik
dergi Antin kuruculari arasinda yer
aldi. Sorumlusu oldugu bu derginin yayinlari
arasinda çikan Marksizmin Temel Kitabi
adli yapittan dolayi 18 ay hüküm
giydi. Bu karar Yargitay tarafindan bozuldu. Ant
dergisindeki yazilarindan dolayi çesitli
kovusturmalara ugradi. 1973te Türkiye
Yazarlar Sendikasinin kurulusuna katildi
ve 1974-75 yillarinda ilk genel baskanligini
üstlendi. 1995te Der Spiegelde çikan
bir yazisi dolayisiyla Istanbul
Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargilandi,
20 ay hapis cezasina çarptirildi
ve cezasi ertelendi. PEN Yazarlar Dernegi üyesi.
Halen Istanbulda yasamakta ve yazarlik
ile yasamini sürdürmekte olan Yasar
Kemal bir çocuk babasidir.
Yazar küçük yaslarda halk edebiyatina
ilgi duydu; saz çalmaya, türkü söylemeye
ve destanlar anlatmaya basladi. Yöredeki halk
ozanlariyla karsilikli atismalar
yapti. Ilkokulda okurken siir yazmaya basladi.
Köy köy dolasarak folklor ürünleri derledi.
Bu yillarda siirlerini Kemal Sadik Gögceli
adi ile Türksözü (1939), Yeni Adana (1939)
ve Vakit (1940) gazetelerinde ve Varlik, Kovan, Ülkü,
Millet, Bespinar dergilerinde yayimladi.
1940li yillarda Adanada çikan
Çig dergisi çevresindeki yazar ve aydinlarla
iliski kurdu ve siirleri o dergide de yayimlanmaya
basladi. Abidin Dino ve agabeyi Arif Dino ile
kurdugu yakinlik onun düsünce
ve edebiyat dünyasinin gelisimini etkiledi.
Ramazanoglu Kütüphanesinde çalistigi
dönemde eski Yunan klasiklerinden Çukurova tarihine
kadar pek çok kitapla tanisma olanagi
buldu. Bu siralarda Orhan Kemalle de tanisti.
Ilk öyküleri Bebek, Dükkânci,
Memet ile Memet 1950lerde yayimlandi.
Ilk öyküsü Pis Hikâyeyi
ise 1944te Kayseride askerligini yaparken yazdi.
Gözleme dayanan bu ilk öykülerinde konularini
Çukurova ve Çukurova insanindan aldi;
bu yöre insanlarinin ekonomik sikintilar
ve güç doga kosullarindaki savasimini
insan-doga-çevre iliskisi içerisinde ele
aldi; giderek uzun öykülere yöneldi.
Bir folklor derlemesi olan ilk kitabi Agitlar
(1943), o güne degin hiç derlenmemis ya
da çok az ilgi gösterilmis tekerlemeleri ve
agitlari gün isigina
çikardi. Bu agitlari 16
yasindan itibaren derlemeye baslayan yazar,
daha sonra Karacaoglanin yayimlanmamis
siirleri üzerine çalisti.
Söz konusu derleme ve çalismalar, yazarin
ileride yazacagi romanlara önemli ölçüde
malzeme sagladi.
Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Yasar Kemal imzasi
ile yazmaya basladi. Bu dönemde Anadolu insaninin
iktisadi ve toplumsal sorunlarini dile getirdigi
dizi röportajlari ile taninmaya basladi:
Yanan Ormanlarda Elli Gün (1955), Çukurova
Yana Yana (1955). Dünyanin En Büyük
Çiftliginde Yedi Gün (1955), Peri
Bacalari (1957). 1952de yayimlanan ilk
öykü kitabi Sari Sicakta
da yer alan Bebek öyküsünün Cumhuriyet
gazetesinde tefrika edilmeye baslandigi
dönemde yazarin imzasina olan merak giderek
artmaya basladi. 1953-54te Cumhuriyette
tefrika edilen ilk romani Ince Memed ise büyük
ilgi uyandirdi.
Türkiyede tarimdan sanayilesmeye geçis
evresi olarak nitelenebilecek 1950li yillarda, Çukurovanin
genis biçimde makinelesmeye açilmasi
ve verimli topraklar üzerindeki agalar arasi rant
savasiminin kizismasi,
bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki
sonuçlari Yasar Kemalin romanlarinin
ilk evresinin ana temasini olusturmustur
denilebilir. Aga baskisi karsisinda
daga çikan eskiya Ince Memedle
yazar, bir destan kahramanini anlatirken
ayni zamanda toplumsal yapidaki aksakliklarin
da elestirisini yapar. Roman, agalara karsi
Çukurovanin yoksul halkina arka çikan
Ince Memedin halki için savasimini
konu alir. Roman kahramaninin Toroslarda
bes köyün bütün topraklarina
sahip bir agaya karsi direnisi ve çekismeleri
uzun bir serüveni kapsar. Sonunda Ince Memed topraklari
gerçek sahipleri olan köylülere dagitir,
agayi öldürür, daga çekilip
kayiplara karisir ve bir efsane kisisi
haline gelir. Yazarin kendi deyimiyle mecbur adamin
öyküsüdür Ince Memed. Yayimlandigi
dönemde büyük yanki yaratmis
olan Ince Memedde yazarin geleneksel masal,
efsane tema ve motiflerinden yararlanarak çagdas
düzeyde romantik bir öykü kurdugu gözlenir.
Teneke (1967), Çukurova yöresindeki çeltik
agalarina karsi mücadele eden ve
köylünün yaninda yer alan genç ve
idealist bir kaymakamin trajik öyküsünü
isler, aydinin mücadele gücünü
dile getirir. Daha sonra bu romani iki perdelik oyun biçiminde
sahneye uyarlamistir.
Psikoloji ve simgesel ögelerin yer yer agir
bastigi Dagin Öteki Yüzü
üçlemesinin ilk kitabi olan Orta Direkte
(1960) yazar, Toroslarin arka yanindaki
bir köyün insanlarinin, pamuk tarlalarinda
irgatlik yapmak için, Çukurovaya
dogru yola koyuluslarini, tabiatla dövüse
dövüse Çukurovaya varislarini
anlatir. Roman destansi bir hava içinde ve
bu havaya uygun bir Türkçe ile kaleme alinmistir.
Bu üçleme yazarin, Orta Direkin
önsözünde de belirttigi gibi, kendi yasantisi
ve tanikligidir. Dizinin ikinci
kitabi Yer Demir Gök Bakir (1963) bir köy
toplulugunun mit yaratmasi öyküsüdür.
Yer Demir Gök Bakirda, güçlükler
içinde bunalan, yasama sartlarini
degistirmek için bir umutlari, bir düsünceleri
olmayan köylülerin, insanoglunun çaresiz
kaldikça basvurdugu çözüme
basvurarak, bir mit yaratmalarini ve bu mite
siginislarini anlatir.
Üçlemenin son kitabi Ölmez Otunda
ise bir yandan degisen kosullar içinde
bu mitin yikilisi anlatilirken,
diger yandan da bir kisinin bir cinayet mitini yaratisi
anlatilir. Üçlemenin ilk iki kitabinda
korkunç sefalet kosullarinda duygulanimlara
kapilmadan, büyük bir serinkanlilikla
ve bir romanci gözü ile köyün ekonomik
ve toplumsal gerçekligi, köylülerin yasama
ve çalisma kosullarini
veren Yasar Kemal Ölmez Otunda nesnel kosullari
geri plana alarak dogrudan dogruya insana egilir.
Irmak Roman niteligindeki Akçasazin
Agalari adli dizinin ilk iki kitabi
Demirciler Çarsisi Cinayeti (1973)
ve Yusufcuk Yusufta (1975) ülkenin tarihsel gelisimi
sürecinde Çukurovadaki toplumsal yapinin
degisimi anlatilir: Derebeyi artigi
aga tipinin çöküsünü, yok
olusunu ve bu yok olusa kosut giden gelismeyi;
bir baska yönüyle Demokrat Partinin kredi
yardimlari ile tarimdan para kazanan agalarin
sanayiye yatirim yapmalarini anlatarak
eski toprak agalarinin yavas yavas
sanayici olmalari sürecini betimler. Ne var ki Yasar
Kemal bu toplumsal degisme sürecinin üzerinde
fazla durmaz; asil göstermek istedigi, bir düzenin
çöküsü ve yozlasmasidir.
Bu romanlarinda Çukurovada kapitalizmin gelismesiyle
yok olmaya yüz tutan bir yapinin son çirpinislarini,
toprak agasi iki ailenin gerçeginde verir.
Hüyükteki Nar Agacinda, Çukurovada
tarimdaki makinelesme sonucunda ortaya çikan
issizlik sorunu ele alinir. Çukurovaya
çalismaya inen kirsal kesim insaninin
bu yeni gelisme karsisindaki dramini
ve çaresizligini isler. Kimsecik
üçlemesinin ilk kitabi Yagmurcuk Kusu
yari özyasam öyküsü niteligi
tasimaktadir. Van Gölü kiyisindaki
bir köyden yine Çukurovaya göçen
bir ailenin karsilastiklari sorunlar
çevresinde göç serüveni yansitilir.
Bu üçlemenin ortak noktasini köy
insanlarinin, özellikle de bir köy çocugunun
duygulari, düsünceleri, özleyisleri
olusturmaktadir. Korku temasi
bu üçlemenin odaginda yer almaktadir.
Özellikle üçlemenin ikinci kitabi
Kale Kapisi korkunun romani olarak
nitelenebilir. Üçlemenin son kitabi
Kanin Sesi bir evdeki kisilerin, daha çok
da bir çocugun, Salmanin öyküsüdür
ayni zamanda, Salmanla birlikte bütün çocuklarin
öyküsüdür. Kanin Sesi korkunun
sesi, cinayetin sesi oldugu kadar sevginin
sesidir de.
Yasar Kemal pek çok yapitinda Anadolunun
efsane ve masallarindan yararlanmistir.
Halk öykücülügünden yola çikarak,
sözlü gelenekte yasayan Köroglu, Karacaoglan,
Alageyik öykülerini Üç Anadolu Efsanesi
(1967) adiyla yeniden kaleme almistir.
Agridagi Efsanesinde (1970) bir ask
olayindan yola çikarak ve bu simgesel tema
içerisinde baski karsisinda
halkin dayanisma gücünü; Binbogalar
Efsanesinde (1971) ise Toros eteklerindeki Türkmen
göçebelerin yerlesik düzene geçmeleriyle
ortaya çikan güçlükleri, düs
kirikliklarini ve geçmis
yasamlarina duyduklari özlemi anlatir.
Osmanlinin son dönemlerinde haksizliklara
karsi daga çikmis
bir eskiyanin yasamini
Çakircali Efede (1972) ele alir.
Filler Sultani ile Kirmizi Sakalli
Topal Karincada ise yine bir halk öyküsünden
yola çikar; alegorik bir üslupla sömürenlerle
sömürülenler arasindaki iliskiler
anlatilir.
Yasar Kemal 70li yillarin ortalarindan
itibaren yazarliginda yeni bir yönelimin
ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler vermeye
baslar. Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Kuslar
da Gitti (1978) ve Deniz Küstü (1978) romanlarinda
yazar ilk kez Çukurova disina çikarak
kenti ve deniz insanini konu edinir. Deniz Küstüde
büyük kentin karmasasini, yozlugunu
isler. Deniz insaninin kentteki yasam
serüveninden yola çikarak kente yabancilasmasini,
deniz dogasinin yok olusunu yansitir.
Ayni olguyu Kuslar da Gittide çocuklarin
dünyasindan ele alir. Bir deniz kasabasindaki
insanlarin sorunlarini, ugrasilarini,
birbirleriyle iliskilerini Al Gözüm Seyreyle Salihte
dile getirir.
Bir Ada Hikâyesi üçlemesinin ilk
kitabi olarak kaleme aldigi Firat
Suyu Kan Akiyor Baksanada Egede mübadele
hükümleri geregince Yunanistana göç
ettirilen Rumlarin bosalttigi bir
ada ekseninde Balkan Savasindan Sarikamisa,
degin yakin tarihte yasanan acilari
dile getirir. K. Sahin, romani degerlendirirken
Romanin asil amaci, mübadele sonrasinin
kipirtisizliginda
bu topraklarda yasanan savaslara, çoktan unutulmus
olan, kimsenin sözünü bile etmedigi, etmek
istemedigi savaslara dair bir seyler anlatmak
sanki der.
Yazarin Anadolu insaninin sözlü
anlatim geleneginin ürünleri olan destanlardan,
agitlardan, halk öykülerinden, masallardan,
türkülerden ve çagdas roman tekniklerinden
yararlanarak vardigi biresim ve üslup
onu her bakimdan özgün bir çagdas
sanatçi kimligine ulastirmistir.
Kurdugu imge ve mit dünyasi, benzetmeler, betimlemeler,
doganin tüm yönleriyle anlatimi,
kullandigi dil, yerel sözcükler ve
deyimler, atasözleri, yakarislar, sövgüler
onun anlatimini canli ve etkileyici
kilan özellikler olarak görünmektedir. Anlatimindaki
özgünlük düsle gerçegi,
dogayla insani iç içe vermedeki
basarisindan kaynaklanmaktadir. Yarattigi
dünyanin dis görünümünü
etkileyici bir biçimde çizer. Siirsel üslubu,
olaganüstü düs gücü, modern
romanla epik anlatim biçimlerini basariyla
bagdastirmasi onu özgün kildigi
kadar güçlü de kilan özellikleridir.
Yazarin Ince Memed adli romani yaklasik
40 dile çevrilerek yayimlandi. Diger
romanlari da çok sayida yabanci dile
çevrildi; kitaplarinin yurtdisindaki
baskisi 140tan fazladir. Bu baglamda
uluslararasi bir üne sahip olan Yasar Kemal
ilgili kurum ve kisilerce Nobel Edebiyat Ödülüne
de aday gösterilmistir.
Roman ve öykülerinden yapilan uyarlamalarla
çagdas Türk tiyatrosuna da katkilari
oldu; Yer Demir Gök Bakir, Uzundere adiyla
1965te, Teneke yazarin oyunlastirmasi
ile Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafindan
1965te ve Agri Dagi Efsanesi 1974te
çesitli tiyatrolar tarafindan sahnelendi.
Birçok yapiti da sinemaya uyarlandi.
Bunlardan Beyaz Mendili 1955te Lütfü
Akad; Namus Düsmanini 1957de
Ziya Metin; Alageyiki 1959da, Karacaoglanin
Sevdasini 1959da ve Ölüm
Tarlasini 1966da Atif Yilmaz;
Agri Dagi Efsanesini 1974te
Memduh Ün; Yilani Öldürseleri
1981de Türkân Soray, Ince
Memedi 1984te Peter Ustinov ve Yer Demir Gök
Bakiri 1987de Zülfü Livaneli
yönetti.
ESERLERI
Öykü
Sari Sicak, Ist.: Varlik, 1952
Bütün Hikâyeler, Ist.: Cem, 1975.
Roman
Ince Memed, 1. c., Ist., 1955; 2. c., Ist.,
1969; 3. c., Ist., 1984; 4. c., 1987
Teneke, Ist.: Varlik, 1955
Orta Direk, Ist.: Remzi, 1960
Yer Demir Gök Bakir, Ist.: Güven, 1963
Ölmez Otu, Ist.: Ant, 1968
Akçasazin Agalari / Demirciler Çarsisi
Cinayeti, Ist.: Cem, 1974
Akçasazin Agalari / Yusufcuk Yusuf, Ist.:
Cem, 1975
Yilani Öldürseler, Ist.: Cem, 1976
Al Gözüm Seyreyle Salih, Ist.: Cem, 1976
Allahin Askerleri, Ist.: Milliyet, 1978
Kuslar da Gitti, (uzun öykü) Ist.: Milliyet,
1978
Deniz Küstü, Ist.: Milliyet, 1978
Hüyükteki Nar Agaci, Ist.: Toros,
1982
Yagmurcuk Kusu / Kimsecik I, Ist.: Toros, 1980
Kale Kapisi / Kimsecik II, Ist.: Toros, 1985
Kanin Sesi / Kimsecik III, Ist.: Toros, 1991
Firat Suyu Kan Akiyor Baksana, Ist.: Adam,
1997
Karincanin Su Içtigi, Ist.:
Adam, 2002
Tanyeri Horozlari, Ist.: Adam, 2002.
Destansi Roman
Üç Anadolu Efsanesi, Ist.: Ararat, 1967
Agridagi Efsanesi, Ist.: Cem, 1970
Binbogalar Efsanesi, Ist.: Cem, 1971
Çakircali Efe, Ist.: Ararat, 1972.
Röportaj
Yanan Ormanlarda 50 Gün, Ist.: Türkiye Ormancilar
Cemiyeti, 1955
Çukurova Yana Yana, Ist.: Yeditepe, 1955
Peribacalari, Ist.: Varlik, 1957
Bu Diyar Bastan Basa, Ist.: Cem, 1971
Bir Bulut Kayniyor, Ist.: Cem, 1974.
Deneme-Derleme
Agitlar, Adana: Halkevi, 1943
Tas Çatlasa, Ist.: Ataç, 1961
Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazilari) Ist.:
Cem, 1974
Gökyüzü Mavi Kaldi, (halk edebiyatindan
seçmeler, S. Eyüboglu ile)
Agacin Çürügü: Yazilar-Konusmalar,
(der. Alpay Kabacali) Ist.: Milliyet, 1980
Yayimlanmamis 10 Agit, Ist.:
Anadolu Sanat, 1985
Sari Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacali)
Ist.: Yapi Kredi, 1997
Ustadir Ari, Ist.: Can, 1995
Zulmün Artsin, Ist.: Can, 1995.
Çocuk Romani
Filler Sultani ile Kirmizi Sakalli
Topal Karinca, Ist.: Cem, 1977
Çeviri
Ayisigi Kuyumculari (A.
Vidalie; Thilda Kemal ile), Ist.: Adam, 1977
ÖDÜLLERI
Dünyanin En Büyük Çiftliginde
Yedi Gün adli röportaj dizisi ile 1955
Gazeteciler Cemiyeti Basari Armagani
Ince Memed ile 1956 Varlik Roman Armagani
Tenekeden ayni adla uyarlanan oyunu ile 1966 Ilhan
Iskender Armagani
Teneke oyunu ile 1966 Uluslararasi Nancy Tiyatro
Festivali Birincilik Ödülü
Demirciler Çarsisi Cinayeti ile 1974
Madarali Roman Armagani
Yer Demir Gök Bakir ile 1977 Fransa Elestirmenler
Sendikasi En Iyi Yabanci Roman Ödülü
Ölmez Otu ile 1978de Fransada En Iyi
Yabanci Kitap Ödülü
Binbogalar Efsanesi ile 1979 Fransa Büyük
Jüri En Iyi Kitap Ödülü
1982 Uluslararasi Cino Del Duca Ödülü
1984 Fransiz Legion dHonneur Ödülü
Commandeur payesi
1984 TÜYAP Kitap Fuari Halk Ödülü
1985 Sedat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü
Kale Kapisi ile 1986 Orhan Kemal Roman Ödülü
1988 TÜYAP Kitap Fuari Halk Ödülü
1988 Fransa Kültür Bakanligi Commandeur
des Arts et des Lettres Nisani
1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorasi
1992 11. TÜYAP Kitap Fuari Onur Yazari
1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorasi
1993 Kültür Bakanligi Büyük
Ödülü
1994 Mülkiyeliler Birligi Rüstü Koray
Armagani
1996 Türkiye Yayincilar Birligi Düsünce
Özgürlügü Ödülü
Kanun Sesi ile 1996 Akdeniz Yabanci Kitap ödülü
(Perpignan, Fransa)
1996 VIII Katalunya Uluslar arasi Ödülü
(Barcelona, Ispanya)
1996 Hellman/Hammet Baski Cesaret Ödülü,
New York
1997, Nonino Ödülü , Italya)
1997, Kenne Vakfi Düsünce ve Söz
Özgürlügü Ödülü (Uppsda,
Isveç)
1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)
1997 Norveç Yazarlar Birligi ödülü,
Wole Soyinka ile ortak
1997 Frankfurt Kitap Fuari Alman Yayincalar Birligi
ödülü
1998 Frei Üniversitesi Berlin fahri doktora
1998 Bordeaux Yayincilar Birligi Yabanci
Edebiyat ödülü
2002 Bilken Üniversitesi fahri doktora
2003 Z. Homerus Siir ödülü
2003 Savanos ödülü (Selanik)
2003 Türkiye Yayincilar Birligi Yayincilik
Emek ödülü.
RUHI SU
1912'de Van'da dogdu. 20 Eylül 1985'te Istanbul'da
yasamini yitirdi. Bas bariton, Türk hal
müzigi yorumcusu, besteci ve sair. Birinci Dünya
Savasi sirasinda ailesinin bütün
üyelerini kaybetti. 10 yasina kadar yoksul bir
ailenin yaninda büyüdü. Ilkögrenimini
Adana Öksüzler Yurdu'nda yatili olarak
yapti. Bu dönemde müzik yetenegi ve sesinin
güzelligiyle dikkat çekti. Müzik ögretmeninin
destegiyle keman dersleri aldi. Bir süre askeri
liseye devam etti. Ortaögrenimini Adana Lisesi'nde parasiz
yatili olarak tamamladi. 1936'da Ankara Müzik
Ögretmen Okulu'ndan mezun oldu. Ayni Yil
Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrasi'nda (Cumhurbaskanligi
Filarmoni Orkestrasi) kemanci olarak çalismaya
basladi. Bir süre sonra kemani birakarak
san çalismalarina yöneldi.
Ankara Devlet Konservatuvari'nda yeni olusturulan
Opera Bölümü'ne kabul edilen ilk 4 ögrenci
arasindaydi. 1942'de konservatuvardan mezun oldu,
Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde çalismaya
basladi. Birçok operada önemli roller
aldi. Hasanoglan Köy Enstitüsü'nde müzik
ögretmeni olarak çalisti.
Halk türküleriyle ilgilendi. Halk türkülerini
kendi gelistirdigi özgün üslubuyla söyleyebilmek
için saz çalisti. 1943-1945
arasinda Ankara Radyosu'nda halk türküleri söyledi.
Ilk konserini 1944'te Ankara Halkevi'nde verdi. Türkiye
Komünist Partisi'ne yönelik operasyon sirasinda
tutuklandi, operadaki görevine son verildi. 5 yil
cezaevinde yatti. 20 ay Konya'nin Çumra ilçesinde
polis gözetiminde kaldi. Uzun bir aradan sonra 1960'ta
Istanbul'da tekrar seyirci karsisina
çikti. 1981'de Avustralya'ya giderek Türk
göçmenlere konser verdi. Yurtdisinda
birçok konsere katildi. Son konseri 6 Subat
1983'te Abdi Ipekçi Baris ve Dostluk
Haftasi'nda düzenlendi. Sanat yasami
boyunca 16 45'lik plak, 12 uzunçalar plak doldurdu. Kendi
siirlerinin yanisira Nâzim Hikmet'ten,
Türk halk ozanlarindan ve diger sairlerden
çesitli siirleri besteledi. Siir, yazi
ve konusmalarini 1975'te basilan "Ezgili
Yürek" adli kitabinda topladi.
Anisina hazirlanan "Ruhi Su'ya Saygi"
kitabi da 1986'da yayinlandi
HALID ZIYA USAKLIGIL
Istanbul'da dogdu, 22 Mart 1945'te ayni kentte
öldü. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüstiyesi'ne
gitti. Tüccar olan babasinin islerinin
bozulmasi üzerine, 1879'da Izmir'e yerlestiler.
Halid Ziya orada bir süre rüstiyeye, sonra da
Fransizca ögrenmesi için rahipler okuluna
gönderildi. Fransizca'dan ilk çevirilerini
bu yillarda yapti. Tevfik Nevzat ile 1884'te Nevruz
dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çikartti.
Ilk romanlarini bu gazetede yayimladi.
Okulu bitirdikten sonra bir yandan Izmir Rüstiyesi'nde
Fransizca ögretmenligi yaparken, bir yandan
da Osmanli Bankasi'nda memur olarak çalisti.
1893'te Reji Idaresi'nde baskâtiplik göreviyle
Istanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Riza
Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk
kurdu ve 1896'da Edebiyat-i Cedide topluluguna katilarak
Servet-i Fünun dergisinde kendine genis ün saglayan
romanlarini yayimladi. 1901-1908 arasinda
yazarligi biraktiysa da II. Mesrutiyet
döneminde yeniden basladi, ancak 1923'e degin
yazdiklarini yayimlamadi. Bu
arada, Darülfünun'da estetik ve bati edebiyati
dersleri verdi. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine
onun mabeyn baskâtipligine atandi, dört
yil bu görevde kaldi. Daha sonra Reji Idaresi'nde
yönetim kurulu baskani oldu. Son yillarini
Yesilköy'deki evinde anilarini
yazarak geçirdi.
Usakligil'in Izmir'deyken yazdigi
Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Sürekâsi
gibi ilk yapitlari, karsiliksiz
sevgiyi konu alan, acikli, duygusal kisa
romanlardir. Istanbul'a geldikten sonra Sevet-i
Fünun dergisinde yayimladigi Mai
ve Siyah ile acemilik dönemini geride biraktigi
izlenir. Daha önceki yapitlarinda ön planda
gelen acikli ask serüveni, burada ikinci
plana atilmistir. Sairler, gazeteciler,
yayinevi sahipleri ve yazarlar arasinda geçen
olaylari ele aldigi bu romanda, hem o
dönemin Babiâli dünyasini,
hem de bu dünyanin gerçekleri karsisinda
yasamda yenik düsen Ahmet Cemil'in hayalci kisiliginde
bütün bir Edebiyat-i Cedide kusaginin
bakis açisini yansitmistir.
1898-1900 arasinda yazdigi Ask-i
Memnu ilk büyük Türk romani kabul edilir.
Saglam bir yapisi ve teknigi olan yapitta
zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadinin
yaslica kocasina sadik kalmak kararina
karsin, elinde olmayarak yasak bir aska sürüklenisi,
olayin psikolojik nedenleri üstünde de durularak,
gerçekçi bir biçimde anlatilmistir.
Usakligil Edebiyat-i Cedide'nin sanat anlayisi
dogrultusunda yeni bir dil yaratmaya çaba göstermistir.
Osmanlica'da bile kullanilmayan Farsça ve
Arapça sözcükler bularak, Türkçe'de
olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konusulan dilden çok
ayri, süslü ve yapay bir sanat dili olusturmustur.
Ama Ask-i Memnu'yu yazdiktan sonra dil konusundaki
görüsleri degismis, Edebiyat-i
Cedide'nin yarattigi dili asiri
süslü, agdali ve yapay buldugu için
Kirik Hayatlar'i yalin bir dille yazmaya
karar vermistir. Daha sonraki yillarda romanlarinin
yeni baskilari yapilirken de bunlarin
dilini bir ölçüde yalinlastirmak
geregini duymustur. Son romani Kirik
Hayatlar, 1901'de Servet-i Fünun'da tefrika edilirken, sansürün
karismasi yüzünden yarida
kalmis, ancak 1923'te yeniden yayimlanmistir.
Usakligil romana yazdigi önsözde,
Kirik Hayatlar'in daha önceki romanlari
gibi "hülya" ve "süs"e dayanmadigini,
tam tersine yalnizca yasami ve gerçekleri
yansittigini belirtmistir.
Usakligil pek çok öykü de yazmis
ve Bati türü öykü anlayisinin
Türkiye'de yayilmasinda rol oynamistir.
Öykülerinin konusunu ve kisilerini daha çok
halkin fakir kesiminden almis, bu insanlarin
acilarini dile getirmeye çalismistir.
Romanlarinda Usakligil'in ilgi alani
dardir. Kisilerini ve onlarin sorunlarini
islerken sinirli bir yasanti
çerçevesinin disina çikmaz.
Duyarli genç kadin ve erkeklerin askta
ugradiklari hayal kirikligi
baslica temasi olmustur. Ancak ask
konusunda görüsünün romantiklikten gerçeklige
dogru bir degisim geçirdigi gözlemlenir.
Ilk romanlarinda daha platonik ve romantik olan
ask iliskileri, son iki romaninda yasak askla
noktalanan cinsel bir tutkuya dönüsür.
Yasanti alaninin darligina
karsin, Usakligil Türk romaninin
öncüsü sayilmistir.
Çünkü ondan önce, romani bir sanat
yapiti kabul ederek onun kadar ciddiye alan, bir
sanatçi titizligiyle romanin yapisina
ve teknigine gereken önemi veren baska bir Türk
yazari olmamistir.
Eserleri
-Romanlari
Nemide
Bir Ölünün Defteri*Ferdi ve Sürekasi
Mai ve Siyah
Ask-i Memnu
Kirik Hayatlar
-Hikayeleri
Bir Izdivacin Tarih-i Muasakasi
Bir Muhtiranin Son Yapraklari
Nakil (4 Cilt yerli ve yabanci öyküler)
Bu Muydu
Heyhat
Küçük Fikralar (3 Cilt)
Bir Yazin Tarihi
Solgun Demet
Bir Sir-i Hayal
Sepette Bulunmus
Bir Hikaye-i Sevda
Hepsinden Aci
Onu Beklerken
Aska Dair
Ihtiyar Dost
Kadin Pençesi
Izmir Hikayesi
-Hatiralari:
Kirk Yil
Bir Aci Hikaye
Saray ve Ötesi
-Denemesi:
Sanata Dair
MEHMET EMIN YURDAKUL
13 Mayis 1869da Istanbulda dogdu.
14 Ocak 1944te Istanbulda yasamini
yitirdi. Zincirlikuyu Mezarliginda topraga
verildi. Milli Edebiyat ve Türkçülük akiminin
önde gelen temsilcisi. Mektebi Mülkiyenin idadi
bölümünden ayrildi. Devlet memuru
oldu. Ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Siirleriyle
Istanbul hükümetini elestirince 1907de
Erzurum rüsumat nazirligina atanarak
Istanbuldan uzaklastirildi.
Ikinci Mesrutiyetin ilanindan sonra
ayni görevle bu kez Trabzona gönderildi.
31 Mart Olayinin ardindan 13 Nisan
1909'da Istanbula çagrildi.
Bahriye Nezareti Müstesarligi'na
atandi. Hicaz ve Sivasta valilik yapti. 1910'da
Istanbul'a döndü. Türk Yurdu Cemiyeti ve
Türk Ocaginin kuruculari arasinda
yer aldi. Türk Yurdu dergisinin yayin sorumlulugunu
üstlendi. Ittihat ve Terakki ile anlasmazliga
düsünce 1912'de Erzurum Valiligi'nden emekliye
ayrildi. 1914'te Osmanli Meclis-i Mebusaninda
Musul milletvekili oldu. Aralik 1919'da Türk Firkasi'ni
kurdu. Istanbul'un isgalinden sonra 1921'de Anadolu'ya
geçti. Antalya, Adana, Izmir çevresinde çalisti.
Cumhuriyetin ilk yillarinda Sarkikarahisar,
sonra da Urfa ve Istanbul milletvekili oldu. Ölümüne
kadar milletvekili olarak kaldi. Yazmaya siirle basladi.
Ilk siiri 1897de Servet-i Fünun dergisinde
yayinlandi. Döneminin siir anlayasinin
disina çikti, hece ölçüsüne
dayali yalin bir Türkçe kullandi.
Türk edebiyatina halkin sesini getiren gerçekçi
bir sair olarak degerlendirildi. Osmanlicilik
ve Islamcilik akimlarina karsi
Türkçülügü savunan siirler
yazdi. Cosku, ulusal duygular, kahramanlik,
yüreklendirme ve ögreticilik ögelerini
ön plana çikardi. Siire biçim
yenilikleri de getirdi. Dörtlük geleneginin disina
çikarak üçer, altisar,
sekizer dizeden kurulu siirler yazdi. Milli edebiat
akimi ve Türkçülügün
önde gelen temsilcileri arasinda yer aldi.
"Türk Sairi", "Milli Sair"
diye bilinir.
ESERLERI
SIIR:
Türkçe Siirler (1899-1918)
Türk Sazi (1914)
Ey Türk Uyan (1914)
Tan Sesleri (1915, 1956)
Ordunun Destani (1915)
Dicle Önünde (1916)
Hastabakici Hanimlar (1917)
Turana Dogru (1918)
Zafer Yolunda (1918)
Isyan ve Dua (1918)
Aydin Kizlari (1919)
Mustafa Kemal (1928, siir ve düzyazi)
Ankara (1939)
DÜZYAZI:
Fazilet ve Asalet (1890)
Türkün Hukuku (1919)
Kral Corca (1923)
Danteye (1928)
HALIDE EDIP ADIVAR
Istanbul'da dogdu. Kimi kaynaklara göre dogum
yili 1884'tür. Ingiliz terbiyesiyle
yetismesini isteyen babasi onu Üsküdar
Amerikan Kiz Koleji'nde okuttu. Orada Riza Tevfik'den
(Bölükbasi) Fransiz edebiyati
dersleri aldi ve Dogu'nun mistik edebiyatini
dinledi. Sonradan evlendigi Salih Zeki'den de matematik dersleri
aliyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya
basladigi kadin haklariyla
ilgili yazilardan ötürü gericilerin düsmanligini
kazandi. 31 Mart Ayaklanmasi'nda bir süre için
Misir'a kaçmak zorunda kaldi. 1909'dan
sonra egitim alaninda görev alarak ögretmenlik,
müfettislik yapti. Balkan Savasi
yillarinda hastanelerde çalisti.
Gerek bu çalismalari, gerekse müfettisligi
sirasinda Istanbul semtlerini dolasmasi,
ona çesitli kesimlerden insanlari tanima
firsatini verdi. 1919'da Sultanahmet Meydani'nda,
Izmir'in isgalini protesto mitinginde yaptigi
etkili konusma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya
kaçarak Kurtulus Savasi'na katildi.
Kendisine önce onbasi, sonra da üstçavus
rütbesi verildi. Savasi izleyen yillarda
Cumhuriyet Halk Firkasi ve Atatürk ile siyasal
görüs ayriligina düstü.
1917'de evlenmis oldugu ikinci kocasi Adnan Adivar
ile birlikte Türkiye'den ayrildi. 1939'a kadar
dis ülkelerde yasadi. O yillarda
konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafindan
Hindistan'a çagrildi. 1939'da Istanbul'a
dönen Adivar 1940'ta Istanbul Üniversitesi'nde
Ingiliz Filolojisi Kürsüsü baskani
oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bagimsiz
milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmis
ve 1964'te ölmüstür.
Adivar'in Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve
Son Eseri (1913) gibi ilk romanlari ask öyküleri
anlatan yapitlardir. Yazar kahramanlarini
yakip yikan bir sevgiyi dile getirmek istedigi
için kisilerin iç dünyasina yönelir
ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüsmesini
sergiler. Bu yapitlarin önemli özelligini,
birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarinda
bulunmayan kadin kahramanlarda aramak dogru olur. Yazarin
asil amaci kadin kahramanlarin kisiliklerini
erkeklerin gözüyle degerlendirmek oldugu için,
romanlarinin anlaticisi olarak
bu kadinlara âsik erkekleri seçer
ve firtinali bir ask öyküsünü
onlarin ani defterlerinden ya da mektuplarindan
anlatir. Erkek (bazen kadin da) evli oldugu
için, kaçinilmasi olanaksiz
bir iç çatisma, romanlarin moral
sorununu olusturur ve roman ya kadinin ya
da erkegin ölümüyle biter. Adivar'in,
biraz kendi oldugunu iddia edilen bu kadin kahramanlari,
yazarin o dönemde ideal saydigi
Türk kadinini temsil ederler. Seviye
Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her seyden önce
güçlü kisiligi olan, haklarini
savunan, Bati terbiyesi almis, ama Batililasmayi
giyim kusamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir
sanat alaninda yetenek sahibi, yabanci dil bilir,
kültürlü ve çekici kadinlardir.
Adivar 1910 yillarinda Ziya Gökalp,
Yusuf Akçura ve Ahmet Agaoglu ile birlikte Türk
Ocagi'nda çalismaya basladiktan
sonra yazdigi Yeni Turan adli romaninda
(1912) yurt sorunlarina egilir. II. Mesrutiyet
döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan
adli idealist bir partinin program ve çalismalarini
anlatirken yeni bir Türkiye'nin hangi saglam temellere
oturtulmasi gerektigi hakkinda o zamanki görüslerini
açiklamak firsatini bulur.
Atesten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarinda
Kurtulus Savasi sirasinda Anadolu'da
tanik oldugu olaylari, direnisleri, kahramanliklari,
ihanetleri anlatirken kendi gözlemlerinden yararlandigi
için daha gerçekçidir. Bununla birlikte,
bir ask sorununun asildigi
bu yapitlarda da yüceltilmis kadin kahraman
yerini korur. Ancak simdi, yine olagan disi
bu kadin, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsilan
kültürlü bir sanatçi olarak degil,
milli dava pesinde erdemlerini kanitlayan ya da Anadolu'da
düsmana karsi savasan bir yurtsever
olarak çikar karsimiza.
Adivar'in ilk yapitlarinda Türk
okuruna sundugu bir yenilik yarattigi bu
kadin imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karsit
olarak algilanan degerleri uzlastirdigi
için önemliydi. Osmanli -Islam geleneklerine
göre ev kadini olarak yetistirilmis
basit ve cahil kadin, o dönemin aydin kesiminin
gözünde geri kalmis bir uygarligin
simgesi gibiydi. Öte yandan Batililasmis
"asrî" kadin da köklerinden kopmus,
degerlerini sasirmis, namus
anlayisi kusku uyandiran bir
kadindi. Adivar'in kahramanlari
iste bu çeliskiyi kendilerinde uzlastirmakla
bir özleme cevap veriyorlardi. Çünkü
bunlar hem Batililasmis hem de
milli degerlerine bagli kalmis, hem
serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlaki
saglam kadinlardi. Gerektiginde bir erkek
gibi spor yapan, ata binen bu kadinlar üstelik disiliklerini
de korumayi basarmislardir.
Adivar'in en ünlü romani Sinekli
Bakkal'da (1936) ileri bir adim attigini,
yeni bir asamaya vardigini görürüz.
Ilk romanlarinin olay örgüsü
bir iki kisi arasindaki bireysel iliskilere
bagli olarak gelisirken, II. Abdülhamid
dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu
sergileyen Sinekli Bakkal'in olay örgüsü
siyasal, düssel, toplumsal sorunlarla örülmüs
olarak gelisir. Romanin okuru en çok çeken
yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konaklari
ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamaninin
Istanbul'u anlatmasidir. Ne var ki yazarin
amaci bir dönemin Türk toplumunu yansitmak
degildir yalnizca. Bu felsefi romanda çevrelerin
bir islevi de belli degerlerin temsilcisi olmaktir.
Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancil degerleri
sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den
Hilmi ve arkadaslari devrimci aydinlari;
saray çevresi ise, yozlasmis yönetici
kesimi temsil eder. Roman iki kisma ayrilmistir.
Birinci kismin ana temasi Abdülhamid'in
istibdat idaresi karsisinda siddete
basvurarak devrim yapmanin geçerliligi
sorunudur. Gerçi Adivar içtenlikle ezilen
halktan yanadir, ama gelenekçiligi ve savundugu
mistik dünya görüsü siddete basvurarak
devrim yapmayi onaylamasina izin vermez. Romanda
II. Mesrutiyet'in ilani "asirlarin
kurdugu müesseselerin köklerini" söken,
"içtimaî ve siyasî nizam ve intizami"
altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Dogru tutum
Mevlevî tarikatindan Vehbi Dede'nin yaptigi
gibi "herhangi bir hayat firtinasini
sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden degil
evrimden yanadir. Romanin ikinci kisminda
yozlasmis saray çevresi sergilenirken
ana tema olarak Rabia ile Peregrini iliskisi gelisir
ve evlilikle son bulur. Bu evliligin simgesel anlami
Bati ile Dogu'nun bilesimi olarak yorumlanmistir.
Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insanî ananeler"
dedigi geleneklere bagli Sinekli Bakkal mahallesindeki
cemaat yasamina hayran olmasi, Müslümanligi
kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerlesmesi,
daha çok Dogu degerlerinin üstünlügüne
isaret sayilmaktadir. Ne var ki yazar, Rabia
ile Peregrini'nin sevisip evlenmelerine inandirici
bir hava verememistir. Farkedilir ki, olaylar yazarin
kafasindaki bir görüsü dile getirmek
için tertiplenmekte ve Dogulu kadin ile Batili
erkek yazarin tezi geregi sevistirilip evlendirilmektedirler.
Birinci kisimda olay örgüsünün
dogal gelisimi, farkli dünya görüslerine
sahip kisiler arasindaki çatismadan
dogan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kisimda
yerlerini, zorlama izlenimi veren bir iliskiye ve saray
çevresinin tanitilmasina birakinca
romanin sanatsal düzeyi düser.
1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal
Türkiye'de en çok baski yapan roman olmustur.
Sinekli Bakkal'i izleyen romanlarin ise yazarin
ününe katkida bulunacak nitelikte olduklari
söylenemez.
ESERLERI
ROMAN:
Heyula (1908)
Raikin Annesi (1909)
Seviye Talip (1910)
Handan (1912)
Yeni Turan (1912)
Son Eseri (1913)
Mevud Hüküm (1918)
Atesten Gömlek (1923)
Vurun Kahpeye (1923)
Kalp Agrisi (1924)
Zeynonun Oglu (1928)
Sinekli Bakkal (1936)
Yolpalas Cinayeti (1937)
Tatarcik (1939)
Sonsuz Panayir (1946)
Döner Ayna (1954)
Akile Hanim Sokagi (1958)
Kerim Ustanin Oglu (1958)
Sevda Sokagi Komedyasi (1959)
Çaresaz (1961)
Hayat Parçalari (1963)
ÖYKÜ:
Izmirden Bursaya (Yakup Kadri, Falih Rifki
ve Mehmet Asim Us ile birlikte, 1922)
Harap Mabetler (1911)
Daga Çikan Kurt (1922)
OYUN:
Kenan Çobanlari (1916)
Maske ve Ruh (1945)
ANI:
Türkün Atesle Imtihani (1962)
Mor Salkimli Ev (1963)
ABDÜLHAMIT ADNAN ADIVAR
1882'de Geliboluda dogdu. 1955'te Istanbulda
yasamini yitirdi. 1905'te tibbiyeyi
bitirdi ve Avrupaya gitti. Berlin Tip Fakültesinde
iç hastaliklari asistani oldu. 1908den
sonra Istanbula döndü, Tip Fakültesine
profesörlük, mütareke yillarinda
Osmanli Meclis-i Mebusaninda Istanbul
mebuslugu yapti. Istanbulun isgali
üzerine esi Halide Edip Adivar ile Anadoluya
geçti. Birinci Büyük Millet Meclisi hükümetinin
saglik bakani oldu. Terakkiperver Cumhuriyet
Firkasinin kuruculari arasinda
yer aldi. Partisinin kapatilmasindan sonra
1926da tekrar Avrupaya gitti. Izmirde
Mustafa Kemal Atatürke karsi düzenlenen
suikast girisiminden sorumlu tutuldu. Bu suçlamadan
beraat etmesine karsin 1939a kadar Ingilterede
kaldi. Yurda döndükten sonra 1940ta Islam
Ansiklopedisi yazi kurulu baskanligina
getirildi. Son yillarinda günlük gazetelerde
yazilar yazdi.
ESERLERI
ARASTIRMA-INCELEME:
Osmanli Türklerinde Ilim (1943)
Tarih Boyunca Ilim ve Din (1944)
ELESTIRI-MAKALE:
Bilgi Cumhuriyet Haberleri (1945)
Dur Düsün (1950)
Hakikat Pesinde Emeklemeler (1954)
ÇEVIRI:
Bertrand Russelden Felsefe Meseleleri (1935
EVLIYA ÇELEBI
1611de Istanbulda dogdu. 1682de,
Misirdan dönerken yolda ya da Istanbulda
öldügü saniliyor. Asil
adi Evliya Çelebi Dervis Mehmed Zillî.
Ailesi Kütahya'dan gelip saraya yerlesti. Babasi
sarayda kuyumcu olan Mehmet Zillî. Özel ögrenim
gördü. Bir süre medresede okudu, babasindan
tezhip, hat ve nakis sanatlarini ögrendi.
Musiki ile ilgilendi, hafiz oldu. Enderuna alindi.
Dayisi Melek Ahmed Pasa araciligiyla
Sultan 4'üncü Murat'in hizmetine girdi. Gezmeye
ilgisi çocuklugunda babasindan ve yakinlarindan
dinledigi öyküler, söylenceler ve masallardan
kaynaklanir. Seyahatnamenin giris bölümünde
gezi merakini bir rüyaya baglar. Kendi
anlatiminina göre, bir gece rüyasinda
Hazreti Muhammedi gördü. "Sefaat ya
Resulallah" diye sefaat isteyecekken, sasirip
"Seyahat ya Resulallah" dedi. Böylece birçok
ülkeyi gezme, tanima firsati buldugunu
yazar. 1635te, yani 24 yasindaki iken önce
Istanbulu dolasmaya, gördüklerini,
duyduklarini yazmaya basladi. 1640ta
Bursa, Izmit ve Trabzonu gezdi. 1645te Kirima
Bahadir Girayin yanina gitti. Yakinlik
kurdugu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara
çikti. 1646da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade
Mehmed Pasanin muhasibi oldu. Dogu illerini,
Azerbaycanin, Gürcistanin kimi
bölgelerini gezdi. Gümüshane, Tortum yörelerini
dolasti. 1648te Istanbula dönerek
Mustafa Pasa ile Sama gitti, üç
yil bölgeyi gezdi. 1651den sonra Rumeliyi
dolasmaya basladi, bir süre Sofyada
bulundu. 1667-1670 arasinda Avusturya, Arnavutluk, Teselya,
Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.
50 yillik seyahat
Gezileri 50 yil sürdü. Gezilerinde karsilastigi
toplumlarin yasama düzenini ve özelliklerini
yansitan gözlemler yapti. Kültürleri,
günlük yasayislari inceledi
ve ünlü Seyahatnamesinde yazdi. Seyahatnamenin
üslubu, Divan edebiyati düz yazilarinin
tersine son derece sadedir. Dili kolayca anlasilir.
Konusma diline yakin, akici bir üslup
kullandi. Anlatimlarinda kimi zaman mizah
unsurlarina da yer verdi. Gözlemlerine, kendi düsünce
ve çikarmalarini da ekledi. Anlatimini
belli bir zaman dilimiyle sinirlamadi. Seyahatnamede
geçmisle gelecek, simdiki zamanla geçmis
iç içedir. Yapisi geregi Seyahatname
bir kültürel derleme niteligindedir. Içinde,
gidilen yerlerde dinlenen halk öyküleri, türküler,
halk siirleri, söylenceler, masallar, maniler, halk
oyunlari unsurlari, giyim-kusamla ilgili özellikler,
dügün-cenaze törenleri, yerel oyunlar, inançlar,
komsuluk baglantilari, toplumsal davranislar,
sanat ve zanaat özellikleri de vardir. Ayrica
gezilen bölgelerdeki evler, cami, mescid, çesme,
han, saray, konak, hamam, kilise, manastir, kule, kale,
sur, yol, havra, köprü gibi çevresel yapilari
da inceler. Seyahatnamesi, yalnizca 17'nci Yüzyil
Osmanli dünyasi için degil, Kafkasya,
Arap ülkeleri, Balkanlar ve Orta Avrupa bakimindan
da önemli bir tarihsel cografya-kültür haritasi
niteligindedir.
ESERI:
Seyahatname (10 cilt. Ilk sekiz cilt 1898-1928, son iki
cilt 1935-1938
AHMET OKTAY
21 Ocak 1933te Ankarada dogdu. Ögrenimini
lisede yarim birakarak çalismaya
basladi. Ankara'da Istatistik Genel Müdürlügü'nde
(bugünkü DIE) görev yapti. 1961'de
Yeni Istanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento
muhabiri" olarak profesyonel gazetecilige basladi.
Ankara Ekspres, Iktisat ve Piyasa, Vatan gibi gazetelerde
muhabir olarak çalisti. 1975te
Istanbul Radyosu'na geçti. Siyasal iktidar degisince
TRTden istifa ederek önce Akajans, ardindan
da Dünya gazetesi haber müdürlügü
görevlerini yürüttü. 1978de yeniden
TRTye döndü. 1982de emekliye ayrildi.
Daha sonra Milliyet gazetesine geçti. 1993'te yaziisleri
müdürlerinden biri oldugu Milliyetten de ayrildi.
Yazmaya ortaokul siralarinda basladi.
Ilk siirleri, 1949-1950 arasinda "Gerçek"
dergisinde yayinlandi. Ilk yazisi
1950'de "Güney" dergisinde çikti.
"Disi Kurt" adli oyunu 1974'te Ankara Devlet
Tiyatrosu'nda sahnelendi. 1950'lerde yazdigi
siirlerde Ahmed Arif'ten etkilendigi gözlenirken,
1960'lardan sonra toplumsal gerçekçi bir yaklasimla
Ikinci Yeni'ye yöneldi. Zengin sözcük dagarcigini
destansi bir söyleyisle ustaca degerlendirdi.
Siirinin olgunluk döneminde biçim gösterilerine
kaçmadan yalin bir teknikle yazdi.
ESERLERI
SIIR:
Gölgeleri Kullanmak (1963)
Her Yüz Bir Öykü Yazar (1964)
Dr. Kaligarinin Dönüsü (1966)
Sürgün (1979)
Sürdürülen Bir Sarkinin Tarihi
(1981)
Kara Bir Zamana Alinlik (1983)
Yol Üstündeki Semender (1987)
Agitlar ve Övgüler (1991)
Bir Sanri Için Gece Müzigi (1993)
Toplu Siirler (1995)
Gözüm Segirdi Vakitten (1996)
Söz Acida Sinandi (1996)
Az Kaldi Kisa (1996)
Hayalete Övgü (2001)
INCELEME-ARASTIRMA:
Bir Yazinin Arayislari
(1981)
Yazin, Iletisim, Ideoloji (1982)
Yazilanla Okunan (1983)
Toplumcu Gerçekçiligin Kaynaklari (1986)
Kültür ve Ideoloji (1987)
Toplumsal Degisme ve Basin (1987)
Karanfil ve Pranga (1990)
Raffaellonun Direnisi (1990)
Zamani Sorgulamak (1991)
Kabul ve Red (1992)
Sair ile Kurtarici (1992)
Sanat ve Siyaset (1993)
Cumhuriyet Dönemi Edebiyat-1923/1950 (1993)
Türkiyede Popüler Kültür (1993)
Medya ve Hedonizm (1995)
Siddet, Söz, Yasam (1995)
Insan, Yazar, Kitap (1995)
Israfilin Sûru (1997)
Seytan, Melek, Soytari (1998)
Siyasal Islama Itirazlar (2000)
Modernist Tahayyüle Itirazlar (2000)
Sairin Kani (2001)
ANI-ANLATI:
Gizli Çekmece (1991)
GÜNLÜK:
Gece Defteri (1998)
OYUN:
Kurt Disi (1971-1973te Devlet Tiyatrolarinda
sahnelendi)
ÖDÜLLERI
1964 Yeditepe Siir Armagani, Her Yüz Bir
Öykü Yazar ile
1987 Behçet Necatigil Siir Ödülü,
Yol Üstündeki Semender ile
1991 Türkiye Yazarlar Birligi Yilin Sairi
Ödülü, Agitlar ve Övgüler
ile
NAMIK KEMAL
Namik Kemal 21 Aralik 1840ta Tekirdagda
dogdu. Babasi Müneccimbasi Mustafa
Asim Bey, annesi Fatma Zehra Hanimdir.
Annesini pek küçük yasta kaybettigi
için, çocuklugunu anne tarafindan dedesi
olan ve valilik görevlerinde bulunan Abdüllâtif
Pasanin yaninda geçirdi. Ilk
ögrenimini Istanbulda yaptiktan sonra,
özel dersler almaya basladi. Dedesi ile birlikte,
Kars ve Sofyada bulundu. 1857de, Istanbula
döndü. Özel olarak tamamiyla klasik bir
edebiyat ögrenimi görmüs olan Kemalin
yazdigi siirlerin sayisi
da, bu sirada, oldukça kabarikti.
Bati dünyasiyla henüz hiçbir temasi
olmadigi için eski edebiyati devam
ettirenlerin çevresine girdi ve Leskofçali
Galip Beyle çok yakin bir dostluk kurdu. 1861de,
ayni sairin sefliginde kurulmus olan
Encümen-i suarâ adli özel bir sairler
toplulugunda da yer aldi.
Ayni yillarda Terceme Odasina girdi. Bu devlet
dairesinde, Batiyi taniyan fen ve terakki
hayrani kimseleri tanimak firsatini
buldu. Namik Kemal, bu hazirliklardan sonra,
Bati fikirlerinin öncüsü olan Sinasiyle
tanisti. Sinasiden ömrü
boyunca benimsedigi fikirler edindi ama bu aldigi
fikir ve mantigi kendi mizacindan geçirerek
bir heyecan firtinasi haline soktu. Bu tanismadan
sonra eski edebiyat çevresiyle ilgisini keserek Tasvîr-i
Efkârda yazmaya baslayan Namik Kemal,
asil mücadele sahasi olan gazetecilige
ayak basmis oluyordu. 1865te Sinasi Parise
gidince, gazeteyi tek basina çikarmaya
devam etti. Sinasi Tasvir-i Efkâr-i Kemale
birakinca, gazetenin temkinli ve sakin havasi
birdenbire degisti. Hükümetin politikasi
aleyhine yazdigi yazilar gözden
kaçmiyordu. Nitekim Sark meselesi
ni heyecanla ele almasi yüzünden Tasvir-i Efkâr
kapatildi ve Namik Kemal, Erzurum Vali Muavinligine
tâyin oldu.
Ayni tarihte, Ali Suavi ve Ziya Pasanin
da bulundugu Yeni Osmanlilar Cemiyetinin kuruculari
arasina da girdi. Yazi ve eserlerinde ileri sürdükleri
amaç: bir anayasa yapilamasini saglamak,
Millet Meclisini kurmak, kisacasi Mesrutiyet
idaresini getirmekti.
1867 mayisinda, cemiyetin hükümetçe
haber alinmasi üzerine, Misirli
Prens Mustafa Fazil Pasanin destegini
de alarak arkadaslariyla Parise kaçtilar.Burada
Muhbir, kisa süre sonra da Londraya geçerek,
orada Ziya Pasa ile birlikte Hürriyet gazetesini çikardi
(1868) ve siyasî muhalefetine devam etti.
Sonralari bir takim fikir ve mizaç ayriliklari
ile bütün arkadaslarindan ayrilan
Namik Kemal Istanbula dönüsünde
takip edilmeyecegine dair Ali Pasanin yakinindan
teminat alip 1870te, Sadrazam Alî Pasa
ile barisip Istanbula döndü.
Onun ölümünden sonra, Ibret gazetesini çikararak
(1872), tekrar muhalefete basladi. Bu sirada
iktidarda kötü bir sadrazam, Mahmut Nedim Pasa
bulunuyordu. Onun bilhassa Rusyayi destekleyici davranislari
Ibretçileri kudurtuyor ve sert bir muhalefete sevk
ediyordu. Bu yüzden Ibret kapatildi
ve Kemal Gelibolu mutasarrifligina yollandi.
1873te ilk piyesi Vatan Yahut Silistrenin oynamasi
üzerine, Kibrista Magosa kalesine hapsedildi.
Otuz sekiz ay süren bu kalebendlik hayati, onun edebî
çalismalarinin en verimli zamanidir.
Diger bes piyesiyle birlikte, ilk romanini
(intibâh) ve bazi tenkid eserlerini de bu sirada
yazdi. 1876da, V. Muratin tahta çikmasi
üzerine, serbest birakilarak Istanbula
döndü.
II Abdülhamitin ilk zamanlarinda, Ziya Pasa
ile birlikte, Kanun-i Esasî encümeni (ilk Türk
Anayasasini hazirlayan komisyon) nde
çalisti. Fakat padisahin
aleyhinde bulundugu yolundaki bir ihbarla, tevkif ve muhâkeme
edildi. (1877).Beraat etti ise de, Istanbulda birakilmayarak,
ayni yil, Midilli adasinda önce ikamete
memur ve sonra da oraya mutasarrif tayin edildi. Rum ahalinin
sikâyetleri üzerine Rodosa (1884), oradan
da Sakiza (1887) nakledildi ve 2 Aralik 1888de
orada öldü. Mezari Bolayirdadir.
KISILIGI
El attigi her konu ve her temayi, bir
elektrik akimi geçirircesine alevlendirmis
hem yakici hem de sirayet edici bir hale koymustur.
Namik Kemal fikirlerini yasamis, ülkülerinin
kahir ve çilesini çekmis adamdir.
Edebiyatimiz, zulme ve keyfî idareye karsi
heybetle bas kaldiran ilk örnegi onda görmüs
ve o ölçüde bir hürriyet kahramanini
sonradan görememistir.
Tevekkül ve durgunlugu silkip atan, gelecege dogru
sert adimlarla yürüyen, iyimser ve dürüst
bir insan tipini eserleri ve hayatiyla getirmeye çalisan
Kemal, bunu basarmistir. Ona göre
ülküsü olmayan kisi hayvandan farksizdir.
Bütün hayatini dolduran ve kendisine bir
an rahat yüzü göstermeyen mücadelesine elinden
geldigi kadar, sahsî hirslarini
ve asla menfaat güdülerini katmamistir.
Yüz yildan beri efsanelesen Namik Kemal
ismi karsisinda nesiller hâlâ
gögüslerini dügmelemek lüzumunu duyuyorlarsa,
bu, ücadelesinin sahsî degil, millî
olusundandir.
Sanatkâr olmaktan çok, bir hareket adami olan
Namik Kemal herseyden önce gazeteci ve politikacidir.
Her eserini ayri bir heyecan aninda yazmis
ve, her eseri ile ayni temel gayeye hizmet etmek istemistir.
FIKIRLERI
Kemalin bütün yazilari: gelisim,
yurtseverlik, hürriyet, mesrutiyet, siyasi bagimsizlik,
Osmanlicilik, Islamcilik,
maarif, iktisat, kahramanlik konulari etrafinda
döner. Bunlar felesefi degil sosyal fikirlerdir. Hepsi
de toplumdaki aksakliklari gidermek için
bulunmus çözüm tarzlaridir.
Namik Kemal, bu fikirlerini temelden ve ilk yetisme
çaginda degil, ömrü boyunca edinmistir.
Çogunu ilk makalelerinde kullanmis sonra
(siiri de dahil olmak üzere) sanat eserlerine geçmistir.
Savundugu her düsüncede can ve basla
israr etmistir. Her fikrini temsil eden kahramanlari,
roman ve piyeslerinde yasatmistir.
Kemal eline kiliç almadigi
halde bazi büyük kumandanlar gibi katî
netîceli bir mücadele kazanmistir.
Bu netîce Türk vataninin ve Türk
istiklâlinin dâhilî ve hâricî düsmanlarina
karsi, vatan, millet ve hürriyet sevgisiyle
beslenmis bir milletin, bütün kayiplarina
ragmen edebiyat yoluyla bir millî suûr kazanmasi
hâdisesidir.
VATAN FIKRI
Namik Kemale göre vatan, sâdece üzerinde
dogulan ve yasanilan yer degildir: Vatan,
kendi çocuklari olan insanlar arasinda dil
birligi, menfaat birligi, fikir ve sevgi kardesligi
yaratan, mukaddes bir topraktir ki her tasi
için bir can verilmis; her avuç topragi
bir ecdad vücûdundan yâdigâr kalmistir.
Kemalde iki türlü vatan anlayisi
görülür:
1-Din ve soy farki olmaksizin, bütün
Osmanli ülkeleri
2-Bütün Müslümanlarin yasadigi
vatan.
Kemale göre: Osmanli vatanini
kurtarmak ve feda olurcasina savunmak Islam
vatanini ise bir ülkü olarak gönülde
yasatmak gerekir.
HÜRRIYET FIKRI
Rousseau ve diger Fransiz ihtilalcileri gibi Kemal
de Insanin dogustan hür olduguna
inanir. Ona göre Zulüm ve adaletsizlik
yapilarak hürriyet fikri insanliktan kaldirilamaz.
Namik Kemal hürriyet duygusuyla öylesine coskundur
ki hürriyet, mesrutiyet hatta cumhuriyet rejimlerinin
o devir Türkiyesi bakimindan akla gelebilecek
mahzurlarini, muhtelif makalelerinde müzakere
ve münakasa ettigi halde yine neticeye çabuk
varmak fikrinden vazgeçmemis, hiç olmazsa
bu fikirleri sert bir sekilde ve erken bir zamanda söylemekten
kendini almamistir.
MESRUTIYET FIKRI
Namik Kemale göre; kisiler, toplum haline
geçerken aralarinda huzur ve düzeni saglamak
için bir sözlesme yapmislardir.
Bundan devlet dogmustur. Su halde devlet, fertlerin
temel hak ve hürriyetlerine dokunamaz. Tersine, onlari
korumakla yükümlüdür.
SIYASI BAGIMSIZLIK FIKRI
Çagindaki Osmanli siyasetine büyük
devletlerin sik sik karismasi
Namik Kemali çileden çikarmis
ve devletin milli çikarlarimiza uygun
bir siyaset gütmesi için heyecanli makaleler
yazmistir.
OSMANLICILIK FIKRI
Namik Kemale göre: Osmanli (Türk)
bayragi altinda yasayanlarin hepsi
tek bir millettir. Irk, din, dil, ayriliklari
bu birlesmeye engel olamaz. Ayni vatanda, ortak menfaatler
içinde esit haklarla yasayan insanlar, bir
millet teskil ederler.
ISLAMCILIK FIKRI
Bu fikir, hem bir ülkü hem de siyasi amaçtir.
Bir yandan Islam milletleri arasinda maddi manevi
kültür baglari, öte yandan sömürgeci
Avrupaya karsi bir Islam direnmesi kurmak
emelini güder. Namik Kemal, bu Islam birligine,
Osmanlilarin önderlik etmesini istemektedir.
Bunlarin haricinde sairin iktisat, maarif, milli
lisan anlayisi, yeni edebiyat taraftarligi
gibi konular üzerine de yazilari ve fikirleri
bulunmaktadir.
NAMIK KEMAL VE TIYATRO
Namik Kemal, tiyatronun modern bir tiyatro haline gelmesi
için büyük çaba harcamistir.
Avrupaya kaçana kadar yalniz siir ve
politika ile ugrasan Kemal, döndükten sonra
tiyatro ile de yakindan ilgilenmeye basladi.
Bunun için oynanmak üzere piyesler yazmaktan da geri
durmamistir.
Kemal ancak Avrupaya kaçtiktan sonra ciddi
sahne eserlerinin seyircisi olabildi ve tiyatronun gerçek
degerini kisa zamanda kavrayabildi. Orada tiyatro sadece
bir eglence araci degil, ayni zamanda, seyircilerin
kültür seviyesini yükselten, ciddi bir olaydi.
Tiyatronun bu yönü, Kemali hayran birakti.
Her gün binlerce insana hitap eden bu müesseseler adeta
birer okuldu. Edebi çalismalarinda
Tanzimatin sosyal prensiplerine bagli
bulunan Kemalin, tiyatroyu da bu yönden görmesi
kadar tabii bir sey olamaz.
Ona göre ciddi bir tiyatro eseri, seçkin bir topluluga
belli düsünceleri asilamak için,
en faydali eglence idi. Bu eglence
fikrine ragmen Namik Kemalin tiyatrosu bir dava
tiyatrosudur. O eserlerinde vatanperverlik, Islam ittihadi,
insan haklari gibi inandigi belli basli
seylerle cemiyetimizin kalkinmasi için
lüzumlu gördügü fikirlerini veya geleneklere
karsi tenkitlerini tek bir nutkun birkaç agza
taksimi denebilecek tarzda söyler.
Bu itibarla piyeslerin sahislarini
Kemalin fikirlerine ve onlarin antitezlerine indirmek
mümkündür. Buna ragmen bu piyesler dis
manzarasiyla epeyce degisiklik gösterirler.
Hemen hemen hiçbiri öbürünün mevzusunu
tekrarlamadigi gibi bir kisma da ancak
dolayisiyla ideolojiktir. Vatan Yahut Silistre
muhasara altinda bulunan bir kalenin fedakarliklarla
kurtulusudur. Zavalli çocuk kisisel
mutluluk meselesini konu edinen bir eserdir. Gülnihalin
konusu, XVIII. asir sonu veya XIX. asir basinda
yari feodal bir Rumeli sehrinde geçen zulme
karsi bir isyan vakasidir. Âkif
Bey ise sadece bir karakterin etrafinda döner,
öyle ki piyesin Kemalin vatan ve millet sevgisini aksettiren
kisimlari vakaya eklenmis hissini
birakir. Celal, vazife ugrunda yapilan
mücadeleleri anlatir. Ne zaman yazildigi
bilinmeyen Karabela ise bir tutku, ihtiras dramidir.
Gizli ve açikça telkin ettigi fikirlerin
daima agir basmasina ragmen Kemal bu piyeslerinde
ask ve ihtirasa çok genis bir yer ayirmis,
onu türlü görünüslerde vermeye
çalismistir.
Kemalin tiyatroda sevdigi sairler Shakspeare,
Hugo ve Corneilledir. O Fransiz Klasiklerini aralarinda
mukayese yapacak kadar tanimakla beraber romantik drami
tercih ediyordu. Bu itibarla zaman, mekan ve mevzu birliklerinin
ve klasik tiyatronun örgüsünde esas olan ifade
seçkinliginin aleyhinde idi. Fakat hiçbir zaman
Shakspeare tiyatrosunun sahne seklini de kabul etmemistir.
O Fransiz draminin romantiklerde bes,
daha yenilerinde besle üç perde arasinda
degisen bölünüsünü, yani
hareketin muayyen zaman ve yerlere baglanmasini
benimsemistir ki modern tiyatronun genellikle kullandigi
teknik de budur.
Oyunlarin çogu, bugün teknik yönünden
kusurlu görülebilir. Dili, oldukça sade olmakla
birlikte, konusma dilinin rahatligina
ulasamamistir. Söylesmeler
daha çok hitabete ve nutka kaçmaktadir. Olay
düzeni karisiktir. Fakat, o eserlerde
bugün bile, Namik Kemalin samimi, saf ülküsünün
sicakligi hissedilir.
NAMIK KEMALIN TIYATROYA DAIR SÖZLERI
Bir milletin güzel söyleyis kudreti, edebiyatinda;
edebiyatin da en canli ifadesi, tiyatrosunda belli
olur.
Diger edebi türlere bisbetle tiyatro, resme nisbetle
canli varlik gibidir.
Tiyatro eglencelidir. Fakat eglencelerin en faydalisidir
Tiyatro, meram anlatmada hem göze hem kulaga hitab ettigi
için tesirini iki vasita ile birden gösterir.
Tiyatro, fikrin hayalatina vicdan, vicdanin ulviyetine
can, canin hissiyatina lisan verir.
Tiyatro aska benzer. Insani hazin hazin aglatir.
Fakat verdigi siddetli tesirlerde bir baska lezzet
bulunur.
Bati memleketlerinde tiyatro edebiyat türlerinin hepsinden
üstün sayilir.
Avrupada en büyük ediplerin en güzel eserleri
tiyatrolardir.
TIYATROLARI
Vatan Yahut Silistre
Gülnihal
Zavalli Çocuk
Âkif Bey
Celaleddin Harzemsah
Kara Bela
ZIYA GÖKALP
23 Mart 1876da Diyarbakirda dogdu. 25
Ekim 1924te Istanbulda yasamini
yitirdi. Asil ismi Mehmet Ziya. Babasi yerel bir
gazetede çalisan memurdu. Egitimine Diyarbakirda
basladi. Amcasindan geleneksel Islam
ilimlerini ögrendi. 18 yasinda intihara
tesebbüs etti. Bir yil sonra 1895'te Istanbula
gitti. Baytar Mektebine kaydini yaptirdi.
Buradaki ögretimi sirasinda Ibrahim
Temo ve Ishak Sukûti ile iliski kurdu. Jön
Türklerden etkilendi. Ittihat ve Terakki Cemiyetine
katildi. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898de
tutuklandi. Bir yil cezaevinde kaldi. Serbest
birakildiktan sonra 1900'de Diyarbakira
sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakir'da
küçük memuriyetler yapti. 2'nci Mesrutiyetten
sonra Ittihat ve Terakki'nin Diyarbakir subesini
kudu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çikardi.
1909'da Selanik'te toplanan Ittihat Terakki Kongresi'ne
Diyarbakir delegesi olarak katildi. Bir yil
sonra, örgütün Selanikteki merkez yönetim
kuruluna üye seçildi. 1910da kurulmasinda
öncülük yaptigi Ittihat
Terakki Idadisi'nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan
da "Genç Kalemler" dergisini çikardi.
1912'de Ergani Maden'den Meclis-i Mebusan'a seçildi, Istanbul'a
tasindi. Türk Ocagi'nin
kuruculari arasinda yer aldi. Dernegin
yayin organi "Türk Yurdu" basta
olmak üzere Halka Dogru, Islam Mecmuasi,
Milli Tetebbular Mecmuasi, Iktisadiyat Mecmuasi,
Içtimaiyat Mecmuasi, Yeni Mecmua'da yazilar
yazdi. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani'de (Istanbul
Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.
1'inci Dünya Savasinda Osmanli'nin
yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alindi.
1919'da Ingilizler tarafindan Malta Adasi'na
sürgüne gönderildi. 2 yillik sürgün
döneminden sonra Diyarbakir'a gitti, Küçük
Mecmua'yi çikardi. 1923'te Maarif
Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Baskanligi'na
atandi, Ankara'ya gitti. Ayni yil Ikinci
Dönem Türkiye Büyük Millet meclisi'ne Diyarbakir
mebusu olarak girdi. 1924'te kisa süren bir hastaligin
ardindan Istanbul'da yasamini
yitirdi. Osmanli Devleti'nin parçalanma sürecinde
yeni bir ulusal kimlik arayisina girdi. Düsüncesinin
temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki
ve kültürel degerleriyle, Bati'dan aldigi
bazi degerleri kaynastirarak bir senteze
ulasma çabasi yatiyordu. "Türklesmek,
Islamlasmak, Muasirlasmak" diye
özetledigi bu yaklasimin kültürel
ögesi Türkçülük, ahlaki ögesi
de Islamcilikti. Uluslararasi
kültürün yapici ögesinin
ulusal kültürler oldugunu savundu. Saray edebiyatinin
karsisina halk edebiyatini koydu.
Bati'nin teknolojik ve bilimsel gelismesini
saglayan pozitif bilim anlayisini
benimsedi. Dini, toplumsal birligin saglanmasinda
yardimci bir öge olarak degerlendirdi.
Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurdugu
"dayanismacilik" temelinde
sekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile çatismaci
toplumu temel alan Marksizm'e karsi mesleki örgütleri
temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kildi.
Toplumsal ve siyasi görüslerini anlattigi
sayisiz makale yazdi. "Türkçülük"
düsüncesini sistemlestirdi. Milli edebiyatin
kurulmasi ve gelismesinde önemli rol oynadi.
ESERLERI
Kizil Elma (1914)
Türklesmek, Islamlasmak, Muasirlasmak
(1918)
Yeni Hayat (1918)
Altin Isik (1923)
Türk Töresi (1923)
Dogru Yol (1923)
Türkçülügün Esaslari (1923)
Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra
ATAOL BEHRAMOGLU
13 Nisan 1942de Istanbul Çatalcada
dogdu. Ilkögrenimini Kars ve Çankiri'da
yapti. 1966'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya
Fakültesi Rus Dili ve Edebiyati bölümünü
bitirdi. 1962'de Türkiye Isçi Partisi'ne
girerek ilk örgütlenme çalismalarina
katildi. "Fikir Kulüpleri Federasyonu"nun
(FKF) kuruculari arasinda yer aldi. "Dönüsüm"
dergisininin kurulus çalismalarina
katildi, sahipligini üstlendi. 1970'te
Ismet Özelle birlikte "Halkin Dostlari"
dergisini çikardi. Ayni yil
Ingiltere'ye, daha sonra Fransa'ya gitti. Paris'te gece
kulübü bekçiligi, otel katipligi, ögretmenlik
yapti. 1972'de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde
Sovyet edebiyati üzerine inceleme yapti. 1974'te
Türkiye'ye döndü. Istanbul Sehir Tiyatrolari'nda
dramaturg olarak çalisti. 1975'te kardesi
Nihat Behramla birlikte "Militan" dergisini kurdu.
"Sanat Emegi" dergisinin kuruculari arasinda
yer aldi. 1979'da Türkiye Yazarlar Sendikasi'nin
genel sekreteri oldu. Yayinevlerinde çalisti.
12 Eylül harekatindan sonra 1982de Baris
Dernegi Davasi nedeniyle 10 ay tutuklu kaldi.
1984te Fransada Sorbonne Üniversitesine
bagli Centre de Poetique Comparee bölümünde
Türk ve Dünya Siiri üstüne seminerler
izledi, çalismalar yapti. Ilk
siirleri "Ataol Gürus" takma adiyla
Yeni Çankiri, Yesil Ilgaz, Çagri
gibi yerel gazete ve dergilerde yayinlandi. Yüksekögrenimi
sirasinda Yapraklar, Dost, Evrim, Ataç gibi
dergilerde çikan siirleriyle dikkat çekti.
Bu dönemin siirlerini biraraya getiren ilk siir
kitabi "Bir Ermeni General" 1965'te basildi.
Gençlik dönemi siirlerinde Orhan Veli, Attilâ
Ilhan ve Ikinci Yeni siirinin ortak özellikleri
etkin. Gerçek siir kimligi 1965-1971 arasinda
Papirüs, Siir Sanati, Yeni Gerçek, Yeni
Dergi ve Halkin Dostlari'nda çikan
siirleriyle olustu. Bu siirlerde toplumcu, etkin
bir edebiyat anlayisinin örnekleri
yer aldi. Toplumcu gerçekçi siir ilkelelerine
yöneldi, siirini yeni biçim ve tema arayislariyla
besledi. Çevirileriyle de dikkat çekti. Edebiyat
ve kültür üzerine yazdiklari, antoloji
ve diger çalismalariyla kusaginin
önde gelen yazarlari arasina girdi.
Siir
Bir Ermeni General (1965)
Bir Gün Mutlaka (1970)
Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Siirleri (1974)
Ne Yagmur... Ne Siirler... (1976)
Kusatmada (1978)
Mustafa Suphi Destani (1979)
Dörtlükler (1983)
Iyi Bir Yurttas Araniyor (1983) (Ankara Sanat
Tiyatrosu tarafindan oyunlastirilmistir.)
Eski Nisan (1987)
Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985)
Kizima Mektuplar (1985)
Siirler 1959-1982 (1983)
Bebeklerin Ulusu Yok (1988)
Bir Gün Mutlaka (1991)
Sevgilimsin (1993)
Yasadiklarimdan Ögrendigim Bir
Sey Var (1991)
Düzyazi
Yasayan Bir Siir (1986)
Siirin Dili-Anadili (1995)
Mekanik Gözyaslari (1997)
Nazima Bir Güz Çelengi (1997)
Kardes Türküleri (1986)
Ani
Aziz Nesinli Fotograflar (1995)
Gezi
Baska Gökler Altinda (1996)
Mektup
Genç Bir Sairden Genç Bir Saire Mektuplar
(1995)
Antoloji
Büyük Türk Siiri Antolojisi (2 cilt, 1987)
Çeviri
Lili'cigim, Pantolonlu Bulut'dan, Sair Isçidir
(Mayakovski)
Durgun Yillarda Gelmis Olanlar Dünyaya (Aleksandr
Blok)
Karima (Nikola Vaptsarov)
En ünlü siiri
YASADIKLARIMDAN ÖGRENDIGIM
BIRSEY VAR
Yasadiklarimdan ögrendigim bir
sey var:
Yasadin mi, yogunluguna yasayacaksin
bir seyi
Sevgilin bitkin kalmali öpülmekten
Sen bitkin düsmelisin koklamaktan bir çiçegi
Insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kusa, bir çocuga
Yasamak yeryüzünde, onunla karismaktir
Kopmaz kökler salmaktir oraya
Kucakladin mi simsiki kucaklayacaksin
arkadasini
Kavgaya tüm kaslarinla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandin mi bir kez simsicak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir tas gibi dinleneceksin
Insan bütün güzel müzikleri dinlemeli
alabildigine
Hem de tüm benligi seslerle, ezgilerle dolarcasina
Insan baliklama dalmali içine hayatin
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasina
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanimadigin
insanlar
Bütün kitaplari okumak, bütün hayatlari
tanimak arzusuyla yanmalisin
Degismemelisin hiç bir seyle bir bardak
su içmenin mutlulugunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yasamak özlemiyle
dolmalisin
Ve kederi de yasamalisin, namusluca, bütün
benliginle
Çünkü acilar da, sevinçler gibi
olgunlastirir insani
Kanin karismali hayatin büyük
dolasimina
Dolasmali damarlarinda hayatin sonsuz
taze kani
Yasadiklarimdan ögrendigim bir
sey var:
Yasadin mi büyük yasayacaksin,
irmaklara,göge,bütün evrene karisircasina
Çünkü ömür dedigimiz sey,
hayata sunulmus bir armagandir
Ve hayat, sunulmus bir armagandir insana
ATTILLA ILHAN (1925 - 2005)
Attila Ilhan 15 Haziran 1925te Menemende dogdu.
Ilk ve orta egitiminin büyük bir bölümünü
Izmir ve babasinin isi dolayisiyla
gittikleri farkli kentlerde tamamladi. Izmir
Atatürk Lisesi birinci sinifindayken
mektuplastigi bir kiza Nazim
Hikmet siiri göndermesi nedeniyle 1941de tutuklandi
ve okuldan uzaklastirildi. Üç
hafta gözetim altinda kaldi. Iki ay
hapiste yatti.
CHP SIIR ARMAGANINDA IKINCILIK
ÖDÜLÜNÜ KAZANDI
Türkiyenin hiçbir yerinde okuyamayacagina
dair bir belge verilince, egitim hayatina ara vermek
zorunda kaldi. Danistay karariyla,
1944 yilinda okuma hakkini tekrar
kazandi ve Istanbul Isik Lisesine
yazildi. Lise son siniftayken amcasinin
kendisinden habersiz katildigi CHP Siir
Armaganinda Cebbaroglu Mehemmed siiriyle
ikincilik ödülünü kazandi. 1946ta
mezun oldu.
Istanbul Hukuk Fakültesine kaydoldu. Üniversite
yillarinda Yigin ve Gün gibi
dergilerde ilk siirleri yayinlanmaya basladi.
1948de ilk siir kitabi Duvari
yayinladi.
1949 yilinda, üniversite ikinci siniftayken
Parise gitti. Fransiz toplumu ve orada bulundugu
çevreye iliskin gözlemleri daha sonraki eserlerinde
yer alan bir çok karakter ve olaya temel olusturmustur.
Türkiyeye geri dönüsünde siklikla
basi polisle derde girdi. Bir kaç kez gözaltina
alindi.
1950LI YILLARDA ADINI DUYURDU
1951 yilinda Gerçek gazetesinde bir yazisindan
dolayi kovusturmaya ugrayinca tekrar Parise
gitti. Fransadaki bu dönem Attilâ Ilhanin
Fransizcayi ve Marksizmi ögrendigi
yillardir. 1950li yillari Istanbul
- Izmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren
Attilâ Ilhan, bu dönemde ismini Türkiye
çapinda duyurmaya basladi.
Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesine
devam etti. Ancak son sinifta gazetecilige baslamasiyla
beraber ögrenimini yarida birakti.
Sinemayla olan iliskisi, yine bu dönemde, 1953te
Vatan gazetesinde sinema elestirileri yazmasiyla
baslar. 1957de askerligini yaptiktan sonra
sinema çalismalarina agirlik
verdi. Ali Kaptanoglu adiyla onbese yakin
senaryo yazdi.
YASAK SEVISMEK VE AYNANIN IÇINDEKILER
1960ta Parise geri döndü. Babasinin
ölmesiyle birlikte Izmire döndü. Sekiz
yil Izmirde kaldigi dönemde,
Demokrat Izmir gazetesinin basyazarligini
ve genel yayin yönetmenligini yürüttü.
Ayni yillarda, siir kitabi olarak Yasak
Sevismek ve Aynanin Içindekiler serisinden
Biçagin Ucu yayinlandi.
1968te evlendi, 15 yil evli kaldi.
1973te Bilgi Yayinevinin danismanligini
üstlenerek Ankaraya tasindi. Sirtlan
Payi ve Yaraya Tuz Basmaki Ankarada
yazdi. 81e kadar Ankarada kalan yazar Fena
Halde Leman adli romanini tamamladiktan
sonra Istanbula yerlesti.
SEKIZ SÜTUNA MANSET, KARTALLAR
YÜKSEK UÇAR VE YARIN ARTIK BUGÜNDÜR
Istanbulda gazetecilik serüveni Milliyet ve
Gelisim Yayinlari ile devam etti. Bir süre
Günes gazetesinde yazan Attilâ Ilhan,
1993-1996 yillari arasinda Meydan gazetesinde
yazmaya devam etti. 1996 yilindan beri köse
yazilarini Cumhuriyet gazetesinde sürdürmekteydi.
1970lerde Türkiyede televizyon yayinlarinin
baslamasi ve genis kitlelere ulasmasiyla
beraber Attilâ Ilhan da senaryo yazmaya geri dönüs
yapti. Sekiz Sütuna Manset, Kartallar Yüksek
Uçar ve Yarin Artik Bugündür senaryosunu
yazdigi dizilerdi.
Türk edebiyatinin usta kalemi Attila Ilhan,
80 yasinda hayatini kaybetti.
ATTILÂ ILHAN KITAPLARI
SIIR
Duvar
Sisler Bulvari
Yagmur Kaçagi
Ben Sana Mecburum
Belâ Çiçegi
Yasak Sevismek
Tutuklunun Günlügü
Böyle Bir Sevmek
Elde Var Hüzün
Korkunun Kralligi
Ayrilik Sevdaya Dâhil
Kimi Sevsem Sensin
ROMAN
Sokaktaki Adam
Zenciler Birbirine Benzemez
Kurtlar Sofrasi
Aynanin Içindekiler
Biçagin Ucu
Sirtlan Payi
Yaraya Tuz Basmak
Dersaadette Sabah Ezanlari
O Karanlikta Biz
Fena Halde Leman
Haco Hanim Vay
Allahin Süngüleri-Reis Pasa
ÖYKÜ
Yengecin Kiskaci
DENEME-ANI
Abbas Yolcu
Yanlis Kadinlar Yanlis Erkekler
ANILAR VE ACILAR
Hangi Sol
Hangi Bati
Hangi Seks
Hangi Sag
Hangi Atatürk
Hangi Edebiyat
Hangi Laiklik
Hangi Küresellesme
ATTILÂ ILHANIN DEFTERI
Gerçekçilik Savasi
Ikinci Yeni Savasi
Fasizmin Ayak Sesleri
Batinin Deli Gömlegi
Sagim Solum Sobe
Ulusal Kültür Savasi
Sosyalizm Asil Simdi
Aydinlar Savasi
Kadinlar Savasi
CUMHURIYET SÖYLESILERI
Bir Sap Kirmizi Karanfil
Ufkun Arkasini Görebilmek
Sultan Galiyef
Dönek Bereketi
Yildiz, Hilâl ve Kalpak
ÇEVIRILERI
Kantonda Isyan (Malraux)
Umut (Malraux)
Baselin Çanlari (Aragon)
******
AN GELIR
an gelir
paldir küldür yikilir bulutlar
gökyüzünde anlasilmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgilar susar heves kalmaz
satârâbân ölür
sarabin gazabindan kork
çünkü fena kirmizidir
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kusatilmis
karakollar taranir
yagmurda bir militan ölür
an gelir
ömrünün hirsizidir
her ölen pisman ölür
hep yanlis anlasilmistir
hayalleri yasaklanmis
an gelir simsek yalar
masmavi dehsetiyle siyaset meydanini
direkler çatirdar yalnizliktan
sehpada pir sultan ölür
son umut kirilmistir
kaf daginin ardindaki
ne selam artik ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namli masal sevdalilari
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uguldar bâkî
çesmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür
görünmez bir mezarliktir zaman
sairler dolasir saf saf
tenhalarinda siir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadir patlar
an gelir
Attila Ilhan ölür
ORHAN VELI KANIK
Orhan Veli Kanik, 13 Nisan 1914 tarihinde Istanbul'da
dogdu. Galatasaray'da basladigi ögrenimini,
babasinin atandigi Ankara'da Gazi
Ilkokulu ve Ankara Erkek Lisesi'nde sürdürdü.
Lise siralarinda Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le
arkadas oldu. Liseyi bitirince Istanbul'a dönerek,
Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi
(1932), ancak yüksek ögrenimini yarim birakti
(1935). 1936'da Ankara'ya döndü ve askere gidinceye
dek PTT Genel Müdürlügü Telgraf Isleri
Reisligi Milletlerarasi Nizamlar Bürosunda memurluk
yapti. Yedek subayligini tamamlayinca,
iki yil kadar, yine Ankara'da, Milli Egitim Bakanligi
Tercüme Bürosu'nda çalisti.
1947'de, Hasan Âli Yücel'in yerine Resat Semsettin
Sirer'in bakan olarak atanmasi üzerine, Milli Egitim
Bakanliginda "antidemokratik bir hava"
esmeye basladigini söyleyerek,
görevinden istifa etti. 1 Ocak 1949-15 Haziran 1950 tarihleri
arasinda yirmi sekiz sayi süren, on bes
günde bir yayimlanan, iki sayfalik ' Yaprak'
dergisini çikardi. Yaprak dergisi serüvenini
sürdüremeyecegini anlayinca Ankara'dan ayrilip
Istanbul'a gitti. Gene o yilin kasim
ayi içinde, bir haftaligina geldigi
Ankara'da, 10 Kasim 1950 gecesinde, yolda, onarim
için kazilmis bir çukura düserek
ayagindan yaralandi. Istanbul'a döndükten
sonra, bir arkadasinin evindeyken, durumu
birdenbire kötülestigi için kaldirildigi
Cerrahpasa Hastanesi'nde, 14 Kasim 1950 tarihinde
beyin kanamasindan öldü, Rumelihisari
Mezarligi'na gömüldü.
Garip ya da Birinci Yeni denilen akimin öncüsü,
kuramcisi. Yirmi sekiz sayi süren Yaprak
serüveni öncesinde, Ankara Erkek Lisesi'nde okul kooperatifin
parasiyla Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte Sesimiz
dergisini çikarmislardir. Biçemini
belli eden ilk siirlerini, yine, arkadaslari
Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte Varlik dergisinde
yayimladi ve müthis bir ilgi gördü.
Siir ve yazilari, Varlik dergisinden
baska Insan, Ses, Gençlik, Küllük,
Inkilapçi Gençlik, Ülkü,
Demet, Iste, Aile gibi dergilerde yayimlanmistir.
Ikinci Dünya Savasina katilmayan
ve katilmis kadar etkilenen Türkiye'de,
Türk siirini bir takim kalip ve kliselerden,
sairanelikten, yipranmis benzetmelerden
kurtardi, kisa ve basit ama vurucu bir söylem
-eda- gelistirdi. Siirin bilinen ve kabul gören
sinir taslarini yerinden oynatti.
Yalin bir halk dili kullandi, yergi ve gülmeceden
yararlanarak, siradan yasantilarin
siirinin de yazilabilecegini gösterdi.
YAPITLARI
Garip (Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le birlikte, 1941)
Garip (yalniz kendi siirleriyle, genisletilmis
2. baski, 1945)
Vazgeçemedigim (1945)
Destan Gibi (1946)
Yenisi (1947)
Karsi (1949)
Bütün Siirleri (1951, 1975)
SIIRLERI
Açsam Rüzgara
Anlatamiyorum
Ayrilis
Bayrak
Bayram
Bedava
Dalgaci Mahmut
Delikli Siir
Gelirli Siir
Gün Olur
Güzel Havalar
Harbe Giden
Hürriyete Dogru
Istanbul'u Dinliyorum
Kitabe-i Sengi Mezar
Macera
Pazar Aksamlari
Rüya
Tren Sesi
Yasamak
SIIR ÇEVIRILERI
Ispanya'da - Paul ELUARD
AKGÜN AKOVA
1962'de Sakarya Akyazida dogdu. Lise ögrenimini
Gebzede, üniversite egitimini Hacettepe Üniversitesi
Kimya Mühendisligi Bölümünde tamamladi.
Istanbul Üniversitesi Isletme Iktisadi
Enstitüsünü bitirdi. Ilk siiri
1984'te Milliyet Sanat Dergisinde yayinlandi.
Ardindan pespese siir kitaplari
geldi. Bazi siirleri Ingilizce, Fransizca,
Almanca, Ispanyolca ve Bosnakçaya çevrildi.
Ataol Behramoglu, onun siiri için, "1980li
yillara özgü külhani bir edanin özgün,
basarili sentezi. Neredeyse her dizeden tasan
dizginsiz bir yasama sevinci, gençlik ve enerji dolu
siirler" degerlendirmesini yapiyor.
ESERLERI
SIIR:
Sansüttürme Sair Abüüü (1991)
Pepetye (1992)
Baba Bana Bagirma (1994)
Ask ve Kuyrukluyildiz (1997)
Seçme Siirler (1998)
DENEME:
Güzel Atlar Ülkesi (1996)
Yikik Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü
(1997)
Elimi Tut Yeter (1998)
ÖDÜLLERI:
1998 Dil Dernegi Ömer Asim Aksoy Ödülü,
"Yikik Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi
Yüzü
HALDUN TANER
16 Mayis 1915'te Istanbulda dogdu. 7
Mayis 1986da Istanbulda yasamini
yitirdi. Son Osmanli meclisinde Istanbul miletvekili
olan Istanbul Darülfünun'u (Istanbul Üniversitesi)
Hukuk Fakültesi profesörü Ahmed Selahattinin
oglu. Ortaögrenimini 1935'te Galatasaray Lisesinde
tamamladi. Devlet tarafindan Almanya'ya Heidelberg
Üniversitesine gönderildi. Siyasal Bilimler Fakültesi'ne
devam etti. Zatürree olunca egitimini yarida birakip
1938'de Istanbul'a döndü. Tedavisi 1942'ye kadar
sürdü. 1950'de Istanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Alman Filolojisi Bölümünü
bitirdi. Sanat Tarihi Kürsüsünde asistan
oldu. 1950den sonra Istanbul Edebiyat Fakültesinde,
Gazetecilik Enstitüsünde, LCC Tiyatro Okulunda
binlerce ögrenci yetistirdi. Iki yil
Viyanadaki Max Reinhardt Tiyatro Akademisinde ögrenim
gördü. Viyanadaki bazi tiyatrolarda reji
asistani olarak çalisti. 1957'de
tekrar Türkiyeye döndü. Gazetecilik Enstitüsündeki
derslerine devam etti. Tercüman ve Milliyet gazetelerinde
köse yazilari yazdi. Edebiyat
yasamina gençlik yillarinda
yazdigi skeçlerle basladi.
"Töhmet" adli ilk öyküsü
Yedigün dergisinde "Haldun Yagcioglu"
takma ismiyle 1946'da yayinlandi. New York Herald
Tribune Gazetesi'nin 1953'te Istabul'da düzenledigi
öykü yarismasinda "Sishaneye
Yagmur Yagiyordu" öyküsüyle
birinci oldu. 1956'da Varlik dergisinin arastirmasinda
yilin en begenilen öykücüsü
seçildi. Öykülerinde bireyin toplumdaki yasam
biçimleri üzerinde durdu. Bunlarin aksayan
yanlarini mizah unsurlari kullanarak anlatti.
Eski ve yeni yasam biçimi arasinda kalmis
insanlarin, sonradan görme zenginlerin yasamlarini
ele aldi. Toplumun degisik kesimlerden seçtigi
kisilerin tutarsizliklarini,
çeliskilerini ikiyüzlülüklerini sergiledi.
Öykülerinin arka planinda da çogunlukla
Istanbul manzaralari oldu. Tiyatrodaki ilk eserlerinde
dramatik türün basarili örneklerini
verdi. Ardindan epik tiyatro denemelerine giristi.
"Kesanli Ali" adli oyunu Türk
Tiyatrosundaki ilk epik tiyatro örnegidir. Bu oyun
Türkiye'nin yanisira Almanya, Ingiltere,
Çekoslovakya, Yugoslavya'nin çesitli
kentlerinde oynandi. Daha sonraki dönemlerde konularini
güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taslamalarin
agir bastigi oyunlar yazdi.
Zeki Alasya ve Metin Akpinar ile Devekusu Kabare
Tiyatrosunu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubunu
kurdu. Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu ögelerinden
de yararlanarak toplumsal olaylari alayli bir dille
elestirdigi oyunlariyla büyük basari
kazandi.
ESERLERI:
ÖYKÜ:
Yasasin Demokrasi (1949)
Tus (1951)
Sishaneye Yagmur Yagiyordu (1953)
Ayisiginda Çaliskur
(1954)
Onikiye Bir Var (1954)
Konçinalar (1967)
Sanchonun Sabah Yürüyüsü (1969)
Kizil Saçli Amazon (1970)
Yalida Sabah (1983)
OYUN:
Günün adami-Disardakiler (1957)
Ve Degirmen Dönerdi (1958)
Fazilet Eczanesi (1960)
Lütfen Dokunmayin (1961)
Huzur Çikmazi (1962)
Kesanli Ali Destani (1964)
Gözlerimi Kaparim Vazifemi Yaparim (1964)
Zilli Zarife (1966)
Vatan Kurtaran Saban (1967)
Bu Sehr-i Stanbul Ki (1968)
Sersem Kocanin Kurnaz Karisi (1971)
Astronot Niyazi (1970)
Ha Bu Diyar (1971)
Dün Bugün (1971)
Ask-u Sevda (1973)
Dev Aynasi (1973)
Yâr Bana Bir Eglence (1974)
Ayisiginda Samata (1977)
Hayirdir Insallah (1980)
Esegin Gölgesi
Haldun Taner Kabare
FIKRA-GEZI-SÖYLESI:
Devekusuna Mektuplar (1960)
Hak dostum Diye baslayalim Söze (1978)
Düssem Yollara Yollara (1979)
Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Degil
(1979)
Yaz Boz Tahtasi (1982)
Çok Güzelsin Gitme Dur (1983)
Berlin Mektuplari (1984)
Koyma Akil Oyma Akil (1985)
Önce Insan Olmak (1987)
ÖDÜLLERI
1953 New York Herald Tribunenin düzenledigi Uluslararasi
Hikaye Yarismasi Türkiye Birinciligi
Sishaneye Yagmur Yagiyordu ile
1955 Sait Faik Hikaye Armagani Onikiye Bir Var ile
1956 Varlik Dergisince Türkiyenin En Begenilen
Öykü Yazari secildi
1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü Sersem
Kocanin Kurnaz Karisi ile
1983 Sidat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü (Pervev
Naili Boratav ile paylasti)
Bordighera Müzik Festivali Hikaye Ödülü Sanchonun
Sabah Yürüyüsü ile
NEFI
Nef'î (Ömer), (1572-1635) ünlü 17. yüzyil
Dîvân sairi. XVII. yüzyil ve bütün
Türk edebiyatinin en büyük kaside
sairi olarak taninan Nef'i, bu yüzyilin
basinda yasamis, kasidede gerçek
bir varlik göstermis ve gerek kendi zamaninda,
gerekse sonraki yüzyillarda kaside yazan bütün
sairlere etki etmis bir sairdir.
1572 yilinda Hasankale'de dogdu. Bundan dolayi
devrin kaynaklari Nef'i'den Erzenü'r-Rumî diye
söze ederler. Babasi ülkesinin etrafindan
Sipahi Mehmed Bey diye anilan bir kisidir.
Gerçek ismi Ömer olan Nef'î, kaynaklarda Nef'i
Ömer Bey adiyla anildigi
gibi mührüne kazdirdigi beyitte
de Ömer adi görülmektedir.
Daha küçük yaslardan itibaren güçlü
bir egitim gördü. Ögrenimini Hasankale'de
yapmis, sonra Erzurum'a gelerek devam ettirmistir.
Burada Fars edebiyatinin ünlü eserlerini
okudu, Arapça ve Farsça ögrendi. Nef'i
Erzurum'da ögrenimini sürdürürken genç
yasinda siir yazmaya da baslamistir.
Ilk mahlasi Zarrî "zararli"dir.
1585 Erzurum defterdari olan Gelibolulu Müverrih Ali,
siirlerini görmüs, begenmis ve
bu genç saire Nef'i "nafi, yararli"
mahlasini vermistir.
Padisah 1.Ahmed zamaninda Istanbul'a geldi.
Devlet hizmetine girdi ve bir süre farkli memurluklarda
çalisti. Daha sonralari 2.Osman
ve 4.Murad dönemlerinde yildizi parladi
ve sarayla yakin bir iliski kurdu. Hicviyeleri ile
ünlü olan Nef'î yazdigi hicivlerle
dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini
üstüne çekti.Dönemin müftüsü
Nef'i yi öven ancak içeriginde Nef'i ye kâfir
diyen bir beyit söylemistir.Nef'i de buna karsilik
olarak; "Müftü efendi bize kâfir demis.
Tutalim ben O'na diyem müselman. Lâkin varildiktan
ruz-i mahsere, Ikimiz de çikariz
orda yalan." diyerek cevap vermistir. Yine de uzunca
bir süre 4.Murad tarafindan korundu, daha sonralari
4.Murad kendisinden hiciv yazmamasini rica etti.
Her ne kadar Nef'î padisah 4.Murad'a bu konuda söz
verse de, kalemini durduramayip Vezir Bayram Pasa
hakkinda bir hicviye kaleme aldi. Bu hicviyesinden
ötürü, 1635 yilinda, sarayin
odunlugunda kementle bogularak öldürüldü.
Sonra cesedi Istanbul bogazi'nda denize atilmistir.Halk
arasinda Nef'i efendinin ölümü hakkinda
söyle bir rivayet geçmektedir: Nef'i çok
iyi bir sair oldugu için infazindan vazgeçilmistir.Padisaha
gönderilecek belge yazilirken Nef'i de oradadir.Belgeyi
bir zenci yazmaktadir ve kâgida mürekkep
damlatir.Nef'i de bu olay üzerine "Mübarek
teriniz damladi efendim" diyerek yasama sansini
kaybetmistir
Nef'î hiç kuskusuz, hiciv dendiginde Türk
edebiyatinda öne çikan isimdir. Onu
ölüme sürükleyen hiciv edebiyatinda
çok basarili oldugu asikâr.
Hicvin yani sira övgü edebiyatiyla
da göz doldurmustur, bugün dîvân edebiyatinin
en begenilen kasidelerinden bir çogu onun eseridir.
Yazdigi kasideler güçlü teknigi
ve degisik ahenki ile fark yaratir. Zaman zaman
kasidelerinde gördügümüz asiri
süs ve abartilar bile, güzel ahenki ile sunîlikten
uzak dogal bir havadadir.
Ölüm Sebebi Nef'î'nin ölüm sebebi
o zamanin sadrazamina siir seklinde
küfür ettigi için bir kez zindana atildi
ama padisah bunu ögrenince affet dedi ve çikarildi
sonra 1 ay sonra küfür etti ve yine zindana atildi
ve yine padisah Allah'in sabri üç
kezdir diyerek bir kez daha affedildi ve 1 ay sonra tekrar küfür
edince yine zindana atildi ama bu sefer sadrazam
gizli yapmis ve padisah Nef'i nerde die arastirirken
orda oldugunu bulmus ve son bir kere daha affetmis
Nef'io gece son bir siir yazmis ve ondan sonra
tekrar küfretmis ve ondan sonra bogarak öldürülmüstür.Bogulmasinin
nedeni kan dökülerek degil de bogularak öldürülmesini
istedikleri için bogularak öldürülmüstür
Benem âsik ki rüsvâlikda
tutdi söhretim sehri
Yazanlar kissa-i Mecnûn'u hep yabâne yazmislar
Tâhir efendi bize kelb demis
Iltifâti bu sözde zâhirdir.
Mâlikîdir mezhebim zîrâ,
I'tîkâdimca kelb tâhirdir."
Ahmed Arif
Ahmet Arif, Diyarbakir dogumlu Kürt sair,
gazeteci.
Diyarbakir Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Felsefe Bölümünde
okudu. Üniversite egitimi sirasinda iki
kere TCK 141'ye muhalefetten tutuklandi. 1940-1955 yillari
arasinda degisik dergilerde yayinladigi
siirlerinde kullandigi kendine has lirizmi
ve hayal gücüyle Türk edebiyatindaki yerini
aldi. Siirleri Anadolu halk kültüründen
yogun etkilenmeler tasir. Siirleri Kürtçe
ve Zazacaya çevrilmistir.
Siirlerinin toplandigi tek kitabi
1968'de yayinlandi. Türkiye'de en çok
basilan kitaplar listesindedir. Yilmaz Erdogan
gibi bir çok sair siirlerinden alinti
yapmistir. Sert surat ifadesine karsin
insanin içini oksayan siirleri vardir.
Ahmed Arif hala gençlige damgasini vurmaktadir.
Hasretinden Prangalar Eskittim adli siiri Ahmet Kaya
tarafindan sarki haline getirilmistir
Eserleri [degistir]Hasretinden Prangalar Eskittim. (Everest
yayinlari, ISBN 9752970214, 57. basim, 2006);
Yurdum Benim Sahdamarim (Everest yayinlari,
Istanbul, Kasim 2005, 5. Basim, ISBN: 9789752891036
ADILOS BEBENIN NINNISI
Dogdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adilos Bebem,
Hasta düsmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldir simdi memeye,
Saldir da büyü...
Bunlar,
Engerekler ve çiyanlardir,
Bunlar,
Asimiza, ekmegimize
Göz koyanlardir,
Tani bunlari,
Tani da büyü...
Bu, namustur
Künyemize kazinmis,
Bu da sabir,
Agulardan süzülmüs.
Saril bunlara
Saril da büyü.
HASRETINDEN PRANGALAR ESKITTIM
Seni anlatabilmek seni.
Iyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kus uyur, zindan uyurdu
Disarda gürül- gürül akan bir
dünya...
Bir ben uyumadim,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarina kan gülleri takayim,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bagirabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yildiza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en issiz dalgasina
Düsmüs bir kibrit çöpüne.
Yitirmis tilsimini ilk sevmelerin,
Yitirmis öpücükleri,
Payi yok, apansiz inen aksamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalip gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yoklugun, Cehennemin öbür adidir
Üsüyorum, kapama gözlerini...
VASFI MAHIR KOCATÜRK
1907'de Gümüshane'de dogdu, 1961'de Ankara'da
yasamini yitirdi. 1930'da Mülkiye Mektebi'ni
bitirdi. Çesitli illerde edebiyat ögretmenligi
yapti, idareci olarak çalisti.
1948-1950 arasinda müfettislik yapti.
1950-1954 arasinda Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nde Gümüshane milletvekili olarak bulundu.
Yedi Mesale Toplulugu üyeleri arasina girdi.
Önce epik siirler yazdi. Daha sonra hece ölçüsüyle,
âsik tarzi siire yöneldi.
Kahramanlik, fedakarlik, milli duygular, vatan ve
millet sevgisi gibi temalar isledi. Manzum oyunlar, çocuk
hikayeleri, antolojileri ve edebiyat arastirmalari
da var.
ESERLERI
SIIR:
Daglarin Derdi (Yedi Mesaleciler'le birlikte,
1928)
On Inkilap (1935)
Tunç Sesleri (1935)
Geçmis Geceler (1936)
Bizim Türküler (1937)
Ergenekon (1941)
Hayat Sarkilari (1965)
OYUN:
Yaman (1933)
Sanatkar (1965)
DENEME-INCELEME-ANTOLOJI:
En Güzel Türk Manileri (1933)
Lafonten Hikayaleri (1934)
Sâheserler Antolojisi (1 cilt, 1934-1939)
Divan Siiri Antolojisi (1947)
Osmanli Padisahlari (1949)
Türk Edebiyati Sâheserleri (1955)
Tekke Siiri Antolojisi (1955)
Metinlerle Edebiyat (1955)
Namik Kemal (1955)
Siir Defteri (1958)
Hikaye Defteri (1958)
Namik Kemal'in Siirleri (1959)
Ziya Pasa'nin Siirleri (1959)
Saz Siiri Antolojisi (1963)
Türk Nesri Antolojisi (1963)
Meshur Beyitler (1963)
Türk Edebiyat Tarihi (1964)
Türk Edebiyati Antolojisi (1967)
ÖMER SEYFETTIN
YASAMI
Ömer Seyfettin, yazi ve öyküleriyle dilde
sadelesme hareketinin öncülügünü
yaparak yeni bir edebiyat akiminin olusumunu
saglayip, Türk öykücülügünde
kisa öykü türünün dil, anlatim
teknigi ile tematik yönden ilk özgün örneklerini
vermistir.
Ayni zamanda ulusal edebiyat akimini
baslatan yazarlardan olan Ömer Seyfettin 28 Subat
1884'te Gönen'de dogdu. Babasi, Kafkasya Türklerinden
yüzbasi Ömer Sevki Beydir. Ögrenimine,
dört yasinda iken, Gönen Mahalle Mektebi'nde
basladi. Ailesiyle birlikte Istanbul'a gelince
(1892), ilkögrenimini özel bir okul olan Aksaray'daki
Mekteb-i Osmani'da sürdürdü. Babasinin
istegi üzerine, Eyüp baytar Rüstiyesi'nin
subay çocuklarina özgü bölümüne
yatili olarak yazildi (1893). Buradaki
egitiminden sonra (1896), Edirne Askeri Idadisi'ni
(1900) ve Istanbul Mekteb-i Harbiye'yi bitirdi. 22 Agustos
1903'te piyade tegmeni rütbesiyle mezun oldu. Merkezi
Selanik'te bulunan 3. Ordu'nun Izmir Redif Tümeni'ne,
daha sonra da Kusadasi Redif Taburu'na atandi
(1903-1906). Izmir Zabitan Efret Mektebi'nde ögretmenlik
yapti (1906-198). Üstegmenlige yükseldi.
II. Mesrutiyet'in ilani üzerine (23 Temmuz 1908),
3. Ordu'nun selanik'teki merkezinde görevlendirildi. Bir
süre sonra da (1909) Makedonya sinirindaki
Yakorit köyü sinir bölügünde
bölük komutanligi yapti. 1911'de
ögrenim ücretini ödeyerek, istegiyle ordudan
ayrildi, Selanik'e yerlesti. Ziya Gökalp
ve arkadaslarinin çikardiklari"Genç
Kalemler" dergisinin kadrosuna katildi.
Balkan Savasi'nin baslamasi
üzerine, yeniden orduya çagrildi
(14 Eylül 1914). Sirp ve Yunan cephelerinde savasti.
Yanya kalesinin savunmasinda Yunanlilara tutsak
düstü. Naflion kasabasinda bir yil
süren tutsakligi sona erince (Kasim
1913), 4 Aralik 1913'te Istanbul'a döndü.
Kisa bir süre "Türk Sözü"
dergisinin basyazarligini yapti.
Kabatas Erkek Lisesi'nde edebiyat ögretmenligine
basladi (1914). Ölünceye dek bu görevini
sürdürdü. Bir doktorun kizi olan
Calibe Hanim'la evlendi (1915). Bu evlilikten Güner
adinda bir kizi oldu (1916).
Darülfünun'da (Istanbul Üniversitesi'nde)
kurulan Tedkikat-i Lisaniyye Encümeni üyeliginde
bulundu (1917-1918). Eylül 1918'de esinden ayrildi.
6 mart 1920'de kaldirildigi Haydarpasa
Hastanesi'nde seker hastaligindan öldü.
Kadiköy Kusdili'ndeki Mahmut Baba Türbesi
mezarligina gömüldü. 1939'da,
kemikleri Zincirlikuyu Mezarligi'ndaki Asri
Mezarlik'a tasindi.
EDEBI YASAMI
Edebiyatla ilgisi, Edirne Askeri Idadisi'nde ögrenciyken
basladi. Ilk siiri "Hisss-i Müncemid",
"Ömer" "imzasiyla "Mecmua-i Edebiyye"
de (7 Aralik 1316, "1900", Sayi: 9); "Gizli
Kagit" adli ilk yazisi yine
ayni derginin 20 Mart 1902 tarihli sayisinda;
ilk öyküsü "Ihtiyarin Tenezzühü"
ise "Sabah" gazetesinde yayimlandi (1902).
Izmir'de ve Makedonya'da görevli bulundugu yillarda
"Sebat", "Hizmet", "Serbest Izmir"
(1903), "Asiyan", "Musavver Hale", "Düsünüyorum",
"Kadin", "Rumeli", "Tesvik",
"Piyano", "Zeka", "Çocuk Bahçesi",
"Genç Kalemler" (1908-1912) gibi dergi ve gazetelerde
siir ve makaleleri çikti.
Tutsakligi sonrasinda Istanbul'a
dönünce, "Türk Sözü" dergisinin
basyazarligina getirildi (12 Nisan 1330,
1914) Birinci Dünya Savasi yillarinda
Ziya Gökalp'in çikardigi
"Yeni Mecmua"da (Temmuz 1917) yayimladigi
öyküleriyle ünü yayginlasti.
"Tanin", "Vakit", "Türk Dünyasi",
"Zaman", "Ifham" gazetelerinde (1918-20);
"Türk Yurdu" (1913), "Yeni Mecmua" (1917)
"Inci", "Diken", "Sair"
(1918); "Donanma", "Büyük Mecmua"
(1919) gibi dergilerde öykü ve romanlarinin
yani sira siir ve makaleler yayimladi.
Yarim kalan iki çevirisi; Ilyada 1918'de
"Yeni Mecmua"da, Kalavela ise "Türk Yurdu"nda
tefrika edildi.
Sagliginda kitap olarak üç
yapiti yayimlandi: Ashab-i
Kehfimiz, (roman, 1918); Harem, (uzun öykü, 1918); Efruz
Bey, (roman, 1919). Bazi öyküleri, ölümünden
sonra iki ciltte toplandi: Yüksek Ökçeler,
1923; Gizli Mabet, 1923. yapitlari toplu olarak
1938'de yayinlanmaya basladi (9 cilt). Birkaç
kez basilan bu ciltlerin 1950'den sonraki yeni basimlarini
hazirlayan Serif Hulusi; notlar ve varyantlar ekleyerek
yapitlari 10 cilt olarak yeniden düzenledi.
Bunu, 1962'de, Tahir Alangu tarafindan, külliyatina
girmemis 30 öyküsü eklenerek "Toplu
Eserleri" adi altinda 11 ciltlik yeni basimi
izledi. 1970'de yayinlanmaya baslayan "Bütün
Eserleri" temalarina göre 11 ciltte toplandi.
Siirleri Fevziye Abdullah Tansel tarafindan derlenerek,
Ömer Seyfettin'in Siirleri adi altinda
yayinlandi (1972).
YASADIGI DÖNEM VE DÜSÜNCE DÜNYASI
Fransiz devrimiyle gelen özgürlük yanlisi
düsünceler, Osmanli Imparatorlugu
sinirlari içinde yasayan azinliklari
"ulusal bilince" yönelme mücadelelerini gelistirir.
Balkan Savasi öncesi, Imparatorluk içinde
baslayan bu çözülüse karsi
devletin birligini korumak, yikilisini
önlemek ülküsünden hareket eden siyasi akimlara(Islamcilik,
Osmanlicilik, Baticilik)
1911'den sonra ortaya çikanTürkçülük
akimi da katilir. Imparatorluk
içindeki uluslarin bagimsizlik
mücadeleleri ve imparatorlugun çöküsünü
hazirlayan etkenler karsisinda devletin
birligini ayakta tutabilecek ülkü olarak benimsenen
Türkçülük akiminin
siyasi alanda "halka dogru" yönelisi;
edebiyat alaninda da "ulusal kaynaklara dönme"
düsüncesini olusturur. Halka ulasabilmenin
tek yolu olarak da ulusal bir dil, tarih ve kültür birligine
sahip çikilmasiyla olabilecegi
düsüncesini yayginlastirir.
Özünde halka yönelikligi amaç edinen
bu egilim, ulusal bir edebiyatin olusmasinda
da ulusal bir dilin benimsenmesini ilke edinir. Bu görüslerden
yola çikan Ziya Gökalp ve arkadaslarinin,
Ikinci Mesrutiyet'in getirdigi özgürlük
ortaminda, "Genç Kalemler" dergisi çevresinde
baslattiklari hareket; bu akimin
ulusal bilinçlenme yolundaki yönlendirici çabasi
sayilir. Tanzimat'tan beri süregelen dilde
sadelesme egilimi, bu düsünceden hareketle
benimsenir, gelistirilip sistemlestirilir.
ÖYKÜCÜLÜGÜNÜN EVRELERI
Yazin yasaminin ilk evresi sayilan
Izmir döneminde (1903-1908) Baha Tevfik, Hemmet Necip
(Türkçü), Yakup kadri, Sehabettin Süleyman
gibi yazarlarla iliski kurmasi; ona, düsün
dünyasini zenginlestiren bir ortam hazirladi.
Fransiz edebiyatini yakindan izlemesi,
özellikle de Guy de Maupassant ve Emile Zola'yi tanimasi,
M. Necip Türkçü'nün dil üstüne
görüslerinden etkilenmesi bu dönemine rastlar.
Yazin yasamina girisi siirle
oldu. Bu evrede yazdigi siirlerinde Servet-i
Fünun sairlerinin etkileri görülür.
Aruz ölçüsüyle yazdigi
siirlerinde agdali bir dil hakimdir. "Yeni
Lisan" akimi sonrasi hece ölçüsüyle
yazar.Dilini daha yalin ve anlasilir
kilar. Siiri, düsüncelerini ve ülküsünü
anlatabilmede bir araç olarak görür.
Öykücülügünün birinci evresini
olusturan 1909-1913 yillari, Makedonya'da
bulundugu süreyi kapsar. Balkan uluslarinin
ulusal kurtulus mücadeleleri onun "ulusal"
bilince ulasma düsüncesini etkilerken, bu
dönem öykülerinin de baslica temasini
olusturur. Buradan hareketle, yasadigi
devrin siyasal hareketlerini elestiren, Türkçülük
anlayisini destekleyen öyküler
yazdi. Bu öyküleriyle bir yandan da sade dil
anlayisinin savunuculugunu yapti.
Öykücülügünün ikinci evresinde
(1917-1920) toplumsal elestiri ve taslama yani
agir basan öyküler yazdi. Imparatorlugun
savastan yenik çikmasiyla iyice belirginlesin
yikilis günlerinin sorunlarina
yönelir. Son dönem öykülerinde mizah yani
agir basar. Yasanilan kosullar,
onun bu tür öyküye yönelisini hazirlar.
SANATI
Guy de Maupassant'in öykü anlayisindan
etkilenerek gelistirdigi öykücülügüyle,
çagdas Türk edebiyatinda bu türün
(kisa öykünün) öncüsü sayilmistir.
Çogunlukla bir tez ekseninde isledigi öykülerinin
baslica temasini yasadigi
dönemin toplumsal ve siyasal olaylari olusturur.
Tematik yönden çagdas Türk öykücülügüne
yeni açilimlar kazandiran nitelikte
konulari ele alip isledigi gözlendi.
Öykülerinde dönemin siyasal akimlarini,
balkan uluslarinin bagimsizlik
mücadeleleri karsisindaki Türklerin
yasantilarini ve onlarla iliskilerini,
çocukluk anilarini, birinci Dünya
Savasi'nin toplum yasamina yansiyan
olumsuzluklarini, halkin yanlis
inançlarini, toplumsal yasamin
bozuk ve kötü yanlarini, tarihsel olaylari
konu edinmistir. Yasadigi dönemin
olaylarindan edindigi gözlem ve anilarinin
yani sira halk fikralarindan, folklor
ve destanlardan da yararlanarak öykülerinin konularini
zenginlestirmistir.
Toplumsal yergi ve gülmece ögelerinin belirgin
oldugu kisa mizahi (magazin) öykülerinde
ise güncel yasamin siradan olaylarini
elestirel bir biçimde yansittigi
gözlenir. Öykülerinde konusma dilini etkin
kilarak, çaginin toplumsal sorunlarina
yönelmis, bunlari toplumsal elestiri ve
yer yer de humour yüklü bir anlatimla yansitmistir.
Öykülerinde süssüz, yalin bir anlatim
hakimdir. Konusma dilini yazi diliyle birlestirmesi,
"Hakikati, görüldügü gibi, edebiyat
yapmadan yazmak" amaci anlatimciliginin
en belirgin yanini olusturur. Kisi,
yer betimlemeleri ve ruhsal çözümlemelerden ise;
'olay'dir ön planda olan. Bu baglamda, 'olay'
öyküsünün biçimsel özelliklerini
basarili bir biçimde kullandigi
görülür. Öyküsünü kisi-çevre-olay
kurgusu üzerine kurar, serim-dügüm-çözüm/sonuç
bölümlerine uyarak gelistirir. Öykülerinde
'olay'a önem verisi, tip ve karakter çizmesini
engeller görünse de; epik öykülerinde yansittigi
olaylar içinde belirgin kisilikler çizdigi
görülmektedir.
Toplumsal olaylara yaklasimindaki bakis
açisi ve döneminin sorunlarini
yansitmada beliren düsünsel egilimleri
öyküsünün ana tezini olusturur. Ona
göre; söyleyisten çok, söylenen düsüncedir
önemli olan. Öykü bir araçtir; düsünceleri
iletmeye, toplumsal yapidaki bozukluklari göstermeye.
"Cehaletin, nasuti duygularin alçalttigi
beseriyyet için onu bir kurtarici olarak
görür. Özellikle konularini tarihten
alarak yazdigi öykülerinde; ülkenin
savas sonrasi umutsuz, karamsar havasi içindeki
insanlarina "iyimserlik ve umut vermek" amaci
güttügü belirgindir.
ROMANLARI
Yasadigi yillarda yayinlanan
üç romani ( Ashab-i Kehfimiz, Efruz
Bey, Yalniz Efe, 1919) onun bu alanda yarim kalmis
denemeleri olarak sayilir.
"Fantezi roman" olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908'den
Mütareke yillarina kadarki süreci, aydin
kisilerin elestirisi ekseninde yansitir.
Dönemin aydin hastaliklarini,
siyasi akimlarin yanlis yönsemelerini
toplumsal elestiri baglaminda, yeni bir roman
teknigiyle verir. Yarin kalan romani Yalniz
Efe, destansi bir nitelik tasir. Konusunu
bir halk menkibesinden almistir. Dönemin
toplumsal ortaminda, yapilan haksizliklara
baskaldirarak silahlanip daga çikan
-kiz kahraman- Yalniz Efe'nin kisiliginde
Türk halkanin direnme gücünü göstermeye
çalismistir.
YAPITLARI
ESERIN ADI BASIM YILI TÜRÜ YAYINEVI
GIZLI MABET 1996 ÖYKÜ BILGI
YÜZAKI 1997 ÖYKÜ BILGI
ESKI KAHRAMANLAR 1998 ÖYKÜ BILGI
BOMBA 1998 ÖYKÜ BILGI
HAREM 1998 ÖYKÜ BILGI
YÜKSEK ÖKÇELER 1998 ÖYKÜ BILGI
BEYAZ LALE 1998 ÖYKÜ BILGI
EFRUZ BEY 1999 ÖYKÜ BILGI
FALAKA 1999 ÖYKÜ BILGI
ASK DALGASI 1999 ÖYKÜ BILGI
YALNIZ EFE 1999 ÖYKÜ BILGI
DOGDUGUM YER 1989 SIIR BILGI
DIL KONUSUNDA YAZILAR 1999 DENEME BILGI
OLUP BITENLER,TOPLUMSAL YAZILAR 1997 DENEME BILGI
SEMSEDDIN SAMI
(1850- 1904)
Semseddin Sami (1850-1904) Arnavutlukta, Yanya vilayetinin
Fraser kasabasinda dogmustur. Oranin
timar sahibi Fraserî ailesinden Halil Beyin
ogludur. Orta ögrenimini Yanyada bir Rum jimnazinda
görmüs, orada Fransizca, Italyanca
ve eski Yunancayi, ayni zamanda medreseye
giderek Arapça ve Farsçayi ögrenmistir.
Istanbula gelince (1871) basin hayatina
atilmis, Ibret ve Hadîka gazetelerinde
makaleler yararken bir yandan da roman ve piyeslerini bastirmis,
daha sonra Sabah (1876) ve Tercümân-i Sark
(1878) gazetelerini kurmus, Aile (1881) ve Hafta (1881)
dergilerini çikarmis, baska gazetelere
de makaleler yazmistir. Birtakim küçük
memurluklarda çalismis bulunan
Semseddin Sami, bir yil kadar Trablusgarba
sürülmüs, son olarak, sarayda kurulan (1880)
Teftis-i Askerî komisyonu kâtiplik ve baskâtiplik
görevlerinde çalismis, hayatinin
son zamanlarinda Erenköyündeki köskünde
ikamete memur edilmis, orada ölmüstür.
Devrinin en büyük dil bilgini olan Semseddin
Sami, dilin islahi, sadelesmesi, sözlük
ve gramerlerinin yapilmasi konularinda o
zamana kadar birçok yazarlar tarafindan ileri sürülen
düsünceleri daha bilimsel bir gözle ve daha
derli toplu olarak anlatmis; ayrica, o zamana
kadar yoklugundan yakinilan Türk dili
sözlügünü hazirlamis,
ve sade dille yazi yazma denemelerine girmistir.
Kaamûs-i Türkî adli büyük sözlügünün
önsözünde (1901), yazi ve edebiyat dili
olmasi istenen bir dilin, sözcüklerini bir araya
toplayan bir sözlügü ile kurallarini
tespit eden bir gramerinin yapilmasi gerektigini,
edebiyat binasin ancak bunlar üzerine kurulacagini
ve dilinin gerilemesine karsi bunlarin bir
sed yerini tutacagini; bin yillik
edebi ve tarihî bir geçmisi bulunan ve aslinda
genis ve zengin bir dil olan Türkçenin,
o zamandan beri sözlügü ve grameri yapilmadigi
için birçok sözcüklerini kaybedip daralarak
Arapça ve Farsçaya muhtaç bir hale
geldigini söylemistir. Dilin islah ve sadelesmesi
konusunda ise, Lisân-i Türkî (Osmâmî)
makalesinde (1881) Türkçe kullanilmakta olan
Arap ve Fars sözcüklerinin kimyevî bir kaynasma
ile dile karismamis olduklarini,
yabanciliklarini daima koruduklarini,
bunlari atarak dili temizlemenin her zaman mümkün
oldugunu anlatmis; Robinson çevirisinin
ön sözünde (1885), anlatim yazi dilinden
kurtarilip konusma diline yaklastirildigi
takdirde, dilin sadelesmekle birlikte güzellesecegini
bildirmis; Tercümân-i Hakîkat gazetesinde
yayinladigi Lisân ve Edebiyatimiz
(1897) baslikli makalesinde de, dil ile edebiyat
arasindaki çok siki baga isaret
ederek, güzel bir dilimiz oldugu halde ona uygun bir
edebiyatimiz bulunmadigini,
eger söyledigimiz gibi yazar ve dilin o yolda islah
ve ilerlemesine çalisirsak, dilin güzelligine
uygun mükemmel bir edebiyatimiz olacagini
yazmis; ve, Rabinson çevirisinde, konusma
dilini yazida kullanmayi denemistir.
Semseddin Sami, dilcilik alaninda Kaamûs-i
Fransevî (Türkçeden Fransizcaya
1884, Fransizcadan Türkçeye 1902),
Küçük Kamûs-i Fransevî (1888), Kaamûs-
Aral (1898), Kaamûs-i Türkî (2 cilt. 1901) adli
çok önemli sözcüklerle okullar için
dil bilgisi kitaplari yayinlamistir.
Kaamûs-ül-Alâm (6 cilt, 1889-1898) adli
büyük eseri Türkçede tamamlanmis
ilk ansiklopedidir. Roman türünde Türk edebiyatinin
bu yolda yazilan ilk eseri olan Taasuk-i Talât
ve Fitnat (1872); tiyatro türünde de Seydi Yahya (1874),
Besa - yahut Ahde Vefâ (1875), Kâve (1875)
dramlarini yazmistir. Bati
edebiyatindan yaptigi çeviriler
arasinda en ünlüleri, Victor Hugo (1802-1885)
dan çevirdigi Sefiller (1880) ile Daniel Defoe (1661-1731)
dan çevirdigi Robinson (1884) dur. Bunlardan baska,
Cep Kütübhânesi basligi
altinda, baska baska zamanlarda, Gök,
Yer, Insan, Medeniyyet-i Islâmiyye, Lisân,
Esâtir v.b. (1880-1895) adli birtakim küçük
kitaplar çikanmstir. Hayatinin
son yillarinda, Türkolog Radloff (1837-1918)
yayinlindan yararlanarak Orhun Yazitlarini
Türkiye Türkçesine çevirmis,
Vambéry (1832? 1913) nin yayinladigi
kisimlardan yararlanarak da Kutadgu Biligi
incelemis ise de, bu er yayinlanmamis;
gazete ve dergilerde çikan makaleleri de kitap halinde
toplanmistir.
SEMSEDDIN SAMI'NIN ESERLERI
ESERLERI TARIHI YAYINEVI
KAMUS-I FRANSEVI 1882 ALFA
KAMUSÜ'L-A'LAM 1899 ALFA
BAKI'NIN ES'ARI VE MÜNTEHABESI
1900 CEM
KAMUS-I TÜRKI 1901 ALFA
TAASSUK-I TAL'AT VE FITNAT 1902 MORPA
SUNAY AKIN
YASAMI
Sunay Akin (1962 - ), Türk sair, yazar, gazeteci,
arastirmaciTrabzonda dogdu. Lise
ögrenimini Istanbul Kosuyolu Lisesinde
tamamladi. Istanbul Üniversitesi Fizik Cografya
Bölümünden mezun oldu.Ilk siirleri
1984 yilinda dergilerde yayinlanmaya basladi.
Arkadaslariyla birlikte 1989'da Yeni Yaprak siir
dergisini ardindan 1990 yilinda da Olmaz
adli siir dergisini çikardi.1987
yilinda Halil Kocagöz Siir Ödülünü
Noktali Virgül adli dosyasiyla aldi.
1990 yilinda ise Orhon Murat Ariburnu Siir
Ödülünü Makiler siiri ile kazandi.Buluslara
dayanan, genellikle kisa siirlerinde, Orhan Veli
siirindeki bir özelligin günümüzde
sürdürümcüsüdür. Bu tür siire
pek de özgü olmayan, yumusak, lirik bir ses tonu
vardir. Siirlerinde özellikle ince yergi ögelerini
kullanmadaki rahatligi ile dikkat çeker.
Cemal Süreyyanin etkisinde sürdürdügü
siirlerde, dil oyunlarina dayali yogun
bir alaycilik ve sasirtma; çocuklar
ve hüzünle birlikte sairin ilgi ve duyarliligini
göstermektedir.Sunay Akin ilk siirini 9 yasinda
meteoroloji müdürlügünde çalisan
bir memurun kizina yazar. Kizin isminin
bas harflerinin dizelerini olusturdugu siiri
evlerinin terasinda bulunan odunluk kapisinin
iç kismina yazar. Kiz balkona geldiginde
odunlugun kapisini açar. Mahsusçuktan!
Ama siir kizin gözüne hiçbir
zaman takilmaz. Sunay Akin yillar sonra Bir
Sairdir Artik, çocuklugunun geçtigi
Trabzona gittiginde sert geçen bir kista,
içindeki odunlarla birlikte kapinin da sökülüp
yakildigini ögrenir.
Sairin ilk siiri Hava Muhalefeti nedeniyle
kayiptir. 23 Nisan 2005 tarihinde 11 yildir
dünyanin dört bir yanindan topladigi
oyuncaklarla, hayali olan Istanbul Oyuncak Müzesini
Göztepe, Istanbulda tarihi dört katli
bir konakta açti.
TV8'de Hincal Uluç, Hasmet Babaoglu ve
Nebil Özgentürk ile birlikte Yasamdan Dakikalar
adli televizyon programini yapmaktadir.
SIIR KITAPLARI
Makiler (1989), Antikacilar (1991), Kaza Süsü
(1993)
Sunay Akin'in Siirleri
>> 62 Tavsani
>> Aile Boyu
>> Alacak
>> Alfabe
>> Ama Ölüm
>> Antik Acilar
>> Asansör
>> At Kokusu
>> Ayna Oyunu
>> Ayrilik
>> Ayrilik Siiri
>> Baris
>> Beceriksiz
>> Beyaz
>> Beyaz Adam
>> Beyazperde
>> Beyaz Tutkal
>> Bir Araya
>> Böcek
>> Bulut
>> Cemal Süreya
>> Cephede
>> Cunta
>> Çagdas
>> Çatana
>> Çikis Kapisi
>> Çoban
>> Çocuk ve Hüzün
>> Dag Yolu
>> Davet
>> Deniz
>> Devrim
>> Disi Kus
>> Dr. Che
>> Dudak Payi
>> Dügme
>> Elisi
>> Esber Yagmurdereli
>> Fahise
>> Filika
>> Garip
>> Gecekondu
>> Giderken (Çukur)
>> Gitme Kal
>> Giyotin
>> Görülmüstür
>> Gözyasi
>> Harç
>> Heykel
>> Hücum Emri
>> Ihlamur
>> Iskele
>> Iskence
>> Jilet
>> Kafatasi
>> Kagit Gemi
>> Kanarya
>> Kayip Dalga
>> Kaza Süsü
>> Kedi Kiriklari
>> Kirik Kibrit
>> Kirmizi
>> Kiz Kurusu
>> Kova Kaleci
>> Kömür
>> Kus Tüyü
>> Kül Kedisi
>> Leblebi
>> Liman
>> Madalya
>> Maki
>> Makiler
>> Meçhul
>> Migfer
>> Minare
>> Naftalin
>> Ne Yapip Ne Edip
>> Nicedir
>> Noktali Virgül
>> Nöbetçi
>> Ozan
>> Ölü Asker
>> Park
>> Pencere
>> Reçel
>> Reklam
>> Romatizma
>> Rüzgar
>> Sana Yakin
>> Semaver Külü
>> Serçe
>> Serçe ve Kedi
>> Sevmek
>> Sözgelimi
>> Süngü
>> Samandira
>> Sehit
>> Semsiye
>> Siiriçi Hatlari Vapuru
>> Taht Ve Yüksük
>> Telasli Penguen
>> Ticaret
>> Tik Tak
>> Tirabzan
>> Tornavida
>> Trapezci
>> Tutuklu
>> Yalnizlik
>> Yara Bandi
>> Yoksul Bir Çocuk
>> Yüregim
>> Yüregim II
>> Yüz Havlusu
ÖYKÜLERI
KIRDIGIMIZ OYUNCAKLAR
ONLAR HEP ORADAYDI
KIRDIGIMIZ OYUNCAKLAR
KULE CANBAZI
SAIRLER MATINESI
ISTANBULDA BIR ZÜRAFA
AYÇÖREGI VE DENIZYILDIZI
ISTANBULUN NAZIM PLANI
ÖNCE ÇOCUKLAR VE KADINLAR
KIZ KULESINDEKI KIZILDERILI
VESAIRE...VESAIRE...
SIIR CUMHURIYETI
KIRILAN CANLAR
ISMAIL UYAROGLU
1948'de Balikesirde dogdu. Istanbul Egitim
Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü
bitirdi. Çesitli illerde ve Istanbulda
edebiyat ögretmenligi yapti. Ögretmenlikten
ayrildiktan sonra yayinevleri ve reklam sirketleriyle,
Cumhuriyet gazetesi ve Yazkoda çalisti.
Ilk siirinde Ikinci Yeni akiminin
etkisinde kaldi. Ilk kitabinda yalinkat,
yeterince islenmemis, devrimci, sloganci siirler
dikkat çekti. Sonraki yillarda toplumsal gerçekçilige
yöneldi. Biçim ve öz dengisine özen göstererek
kendine özgü bir anlatim kurdu. Yalinlik,
duruluk, lirizm, özlülük, uyak kullanmaya egilim,
uyaklar yardimiyla yaratilmak istenen sasirtmacali
bir söyleyis bu anlatimin temel özellikleri
olarak siralanabilir. Çocuk siirleriyle de
taninir. Siirin yanisira oyun,
öykü ve romanlari da var.
ESERLERI:
SIIR:
Gül Sagnagi (1976, çocuklar için
siirler)
Çocuk ve Siir (1977, çocuklar için
siirler)
Asktan ve Umuttan Aldim Rengimi (1978, çocuklar
için siirler)
Yakinda (1980)
Hayati Karsilayan Siirler (1981)
Siir Kitabi (1982)
Bir Demet Diken (1983)
5+2ler (1984)
Ve Ask (1985)
Atesin Içinden (1985, toplu siirler)
En Eski Yalnizligimdir Ask
Benim (1987)
Siir Ölümcül Yolculugun Senin (1987)
OYUN:
Les (1977)
ÖYKÜ:
Koku (1979)
ROMAN:
Bir Liranin Iki Günü (1978)
ÖDÜLLERI:
1974 Milliyet Sanat Dergisi En Basari Genç
Sair ödülü (4 sairle birlikte)
1977 Antalya Uluslararasi Sanat Festivali Birincilik Ödülü
Les oyunu ile
1978 Türk Dil Kurumu Çocuk Yazini Ödülü,
Çocuk ve Siir ile
1978-1979 Yunus Nadi Armagani En Güzel Çocuk
Romani, Bir Liranin Iki Günü ile
1979 Yakacik Sanat Senligi Birincilik Ödülü,
Koku ile
1981 Yazko Siir Büyük Ödülü, Hayati
Karsilayan Siirler ile
RIFAT ILGAZ
YASAMI
1911'de Kastamonu Cidede dogdu. Nüfus kaydi
24 Nisan 1911. Kendisi Subat 1910'da dogdugunu anlatir.
7 Temmuz 1993'te Istanbul'da yasamini
yitirdi. Ilkokula Cide'de basladi, Terme'de
bitirdi. Orta ögrenimine Kastamonu'da basladi.
Liseden ayrilip yatili olan Muallim
Mektebi'ne girdi. 1930'da mezun oldu. Bolu Gerede, Akçakoca,
Gümüsova'da ilkokul ögretmenligi
yapti. 1938'de Ankara Gazi Egitim Enstitüsü'nü
bitirdi. 1939da Adapazari ve Istanbul'daki
orta okullarda Türkçe ögretmeni olarak çalisti.
1940ta Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne
girdi. 1943te ilk kitabi "Yarenlik" yayinlandi.
Siirleri olaganüstü ilgi gördü.
Ocak 1944te yayinlanan "Sinif"
adli siir kitabi toplatildi,
bir süre cezaevinde kaldi. Serbest birakildiktan
sonra bir yil ögretmenlik yapti. 1950li
yillarda gazetecilige basladi. 1940 kusagi
yazarlarin eserlerine yer veren "Yürüyüs"
dergisinin sorumlu yönetmenligini üstlendi. Aziz
Nesin'le "Markopasa" dergisinin çikarilmasina
katildi, yaziisleri müdürlügünü
yapti. 1952'de "Adembaba" isimli mizah dergisini
çikardi. Dolmus, Tas, Karikatür,
Saka gibi dönemin ünlü mizah dergileriyle,
Yeni Gazete'de yazilar yazdi. Ocak 1953te
"Devam" adli siir kitabi yayinlandi
ve bu kitap da toplatildi, kendisi tekrar cezaevine
kondu. Ayni yillarda çesitli senatoryumlarda
verem tedavisi gördü. Yazi ve siirlerinden
ötürü yaklasik 5 buçuk yil
hapis yatti. 1952-1960 arasinda Tan gazetesinde
düzeltmen, dizgici ve röportaj yazari olarak
çalisti. Asil ününü
1959'da Türkiye'deki egitim sistemini elestirmek
amaciyla yazdigi "Hababam Sinifi"
adli kitapla kazandi. Çok tutulan ve tekrar
tekrar basimi yapilan bu öyküler
dizisi, tiyatro ve birçok kez sinemaya da uyarlandi.
1952-1960 arasinda siyasi baskilar nedeniyle gerçek
ismiyle yazamadi. 1961 Anayasasi yürürlüge
girdikten sonra kendi adiyla yazi ve siir
yayinlama özgürlügüne kavustu.
Vatan, Demokrat Izmir, Yeni Gün, Yeni Ulus gazeteleri
ile Akbaba dergisinde yazdi. 1970te Basin
Seref Karti aldi. 1974te emekli oldu.
Cideye yerlesti. 12 Eylül 1980 döneminde
tekrar gözaltina alindi. 70 yasinda
olmasina ragmen gözleri baglanarak gerekçesiz
sorguya çekildi ve bir aydan fazla gözaltinda
tutuldu. Tutuklulugu sona erince ölümüne kadar
Istanbulda yasadi. Ilk siirleri
ile yazilari, Kastamonu'da yayinlanan "Nazikter"
ve "Açiksöz" dergileri ile "Güzel
Inebolu", "Güzel Tosya", "Samsun"
gazetelerinde çikti. Kisisel duygularini
yansittigi ölçülü
uyakli bu dönem siirlerini sonraki kitaplarina
almadi. 1940'lardaki toplumsal gerçekçi sairler
kusaginin en önemli temsilcisi. Siyasal
ve ideolojik sorunlari yalin bir dille ortaya koydu,
insanlarin yasantilarini, öykünmesiz
ve gösterissiz bir dille yansitti.
ESERLERI
SIIR:
Yarenlik (1943)
Sinif (1944)
Yasadikça (1948)
Devam (1953)
Üsküdarda Sabah Oldu (1954)
Soluk Soluga (1962)
Karakilçik (1969)
Uzak Degil (1971)
Güvercinim Uyur mu (1974)
Kulagimiz Kiriste (1983)
Ocak Katiri Alagöz (1987)
Bütün Siirleri (1983)
ROMAN:
Karadenizin Kiyiciginda
1969
Karartma Geceleri 1974
Sari Yazma 1976
Yildiz Karayel 1982
ANI:
Yokus Yukari 1982
Biz de Yasadik 1984
Kirk Yil Önce Kirk Yil Sonra
(1986)
MIZAH ÖYKÜ VE ROMANLARI:
Radarin Anahtari 1957
Don Kisot Istanbulda 1957
Bizim Kogus 1959
Hababam Sinifi 1959
Kesmeli Bunlari 1962
Nerde O Eski Usturalar 1962
Saksaganin Kuyrugu 1962
Sevket Ustanin Kedisi 1965
Geçmise Mazi 1965
Altin Eskicisi 1972
Palavra 1972
Tuh Sana 1972
Çatal Matal Kaç Çatal 1972
Bunadi Bu Adam 1972
Kes 1972
Al Atini 1972< BR> Hababam Sinifi
Uyaniyor 1972
Sosyal Kadinlar Partisi 1984
Apartman Çocuklari 1984
Çalis Osman Çiftlik Senin 1984
ÇOCUK KITAPLARI:
Öksüz Civciv 1979
Bacaksiz Kamyon Sürücüsü 1980
Bacaksiz Sigara Çocuklari 1980
Bacaksiz Parali Atlet 1981
ÖDÜLLERI
1982 Orhan Kemal Roman Armagani ve Madarali
Roman Ödülü Yildiz Karayel romaniyla
1987 Ömer Faruk Toprak Siir Ödülü Ocak
Katiri Alagözle
1993te TÜYAP Onur Yazari ödülü
CEMAL SÜREYYA
YASAMI
1931de Erzincanda dogdu. 9 Ocak 1990da
Istanbulda yasamini yitirdi.
Asil ismi Cemalettin Seber. Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Maliye ve Iktisat Bölümünü
bitirdi. Maliye Bakanliginda müfettis
yardimciligi ve müfettislik
görevleri yapti. 1982de müsavir maliye
müfettisliginden emekli oldu.
Agustos 1960ta basladigi ve
yalnizca dört sayi çikarabildigi
Papirüs dergisini, Haziran 1966-Mayis 1970 arasi
47, 1980-81 arasi iki sayi daha çikardi.
1978de Kültür Bakanliginda
Kültür Yayinlari Danisma
Kurulu üyesi olarak da görev yapti.
Emekliliginden sonra, yayinevlerinde danisman
ve ansiklopedilerde redaktör olarak çalisti.
Birçok dergide yazilari ve siirleri
yayinlandi. Olusum, Türkiye Yazilari,
Maliye Yazilari dergileri ile Saçak dergisinin
kültür-sanat bölümünü bir süre
yönetti. Politika, Aydinlik ve Yeni Ulus gazeteleri
ile Yazko Somut ve 2000e Dogru dergilerinde köse
yazilari yazdi.
Ikinci Yeni hareketinin önde gelen sair ve
kuramcilarindan sayilir. Siire
lise yillarinda aruz denemeleriyle basladi.
Ilk siiri "Sarkisi-Beyaz"
Ocak 1953te Mülkiye dergisinde yayinlandi.
1950'lerin baslarinda gelisen ikinci yeni hareketine
katilmakla birlikte, siirde anlamsizligi
savunan görüsleri benimsemedi.
Karsi çiktigi gelenegin
diri degerlerinden yararlandi. Siirde erotizmi
canlandirirken, toplumsal degerlere uzak düsmedi.
Siirin "anayasaya aykiri" oldugunu,
doganin ahlaki kovdugu yerde ve yasadisi
oldugunu savundu. Bu görüs onu siirde
öyküden kaçinmaya, çarpici,
yogun imge adaciklarindan olusan bir söz
sanatina yöneltti. Düzyazilarinda
sürekli yeni sorular sordu. Denemelerinde de baska
sanatçilar, özellikle sairler üzerinde
durmayi yegledi. Ölümünden sonra adina
bir siir ödülü konuldu.
ESERLERI
SIIR
Üvercinka (1958)
Göçebe (1965)
Beni Öp Sonra Dogur Beni (1973)
Sevda Sözleri (Uçurumda Açan ile birlikte toplu
siirleri: 1984)
Sicak Nal ve Güz Bitigi (1988)
Sevda Sözleri (bütün siirleri: 1990, ö.s.
1995)
DÜZYAZI
Sapkam Dolu Çiçekle (1976)
Günübirlik (1982)
Onüç Günün Mektuplari (1990, ö.s.
1998)
99 Yüz (1991)
999. Gün / Üstü Kalsin (1991)
Folklor Siire Düsman (1992)
Uzat Saçlarini Frigya (Günübirlikin
yeni basimi: 1992)
Aydinlik Yazilari / Paçal (1992)
Olusumda Cemal Süreya (1992)
Papirüsten Basyazilar (1992)
Günler (999. Günün genisletilmis
basimi 1996)
Güvercin Curnatasi (Cemal Süreya ile konusmalar
1997)
Toplu Yazilar 1 (Sapkam Dolu Çiçekle
ve Siir Üzerine Yazilar 2000)
ANTOLOJI
Mülkiyeli Sairler
100 Ask Siiri
ÖDÜLLERI
1959 Yeditepe Siir Armagani
1966 Türk Dil Kurumu Siir Ödülü
1988 Behçet Necatigil Siir Ödülü
ÜMIT YASAR OGUZCAN(22 Agustos 1926
- 4 Kasim 1984), Türk sair.
Ümit Yasar, Tarsusta dogdu. Babasinin
adi Lütfi, annesinin adi Güzide'dir. Eskisehir
Ticaret Lisesinden mezun oldu. Otuz yila yakin
bankacilik sektöründe çalisti.
Istanbulda kendi adini tasiyan
sanat galerisi kurdu.
Siire 1940da Yedigün sairleri arasinda
baslayan sairin toplam 50 eseri yayinlandi.
Siir plaklari, sarki sözleri ve
yergileriyle taninan Oguzcan, günümüzün
en popüler sairlerindendir. Genellikle Faruk Nafiz
Çamlibel duyarliliginda
ve ask, ayrilik, özlem temalari
ekseninde çogalttigi siirini,
1973te büyük oglu Vedatin intihar
etmesi üzerine, hayatin boslugu, ölüm
ve aci gibi derinliklere, öz ve biçim yogunlastirmalarina
yöneltti. Sairlik basarisini,
daha etkili, aruzla yazdigi rubailerinde gösterdi.
Iste, bestelenmis olan örnek rübailerinden
biri:
Biraz kül, biraz duman.. O, benim iste,
Kerem misâli yanan.. O, benim iste.
Inanma gözlerime; ben, ben degilim,
Beni sevdigin zaman.. O, benim iste!
Eserleri [degistir]Insanoglu (1947)
Dolmus (1955)
Askimizin Son Çarsambasi
(1955)
Bir Daha Ölmek (1956)
Kör Ayna (1957)
Iki Kisiye Bir Dünya (1957)
Beni Unutma (ilk yedi kitabindan seçmeler) (1959)
Karanligin Gözleri (1960)
Akilli Maymunlar (1960)
Seninle Ölmek Istiyorum (1960)
Üstüme Varma Istanbul (1961)
Sahibini Arayan Mektuplar (1961)
Yeni Dünya Rekoru (1961)
Sevenler Ölmez (1962)
Çigan Gözler (1962), Ötesi Yok (1963)
Hüzün Sarkilari (1963)
Bir Gün Anlarsin (1965)
Sadrazamin Sol Kulagi (1965)
Mihribana Siirler (1965)
Taslar ve Baslar (1966)
Seni Sevmek (1966)
Insallahla Masallah (1966)
Toprak Olana Kadar (1968)
Göbek Davasi (1968)
Ben Seni Sevdim mi (1968)
Halktan Yana (1969)
Ask miydi O (1969)
Önce Sen Sonra Ben (1971)
Rubailer (1972)
Yalan Bitti (1975)
En Eski Yalnizligimdin Sen Benim
(1978)
Dikiz Aynasi (yergi siirleri, 1982)
Acilar Denizi (1977) isimli kitabi, son kitabi
disinda bütün siirlerinden
seçmeler kitabidir. Diger seçme
siirler kitabi Siirle 40 Yil (1982)
adini tasiyor. Bütün Siirleri
Özgür Yayinlarinda basiliyor
(4 cilt, 1982-1984).
ILHAN BERK (d. Manisa, 1916), Türk sair.
Balikesir Necatibey Ilkögretim Okulu'ndan
mezun olmus, Espiye'de iki yil ilkokul ögretmenliginden
sonra Ankara Gazi Egitim Enstitüsü'ne girmistir.
Enstitü'de Fransizca bölümünden mezun
(1944) olan Berk, Zonguldak, Samsun ve Kirsehir ortaokul
ve liselerinde Fransizca ögretmenligi yapmistir(1945-1955).
Ankara'da T.C. Ziraat Bankasi'nin Yayin Bürosu'nda
çevirmenlik yapmis(1956), on üç
yil sonra emekli olmustur(1969). Arthur Rimbaud ve
Ezra Pound'un siirlerini çevirerek kitaplastirmistir.
Ilhan Berk Bodrum'da yasamaktadir.Ilhan
Berk, bu tarihten sonra kendini tümüyle yazmaya vermis,
bir anlati kitabi disinda, yalniz
siir ve siire iliskin yazilar yazmistir.
Ilhan Berk, modern dünya siirinin iki büyük
sairi sayilan Arthur Rimbaud ve Ezra Pound'un kimi
siirlerini de çevirerek kitaplastirmistir.
Kül adli kitabiyla 1979 yilinda
Türk Dil Kurumu ve Istanbul kitabi ile de 1980
yilinda Behçet Necatigil Siir Ödüllerini
kazanmistir. Ilhan Berk 1983'te Deniz
Eskisi adli kitabiyla ,Yedi Tepe siir Armagini'nin
1988'de de Güzel Irmak adli kitabiyla Sedat
Simavi Edebiyat Ödülü'nü (F. Edgü ile)
almistir. Yazin Yasami
Ilhan, Berk, ilk siirlerini Manisa Halkevi'nin dergisi
Uyanis'ta yayimlamistir
(1935). Berk, 19 yasindayken Günesi Yakanlarin
Selâmi adiyla kitaplastirdigi
bu siirlerinde "hece vezni" kullanmakta ve o dönemin
siir anlayisina özgü bir karamsarlik
tasimaktadir. "Sonsuzluk", "kizil",
"hulya", "ates" en sevdigi sözcükler
olarak görünmektedir. Sembolist siirden esinlenilmis
izlenimi veren imgeler yapmayi sevmektedir: "Bir karanlik
gecenin masmavi seherinde / Kizil basörtünle
gül yüzlü bahçede görün".
Dil anlayisi da henüz döneminden
kopamamistir ki, bunu da 19 yasindaki
bir sair adayi için dogal karsilamak
gerekmektedir: "Kipkizil hulyali
bir renge yükselmeden gün / Bir devrin nesesini
tasimakta yüzün". Berk'in ilk kitabina
adini veren siirinin son kitasi
da söyledir: "Neler, neler beklenmez nihayetsiz
bir yerden / Günesi içelim mor safaklar
gecesinden / Selâm! Sonsuzlukalra, hasret gönüllerden
/ Selâm, günese, gögü yakanlar
bahçesinden!". Ilhan Berk, daha sonra 1940'lara
dogru Yeni Edebiyat anlayisi içinde
yer almis, Servet-i Fünun (Uyanis),
Ses, Yigin, Yeryüzü, Kaynak gibi dergilerde
yazmistir. Türk siirinin en deneyci
sairlerinden biri olan Ilhan Berk, durmadan yatak
degistirerek, ama bazi sorunsallara hep bagli
kalarak siirini günümüze kadar eskitmeden
getirmeyi basarmistir. Yapitlari:
Siir: Günesi Yakanlarin Selâmi
(1935), Istanbul (1947), Günaydin Yeryüzü
(1952), Türkiye Sarkisi (1953), Köroglu
(1955), Galile Denizi (1958), Çivi Yazisi
(1960), Otag (1961), Misirkalyonigne (1962),
Asikane (1968), Senlikname (1972), Tas
Baskisi (1975), Atlas (1975), Kül (1978), Istanbul
Kitabi (1979), Kitaplar Kitabi (1981- Seçilmis
Siirler), Deniz Eskisi (1982- Siirin Gizli Tarihi'ni
de içererek), Delta ve Çocuk (1984), Galata (1985),
Güzel Irmak (1988- Sairin Kani'ni da
içererek), Pera (1990), Anlati: Uzun Bir Adam (1982),
Öteki yapitlari: Baslangicindan
Bugüne Beyit Misra Antolojisi (1960), Ask Elçisi
(1965-antoloji), A. Rimbaud : Seçme Siirler (1962),
Dünya Edebiyatinda Ask Siirleri (1968),
Dünya Siiri (1969), Sifali Otlar Kitabi
(1982), El Yazilarina Vuruyor Günes (1983),
E. Pound : Seçme Kantolar (1983), Sairin Topragi
(1992).
Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz.
bu yeryüzünü oldugu gibi görmeme engel
olan
ve bana bu yeryüzünü cehennem eden
bu yazmak eyleminden kurtuldugum,
mutlu oldugum bir tek sey var: resim yapmak.
Ilhan Berk
Ödülleri [degistir]Kül, 1979 TDK Siir
Ödülü.
Istanbul, 1980 Behçet Necatigil Siir Ödülü.
Deniz Eskisi, 1983 Yedi Tepe Siir Armagani
Güzel Irmak, 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü.
Yapitlari [degistir]Günesi
Yakanlarin Selami (1935)
Istanbul (1947)
Günaydin Yeryüzü (1952)
Türkiye Sarkisi (1953)
Köroglu (1955)
Galile Denizi (1958)
Çivi Yazisi (1960)
Otag (1961)
Misirkalyonigne (1962)
Âsikane (1968)
Tasbaskisi (1975)
Senlikname (1976)
Atlas (1976)
Kül (1978)
Istanbul Kitabi (1980)
Kitaplar Kitabi (1981)
Deniz Eskisi (1982)
Delta ve Çocuk (1984)
Galata (1985)
Güzel Irmak (1988)
Pera (1990)
Dün Daglarda Dolastim Evde Yoktum (1993)
Avluya Düsen Gölge (1996)
Seyler Kitabi Ev (1997)
Çok Yasasin Sayilar (1999)
ZIYA OSMAN SABA: cumhuriyet dönemi sair
ve yazari (1910-1957).
Konu basliklari
1 Hayati
2 Edebiyat
3 Eserleri
3.1 Siirleri
3.2 Hikaye kitaplari
Hayati Mütareke yillarinda Galatasaray
lisesini bitirdi. Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalisirken
bir yandan da Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini
bitirdi (1936).
30 Mart 1910 tarihinde Istanbul'da dogdu, 29 Ocak
1957 tarihinde Istanbul'da öldü. Galatasaray
Lisesi'ni ve Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni
bitirdi. Muhasebecilik, banka memurlugu, Milli Egitim
Basimevi'nde düzeltmenlik, Varlik Yayinevi'nde
redaktörlük yapti. "Yedi Mesale"
toplulugunun üyesiydi. Bu toplulugun siir anlayisini,
yasaminin sonuna dek sürdüren tek
sairdir. Siirlerinde çocukluk ve ilkgençlik
anilarina baglilik, yasamin
küçük mutluluklarindan duyulan sevinç,
acima duygusu, iyilik düsüncesi, Istanbul
sevgisi, Tanri'ya sükran, ölüm gerçegini
kabullenis gibi konulari, gözlemci ve disavurumcu
bir tarzla genellikle hece ölçüsüyle, ama
kimi zaman serbest ölçüyü de kullanarak
islemistir.
Edebiyat Ilk siiri Serveti Fünun dergisinde
çikan Saba, dergideki arkadaslariyla
Yedi Mesale Toplulugu'nu kurdu. Yazi ve siirleri
Varlik dergisinde yayinlandi. Içe
dönük bir yazar olan Ziya Osman Saba siirlerinde
aile sevgisi, kadere boyun egis, kulluk, küçük
mutluluklarla yetinme, yoksulluk karsisinda
duyulan utanç ve merhamet gibi temalari isledi,
hikayelerinde ise genellikle geçmis yasamin
özlem ve acisini birarada vermeye çalistigi
görülür.
Eserleri
Siirleri
Geçen Zaman
Sebil ve Güvercinler
Çocuklugum
Ahret
Artik Yasamak Için
Beyaz Ev
Bilemiyorum
Eller
Istanbul
Hikaye kitaplari
Mesut Insanlar Fotografhanesi
Degisen Istanbul
YUSUF ZIYA ORTAÇ: (23 Nisan, 1895 - 11 Mart,
1967) Türk sair, yazar, edebiyat ögretmeni.
Hecenin Bes Sairi grubunun üyesi ve öncülerinden.
Istanbul Vefa Idadisi'ni bitirdi. 1915'te Darülfünun-i
Osmani'nin (Istanbul Üniversitesi) açtigi
yeterlilik sinavini kazanarak edebiyat ögretmeni
oldu. Çesitli okullarda dersler verdi. Orhan Seyfi
Orhon'la birlikte çikardigi Akbaba
mizah dergisini ölümüne degin yayinladi.
1946-1954 arasinda Ordu milletvekili olarak Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Siire aruzla
basladi. Ziya Gökalp'in etkisiyle hece ölçüsünü
benimsedi, bu türün basarili örneklerini
verdi. Hecenin Bes Sairi'nden biri olarak ünlendi.
Siirleri Türk Yurdu, Servet-i Fünun ve Büyük
Mecmua'da yayinlandi. Akbaba dergisinde akici
bir dille, rahat okunur bir tarzda yazdigi fikralarinda
siyasal mizahin özgün örneklerini verdi.
Siir ve gülmece yazilarinin yanisira
roman, öykü ve oyunlar da yazdi.
Eserleri
Roman
Kürkçü Dükkani (1931)
Seker Osman (1932)
Göç (1943)
Üç Katli Ev (1953)
Sari çizmeli Mehmet Aga , Gün Dogmadan
Siir
Akindan Akina (1916)
Asiklar Yolu (1919)
Cen Ufuklari (1920)
Yanardag (1928)
Bir Selvi Gölgesi (1938)
Kus Civiltilari (Çocuk
siirleri, 1938)
Bir Rüzgar Esti (1952)
Oyun
Kördügüm (1920)
Latife (1919)
Nikahta Keramet (1923)
Mizah
Sen Kitap (1919)
Besik (1943)
Ocak (1943)
Sari Çizmeli Mehmed Aga (1956)
Gün Dogmadan (1960)
Gezi/Ani/Biyografi
Ismet Inönü (1946)
Göz Ucuyla Avrupa (1958)
Portreler (1960)
Bizim Yokus (1966)
YAHYA KEMAL BEYATLI :(2 Aralik 1884 - 1 Kasim
1958), Türk sair ve yazardir
Yasami [degistir]1884 yilinda
Üsküp 'te dünyaya gelmistir. Asil
adi Ahmed Agâh'tir. Ilk ögrenimini
Üsküp'te gördü. Istanbul Vefa Lisesi
mezunudur. Baslangiçta Sultan II.Abdülhamit
yönetimine karsi muhaliflerin safinda
yer alarak Paris'e gitti. Fransa 'da siyasal bilgiler okurken
hocasi Albert Sorrel'in etkisinde kalarak düsüncelerinde
degismeler oldu.
Fransa'da 9 yil kaldi. Fransiz Edebiyati'ni
ve edebiyatçilarini yakindan
tanima imkâni buldu. Onlardan etkilendi. Dogu
Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça 'sini
gelistirdi. Divan siiri üzerinde yogunlasti.
1913 yilinda Istanbul'a döndü.Darülfünûn'da
tarih ve edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazilar
yazdi. Lozan Konferansi'na katildi.
1923'te Urfa Milletvekili seçildi. Çesitli
ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi
temsil etti. Yozgat, Tekirdag ve Istanbul Milletvekilligi
yapti. Pakistan Büyükelçiligi görevindeyken
emekli oldu (1949) ve yurda döndü.
Tedavi için Paris'e gitti. Bir yil sonra da öldü
(1958). Cumhuriyet dönemi Türk siirinin en büyük
temsilcilerinden birisidir.Edebiyata ilk atildigi
vakiter Bakî'nin bir taklitçisi olarak lanse edilmistir
ama onun sanat dehasi daha sonra bu çevrede kendisinin
çaginda kendine özgü bir sair
oldugunu kanitlamistir.
Edebiyat tarihi ve edebiyat tarihçileri "Dört
Arzucular" olarak adlandirilan içinde
Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy ve Ahmet Hasim'in bulundugu
kavram ayirimi içine koymustur.
Siirlerinde aruz ölçüsünü kullanmis
olmasina ragmen tek bir siiri bu konu da istisna
olmustur: O da, 11'lik hece vezniyle yazdigi
Ok siiridir. Klasik siirimizin temel özelliklerine
bagli kalarak, kendine özgü bir sair
olmustur.Sanatta ve edebiyatta millî ve manevî
degerlere bagli kalmistir.
Siirlerinde görülen ritim ögesi daima ayni
sürer. Kurdugu bu ritimde anlatmak düsünce
ya da his yavas yavas dizelere yayilmaya baslar
ve her anlam ayiriminda araya müzigi
bir perde gibi koyarak ses ve anlam kavramininin
her ikisinin de biribiri içinde yitip gitmesini önler.
Bunda o kadar basarilidir ki Süleymaniye'de
Bayram Sabahi adli siirinde okuyucu tarihi
bir iklimin yani sira müzikal ve ruhî
bir havaya sokar, bu havayi takiben de tarihi dekor ve
deginisler okuyucuda manevi bir güç yaratir.
Siirlerinde zaman zaman hayrani oldugu Charles
Baudaleire ve Arthur Rimbaud'un etkisi görülmekle beraber
Yahya Kemal neticede "Gemiler geçmeyen bir ummanda"
kendi sairlik abidesini kurmustur. Yahya Kemal'in
siirlerinde ne kadar zor bir çalisma
verdiginin bilinmesi gerekir. Hatta bazi siirilerini
30 yil gibi bir zamanda yazdigini
söylediginde bu konunun nedenini siirlerinin vermek
istedigi anlami tam vermesinin gerekli oldugunu
söylemistir. Edebiyat dünyasinda Tevfik
Fikret'le yaptigi kalem kavgasi önemli
yer tutar. Tevfik Fikret'in gerek Istanbul'a kizdigi
ve nefret ettigi için gerekse 20. yüzyil
baslarindaki baskili ve sikintili
dönem yüzünden için Istanbul'u anlattigi
ve agir bir sövgü içeren "Sis"
adli siirine karsilik Yahya Kemal
buna çok sert bir siiri olan "Siste Söylenis"
adli siiri yazarak aydin çevresine
ve halka umut vermistir. Yahya Kemal Beyatli, ölümünden
kisa bir süre önce su beyiti söylemistir:
Ölmek kaderde var; yasayip köhnemek hazin,
Buna bir çare yok mudur ya Rabbilâlemin?
Yahya Kemal Beyatli, siirde mükemmelligi
aradigi için olsa gerek, yasadigi
sürece siirlerini kitap hâline getirmemis;
ancak ölümünden sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü'nün
yardimi ile siirleri kitap halinde basilmis;
bir çogu da, basta Münir Nurettin Selçuk
ve Osman Nihat Akin olmak üzere ünlü bestekârlar
tarafindan bestelenmistir. Endülüs'te Raks,
Aziz Istanbul, Rindlerin Ölümü, Sessiz Gemi...
gibi.
Yapitlari
Siirleri
Bitmemis Siirler
Kendi Gökkubbemiz
Eski Siirin Rüzgariyla
Rubailer ve Hayam Rubailerini Türkçe Söyleyis
OK SIIRI
Nesirleri
Aziz Istanbul (1964)
Egil Daglar (1966)
Siyasi Hikayeler (1968)
Siyasi ve Edebi Portreler (1968)
Edebiyata Dair (1971)
Çocuklugum Gençligim Siyasi ve Edebi Hatiralarim
(1973)
Tarih Musahabeleri (1975)
Mektuplar-Makaleler (1977)
NECIP FAZIL KISAKÜREK: (d.26 Mayis
1904, Istanbul - ö.25 Mayis 1983, Istanbul),
Türk sair, romanci, hikâyeci, piyes yazari
ve fikir adamidir
Hayati [degistir]Kayitli bir secereyle,
Alaüddevle devrinin Seyhülislami Mevlâna
Bektut'a dayanan ve Dulkadirogullari'na bagli
"Kisakürekler" soyuna mensuptur. Necip Fazil'in
çocuklugu, mahkeme reisliginden emekli büyük
babasinin Istanbul Çemberlitas'taki
konaginda geçti. Ilk ve orta ögrenimini
Amerikan Koleji ve Fransiz kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde
(Askerî Deniz Lisesi) tamamladi. Lisedeki hocalari
arasinda dönemin ünlülerinden Yahya Kemal
Beyatli, Ahmet Hamdi (Akseki), Ibrahim Aski
gibi isimler vardi.iste bu kadar........................
Eserleri 12 yasinda siire baslayan Necip
Fazil'in ilk siir kitabi daha 17 yasinda
iken yayinlandi ve siirleri M.E.B'in ders
kitaplarinda okutuldu. Genç yasta yazdigi
tiyatro eserleri, dönemin tiyatrolarinda aylarca kapali
gise sahnelendi. Paris dönüsü yayimladigi
Örümcek Agi ve Kaldirimlar
adli siir kitaplari onu çok genç
yasta ünlü yapti. Henüz otuz yasina
basmadan çikardigi yeni siir
kitabi Ben ve Ötesi (1932) ile takdir toplamayi
sürdürdü. Yine M.E.B'nin yayinladigi
bir Türk sairleri Anatolojisi kitabinda, 'N.F.
Kisakürek herkes tarafindan en iyi sair
olarak kabul edilmese bile, Ben ve Ötesi Türk Edebiyati
nin en kuvvetli siir kitabi olsa gerek, der.
Meslektaslari tarafindan da çok sevilen
sair 'Üstad Necip Fazil Kisakürek,
olarak anilmaya baslandi.
Söhretinin zirvesinde iken felsefi arayislarini
sürdürüp içinde yeni bir dönemin dogum
sancisini hisseden Necip Fazil için
1934 yili gerçekten de hayatinin
yeni bir dönemine baslangiç olur. 30'lu
yaslarinda Bohem hayatini en koyu rengiyle
yasadigi günlerde Beyoglu Aga
Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanisir
ve bir daha ondan kopamaz.
Daha sonralari Onun için;
Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktiniz;
Ruhuma, büyük temel çivisini çaktiniz!
diyecegi bu büyük insan, onun hayatinda yeni
bir devrin baslamasina vesîle olur ve Üstâd,
hayatinda meydana gelen bu degisikligi su
misralarla hulâsa eder: Tam otuz yil
saatim islemis ben durmusum; Gökyüzünden
habersiz, uçurtma uçurmusum...
Bu tanisma onun hayatinda dönüm
noktasi oldu. Islami kimligi ile öne çikmaya
basladiktan sonra ders kitaplarindan siirleri
ve fikirleri çikarildi. Necip Fazil'in
hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin
savunuldugu tiyatro eserlerini birbiri ardina edebiyatimiza
kazandirmasi bu döneme rastlar.
Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak, Nam-i Diger Parmaksiz
Salih gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu
eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü
oyunlarindandir. Cinnet Mustatili adli eserinde
hapishane anilari yer alir. Sik sik
kapatilan ve çesitli bahanelerle toplatilan
Büyük Dogu'nun çikmadigi
sürelerde günlük fikra ve çesitli
yazilarini Yeni Istanbul, Son Posta,
Babialide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün
ve Tercüman gazetelerinde yayimlandi.
Büyük Dogu Hareketi'ni baslattigi
Büyük Dogu dergisinde çikan yazilariyla
Ismet Pasa ve tek parti (CHP) yönetimine siddetli
bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkinda açilan
çok sayida davada yüzlerce yil hapsi
istendi. 163. maddeye aykiri bulunan yazilari
ile birkaç yilda bir hapse mahkûm oldu.
1980'de Kültür Bakanligi Büyük
Ödülü'nü, Iman ve Islam Atlasi
adli eseriyle fikir dalinda Millî Kültür
Vakfi Armagani'ni (1981), Türkiye
Yazarlar Birligi Üstün Hizmet Ödülü'nü
(1982) almistir. Ayrica Türk Edebiyati
Vakfi'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üs
Suara' (Sairlerin Sultani) unvanini
kazanmistir.
Türk devleti tarafindan, "bir misrai
Türk milletini ihya etmeye yeter" denilerek övülmüs;
Sair Hasan Sami Bolak tarafindan da, "Siirin
süzme bali, tadi Necip Fazil'dir
- Fikir, san'at ve çile... Adi Necip Fazil'dir..."
denilerek tanimlanmistir.
Vasiyeti
Vasiyetin bir kismi
Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum.Bu
bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, misra
ve topyekün ifade tarzim vasiyettir. Eger bu kamusluk
bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak
gerekirse söylenecek söz "Allah ve Resulü;
baska hersey hiç ve batil" demekten
ibarettir. [kaynak belirtilmeli]
Beni, ayrica hususi vasiyetimde gösterdigim gibi,
Islami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!
Burada, umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmaliyim.
[kaynak belirtilmeli]
Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam
ve sahislara uzakligimiz
ve kimsenin böyle bir zahmete girismeyecegi malum...
Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapilmak
gerektigi de beni sevenlerce malum... Çiçekler
çamura ve bando yüzgeri kogusuna. [kaynak
belirtilmeli]
Kitaplari
Hikâyelerim
Cinnet mustatili (Yilanli Kuyudan)
Nam-i Diger Parmaksiz Salih
Bir Adam Yaratmak
Çile
Kafa Kagidi
O ve Ben
Yunus Emre - Kanli Sarik
At'a Senfoni
Para - Mukaddes Emanet
Sahte Kahramanlar - Iman Ve Aksiyon - Özledigimiz
Nesil - Islam Ve Öbürleri
Hazret-i Ali
Tanri Kulundan Dinlediklerim
Ihtilal
Moskof
Tohum - Künye
Aynadaki Yalan
Reis Bey - Parmaksiz Salih
Bati Tefekkürü ve Islam Tasavvufu
Babiali
Sosyalizm Komünizm ve Insanlik
Hitabeler
Peygamber Halkasi
Ibrahim Ethem - Abdülhamid Han - Siyah Pelerinli Adam
Hesaplasma - Tarihte Yobaz Ve Yobazlik - Türkiye
Ve Komünizm
Esselam
Dünya Bir Inkilap Bekliyor - Yolumuz, Halimiz,
Çaremiz - Ruh Muvazenesi - Her Cephesiyle Komünizm
Hac
Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
Türkiye'nin Manzarasi
Çerçeve - 1
Nur Harmani
Iman ve Islam Atlasi
Müdafaalarim
Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Piriltilar)
Benim Gözümde Menderes
Ideolocya Örgüsü
Mümin Kafir - Vecdimin Penceresinden - Bir Pirilti
Binbir Isik
Senaryo Romanlarim: Sen Bana Ölümü Yedirdin
- Deprem (Çile) - Katibim - Villa Semer - Vatan Sairi
Namik Kemal - Canim Istanbul - Ufuk Çizgisi
- Son Tövbe - En Kötü Patron
Çöle Inen Nur
Son Devrin Din Mazlumlari
Öfke ve Hiciv
Sabir Tasi - Ahsap Konak
Ulu Hakan II. Abdülhamid Han
Basbug Velilerden 33 (Altun Halka)
Çerçeve - 2
Konusmalar
Rabita-i Serife
Dogru Yolun Sapik Kollari
Basmakalelerim - 1
Tasavvuf Bahçeleri
Çerçeve - 3
Namik Kemal
Hücum ve Polemik
Rapor - 1 - Rapor - 2 - Rapor - 3
Rapor - 4 - Rapor - 5 - Rapor - 6
Rapor - 7 - Rapor - 8 - Rapor - 9
Rapor - 10 - Rapor - 11 - Rapor - 12 - Rapor - 13
Yeniçeri
Resahat
Basmakalelerim - 2
Mektubat
Basmakalelerim - 3
Çerçeve - 4
Gönül Nimetleri
Edebiyat Mahkemeleri - Dogu Edebiyati - Dil Raporlari
-
Çerçeve - 5
Hadiselerin Muhasebesi . 1
Siirlerinden bazilari
Utansin
Kaldirimlar
Zindandan Mehmede Mektup
Sakarya Türküsü
Canim Istanbul
Çile
CAHIT SITKI TARANCI: 'Otuz Bes Yas'
siiriyle özdeslesen Cahit Sitki
Taranci 13 Ekim 1956'da aramizdan ayrilmisti.
Sairin acisi yalnizlik...
Cahit Sitki Taranci siirinde bireysellikteki
evrenselligi yakalayabilmis olmasiyla, siiri
yararci mecrasina çekmeden, devinim, ses,
biçim birlikteligiyle yogurarak kitlelere ulastirmayi
basarabildi. Bu politize olmamis dünyasal
bir siirdi.
Cahit Sitki Taranci, zaman, Türkçe,
siir, ölüm dolayimindan ilerleyerek,
üzerinde "divan sairi kokusuyla hece ve garip
akimi ekseninde seyreder. O, "Türkçe
agzimda anamin sütü gibidir. Suda
sabun gibi eriyor zaman. Ölüm bir at olmus, kisner
kapimda" ve "Siir sözcüktür"
dedi. Fakat, sözcük nedir? Gene kendi deyisiyle
"Dost, kadeh, sevgili, özlem, düs, anlam
gölgesi, arada rengi olan, insanoglundan haber veren
bir derinliktir" . Asil önemlisi, dogayi,
tüm yasami emerek usa indirir, gönle düsürür.
Hele de söz, sanatlarla serbetlendirilirse, dünyanin
en varsil açilimini
ortaya çikartarak cevher olur, yürege akar
gider. Ilkokulu Diyarbakir'da bitirdikten sonra,
Galatasaray Lisesi'nde okumaya baslamasi, çok
bilgili, görgülü, irfan sahibi laik ögretmenler
elinde yetismesi bir sanstir. Fransizcayi
ögrendiginden Baudelaire, Rimbaud, Mallarmê
'yi tanidi, çözümledi. Mülkiye
ögrenimini Türkiye ve Paris'te yapti. 1946'da
CHP Siir Ödülü'nde birincilik aldi.
Daglarca ve A. Ilhan , ilk üçe giren diger
sairlerdi.
Içe dönük bir Sair Masmavi gölgeler
bile ses vermiyordu çigligina.
Kendini Hasim gibi çirkin bulmasi, kiz
arkadas edinememesi, yalnizligini
katliyordu. Kirilgan, ürpertili ve tedirgin
olusu, dogal ki, siirini derinlestiriyordu.
Bu yöne, tarih açisindan bakildiginda,
yarati ve donatmak sanatinin, yansitma
yoluyla yasamin bosluklarini
giderme konusunda, sanatin özüyle islevine
ters düsmeyen, birbirini tümleyen bir dolayim
olusturmak istedigi görülebilir. Fakat, Taranci
siirlerinde, olani, sorulariyla tirtiklarken,
olabilir olan seyi pek de görüp söylememistir.
Çaga özgü az güvenilirligi, bozulmayi
içerikle beslerken, dogus kosullarini,
temel kavramlar üzerinden sanat gerçeginin yansisiyla
duymus olmasi gerekirken; aynalarda kendini daha
çok görmek istememesi ugruna, bu korkuyla olsa
gerek, öznelligin iç dünyasindan gene
bu ikircikligiyle vazgeçmektedir. Taranci, esrarli
yollara kolayca sapmaz gözükse de, sürekli içe
gider. Siir içte gezdirilen bir aynadir da
ona göre.
Ölüm korkusu Turgut Uyar'a bakarsak, o hiçbir
seye, hiçbir sey katmamis, salt
olani vermis, gelip geçmis bir yasamdir
diyor. Yasam zaman zaman insanla dalga geçer. Buysa
kisiyi çok üzer. Bir yani düsten
güzel bu yasamin, bir yani da biçim
ve içerik yetingenligi ve yetkinliginin kanitidir.
Sürer gider.
Gizli, açik, kapali havasinin
insanlarini yansitti. Siirinde
bireysellikteki evrenselligi yakalayabilmis olmasiyla,
siiri yararci mecrasina çekmeden, devinim,
ses, biçim birlikteligiyle yogurarak kitlelere
ulastirmayi basarabildi. Bu politize
olmamis dünyasal bir siirdi. Söyleminde
stepe denk gelen, sarkan yanlari var miydi,
ölüm korkusunun?
Gün Eksilmesin Penceremden
Ne dogan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklimdan ölümüm geçer;
Sonra bu kus, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrisina der ki:
Pervam yok verdigin elemden
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
CAHIT KÜLEBI (d. 1917 Tokat- ö.
20 Haziran 1997 Ankara), Türk sair.Halk siirinden,
türkülerden yararlanarak çagdas bir
siir olusturmus, konu olarak yurt sevgisini,
insan ve doga sevgisini islemistir. Siirlerinde
çocuklugunun ve gençlik yillarinin
geçtigi yörelerden izlenimlerini yansitmistir.
Yasami [degistir]Tokatin Zile
ilçesinin Çeltek köyünde dogdu.
Ilkokulu Niksar'da, liseyi Sivas'ta bitirdi. Istanbul
Yüksek Ögretmen Okulunu bitirdikten sonra
edebiyat ögretmenligi, milli egitim müfettisligi,
kültür ataseligi gibi görevler ile Türk
Dil Kurumunda genel yazmanlik görevini yürütmüstür.
Kitaplari
Siir
Adamin Biri (1946)
Rüzgâr (1949)
Atatürk Kurtulus Savasinda (1952)
Yeseren Otlar (1954), 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat
Ödülü
Süt (1965)
Siirler (1969)
Türk Mavisi (1973)
Sikinti ve Umut (1977)
Yangin (1980), Yeditepe Siir Armagani
Bütün Siirleri (1982)
Güz Türküleri (1991)
Bütün Siirleri (1997)
Güzel Yurdum (1996)
Ani
Içi Sevda Dolu Yolculuk (1986)
Düz Yazi
Siir Her Zaman (1985)
Deneme kitaplari
Ecem'in günlügü (1972)
FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL (18 Mayis 1898,
Istanbul 8 Kasim 1973, Istanbul),
Hecenin Bes Sairi'nden biridir.
Tip Fakültesinde bir süre ögrenim gördükten
sonra Kayseri, Istanbul ve Ankara'da uzun yillar
edebiyat ögretmenligi yapti. Ünlü
"Han Duvarlari" adli siirini Kayseri
Lisesi'ne edebiyat ögretmenligi görevine gelirken
yazdi.. Ayrica, Kayseri Lisesi Marsi
'nin güftesi de O'nundur. Istanbul'dan 1946-1950
döneminde milletvekili seçildi. 27 Mayis 1960
ihtilâlinin ardindan kisa bir süre Yassiada'da,
daha sonra da Celâl Bayar ve diger DP milletvekilleri
ile birlikte Kayseri Kapali Cezaevi'nde tutuklu kaldi.
Ilk siirlerini aruz, sonra hece vezniyle yazmistir.
Eserleri
Siir kitaplari
Sarkin Sultanlari (1918)
Gönülden Gönüle (1919)
Dinle Neyden (1919)
Çoban Çesmesi (1926)
Suda Halkalar (1928)
Bir Ömür böyle geçti (1933)
Elimle Seçtiklerim (1934)
Akarsu (1936)
Tatli Sert (Mizahi siirler, 1938)
Akinci Türküleri (1938)
Heyecan ve Sükun (1959)
Zindan Duvarlari (1967)
Han Duvarlari (1969)
Tiyatro oyunlari
Canavar (1925)
Akin (1932)
Özyurt (1932)
Kahraman (1933)
Yayla Kartali (1945)
Ilk Göz Agrisi (1946)
Mektep temsilleri
Bir Demette Bes Çiçek (1933)
Yangin (1933)
BEHÇET NECATIGIL: 16 Nisan 1916 tarihinde
Istanbul'da dogdu. Istanbul Yüksek Ögretmen
Okulu ve Edebiyat Bölümünden mezun oldu. Kars,
Zonguldak ve Kabatas Erkek Lisesi'nde, Istanbul Egitim
Fakültesi'nde edebiyat ögretmenligi yapti.
Kabatas Erkek Lisesi'nde Demir Özlü, Hilmi Yavuz
gibi yazar ve sairlerin ögretmeni oldu.
13 Aralik 1979 tarihinde de Istanbul'da öldü.
Ilk siiri, lise ögrencisi oldugu yillarda
Varlik dergisinde çikti. O tarihten,
ölümüne kadar hep siirinin ve edebiyatinin
içinde oldu. Siirlerinde evler, aile, çevre,
asklar, bunalimlar, hastaliklar, yalnizliklar
ve ölüm onun kendine has anlatimi ile
çok defa kisa misralar haline gelir. Eski
ve yeni kelimeleri ustaca siirine yerlestirir. Saglam
ve tutarli bir siir dünyasi vardir.
Siir kitaplari disinda, düz
yazilarini içinde topladigi
Bile/Yazdi adli eseri de bulunmaktadir.
Almanca'dan çevirileri de olan Necatigil, radyo oyunlari
da yazmistir. Bu alandaki çalismalarini
Yildizlara Bakmak(1965), Gece Alevi(1967), Üç
Turunçlar(1970), Pencere(1975) kitaplarinda topladi.
Ailesi ölümünden sonra, Necatigil Siir Ödülü
olusturdu, ödül her yil verilmektedir.
Kabatas Erkek Lisesi 3 Fen-F sinifina
Behçet Necatigil Dersligi adi verilmistir.
ÖDÜLLERI
Yedi Tepe Siir Armagani (1957)
Türk Dil Kurumu Siir Ödülü (1964)
SINASI (Ibrahim Sinasi)'in Hayati
ve Edebi Kisiligi Ibrahim Sinasi 5 Agustos
1826da Istanbulda dogdu, 13 Eylül 1871de
ayni kentte öldü. Topçu yüzbasisi
olan babasi Mehmed Aga 1829da Osmanli
Rus savasi sirasinda vurularak ölünce,
annesi onu yakinlarinin destegi ile büyüttü.
Sinasi ilk ögretimini Mahalle Sübyan Mektebinde
ve Fevziye Okulunda tamamladiktan sonra Tophane Müsiriyeti
Mektubi Kalemine katip adayi olarak girdi. Burada
görevli memurlardan Ibrahim Efendiden Arapça,
Farsça ve Osmanlicanin yazi
kuralarini ögrendi, yine ayni kalemde
görevli eski adi Chateaneuf olan Resat Beyden
Fransizca dersi aldi. Bu görevindeki çaliskanligi
ve basarisi nedeniyle önce, memurluk
sonra hulefalik derecesine yükseltildi. 1849da
bilgisinin artmasi için devlet tarafindan
Parise gönderildi. Burada matematik, tarih, dogabilim
ve toplumsal bilimlerle ilgilendi. Edebiyat ve dil konularinda
çalismalarini sürdürdü.
Dogabilimci De Sacy ailesiyle dostluk kurdu Ernest Renanla
tanisti. Lamartinenin toplantilarina
izledi. Dogubilimci Pavet de Courteillee bilimsel çalismalarinda
yardim etti. Dilbilimci Littré ile tanisti.
1851de Société Asiatiquee üye seçildi.
1854 Paris dönüsünde bir süre Tophane
Kaleminde çalisti. Daha sonra
Meclis-i Maarif üyeligine atandi. Encümen-i
Daniste(ilimler akademisi) görev yapti.
Koruyucusu Mustafa Resit Pasanin görevinden
ayrilmasi üzerine, egitim ve ögretim
kurultayina sakalini keserek geldigi
için üyelikten çikarildi.
Rasit Pasa 1857de yeniden sadrazam olunca, Sinasi
de eski görevine döndü. 1860da Agah Efendi
ile Tercüman-i Ahvâl gazetesini çikardi..
devlet ilerin elestirmesi ve Sultan Abdülazize
karsi girisilen eylemin düzenleyicilerinin
yaninda yer almasi nedeniyle 1863teki Meclis-i
Maarifteki görevine son verildi. Gazeteyi Namik
Kemale birakarak 1865te Fransaya gitti. Orada
sözcük çalismalarina yöneldi.
Société Asiatique üyeliginden ayrildi.
1867de Istanbula dönünce bir basimevi
açti, yapitlarinin basimiyla
ugrasmaya basladi. Kisa bir süre
sonra beyin tümöründen öldü.
19. yy baslari Osmanli Imparatorlugunun
bir çöküsün esigine geldigi
yillardi. Batiya yönelerek ve Batinin
destegiyle önlenebilecegine inanmisti.
Batililasma hareketi ile yeni insanin
yetismesinde etkili olabilecek olan bati kültürünün
ve onun kaynaklarini tanitma amaci
ön planda tutularak Avrupaya ögrenci gönderilip
onlarin bu yönde egitilmesinde çalisiliyordu.
Bu grup içinde yer alan Sinasi bati , özelikle
de Fransiz Kültürüyle de çalisti.
Sinasi, ülkenin uygarlasma yoluyla gelisebilecegini
bununda Bati örnek alinarak egitim alaninda
uygulanacak akilci bir yöntemle gerçeklesebilecegini
savunmustur. Bu amaçla yazarliginda
çok yönlü bir çaba içine girmistir.
Gazete çikarmis, makale, siir
ve oyun yazmis, sözlük çalismalari
yapmistir. Halkin aydinlanmasina
yönelik bu çalismalarinda egitime
önem vermistir. Dilin yalinlasmasi
ve edebiyatin halkin anlayabilecegi bir dilde
yazilmasi çabasinin ilk örneklerini
ortaya koymustur.
Batililasma sorununa yaklasiminda
savundugu düsünceleri gazeteciligi araciligiyla
halka iletmistir. Bu amaçla kaleme aldigi
yazilari önce Tercüman-i Ahvâlde
daha sonrada Tasvir-i Efkârda yayimlamistir.
Imparatorlugun iktisadi ve toplumsal yapisinin
gelisimine iliskin sorunlara deginerek, halkin
yönetimde söz sahibi olmasi düsüncesine
savunmus, ulus, Özgürlük,
kamuoyu, yasal haklar, basin
özgürlügü gibi, o günün
düsün yasamina henüz girmemis
bir takim yeni kavramlari tartisma
gündemine getirmistir.
Düzyazilarinda yalin bir dil kullanilmistir.
Dili Osmanlicanin süslemelerinden arindirarak
dogru ve güzel yazmaya öncelik taninmistir.
Dildeki yalinlasma çabasini
edebiyat ve tiyatro alanindaki yenilestirme çabalari
ile desteklemistir. Bati siirini tanitma,
yeni siir biçimlerini edebiyata sokma amaci
ile Fransiz sairlerinden çeviriler yapmistir.
Gazeteciligi ;
Sinasi, 1860da Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-i
Ahval gazetesini çikarmaya baslamistir.
Bilindigi üzere, o tarihe dek ülkemizde ancak iki
gazete yayimlanmistir. .Bunlarin
ilki, 11 Kasim 1831de yayimlanmaya baslayan
Takvim-i Vakkayi dir. Ikincisi de 1849 Agustosunda
William Churchill adinda bir yabanci tarafindan
yayimlanmaya baslanan Ceride-i Havadistir.
Birincisi, devletin resmi gazetesidir, devletle ilgili haberlerle
metinleri yayimlayan bugünkü Resmi Gazetenin
ilk örnegi sayilan bir organdir. Haftada
bir yayimlanan bu gazete, düzensiz olarak, Osmanli
Imparatorlugunun yikilisina
kadar 4608 sayi çikmistir.
Ceride-i Havadis de haftaliktir. 1860larda
azinliklar tarafindan çikarilan
daha 13 gazetenin bulundugu anlasilmaktadir.
Demek oluyor ki, o tarihte, Türklerin çikardigi
Türkçe bir gazete yoktur.
Sinasi, bir gazete çikartmayi düsünüyordu.
Gazete, ona göre, yurttaslarin söz
ve yazi ile kendi yurtlarinin yararina
fikir yürütmeleri ni saglayan bir araçtir.
Bu düsüncelerle dolu olarak Agâh Efendi
ile 1860 Nisan ayinda izin alinmis
ve gazetede 22 Ekim 1860 tarihinde çikabilmistir.
Ancak Sinasi, bu gazete 24 sayi çalismis,
sonra da ayrilmistir. Daha sonra da
kendi basina bir gazete çikarmaya yönelir
ve iznini 2 Temmuz 1861 tarihinde aldigi Tasvir-i
Efkâr gazetesi 27 Haziran 1862de yayimlanir.
Haftada iki kez çikan bu gazetenin sayfa düzeni
degismezdi; haberlerle yazilarin özel
yerleri vardi. Ilk sayisina yazdigi
önsöz nieligindeki makalesinde gazetecilik anslayisini
belirtmistir. Bu gazete, okurlarca olumlu karsilanmis
ve Fuat Pasa, gazeteyi Padisaha da sunmustur.
Gazeteyi çok begenen Padisahin, 500 altin
armagan verdigi, Sinasinin de kabul emedigi
söylenmekedir. Gazete, dil ve yazin tartismasi
gibi bir yolu da açmistir. Cevide-i
Havadis ile yapilan bu tartisma gazetenin
sürümünü ve Sinasinin ününü
arttirmistir.
Sinasi, bu gazeteyi 260 sayi sürdürmüs,
sonra Namik Kemale birakmistir.
Sinasinin o sirada çalismakta
bulundugu Meclisi Maarifteki görevinden uzaklastirilmasinin
nedeni olarak, gazetesinde, devlete yönelik olumsuz yazilara
yer vermesi gösterilebilir. Gerçekten, Sinasi,
1863te görevinden uzaklastirilmistir.
Ahmet Hamdi Tanpinar, bu uzaklastirmanin
çesitli olasiliklari üzerinde
durup bazi sonuçlara varmistir,
ama bunlarin birer sanidan ileri geçmedigini
kendisi de belirtmistir. Onun da dedigi gibi bu uzaklastirmanin
nedeni kesinlikle bilinmemektedir. Bundan sonra da gazetesini
2 yil kadar yayimlamis sonra Parise
kaçmistir.
Düsünceleri ve Sanati;
Sinasi, 1839 Fermani ile baslayan yeni dönemin
ilk ve önemli kisilerinden biri olmustur. 1849
yilinda Fransaya gitmis ve orada çok
çesitli konularda çalismistir.
Fransada gördüüg çagdas
gazetecilik üzerinde düsünmüs
ve bir gazetenin nasil olmasi gerektigini yillarca
kafasinin içinde olusturmus,
bati gazeteciligi ile bagdastirmistir.
Resmi görevlerinin yaninda yazimla ilgilenmis,
Fransiz siirinden çeviriler yapmistir.
Daha sonraki yillarinda ise büyük bir
sözlükle ugrasmistir.
Sinasi, bütün bu yillar boyunca yaptigi
çalismalarin pek azini
yaziya dökmüstür fakat birçok
konuda bir sey yazmamistir. Sözgelisi,
ilk Paris yasami ile ilgili olarak, bir iki mektup
disinda fazla bir sey bilmiyoruz. 1865
yillindaki kaçisi üzerine
de kendi kaleminden çikmis herhangi
bir bilgi bulunmamaktadir. Ikinci kaçisinda
ne yapmis, nasil yasamis,
nasil geçinmistir? Bütün bunlar
bilinemiyor. Yazili bazi bilgilerinde gerçekle
ilgisi bulunmadigi zamanla anlasilmaktadir.
Birçok nokta karanlikta kalmistir.
Sinasinin yapitlarinin
sayisi da fazla degildir.
B) Sinasinin Sanati;
Sinasinin sanat yönü ,Tanpinarin
da dedigi gibi, parça parça gelen ve sinirli
hedeflerin ötesine geçemeyen , yenilikleri belirli
bir yönde toplayan ve atilimi en muhtaç
oldugumuz biçimde topluma döndüren, o olmustur.
Fakat , gerek kisisel yasami ve gerekse düsüncelerine
dönük gelisimi hakkinda bilgimiz çok
azdir. Elde bulunan yapitlardan da onun oldukça
kisir bir yazi temposu oldugu sonucuna
varabiliriz. Belki de büyüyk bir sözlük (kamus)
hazirlama yolundaki tutkusu yüzünden yazmayi
ihmal etmistir. Uzun yillar Türk toplumu disinda
yasamasi ve son yillarini insanlardan
uzak, kendi dünyasinda, garip bir sessizlik içinde
geçirmesi nedeniyle bilgilerimiz sinirli
kalmaktadir. Fransada dostluk kurdugu Sacy, Littré
ve Renan gibi bilginlerle ve dilcilerle iliskileri, Fransiz
yazarlarinin etkileri hakkinda da herhangi
bir bilgimiz yoktur.
Kendisinden pek az yapit kalabilmistir. Tanpinara
göre, yapitlari, ilk bakista,
daha çok bir deniz kazasindan sonra surada
burada toplanan enkazi andiran daginik
seylerdir. Ama gene de bir çagin
içinde çabalamis ve büyük
ölçüde de etkili olmustur. Çaginin
bazi sorunlarina, bazi baskilarina
karsi çikamadigi
anlasilmaktadir. Çünkü, tanpinarinin
dedigi gibi,Sinasiyi çok kez bir
muamma çözer gibi okumak zorunludur. Onun yapiti
hiçbir zaman cömert bir kaynayisla bize
gelmez. Onu, ancak gizliden konusan birini dinliyormus
gibi dikkatle üzerinde durulmasi gereken birtakim
kisa isaretlerle yakalamak mümkündür.
Bu isaretlerin analami çözülünce
Sinasinin nasil bir bilinçle birtakim
çok esasli seylerin üzerinde durdugu
ve rastlanti sanilan bu yapitin, nasil
bir hesabin sonucu oldugu anlasilir.
Türkçenin sadelesmesinde oldugu gibi
siirin sadelesmesinde büyük rolü olmustur.
Dünyamizin da bugünkü düzeyine
ulastirmada olmasa da yöneltilmesinde onun büyük
rolü, büyük emegi ve payi vardir.
Siiri kurudur, lirizmden uzaktir. Yazilarinda
pürüzler görülebilir. Ama o, daha çok
bir düsünce adami olarak ele alinip
degerlendirilmelidir. Kendisi sanat yapmayi hiç
düsünmemistir. Daha çok batili
bazi düsünceleri aktarmak konusunda bir
araç olarak görmüstür sanati.
Eski siirin sanatsal yönlerini ve bunun karalini
çok iyi bilmektedir. Ama bunlari bir yana itmis
ve ögreticilige önem vermistir. Bu anlayisin
içinde, birçok konuya deginmistir. Bir
gazeteci olmasi nedeniyle de konularini çesitli
oldugu söylenebilir. Gazetesinde, gazeteciligin be
oldugundan baslamis, tarihsel gelisimini
ortaya koymus, gazetecinin ve gazetenin görevlerini
açiklamistir. Öte yandan,
güncel konulara egilmis, dilencilerin durumundan,
Karadag baskaldirisinin
bastirilmasina; Papaligin
dinle dünya islerinin ayrilmasi konusundaki
tutumundan, Maliyedeki yolsuzluklarin ortaya çikarilmasina;
üniversitede doga bilgisi dersinin baslamasindan;Osmanli
genel sergisine, Avrupadan mal getirilmesine; Istanbul
sokaklarinin aydinlatilmasina
dek birçok yazisi bu arada anilabilir.
Siirlerinde de degisik konulari isledigi
görülmektedir.
Annesine Paristen yazdigi mektuplarin
birinde, kendisini din, ulus ve yurt yoluna adadigini
söylemistir. Böylece, onun, insana ve toplumsal
sorunlarina önem verdigi ortaya çikmaktadir.
Sinasi, hem toplumsal degismeye bir bakima
katkida bulunan, hem de onu yazilarinda yansitanlardan
biri olmustur. Batiya yönelisinin sancilari,
ilk görüntüleri, ilk sikintilari
onun yapitlarindan bugüne dek gelebilmistir.
Tanzimat Fermaninin getirdigi bütün
yenilikleri görmüs ve yasamistir.
Yüzyillar boyunca gücünü dinsel bir
kaynaktan alan yönetim düzeni yikilmaya,
yasalara dayali bir düzen gelmeye baslamistir.
Bu yasalar, özgürlüge açilan
birer pencere; köleleri özgürlüge kavusturan
birer belge(itiknâme)dir. Artik us,
her seyin üzeri nde tutulmakta ve insan usuna dayanarak
arastirici ve elestirici olmaktadir.
Sinasi, yazin alaninda da degisiklikler
ve yenilikler yapilmasini ilk görenlerden
olmustur. Bu degisim içindeki insanlarin
duygularini, gereksinmelerini, isteklerini yansitan
bir yazin anlayisindan yanaydi.
Fransada, ilkin romantiklerle karsi karsiya
geldigi ve onlarin yapitlarini
okudugu söylenebilir. Anacak daha sonra usa önem
veren kisilerle iliskiler kurmus( Pirre B ayle,
Fortenelle, Renan gibi) ve onlarin yapitlarini
okuyup incelemistir.
Sinasi, geride pek az ürün birakmistir.
Daha çok yazabilseydi etkileri daha genis oyumlu
olurdu. Çevresinden kopuk yasayan Sinasinin
düsünceleri, daha çok onun yetistirdigi
kisilerin savasimci atilimlari
ile gerçeklesmistir denilebilir.
Bazilarina göre, Sinaside romantiklerin
büyük izleri vardir. Yapitlari
incelendiginde ise, böyle bir ize rastlamak kolay degildir.
Buradaki romantiklik belki düsçülük
(ütopya) anlaminda dogrudur. Çünkü,
o, ulusu bir anda bati düzeyine yükseltmek düsüncesinde
idi. Bunun da halkin anlayacagi bir dille yazmak
ve sorunlari böylece halka aktarmaktan geçtigini
düsünmüstü. Okuyup yazma oraninin
birden artacagi, halkin da Fransiz ekinini
hemen özümseyebilecegi görüsündeydi.
Belirli bir süre sonra bunun gerçeklesmemesi
karsisinda karamsarliga düsüp
topluma ve kendine küstügü de düsünülebilir.
Dogustan içine kapanikliginin
da bunda büyük etken oldugu söylenebilir.
Sinasinin yapitlarini ele alip
degerlendirdigimizde, gerçekçiliginin
izlerinin daha fazla oldugu anlasilir.
Çünkü, Sair Evlenmesi, sanat yönü
bir yan, gerçek bir gözlemin izlerini tasir.
Gazetelerde yayimlanan yazilari da gerçek
bir gözlemci ve saptayici olarak güncel
olaylara egildigini göstermekte, ortaya koymaktadir.
Insani, soyut bir varlik olarak almayip
toplum içinde ele almasi ve toplumu bir gerçek
olarak kabul etmesi de bunun baska bir kanitidir.
Sinasi için bir toplumcu demek elbette kolay degildir;
ama, gerçekçi demekten de çekinmeye bir neden
yoktur.
Sinasinin Siir Dünyasi
Sinasinin bir kitapta (Müntahabât-i
Esar) toplanmis bulunan siirlerinin
sayisi oldukça azdir. Kitap, ad olarak
seçilmis siirler olduguna göre, baska
siirlerinin bulundugu da akla gelmektedir. Ancak, fazla
siirinin olmadigi yapilan arastirmalar
sonucunda ortaya çikmistir.
Tanpinar, onun siirini üzerine sunlari
söyler: Bize kadar gelen siiri az ve kurudur;
bazi maharet ve hünerlerine ragmen - bütün
eski sanatlari bilir, bilhassa iyi tarih düsürür
- hiçbir zaman gerçek ve saf bir siir zevkine
hitap etmezler. Umumi olarak Sinasinin siirini,
biz ancak açtigi ve hiz verdigi
büyük hareketle begenir ve severiz. O, edebiyatimizin
bugün dahi devam eden bir dynastienin sahibi oldugu
için büyüktür. Manzum tercümeleri
bizim için yeni bir âlemin müjdecisi olmalarina
göz yumulursa asillarinin güzelligini
uzaktan bile hatirlatmadigi gibi, Lamartineden
çevirdigi dört kitalik bir parça
hariç, bir bütünlük fikri verecek kadar
tam bir tercümesi de yoktur.
Bu satirlarindaki yargisi ile, Tanpinar,
onun siirlerine yaklastirir bizi. Zamaninda
ve biraz daha sonraki günlerde yapilan degerlendirmelerde,
Sinasinin siiri, yeni siirin örnegi
oalrak görülmüstür. Bu yargi,
siirlerinin içeriginden kaynaklanmaktadir.
Biliyoruz ki, Sinasi, siirine öz olarak bati
düsüncelerini koymus ve sürüp
gelen Divan siirinin özünü böylece degistirmistir.
Öz olarak gördügümüz gerçekten
de degisiktir. Özgürlük düsüncesi,
usa verilen önem, yeni bir yönetim düzeni, yepyeni
bir anlayis siirinin yeni olan özüdür.
Ancak, siirinin dis görüntüsüne
bakildiginda, eski siirin kaliplarini
pek zorlamadigi, hatta aynen kabul ettigi
de bir gerçektir. Siirinde görülen sade
dil ve düsünceleri halka aktarmak için
kullanilan yalin anlatim disinda
bir yenilik getirdigi pek söylenemez; ama, bunlar o gün
için elbette çok büyük yenilikler arasinda
sayilmaktadir. Siirinde lirizmin yerini us
almistir. Söylesi, Nefi tarafindan
yazilan ve yazgiciliga yaslanilan
bir gazele yapti benzekte, yazgiciliga
karsi çikmis ve usçulugu
üstün tutmustur.
Siirinin dili: bugün için bir ölçüde
yadirgansa da, çagina göre sade
sayilmalidir. Onun siirinde eski ve
yeni sözcükler (halk sözcükleri) gibi bazi
eski tamlamalarla yeni tamlamalar yan yanadir. Özellikle
ilk siirlerinde eski siirin etkisi iyiden iyiye bellidir.
Fransadan döndükten sonra yazdiklarinda
bu etki oldukça azalir.
MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890-1966), Istanbul
(Erkek) Lisesi mezunu, Türk tarihçi, edebiyat arastirmacisi
ve siyaset adamidir.
Fuat Köprülü 4 Aralik 1890da Istanbulda
dogdu. Sadrazam Köprülü Mehmet Pasanin
soyundan gelmektedir. Edebiyat ve tarih alaninda ilerlemek
için hukuk ögrenimini yarida birakti.
1909da Fecr-i Ati topluluguna katildi.
Siirlerini 1913e kadar Mehasin ve Servet-i Fünun
dergilerinde yayimladi. Bu yillarda Milli
Edebiyat ve Yeni Lisan akimlarina
karsiydi. 1910dan sonra Istanbulun
çesitli okullarinda Türkçe ve
edebiyat okuttu, liselerin edebiyat programini düzenledi.
Ziya Gökalp çevresine girdikten sonra Milli Edebiyat
akimini benimsedi; Türk tarihinin ilk
dönemlerine kadar indi, ilk Türk topluluklarinin
tarih ve edebiyatlarini inceledi. 1913te,
Halit Ziya Usakligilden bosalan Istanbul
Darülfünunu Türk Edebiyati Tarihi müderrisligine
getirildi. Ayni yil Bilgi dergisinde Türk edebiyatinin
hangi yöntemle incelenmesi gerektigini tartisan
Türk Edebiyati Tarihinde Usul adli
yazisi çikti.
Ilk büyük yapiti Türk Edebiyatinda
Ilk Mutasavviflari yayimlandi.
1923te Edebiyat Fakültesi dekani oldu, Türkiye
Tarihi adli kitabini çikardi.
1925te Türkiyat Mecmuasini çikarmaya
basladi, ünü giderek dünyaya yayildi,
birçok uluslar arasi kongreye Türkiye temsilcisi
olarak katildi. 1928de Türk Tarih Encümeni
baskanligina seçildi. 1931de
Türk Hukuk Tarihi Mecmuasini çikarmaya
basladi; 1932-1934 arasinda Divan Edebiyati
Antolojisini çikardi. 1933te
ordinaryüs profesör oldu, Istanbul Üniversitesinde
birkaç kez dekanlik yapti. 1934te siyasete
atilarak Kars milletvekili oldu. 1936-1941 arasinda
Dil ve Tarih Cografya Fakültesiyle Siyasal Bilgiler
Okulunda ders verdi. 1935te, Pariste Türk
Tetkikleri Merkezinde verdigi konferanslarin
toplami olan Les Origines de LEmpire Otoman (Osmanli
Imparatorlugunun Kurulusu) adli
kitabi yayimlandi ve büyük yanki
uyandirdi. Heidelberg, Atina ve Sorbonne üniversitelerince
onursal doktorluk sani verilen, bilim kuruluslarinca
onur üyeligine seçilen Köprülü
1941den sonra Islam Ansiklopedisinin yayimina
katildi. V.(Ara Seçim), VI., VII. Dönem
Kars, VIII., IX., X. Dönem Istanbul Milletvekilligine,
hem de Istanbul ve Ankara Üniversitelerindeki görevlerine
devam etti.
Demokrat parti kurucularindandir.Demokrat Parti
iktidara gelince disisleri bakani oldu.
1956ya kadar sürdürdügü bu görevi
sirasinda Türkiyenin NATOya girisinde
etkin rol oynadi. 5 Temmuz 1957'de Demokrat Partiden resmen
istifa ederek ayni yil Hürriyet Partisi ne
girdi. Asil yararli çalismalarini
Türk Edebiyati ve Türk Halk Edebiyati
arastirmalari olusturur. Çok
verimli bir arastirmaci olan Köprülü,
ardinda 1500ü askin kitap ve makale birakmistir.
Mehmet Fuat Köprülü 28 Haziran 1966da Istanbulda,
direge carparak kaldirildigi Baltalimani
Hastanesinde öldü. Çemberlitastaki
Köprülü Türbesinde babasinin
yanina gömüldü.
Baslica Eserleri
Yeni Osmanli Tarih-i Edebiyati (1916)
Türk Edebiyatinda Ilk Mutasavviflar
(1919-1966)
Nasrettin Hoca (1918-1981)
Türk Edebiyati Tarihi (1920)
Türkiye Tarihi (1923)
Bugünkü Edebiyat (1924)
Azeri Edebiyatina Ait Tetkikler (1926)
Milli Edebiyat Cereyaninin Ilk Mübessirleri
ve Divan-i Türk-i Basit (1928)
Türk Saz Sairleri Antolojisi (1930-1940, üç
cilt)
Türk Dili ve Edebiyati Hakkinda Arastirmalar
(1934)
Anadoluda Türk Dili ve Edebiyatinin
Tekamülüne Bir Bakis (1934)
Osmanli Devletinin Kurulusu (1959)
Edebiyat Arastirmalari Külliyati
(1966)
Islam ve Türk Hukuk Tarihi Arastirmalari
ve Vakif Müessesesi (1983, ölümünden
sonra)
ARIF NIHAT ASYA
Adana'nin kurtulus günü olan 5 Ocak günü
yazdigi ünlü Bayrak siirinden
dolayi "Bayrak sairi" olarak da anilan
Türk sairdir.
Arif Nihat Asya Istanbul Üniversitesi Yüksek
Ögretmen Okulu Edebiyat Bölümünü
bitirdi. Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara ve Kibris'taki
liselerde edebiyat ögretmenligi yapti. 1950
yilinda Seyhan (Adana), ve 1954 yilinda
da Eskisehir milletvekili olarak Türkiye Büyük
Millet Meclisi'e girdi. Milletvekilliginden sonra tekrar bir
süre daha ögretmenlik yapti. Ankara Gazi
Lisesi edebiyat ögretmeni iken 1962'de emekliye ayrildi.
Yeni Istanbul ve Babilide Sabah gazetelerinde
yazilar yazdi. Aruzla basladigi
siirde rubailer, gazeller yazdi. Özellikle rubailere
büyük önem verdi. Rubailerden olusan 5 ayri
kitap yayinladi. Daha sonra heceli ve serbest vezinli
siirler yazdi.
Milliyetçi siirleriyle dikkat çeken Arif
Nihat Asya, yurdun güzelliklerini, dogasini
anlatan, kimi zaman yergici ama Türklügü yücelten
siirleriyle de bilinir.
Eserleri
Siir
Yastigimin Rüyasi (1930)
Ayetler (1936)
Bir Bayrak (1964)
Dualar ve Aminler (1967)
Aynalarda Kalan (1969)
Bütün Eserleri (1975-1977)
Rubaiyyat-i Ârif (rubailer, 1956)
Kibris Rubaileri (rubailer, 1964, 1967)
Nisan (rubailer, 1964)
Kova Burcu (rubailer, 1967)
Avrupadan Rubailer (1969)
Siirler (Ahmet Kabakli derledi, 1971)
Bütün Eserleri (1975-1977, Ötüken Yayinlari)
Bayrak[1]
ÇOCUK VE AGAÇ
KANATLAR
MAVI
Düzyazi Kanatlar ve Gagalar (özdeyisler,
1946)
Enikli Kapi (makaleleri, 1964
ADNAN AZAR
1956'da Rizede dogdu. Türk Egitim Dernegi
Kayseri Kolejini ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih
Cografya Fakültesi Arkeoloji Bölümünü
bitirdi. Orta Dogu Teknik Üniversitesinde bir süre
Sosyal Bilimler okudu. Istanbul 24 Saat (1991), Batik
Asklar Müzesi (Altin Koza En Iyi Kurgu
Ödülü, 1995) adli sinema filmleriyle, kimi
TV dizilerinin yönetmenligini üstlendi. Siirleri,
1976 yilindan baslayarak çesitli
edebiyat ve sanat dergilerinde yayinlandi. Siirin
yanisira, bir bölümü Adam Öykü
dergisinde Uçurumlar üst-basligiyla
yayimlanmis kisa öyküleri
ve senaryo çalismalari da var. Kökleri
Orhan Veli'ye kadar uzanan duru, yalin bir söyleyisle
yalin siirler yazdi.
ESERLERI:
SIIR:
Unutmak Sulari (1982)
Parçalanmis Zamanlar (1997)
Yeni Zaman (1998)
ÖDÜLLERI
1982 Akademi Kitabevi Siir Basari Ödülü
Unutmak Sulari ile.
FAKIR BAYKURT
1929da Burdurun Yesiloca ilçesi Akçaköyde
dogdu. Az toprakli köylü bir ailenin çocugu.
1948'de Gönen Köy Enstitüsünü bitirdi,
5 yil köy ögretmenligi yapti.
1955'te Ankara Gazi Egitim Enstitüsünden mezun
oldu. Sivas, Hafik ve Savsatta ögretmenlik,
ilkögretim müfettisligi yapti.
Ilk romani "Yilanlarin Öcü"nün
yayinlanmasindan sonra Bakanlik emrine alindi.
1962'de ABD Indiana Üniversitesi'nde ders araçlari
konusunda egitim gördü. Yurda dönüsünden
sonra Türkiye Ögretmenler Sendikasi'nin
(TÖS) kurulusunda görev aldi ve Türkiye
Ögretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖMFED) Genel
Baskani oldu. Ilk ögretmenler boykotu
nedeniyle 1969'da açiga alindi.
1971'de istifa etti. 12 mart döneminde 1971de sikiyönetimce
tutuklandi. Askeri mahkeme önünde uzun süre
yargilanip beraat etti. Saliverildikten sonra
Almanyaya gitti. Uzun süre Duisburg kentinde yasadi.
10 Ekim 1999da burada yasamini yitirdi.
Yazmaya siirle basladi. Orhan Veli çizgisinde
ama köy hayati içerikli siirler yazdi.
1950'den sonra öykü ve romana yöneldi. Ona göre
öykü, "yazildigi dönemin
tarihsel, toplumsal renklerini, özelliklerini içermeli
az da olsa belge islevi yüklenmelidir." Ilk
öykü kitabi "Çilli"den baslayarak
öykülerinde kesitleri degil genis açilimlari,
bir anin olayini degil genis dönemlerin
olaylarini isledi. Romanlarinda Türkiye'deki
köylü yasamini halkçi
ve devrimci bir bakis açisiyla
ele aldi. Köylünün bilinci ve bilinçaltindaki
istekleri, tepkileri, çeliskileri yansitti.
1950-1970 döneminde etkili olan "köy edebiyati
hareketi"nin önde gelen temsilcisi oldu.
ESERLERI:
ROMAN:
Yilanlarin Öcü (1954), Irazcanin
Dirligi (1961), Onuncu Köy (1961), Amerikan Sargisi
(1967), Tirpan (1970), Köygöçüren
(1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destani (1977), Yayla
(1977), Yüksek Firinlar (1983), Koca Ren (1986),
Yarim Ekmek (1997).
ÖYKÜ:
Çilli (1955), Efendilik Savasi (1959), Karin
Agrisi (1961), Cüce Muhammet (1964), Anadolu
Garaji (1970), On Binlerce Kagni (1971), Can
Parasi (1973), Içerdeki Ogul (1974),
Sinirdaki Ölü (1975), Gece Vardiyasi
(1982), Baris Çöregi (1982), Duirsbug
Treni (1986), Bizim Ince Kizlar (1992), Dikenli
Tel (1998).
TOPLUM-EGITIM YAZILARI:
Efkar Tepesi (1960), Samaroglanlari (1976), Kerem
ile Asli (1974), Kale Kale (1978).
ÇOCUK KITAPLARI:
Topal Arkadas, Yandim Ali, Sakarca, Sari Köpek,
Dünya Güzeli (1985), Saka Kuslari (1985).
SIIR:
Bir Uzun Yol.
ÖDÜLLERI:
1958 Cumhuriyet Gazetesinin Yunus Nadi Roman Armagani
Irazcanin Dirligi ve Yilanlarin
Öcü ile
1970 TRT Öykü Ödülü Sinirdaki
Ölü ile
1970 TRT ve 1971 Türk Dil Kurumu Roman armaganlari
Tirpan ile
1974 Sait Faik Öykü Armagani Can Parasi
ile
1978 Orhan Kemal Roman Armagani Kara Ahmet Destani
ile de
1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü
1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazini Ödülü
Almancaya çevrilen Baris Çöregi
ile
1985 Alman Endüstri Birligi (BDI) Yazin
Ödülü Gece Vardiyasi
MURATHAN MUNGAN
Murathan Mungan, 21 Nisan 1955te Istanbulda, Üsküdar
Zeynep Kamil Hastanesinde dogdu.
Çocuklugu ve ilk gençlik yillari,
memleketi olan Mardinde geçti. Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi Tiyatro Bölümünü
bitirdi. Ayni bölümde masterini
tamamladi.
Ankarada Devlet Tiyatrolarinda alti
yil, Istanbulda Sehir Tiyatrolarinda
üç yil Dramaturg olarak çalisti.
1987de günlük gazete olarak yayimlanan
Söz gazetesinde,Kültür-Sanat Sayfasi
editörlügü yapti.
1988ten beri serbest yazar olarak çalismakta
ve halen Istanbulda yasamaktadir.
1991de Remzi Kitabevine Çilek
amblemli kirk kitaplik özel bir koleksiyon
dizisi hazirlayarak bu diziyi yönetti. Mayis
1996dan baslayarak Öküz dergisinde
parçali bir yapi içinde çesitli
yazilarindan olusan sayfalar yapti.
Ocak 2002den baslayarak Milliyet gazetesinin
Kültür sanat ekinde gene kendi içinde
parçali bir yapi gösteren yazilardan
olusan Hayat Atölyesi basligi
altinda tam sayfa hazirladi.
Murathan Munganin üniversite bitirme tezi sinema
konusundadir: Türkiye Sinemasinin Ideolojik
ve Ekonomik Yapisi ve Yilmaz Güney Sinemasi.
Master tezi ise, Ayni Malzemenin Üç Ayri
Türde Yazilmasi ve Yazarlik Tekniklerinin
Incelenmesi basligini tasir.
Mungan bu çalismasinda, adini
Dört Kisilik Bahçe koydugu ayni
malzemeyi, uzun öykü, film senaryosu ve radyo oyunu
olarak üç kez yazar. Dil ve Yapi Özellikleri
Açisindan Iki Kisilik Oyunlar
ve Diyalogun Evrimi adli doktora tezi, 12 Eylül sirasinda
doktorayi birakmasiyla birlikte yarim
kalmistir.
Üniversite ögrenimi sirasinda Mungan,
her biri kitap hacminde olan Sofokles Tragedyalarina Bir
Giris Denemesi, Hegelin Sanat Felsefesi, Tiyatro Etkinliklerinin
Basindaki Yansimalari baslikli
dönem bitirme çalismalari
yapmistir.
Mungan, çesitli dergi ve gazetelerde siirler,
öyküler, metinler, deneme, elestiri ve incelemeler
yayimlayarak adini duyurdu. Siirleri
ilk kez dönemin ayni zamanda önemli bir siyasi
odagi olan Murat Belgenin yönetimindeki
Birikim dergisinde yayimlandi. Ankarada
yayimlanan 7 Gün adli haftalik
siyasi haber dergisinde sinema yazilari yazdi,
ardindan kisa bir süre ayni derginin
Kültür-Sanat sayfalarini hazirladi.
Çesitli kuruluslarin düzenledigi
çok sayida söylesi, panel, konferans
programina katildi.
Ilk kitabi l980de yayimlandi.
Ayni zamanda ilk oyunuydu bu: Mahmud ile Yezida.
Sehir Tiyatrolarinda çalisirken,
Gençlik Günleri adini verdigi
daha sonra her yil tekrarlanacak olan, ayni zamanda
birçok benzerinin de yapilmasina yol açan
kapsamli bir senligin yöneticiligini
yapti; programlar sundu, yönetti.
Gene Sehir Tiyatrolarinda Lulu Menasénin
sahneye koydugu Richard Soudénin Binbir
Gece Masallarindan yola çikan oyunu
Binbir Gece Masalinin ham çevirisini
masal diline aldi ve bu yapimda yönetmen
yardimcisi olarak çalisti.
Murathan Munganin sahnelenen ilk oyunu, Orhan Velinin
siirlerinden kurgulayarak oyunlastirdigi
Bir Garip Orhan Velidir. Ilk kez 1981de sahnelenen
bu oyun, kisa araliklarla yirmi küsur yil
boyunca sahnelendi ve 1993te kitap olarak basildi.
Yazarin Mezopotamya Üçlemesi adini
verdigi ve üç oyundan olusan üçlemesinin
ilk oyunu Mahmud ile Yezida yurtiçinde ve yurtdisinda
birçok amatör, yari-amatör, lise ve üniversite
toplulugu tarafindan sahnelendikten sonra, profesyonel
olarak ilk kez 1993te Ankara Devlet Tiyatrolari tarafindan
oynandi. Üçlemenin ikinci halkasi olan
Taziye ise, ilk olarak 1984te Ankara Sanat Tiyatrosu tarafindan
sahnelenmistir. Sayisiz küçük
topluluk Anadolunun birçok yerinde, bu iki oyunu
kendi imkânlariyla seyircilerine sunmuslardir.
Ayrica Diyarbakir Belediyesi Sehir Tiyatrosu,
üçlemenin ilkini Türkçe, ikincisini -ilk
kez- Kürtçe olarak sahnelemistir. 1992de,
halkanin üçüncü oyunu olan Geyikler
Lanetler in tamamlanmasiyla birlikte, Metis Yayinlari,
üçlemeyi olusturan bu oyunlari, üç
ayri kitap olarak ayni anda yayimlamistir.
1994te bu üç oyun bir yil boyunca Devlet
Tiyatrolari tarihinde ilk kez olmak üzere arka arkaya
Antalya Devlet Tiyatrolari tarafindan sahnelenmis,
gene ayni yil Istanbul Uluslararasi Tiyatro
Festivalinde, gene Türkiye tarihinde ilk kez olmak
üzere üç oyun ardi ardina tam on
bir saat süren bir gösteri olarak iki kez tekrarlanmistir.
1999 yilinda Ankara Devlet Tiyatrolari yapimi
Geyikler Lanetler, ayni yil Berlinde, uluslararasi
bir tiyatro senligi olan Theater der Welte
çagrilmis ve Schaubühnede
gösterilmistir. Ayni oyun 2003 yilinda
Yunanistanda Selanik Devlet Tiyatrosunda sahnelenmistir.
Geyikler Lanetler oyununa kaynaklik eden yazarin
Cenk Hikâyeleri kitabindaki Kasim ile
Nasir adli öyküsü, 1994 Agustosunda
iki hafta süreyle Italyada Umbriadaki
tiyatro merkezi La Mamma Umbriada sahnelenmistir.
Ayni öykü 2004te farkli bir yorumla
Diyarbakir Sanat Merkezi tarafindan sahnelenmistir.
Gene ayni kitapta yer alan Sahmeranin
Bacaklari adli uzun hikâyesi, çesitli
topluluklar tarafindan sahneye uyarlanmistir.
Yazarin Lal Masallar adli öykü kitabindaki
Muradhan ile Selvihan ya da Bir Billur Kösk Masali
adli öyküsü, 1987de, ilkin Fransada,
Lulu Menase yönetiminde Théâter Des Arts de
Cergy-Pontoiseda, ardindan Nurhan Karadag
yönetiminde Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi Tiyatro
Bölümü Sahnesinde sahnelenmistir. Ayni
öykü, Amerikada Penguen Booksun Dünya
Hikâyeleri Antolojisine seçilmistir.
Bosna-Hersekte yayimlanan Türk öykücülerini
içeren bir seçkideyse bu öykünün
Bosnakça çevirisi yer almistir.
Yazarin gene Cenk Hikâyeleri kitabinda yer
alanBinali ile Temir adli bir diger öyküsü,
1991de Ankara Deneme Sahnesi tarafindan, 1999da
ise Adana Tiyatro Atölyesi tarafindan sahnelenmistir.
2000de yazarin bir öyküsü daha sahneye
aktarilmis, bu kez de Besinci Sokak
Tiyatrosu, Dumrul ile Azraili, Istanbul Festivalinden
sonra, dünyanin önemli tiyatro festivallerinde,
Avusturya, Almanya ve Tunusun yani sira Hollandanin
çesitli kentlerinde sahnelemistir.
Bunlarin yani sira, siirlerinden ve
öykülerinden olusturulan çesitli
gösteriler ve performanslar, çesitli amatör,
yari amatör ve üniversite topluluklari
tarafindan sahnelenmeye devam etmektedir.
2003 yilinda Kopenhagdaki Bette Nansen
Theaterda, yazarin Sayfadaki Gibiadli
kisa oyunu, bazi Dogulu yazarlari bir
araya getiren ortak bir proje olan Bin Bir Gece içinde
yer almis, ayni oyun 2005 yilinda
Ingilterede 1001 Nights now adiyla
Nottingham Playhouseda sahnelemistir.
Murathan Mungan 1989da, Ingiliz yazar Nell Dunnin
Steaming adli oyununu Kadinlar
Hamami adiyla Ali Poyrazoglu Tiyatrosunda
sahneye koymustur.
Munganin döneminde Ankara Il Radyosunca
seslendirilen iki tane de radyo oyunu vardir: Dört
Kisilik Bahçe ve Ölümburnu. Ilki,
ayni malzemenin öykü ve senaryo olarak yazilmis
halleriyle tek basina bir kitap olarak, ikincisi
ise Murathan 95 kitabinin içinde kitap
olarak yayimlanmislardir. Mungan, biri
filme alinan üç tane de film senaryosu yazmistir.
1984te Atif Yilmaz tarafindan filme
alinan Daginik Yatakin yani
sira Dört Kisilik Bahçe ve Baskasinin
Hayati adli iki senaryosu daha vardir. Bu
üç senaryo 1997de üç ayri
kitap olarak ayni anda yayimlanmistir.
Gazete ve dergilerde Ilk yazilari 1975de
yayimlanan Mungan, yirmi yillik yazi
serüveninin çesitli ürünlerinden yaptigi
bir derlemeyi kirkinci yasi
nedeniyle Murathan95 adli bir kitapta toplamistir.
Bu kitapla birlikte baslayan özel toplama kitaplari,
siirlerinden kendinin yaptigi özel
bir seçmeyi içeren numaralanmis tek
baski olarak yayimlanmis Dogdugum
Yüzyila Veda ile sürmüs, bunu, 13+1de
siirlerini; 7 mühürde kimi öykülerini
bir kutu içinde bir araya getirdigi toplamlar ve Türk
siirinde simdiden bir kült kitap
olmus olan Yaz Geçerin onuncu yili
nedeniyle yapilan büyük boy özel baski
izlemistir. Ellinci yasi için hazirladigi
ve yalnizca 2005te yayimlanip baskisi
bir kez daha tekrarlanmayacak Elli Parça kitabi
da bu özel kitaplardandir.
Bes bölümden olusan ve her bölümü
ayri bir yazar tarafindan kaleme alinan bir
Bülent Erkmen projesi olan ve 2004 haziraninda yayimlanan
Bes pese romaninda da yer almistir.
Murathan Mungan, bu arada yabanci yazarlarin öykülerinden
ve yazilarindan olusan çesitli
seçkiler yayimlamayi sürdürmektedir:
Kahramani ressam olan ya da resim sanati üzerine
yazilmis çesitli öykülerden
olusan ilk öykü seçkisi Ressamin
Sözlesmesini, daha sonra Çocuklar ve Büyükleri,
Yazihane, Yabanci Hayvanlar adli öykü
ve yazi seçkileri izlemistir. Erkeklerin Hikâyeleri
ve Kadinligin 21 Hikâyesi adini
verdigi öykü seçkileriyse 2004 içinde
arka arkaya yayimlanmistir. Yeni katilmis
öykülerle içerigini zenginlestirdigi
ilk seçki kitabini Ressamin Ikinci
Sözlesmesi adiyla güncellemistir.
Bütünüyle özyasamöyküsel
bir malzemeden yola çikan ilk anlati kitabi
Paranin Cinlerini 1997de yayimlamistir.
Siir ve öykü arasi bir dil ve kivam
tutturdugu yazinsal metinlerini bir araya topladigi
Metinler Kitabi ise, 1998de yayimlanmistir.
Munganin kimi siirlerinin Kürtçeye
çevirisinden yapilan bir toplam Li Rojhilate
Dile Min (Kalbimin Dogusunda) adiyla 1996da yayimlanmistir.
Mungan, bugüne degin çogu Yeni Türkü
toplulugu tarafindan seslendirilmis olan sarki
sözleri yazmistir. Yazdigi
sarkilarin Türkiyenin önemli
sarkicilari, topluluklari tarafindan
yeniden seslendirilmesiyle olusan ve tribute
sayilabilecek Söz vermis sarkilar
adli cover albümü 2004te yayinlanmistir.
2006da bugüne dek yazdigi tüm
sarki sözlerini gene ayni ad altinda
bir araya getirerek kitaplastirmistir.
Yurtiçinde ve çogu Almanyada olmak üzere
yurtdisinda Munganla ilgili çesitli
radyo ve televizyon programlari yapilmistir.
Mungan, Almanya, Avusturya, Hollanda, Isviçre,
Fransa ve Amerika ve Yunanistanda çesitli söylesi
ve okuma programlarina katilmistir.
Yazilari, siirleri ve kimi kitaplari
bugüne degin Ingilizce, Almanca, Fransizca,
Italyanca, Isveççe, Norveççe,
Yunanca, Fince, Bosnakça, Bulgarca, Farsça,
Kürtçe ve Hollanda diline çevrilerek çesitli
dergi ve gazetelerde yayimlanmistir.
1972 Eylülünde Mardinden ayrildiktan
sonra 1985e kadar Ankarada yasayan Murathan
Mungan, 1985ten bu yana Istanbulda yasamaktadir.
1991de bir yil kadar Almanyada, Ludwigshafenda
yasamistir.
Ilk kitaplari farkli yayinevleri
tarafindan yayimlandiktan sonra, 1986da
Remzi Kitabevine, 1992de de Metis Yayinlarina
geçmistir. Halen ayni yayinevindedir.
SIIRLERI
Osmanliya dair Hikâyat,1981.
Kum Saati,1984.
Sahtiyan,1985.
Yaz Sinemalari,1989.
Eski 45'likler,1989.
Mirildandiklarim,1990.
Yaz Geçer,1992.
Omayra,1993.
Oda, Poster ve Seylerin Kederi,1993.
Metal,1994.
Oyunlar Intiharlar Sarkilar,1997.
Mürekkep Baligi,1997.
Baskalarinin Gecesi,1997.
Dogdugum Yüzyila Veda, tek baskilik
özel bir seçme,1999.
Erkekler için Divan,2001.
Timsah Sokak Siirleri,2003.
Etegimdeki Taslar,2004.
Dag,2007.
HIKAYELERI
Son Istanbul,1985.
Cenk Hikâyeleri,1986.
Kirk Oda,1987.
Lal Masallar,1989.
Kaf Daginin Önü,1994.
Üç Aynali Kirk Oda,1999.
7 Mühür, kutu içinde tek baskilik
özel bir seçme,2002.
Yedi Kapili Kirk Oda,2007.
ROMAN
Yüksek Topuklar,2002.
OYUNLARI
Mahmud ile Yezida,1980.
Taziye,1982.
Geyikler Lanetler,1992.
Bir Garip Orhan Veli,1993.
Kâgit Tas Kumas,2007.
SENARYOLARI
Dört Kisilik Bahçe,1997.
Daginik Yatak,1997.
Baskasinin Hayati,1997.
DENEMELERI
Meskalin 60 Draje,2000.
Soguk Büfe,2001.
Bir Kutu Daha,2004.
Kullanilmis Biletler,2007.
SEÇKILERI
Ressamin Sözlesmesi, öykü,1996.
Çocuklar ve Büyükleri, öykü,2001.
Yazihane, deneme,2003.
Yabanci Hayvanlar, öykü,2003.
Kadinligin 21 Hikâyesi, öykü,2004.
Erkeklerin Hikâyeleri, öykü,2004.
Ressamin Ikinci Sözlesmesi, öykü,
genisletilmis basim,2005.
Büyümenin Türkçe Tarihi, öykü-deneme,2007.
DIGER
Murathan '95, derleme-seçki,1996.
Paranin Cinleri, anlati,1997.
Metinler Kitabi, metinler,1998.
Çador, anlati,2004.
Bespese (Ortaklasa roman),2004.
Elli Parça, derleme-seçki,2005.
Söz Vermis Sarkilar, sarki
sözleri,2006.
ÖZEL BASKILAR
13+1 içinde yer alan "Fazladan Bir Kitap",2000.
Yaz Geçer, onuncu yili nedeniyle özel
basim,2002.
KUTU
13+1, siirler,2000.
7 Mühür, öykülerden özel bir seçme,2002.
SÜKÛFE NIHAL BASAR
1896'da Istanbul'da dogdu. Egitimine özel
hocalardan ders alarak basladi. Istanbul Darülfünun'u
Edebiyat Fakültesi Cografya Bölümü'nden
mezun oldu. Uzun süre Istanbul Kiz Lisesi'nde
cografya ve edebiyat ögretmenligi yapti.
1973'te Istanbul'da yasamini yitirdi.
Baslangiçta Tevfik Fikretin etkisinde
aruz ölçüsüyle siirler yazarken zaman
içinde Milli edebiyat akiminin ilkelerine
uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya
basladi. Devrinin tüm sairleri gibi Edebiyat-i
Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akimi arasinda
sikisti kaldi. Günes,
Varlik, Aydabir, Çinaralti, Sadirvan
gibi dergilerde yayinlanan ve çogu hece vezniyle
yazilmis siirlerinde lirizm ve kadinsi
bir içtenlik dikkat çeker. Milli uyanis
hareketi içinde de yer aldi, Fatih mitinginde etkileyici
bir konusma yapti. Türk Kadinlar Birliginin
kuruculari arasindadir.
ESERLERI:
SIIR:
Yildizlar ve Gölgeler (aruz'la yazilmis
siirler 1919)
Hazan Rüzgarlari (1927)
Gayya (1930)
Yakut Kayalar (1931)
Su (1933)
Sila Yollari (1935)
Sabah Kuslari (1943)
Yerden Göge (1960)
Sükufe Nihal / Siirler (1975, ölümünden
sonra toplu siirler)
ROMAN:
Renksiz Istirap (1928)
Yakut Kayalar (1931)
Çöl Günesi (1933)
Yalniz Dönüyorum (1938)
Domaniç Daglarinin Yolcusu (1946)
Çölde Sabah Oluyor (1951)
ÖYKÜ:
Tevekkülün Cezasi (1928)
GEZI NOTLARI:
Finlandiya (1935)
FERIT EDGÜ
24 Subat 1936da Istanbulda dogdu.
Istanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde
egitim görürken kazandigi bir
sinavla Almanya'ya gitti. Oradan Fransa'ya geçti.
1959-1964 arasinda Pariste resim çalismalarinin
yanisira felsefe, sanat tarihi, seramik kurslarina
katildi. Askerligini yedeksubay ögretmen
olarak yapti. 1 yil daha Pariste yasadi.
Türkiyeye dönüsünde önce
metin yazarligi yapti. Daha sonra DATA
reklamcilik ve Ada yayincilik
sirketlerini kurdu. Yazin hayatina siirle
basladi. Ilk siiri 1952de Kaynak
dergisinde, ilk öyküsü 1954te Yeni Ufuklar
dergisinde yayinlandi. Yazilarinda
edebiyatin konumu, yazarin özgün kosullari
ve nitelikleri üzerine düsünceleriyle dikkat
çekti. Plastik sanatlar alanindaki deneme, elestiri
ve tartismalariyla ilgi uyandirdi.
Romanlarinda "niçin" sorusundan çok
"nasil" sorusu üzerinde durdu. Çevresiyle
uyum saglayamayan bireyin sorunlarina egildi. "O"
adli romani, Onat Kutlarin senaryosuyla
Erden Kiral tarafindan "Hakkâride
Bir Mevsim" adiyla filme çekildi. Film, 1983te
33. Berlin Film Festivalinde ve 1984te 2. Akdeniz
Kültürleri Film Festivalinde ödül aldi.
Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboglu,
Füreya, Aliye Berger ve Ergin Inanin
yasamlariyla ilgili arastirma kitaplari
da yayinladi.
ESERLERI:
ÖYKÜ:
Kaçkinlar (1959)
Bozgun (1962)
Av (1968)
Bir Gemide (1978)
Çiglik (1982)
Eylülün Gölgesinde Bir Yazdi (1988)
ROMAN:
Kimse (1976)
O (1977)
SIIR:
Ah Min-el Ask (1978)
DENEME:
Ders Notlari (1978)
Yazmak Eylemi (1980)
Simdi Saat Kaç (1986)
Binbir Gece (1991)
ÖDÜLLERI:
1979 Sait Faik Hikaye Armagani, Bir Gemide ile
1979 Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü, Ders Notlari
ile
1988 Sedat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü,
Eylülün Gölgesinde Bir Yazdi
MÜKERREM KÂMIL SU
1906'da Bursa'da dogdu. 1922'de Istanbul Darülfünunu'nu
(Çapa Kiz Ögretmen Okulu) bitirdi. Popüler
ask romanlariyla taninan kadin yazar.
Çesitli yerlerde ilkokul ögretmeni olarak
çalisti. 1936'da Ankara'da Gazi Terbiye
Enstitüsü'nde açilan sinavi
kazarak ortaokul Türkçe ögretmeni oldu. Balikesir'de
uzun yillar lise edebiyat ögretmenligi yapti.
Ankara Radyosu "Çocuk Saati" Programi'nin
sef redaktörlügünü üstlendi.
Tasvir gazetesinde günlük köse yazilari
yazdi. Romanlarinda daha çok ask, tutku
ve serüven gibi konulari ele aldi. Bunlari
olay örgüsünün geri planda kaldigi
bir anlatimla yansitti. Bu romanlarin
çogu gazetelerde tefrika edildikten sonra roman olarak
basildi. "Sevgi ve Istirabim"
romani 1940'tan 1956'ya kadar 10 baski yapti.
ESERLERI
ROMAN:
Sevgi ve Istirabim (1940)
Sus Uyanmasin (1940)
Çirpinan Sular (1941)
Bir Avuç Kül (1944)
Uyanan Hatiralar (1944)
Ihtiras (1949)
Gençligimizin Rüzgari (1955)
Özledigim Kadin (1959)
Aynadaki Kiz (1962)
Ayri Dünyalar (1964)
Ben ve O (1970)
Karakis (1977)
Ata'nin Romani (1977)
VEDAT NEDIM TÖR
1897'de Istanbul'da dogdu. 8 Nisan 1985'te Istanbul'da
yasamini yitirdi. Kadro dergisi kurucularindan,
ekonomist, yazar. 1916'da Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi)
bitirdi. Egitimini Almanya'da sürdürdü. 1912'de
Berlin Üniversitesi'nde doktorasini tamamladi.
Türkiye'ye dönüsünde Aydinlik
dergisi çevresinde olusan sol harekete katildi.
1927'de gizli Türkiye Komünist Partisi yöneticilerinden
oldugu suçlamasiyla tutuklandi. 4 ay
hapis cezasi aldi. Daha sonra Marksist düsünceden
uzaklasti. 1923-1933 arasinda Ticaret Bakanligi'na
bagli Milli Iktisat ve Tasarruf Cemiyeti Merkez
Müdürlügü, 1933-1937 arasinda Basin
Yayin Genel Müdürlügü, 1938-1944
arasinda Ankara Radyosu Müdürlügü
görevlerinde bulundu. Uzun yillar Yapi ve Kredi
Bankasi'nda kültür ve sanat danismanligi
yapti. 1930'larda ekonomi yazilariyla dikkat
çekti. "Kadro" dergisinin kurucularindan
ve bu dergi çevresindeki siyasal düsünce
akiminin öncülerinden oldu. 1943-1946
arasinda "Hep Bu Topraktan" adli dergiyi
yönetti. Yapi ve Kredi Bankasi adina
aralarinda Aile, Dogan Kardes, Resimli Hayat
ve Sanat Dünyamiz'in da bulundugu çesitli
dergileri yayinladi, yönetti.
ESERLERI
ROMAN:
Resim Ögretmeni (1943)
ANI:
Yillar Böyle Geçti (1976)
DENEME VE INCELEME:
Kemalizmin Drami (1980)
Atatürk Olmasaydi (1981)
OYUN:
Issizler (1924)
Fevkâlasriler (1928)
Hayvan Fikri Yedi (1928)
Kör (1928)
Imrali'nin Insanlari (1940)
Sanatkar Aski (1945)
Hep ve Hiç (1951)
Siyah Beyaz (1952)
Asagidan Yukari (1952)
Sahte Kahramanlar (1975)
SABRI ESAT SIYAVUSGIL
Haziran 1907'de Istanbulda dogdu. 1968'te Istanbulda
yasamini yitirdi. Istanbul Darülfünun'u
(Istanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi'nde basladigi
egitimini Fransada Dijon ve Lyon üniversitelerinde
felsefe bölümünde tamamladi. 1932'de Türkiye'ye
dönüsünde Gazi Terbiye Enstitüsü'nde
felsefe dersleri verdi. Istanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi'nde 1933'te Genel Psikoloji-Pedagoji doçenti,
1942'de profesör oldu. Ögretim üyeligi
görevini yasaminin sonuna dek sürdürdü.
Ilk siirleri 1927'de "Günes"
ve "Hayat" dergilerinde yayinlandi. 1928'de
alti sair arkadasiyla birlikte "Yedi
Mesaleciler" toplulugunu kurdu ve "Mesale"
adli dergiyi çikardi. Bu dergi kapandiktan
sonra siirleri "Muhit" ve "Varlik"
dergilerinde yayinlandi. Disavurumcu
bir ressam tutumuyla yeni ve canli siirler yazdi.
Ulus, Yeni Sabah, Haber gazelerinde köse yazarligi
yapti. Fransiz sairlerin siirlerini
Türkçeye çevirdi. Edmond Rostandin
ünlü oyunu "Cyrano de Bergerac"in Türkçe
çevirisiyle büyük ün yapti. Psikoloji,
egitim, folklor ve edebiyatla ilgili yazilari
birçok dergi ve gazetede yer aldi. Ayrica
Sait Faik Abasiyaniktan öyküleri
Fransizcaya çevirdi. Bu öyküler
"Un Point Sur la Carte" (Haritada Bir Nokta) adiyla
Hollandada yayinlandi.
ESERLERI
SIIR:
Odalar ve Sofalar (1933)
INCELEME:
Istanbulda Karagöz ve Karagözde Istanbul
(1938)
Psikoloji ve Terbiye Bahisleri (1940)
Karagöz (1941-1961)
SALÂH BIRSEL
1919'da Balikesirin Bandirma ilçesinde
dogdu. 1999 yilinda Istanbulda
yasamini yitirdi. Ortaögrenimini
Izmir'de Saint Joseph Fransiz Okulu ve Izmir
Erkek Lisesi'nde tamamladi. Istanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi'ne girdi. 2 yil sonra ayni
üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne
geçti, 1948'de mezun oldu. 1943-1949 arasinda Istanbul
Nisantasi Ortaokulu'nda Fransizca ögretmenligi,
1953-1956 arasinda is müfettisligi,
1956-1960 arasinda Edebiyat Fakültesi Kütüphane
Müdürlügü, 1960-1973 arasinda Türk
Dil Kurumu Yayin Kolu Baskanligi
yapti. Ilk siirleri 1937'de "Gündüz"
dergisinde yayinlandi. 1940-1950 arasinda
"Inkilapçi Gençlik",
"Sokak", "Insan", "Seçilmis
Hikayeler" gibi dergiler siirlerine yer verdi. "Yenilik",
"Insan", "Sokak" ve "Nokta"
dergilerinin yayini çalismalarina
katildi. Siirleri öncelikle zekaya, ince
alaya dayanan yergi agirlikli siirler.
Garip ve Ikinci Yeni akimlarini kendine
göre yorumlayarak uzaktan izledi. Siirlerinde halk
siirine yaklasan bir söyleyis yöntemine
ulasti. Yalin üslubu, hosgörülü
konu seçimleri ve ince alayli yaklasimiyla,
kendine özgü farkli bir yerde bulundu. Asil
ününü 1970'lerde pes pese yayinlanan
"denemelerle" kazandi. Günlük konusma
dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimlerden baska,
kendi yarattigi ilginç deyisleri
de sikça kullandigi ve anlatimina
egemen kildigi alayci tavriyla
bu denemelerde özgün bir üslup yaratti.
"Salâh Bey Tarihi"ni olusturan "Kahveler
Kitabi", "Ah Beyoglu, Vah Beyoglu",
"Bogaziçi Singir Mingir",
"Sergüzest-i Nono Bey", "Elmas Bogaziçi"
ve "Istanbul-Paris" kitaplarinda, geçmisin
Istanbul kahvelerini, Beyoglu ve Bogaziçi'nin
sanat çevrelerini anlatti. 1990'larda büyük
bir coskuyla tekrar siire döndü. Ironi
ve humor özellikleri tasiyan siirleriyle
modern siirimizi tema ve dil bakimindan demokratlastirdi,
gelistirdi.
ESERLERI
SIIR:
Dünya Isleri (1947)
Hacivatin karisi (1955)
Ases (1960)
Kikirikname (1961)
Haydar Haydar (1972)
Köçekçeler (1981)
Bütün Siirleri (1986)
Varduman (1993)
Yalelli (1994)
Ince Donanma (1995)
Rumba da Rumba (1995)
Yasama Sevinci (1995)
Çarleston (1995)
Bas ve Ayak (1997)
Sevdim Seni Ey Insan (1997)
DENEME, ELESTIRI, GÜNLÜK:
Siirin Ilkeleri (1952)
Günlük (1955)
Sev Beni Sev (1957)
Kendimle Konusmalar (1969)
Siir ve Cinayet (1975)
Kahveler Kitabi (1975)
A Beyoglu Vah Beyoglu (1976)
Kuslari Örtünmek (1976)
Kurutulmus Felsefe Bahçesi (1979)
Bogaziçi Singir Mingir
(1980)
Halley Kimi Kurtarir (1981)
Paf ve Puf (1981)
Hacivat Günlügü (1982)
Sergüzest-i Nono Bey ve Elmas Bogaziçi (1982)
Amerikali Tolstoy (1983)
Istanbul-Paris (1983)
Bir Zavalli Sari At (1985)
Yapistirma Biyik (1985)
Sisedeki Zenci (1986)
Asansör (1987)
Kediler (1988)
Aynalar Günlügü (1988)
Seyirci Sahneye Çikiyor (1989)
Bay Sessizlik (1990)
Nezleli Karga (1991)
Yaslilik Günlügü (1992)
Gandhi ya da Hint Kirazinin Gölgesinde (1993)
Gece Mavisi (1994)
Papaganname (1995)
Yanlis Parmak (1996)
ROMAN:
Dört Köseli Insan (1961)
INCELEME:
Fransiz Resminde Izlenimcilik (1967)
Goethe (1972)
UGUR MUMCU(1942-1993)
Aslen, Ankarali olan Ugur Mumcu, 22 Agustos 1942
yilinda, babasinin memuriyeti dolayisiyla
Kirsehir'de, dört kardesin üçüncüsü
olarak dogdu. Annesi Nadire Hanim, babasi, Tapu
Kadastro memuru Hakki Sinasi Bey'di. Ilk ve
orta okullari Ankarada okuyan Mumcu çok aktif
bir ögrenciydi. Bu hizli yasam Hukuk
fakültesinde de devam etti. 1961 yilinda bas1adigi
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yilinda
tamamladi. Bir süre avukatlik yapti;
yabanci dil ögrenmek için Ingiltere'ye
gitti. 1969-1972 yillari arasinda Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Idare Hukuku
Profesörü Tahsin Bekir Balta'nin asistani
olarak çalisti. Yazmaya, üniversite
ögrenciligi yillarinda, Dogan Avcioglu'nun
yönetimindeki Yön Dergisinde baslayan Ugur
Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazisinda kullandigi
"ordu uyanik olmali" sözleriyle,
"orduya hakaret etmek", "sosyal bir sinifin
öteki sosyal siniflar üzerinde tahakkümünü
kurmak" suçunu isledigi iddasiyla
gözaltina alindi. Ugur Mumcu bu
davadan dolayi 7 yil hapse mahkum edildi. Fakat
yargitayca karar bozuldu ve serbest birakildi.
Bu olaydan sonra, Mumcu askerligini, 1972-74 yillari
arasinda Agri'nin Patnos ilçesinde,
resmi tanimiyla "sakincali piyade
eri" olarak tamamladi. Patnos'ta, agir
kosullar altinda askerligini yaparken, zaten
uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide
kanamasi geçirdi. Ilk yazilari
1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b.
dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yillarinda
Aksam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çesitli
konularda inceleme yazilari da yayimlandi.
Köse yazarligina 1974 yilinda
haftalik Yeni Ortam dergisinde basladi. Daha
sonra çalismaya basladigi
Anka Ajansinda 1975 yilindan itibaren Cumhuriyet'e
de köse yazilari yazdi. 1977 yilindan
sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya basladi.
gözlem baslikli kösesinde
1991 yilinin Kasim ayina kadar
araliksiz olarak yazdi. 6 Kasim 1991'de
Ilhan Selçuk ve yaklasik 80 Cumhuriyet
çalisani ile birlikte gazeteden ayrildi.
Bir süre issiz kaldi. 1 Subat - 3 Mayis
1992 tarihleri arasinda Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu,
Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yönetim degisikligi
üzerine 7 Mayis 1992'de Cumhuriyet'e döndü.
Gazetecilik hayati basarilarla dolu olan Mumcu
24 Ocak 1993 yilinda ugradigi
bombali saldiri sonucu öldü.
ESERLERI:Sakincali Piyade,Suçlular
ve Güçlüler,Mobilya Dosyasi,Bir Pulsuz
Dilekçe,Büyüklerimiz,Çikmaz Sokak,Tüfek
Icad Oldu,Silah Kaçakçiligi
ve Terör,Liberal Çiftlik,12 Eylül Adaleti,Terörsüz
Özgürlük,Rabita, Söz Meclisten Içeri,Papa-Mafya-Agca,Devrimci
ve Demokrat,Sosyalizm ve Bagimsizlik,Inkilap
Mektuplari, Kürt Dosyasi.
ÖZKAN MERT
21 Ekim 1944te Erzurumda dogdu. Izmir
Namik Kemal Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Urdu Dilleri ve Sinoloji
Bölümünü bitirdi. Bir süre memur
olarak çalisti. 1970li yillarda
"Kuracagiz Her Seyi Yeniden" adli
kitabi yüzünden hapse mahkum edilince yurt disina
gitti. Isveçte drama-tiyatro-film ögrenimi
gördü. Isveç Devlet Radyosu Türkçe
Yayinlar Bölümünde program yapimcisi
ve sunucu olarak çalisti. Ant, Devrim,
Dönem, Evrim, Halkin Dostlari, Türk Solu
dergilerinde siirleri yayinlandi. Ikinci
Yeni'ye özgü biçim ve duyarlilik
özellikleri tasiyan ilk siirlerinde savruk
bir yasama tutkusu, bohem ve yabancil duygular etkindi.
1970'te Ant Dergisi'nde Ataol Behramoglu, Ismet Özel
ve Süreyya Berfe'nin baslattigi çikis
hareketine katildi. Toplumcu gerçekçi
sairler arasinda yer aldi. Kabina sigmayan
bir yasama sevinci ve özlemi, halkin ve ülkenin
yasamina ilgi, gelecege ve gençlige
umut duygulari ve istekleriyle dolu siirler yazdi.
Uzun ve soluklu siirleri, benzetme, metafor zenginligi
ve tema çesitliligiyle dikkat çeker.
ESERLERI
SIIR:
Kuracagiz Her Seyi Yeniden (1969)
Kirlangiçlar Kirlangiçlar
(1978)
Irgatoglu Atçali Kel Memet Destani (1980)
Iste Hayat Iste Ölüm ve Tarih
(1981)
Stockholmde Mavi Saatler (1987)
Dünya Çarpiyor Yüzüme (1988, toplu
siirler)
Allah ve Tango (1990)
Mozart ve Akdeniz (1992)
Bir Irmakla Düello Ediyorum (1995)
Bir Dünyalinin Notlari (1997, toplu
siirler)
Sürgün Sarkilari (1999, Stockholm)
ÖDÜLLERI
1990 Yunus Nadi Siir Mansiyon Ödülü
1990 Ilhan Demiraslan Siir Büyük Ödülü
Bilge KARASU
(1930, Istanbul - 13 Temmuz, 1995), Türk filozof
ve yazardir.
Öykücü, romanci ve denemeci Bilge Karasu
1930'da Istanbul'da dünyaya geldi. Istanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde
ögrenim gördü. Ankara radyosu dis
yayinlar servisinde çalisti.
1963 yilinda, Rockfeller bursuyla gittigi Avrupa'dan
dönerek çevirmenlige basladi. Ölümüne
kadar Hacettepe Üniversitesi' nde arastirma
görevlisi olarak çalisti. 14 Temmuz
1995'de pankreas kanseri tedavisi sürerken Hacettepe Üniversitesi'nde
yasama veda etti.
Bilge Karasu, bireyin sorunlarina agirlik
veren, onun günlük hayatindaki açmazlarini
isleyen bir yazardir. Her insanin hayatinda
en az birkaç kere kafasindan geçirdigi
ya da yasadigi (sevgi, dostluk, yalnizlik,
tutku, inanç/inançsizlik, korku ve
ölüm gibi) kavramlari imgesel bir dille anlatir.
Yazar günlük hayattan bahsettigi için, okuyucu
hikayedeki kahramanda ya da kisilerde kendinden parçalar
bulur. Böylece kullanilan imgeleri de rahatlikla
bilinçaltinda kendi yasamina göre
sekillendirip yorumlar, hikayeyle okur arasinda bir
bag olusur. Çünkü Karasu, insanla/insanüstüyü,
olaganla/olaganüstüyü yapayliga
düsmeden, metnin dogal akisi/hayatin
da kurgusal akisi içinde verir.Okurun
hayal gücünü bir noktaya kadar özgür
birakir. Karasu kelimelerini özenle seçer.
Dili islenmis, üzerinde çok çalisilmis,
oynanmis bir dildir. Kullandigi
ari Türkçe baska yazarlarda yapay ve
zorlama dururken, onun metinlerinde hos bir tat birakir.
Çünkü ritm düsünülerek,
ses düsünülerek, görsellik düsünülerek
kurulmus, kurgulanmis, kusursuz olmasi
istenmis bir dille yazilmistir.
Türkçe edebiyatin en özgün kalemlerinden
biri olan Karasu "Gece" adli kitabiyla
10 yilda bir verilen "Pegasus Ödülü"nü
kazanan tek Türk Yazar'dir.Ayni zamanda felsefeci
yani olan Karasu, metinlerinde felsefi sorunlari
islemis, ya da onun metinleri felsefi incelemenin
konusu olarak görülmüstür.Postmodern
romanin Türkiye'deki önemli isimleri arasinda
degerlendirilmektedir.
ESERLERI:
Öykü
Troyada Ölüm Vardi (1963)
Uzun Sürmüs Bir Günün Aksami
(1970)
Göçmüs Kediler Bahçesi (1980)
Kismet Büfesi (1982)
Lagimlaranasi ya da Beyoglu
Roman
Gece (1985)
Kilavuz (1990)
Deneme
Ne Kitapsiz Ne Kedisiz (1994)
Narla Incire Gazel (1995)
Alti Ay Bir Güz(1996) Ölümünden sonra
yayinlandi
Ödülleri
1963 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü,
D. H. Lawrenceden çevirdigi Ölen Adamla
1970 Sait Faik Hikaye Armagani, Uzun Sürmüs
Bir Günün Aksami ile
1991 Pegasus Ödülü, Gece ile
1994 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, Ne Kitapsiz
Ne Kedisiz ile
HILMI YAVUZ
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da Istanbulda dogdu.
Kabatas Erkek Lisesi'ni bitirdi. Istanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi'ndeki egitimini yarida birakti.
Ingiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde
çalisti. Londra Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi.
Türkiye'ye döndükten sonra çesitli
yayinevleri ve ansiklopedilerde görev aldi.
Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çesitli
dergilerde "Ali Hikmet" imzasiyla inceleme, elestiri
ve denemeler yazdi. Mimar Sinan Üniversitesi, Istanbul
Teknik Üniversitesi ve Bogaziçi Üniversitesinde
ögretim görevlisi olarak çalisti.
Ilk siirleri Kabatas Erkek Lisesi'nde edebiyat
ögretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çikan
"Dönüm" dergisinde yayinlandi.
Bu dönemde daha çok Ikinci Yeni akiminin
etkisinde imgeci siirler yazdi. Sonraki yillarda
gelenekçilikle çagdas bir bakisi
kaynastiran, biçim ve özün dengelendigi
bir düzey sergiledi. Islam mistisizmi, özellikle
de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük
dagarcigi gelistirdi. Halen Zaman
gazetesinde kültür yazilarina ve Bilkent
Üniversitesi'nde ögretim görevlisi olarak çalismaya
devam etmektedir.
ESERLERI:
SIIR:
Bakis Kusu (1969)
Bedreddin Üzerine Siirler (1975)
Dogu Siirleri (1977)
Yaz Siirleri (1981)
Gizemli Siirler (1984)
Zaman Siirleri (1987)
Söylen Siirleri (1989)
Ayna Siirleri (1992)
Hüzün ki En Çok Yakisandir
Bize (1989, toplu siirler)
Gülün Ustasi Yoktur (1993, toplu siirler
1)
Erguvan Siirler (1993, toplu siirler 2)
Çöl Siirleri (1996)
Aksam Siirleri (1998)
Yolculuk siirleri (2001)
Hurufi siirler ( 2004)
Büyü'sün Yaz (2006)
DENEME-INCELEME:
Felsefe ve Ulusal Kültür (1975)
Roman Kavrami ve Türk Romani (1977)
Kültür Üzerine (1987)
Yazin Üzerine (1987)
Denemeler Karsi Denemeler (1988)
Dil'in dili (1991)
Istanbul Yazilari (1991)
Okuma Notlari ( 1992)
Istanbul'u dinliyorum (1992)
Modernlesme,Oryantalizm, Islam(1998)
Yazin,Dil ve Sanat ( 1999)
Islam ve Sivil Toplum Üzerine Yazilar (1999)
Insanlar,Mekanlar,Yolculuklar(1999)
Özel Hayat'tan Küresellesmeye(2001)
Budalaligin Kesfi (2002)
Kara Günes ( 2003)
Sözün Gücü ( 2003)
Yüzler ve Izler ( 2006)
ANI-GÜNCE:
Geçmis Yaz Defterleri (1998)
Ceviz Sandiktaki Anilar(2001)
Bulanik Defterler (2005)
ANLATI:
Taormina (1990)
Fehmi K.'nin Acayip Serüvenleri ( 1991)
Kuyu(1994)
Not: Bu üç anlati, can yayinlarindan
1995 yilinda ,'üç anlati' adi
altinda basilmistir.
Ayrica Hilmi Yavuz'la yapilan söylesiler
ve biyografik eserler de sunlar:
Siir Henüz (söylesi- derleme,1999)
Dogu'ya ve Bati'ya yolculuk(söylesi,2003)
Siirim gibi Yasadim (biyografi ,2006)
ÖDÜLLERI
1978 Yeditepe Siir Armagani
1987 Sedat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü
NIHAT BEHRAM
1946'da Karsta dogdu. Ilkögrenimini
Çankiri'da, ortaögrenimini Haydarpasa
Lisesinde tamamladi. Gazetecilik Yüksek Okulunda
ögrenimini sürdürürken 1972'de Ceza Yasasinin
141, 146 ve 246 maddelerine aykiri eylemde bulundugu
savi ile tutuklandi. Bir buçuk yil
tutuklu kaldi. Serbest birakildiktan
sonra egitimini bitirdi. Vatan gazetesinde, Güney Yayinlarinda
çalisti. "Halkin Dostlari"
dergisinin yönetimine katildi. Agabeyi
Ataol Behramoglu ile birlikte "Militan" dergisini
kurdu ve yönetti. 12 Eylül 1980den sonra ülke
disina çikmak zorunda kaldi.
Dönmesi yolundaki çagriya uymadigi
için vatandasliktan çikarildi.
17 yillik politik sürgünden sonra 1996da
yurda dönebildi. Ilk siirleri, Soyut, Yordam,
Yeni Gerçek, Halkin Dostlari dergilerinde
yer aldi. Ardindan yayinlandigi
süreçte Militanda yazdi. Çocuk
edebiyati alaninda da ürünler verdi. Ilk
siirlerini Ismet Özel, Ataol Behramoglu
ile Ikinci Yeni akimi etkisinde yazdi.
Bu etkilenmelere ragmen kendi kusaginin
toplumsal ve psikolojik durumunu yansitti. Ilk
kitabindan itibaren yüksek ve etkili sesi, yasama
duyarli tavriyla acili bir lirizm,
doga betimlemelerindeki titizligiyle dikkat çekti.
Siirleri, 1970 sonrasi gençliginin yasadigi
aci deneyimleri, özverilerini ve inançlarindaki
içtenligi anlamada temel bir basvuru kaynagi
niteliginde. Son dönem siirlerinde halk siiri,
söyleyisleri ve dilinden yararlanan yeni sentezlere
ulasma istegi görülüyor.
ESERLERI
SIIR:
Hayatimiz Üzerine Siirler (1972)
Firtinayla Borayla Denenmis Arkadasliklar
(1974)
Dövüse Dövüse Yürünecek
(1976)
Hayati Tutusturan Acilar (1978)
Irmak Boylarinda Turaç Seslerinde (1980)
Savrulmus Bir Ömrün Günlerinde (1982)
Ay Isigi Yana Yana (1986)
Yine de Gülümseyerek (seçmeler, 1987)
Cenk Çesitlemeleri (1988)
Kundak (2000)
ROMAN:
Gurbet (1987)
Lanetli Ömrün Kirlangiçlari
(1991)
Kiz Ali (1998)
ÇOCUK KITAPLARI:
Kuyrugu Zilli Tilki (1979)
Gögsü Kinali Serçe (1980)
Ayrica Daragacinda Üç Fidan (1967)
adli kitabi 12 Mart 1971 darbesinden sonra idam
edilen Deniz Gezmis ve arkadaslarinin
eylemlerini anlatir. Ibrahim Kaypakkayanin
yasamini anlattigi belgesel-roman
türü bir kitabi daha var
IHSAN OKTAY ANAR ( Yozgat, 1960 - ), Türk yazar
Lisans, master ve doktora egitimini Ege Üniversitesi
Felsefe Bölümü'nde yapti. Halen ayni
okulda ögretim üyeligi yapmaktadir. Türk
edebiyatinin son yillarda yetistirdigi
en büyük isimlerdedir. Her bir kitabinin
çok uzun arastirmalardan sonra yazildigi
içerdikleri agir tarihi bilgi ile göze
çarpar. eserleri pek çok küçük
hikaye etrafinda örülmüs büyük
bir roman biçimindedir. Puslu Kitalar Atlasi
20 den fazla dile çevirilmis ve Kültür
bakanligi tarafindan tanitilmistir.
Yazin biçim göndermeler içerir. Kabaca
bir kaç örnek vermek gerekirse Amat'taki Israfil
adli çocugun gemi borazancisi
olup dirilis düdügünü çalisi
islamiyette kiyamet haberi olan borazani çalacak
melege, gemi kaptani seytana, alt ambar toprak
altina ve mezara göndermeler yada modellemelerdir.
Bu basdöndürücü üslup okuyucuyu
hem yetistirir, hem gelistirir. Umberto Eco bu biçimde
gelisen okuru ampirik okurdan ayirmaktadir.
Her gerçek yazar aslinda bu tip incelikli ve becerikli
okurlar isteyecektir. Anar hocamiz ise kendi okurunu kendi
yaratmaktadir.
Yayimlanmis Kitaplari :
Puslu Kitalar Atlasi (1995)
Kitab-ül Hiyel Eski Zaman Mucitlerinin Inanilmaz
Hayat Öyküleri (1996)
Efrâsiyâb'in Hikâyeleri (1997)
Amat (2005)
Suskunlar (2007
SAMIPASAZADE SEZAI
Samipasazade Sezai, (d. 1860 Istanbul - ö.
26 Nisan 1936 Istanbul) Türk realist öykücü,
romanci.
Devrin ileri gelen isimlerinden Sami Pasa'nin ogludur.
Özel ögrenim gördü. Yirmi yasina
kadar resmi bir görev almayip, edebiyat konusundaki
bilgilerini artirmayi tercih etti. 1880'de Evkaf
Nezareti Mektubi Kalemine memur oldu. Babasinin
ölümünden sonra da Londra elçiligi ikinci
katipligine atandi. Orada kaldigi
dört yil boyunca Ingiliz ve Fransiz
edebiyatlarini yakindan izledi. Elçilikteki
görevinden Istifa ederek Istanbul'a döndügünde
Istisare Odasina memur oldu. 1885 - 1901 arasinda
yedi yil süren bu ikinci dönem memuriyetinde
sanatini olgunlastirdi.
Sergüzest romani yüzünden göz
hapsine alindigini düsünerek
bundan kurtulmak için Paris'e gitti ve 1908'de Mesrutiyet'in
ilanina kadar da orada kaldi. Istanbul'a
döndügünde Madrid elçisi olarak görevlendirildi.
Birinci Dünya Savasi baslayinca
Madrid'den Isviçre'ye geçti, savasin
sonuna kadar burada kaldi. Mütareke devrinde 1921
yilinda emekli olarak Istanbul'a döndü.
Son yillarinda kendisine, 1927'de Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin karariyla "Hidamat-i vataniyye
tertibinden" maas baglandi. 26 Nisan 1936
tarihinde Istanbul'da öldü.
Roman-Sergüzest
Hikaye-Mudafayi Zulüm , Küçük Seyler
Oyun -Siir (arslan)
Arastirma-Rumuzul- Edeb
Mektup-Sohbet Iclal
Hatirat-Küçük Seyler
AHMET HIKMET MÜFTÜOGLU
Ahmet Hikmet Müftüoglu (d. Istanbul, 1870
- ö. ayni yer, 1927), Türk yazar ve sairi.
Sair Yahya Sezai Efendi'nin oglu. Türkçülük
akimina mensuptu. Galatasaray Lisesi mezunudur.
Disislerinde çalisti,
Galatasaray'da hocalik yapti. Darülfünun'da
müderrislik, sarayda basmabeyincilik yapti.
Maçka'da gömülüdür. Servet-i Fünun,
Türk Dernegi Mecmuasi, Ikdam gazete ve
dergilerinde yazdi. Eserleri, Servet-i Fünun akiminin
etkisini tasiyordu. Ancak bu akim etkisinde
kullandigi agdali yazilarin
olumlu karsilanmadigini
görünce, sonraki dönem hikâye ve yazilarinda
sade bir Türkçe kullandi. Memur olarak çalismasi
ve siyasi etkinliklere katilmasi, edebiyata ayirdigi
zamani ve eserlerinin sayisini kisitladi.
Eserleri -Leyla yahut Bir Mecnunun Intikami, Haristan
ve Gülistan, Çaglayanlar, Gönül Hanim.
TEVFIK FIKRET
Tevfik Fikret (24 Aralik 1867, Istanbul - 19 Agustos
1915), Edebiyat-i Cedide sairi.
1888'de Galatasaray Sultanisi'ni bitirdi ve yine ayni
lisede ögrentmenlik yapti. Devlet dairelerinde
memuriyet, okullarda ögretmenlik yapti. Okul yillarinda
basladigi siirle ilgilenmeyi sürdürdü.
Servet-i Fünun dergisinin çevresinde sekillenen
topluluga katildi. Ilk kitabi
Rubab-i Sikeste (Kirik Saz) 1900'de
yayimlandi. Fikret Türk siirinin Batili
bir kimlik kazanmasinda rolü oynanistir.
Abdülhak Hamit'in ve Galatasaray Sultanisi'nden hocasi
olan Recaizade Mahmut Ekrem'in tesiriyle Batili
anlayistaki siire yönelmistir. Servet-i
Fünun anlayisina bagli siirlerinde
isledigi konular özelikle ask, tabiat ve
günlük yasamda karsilasilan
bazi küçük sorunlardir.
Servet-i Fünun toplulugunun dagilmasindan
sonra yazdigi siirlerde toplumsal konulara
yönelir. Bu siirlerinin ana temasi "hürriyet"
ve "medeniyet"tir.
Ilk siirlerinde sanat için sanat düsüncesinde
olan sair, daha sonra ki siirlerinde toplumcu bir
anlayisa yönelir. Toplumu sikan hürriyetsizlige
karsi yazdigi "Sis" siiri,
büyük yanki uyandirir. Fikret,
sanatinin bu ikinci döneminde insanlari
birbirine düsürdükleri için bütün
dinlere düsmandir. Tarihe ve kutsal degerlere
de karsidir.
Siirlerinde çogu zaman aruz ölçüsünü
kullanmistir. Siirde beyit bütünlügünü
kirmis,anlamin bir beyitte tamamlanmasi
gelenegini ortadan kaldirmistir.
Nazmi nesre(siiri düzyaziya)yaklastirmistir.
Fransiz siirinden alinan soneyi siirlerinde
kullanmis, Divan siirinin müstezat nazim
seklini taninmaz hale getirerek "serbest müstezat"
biçimini gelistirmistir. Fikret, parnasizm
akimindan etkilenmistir ve parnasyenlere baglidir.
Fikret'in "manzum hikaye" türünde siirleri
vardir; Balikçilar, Nesrin, Ramazan
Sadakasi, Hasta Çocuk.
Çocuklar için yazdigi siirleri
hece ölçüsünü kullanarak yazmistir
ve bu siirlerini Sermin adli bir kitapta toplamistir.
Siirlerini "rübab-i Sikeste"
ve oglunun adini verdigi "Haluk'un
Defteri" adli kitaplarda toplamistir.
Hüseyin Rahmi Gürpinar: (d. 19 Agustos
1864, Istanbul 8 Mart 1944, Istanbul). Türk
romanci.
19 Agustos 1281/1864 tarihinde Istanbul'da dogdu.
Hünkar yaveri Mehmet Sait Pasa'nin oglu
olan Hüseyin Rahmi, üç yasinda iken
annesinin ölümü üzerine Girit'te bulunan babasinin
yanina gönderildi. Ilkokula basladi
ancak babasinin evlenmesi üzerine alti
yasinda tekrar Istanbul'a anneannesinin yanina
gönderildi ve egitimine burada devam etti. Yakubaga
mektebi, Mahmudiye Rüsdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin
Rahmi, tarihçi Abdurrahman Seref Bey'in himayesiyle
Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sinifinda
iken ciddi bir hastalik geçiren Hüseyin Rahmi
buradaki ögrenimini yarida birakti
(1880). Kisa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde
memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazimi
olarak çalisan Hüseyin Rahmi hayatini
kalemiyle kazanmaya çalisti.
1887'de Tercüman-i Hakikat gazetesinde yazmaya baslayan
Hüseyin Rahmi, ardindan Ikdam ve Sabah gazetelerinde
mütercim ve muharrir olarak çalisti.
Ikinci Mesrutiyet döneminde 37 sayi süren
"Bosbogaz ve Güllâbi" adli
bir gazete çikardi. Ibrahim Hilmi
Bey ile birlikte çikardigi "Millet"
gazetesi de uzun ömürlü olmadi. Bundan sonra
çalismalarini Ikdam,
Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine
nesretti. 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili
olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuzbir yilini
geçirdigi Heybeliada'daki köskünde
8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Pasa
mezarligina defnedildi.
Eserleri :Hüseyin Rahmi Gürpinar eserlerinde
eski Istanbul hayatini son derece canli
tasvirlerle ve kivrak bir üslupla hikayelestirir.
Hikaye, oyun ve roman türündeki eserlerinin sayisi
54'tür. Eserlerinden bazilari;
Sik
Iffet
Metres
Tesadüf
Gulyabani
Efsuncu Baba
Deli Filozof
Dirilen Iskelet
Kaderin Cilvesi
Utanmaz Adam
Sipsevdi
Kuyruklu Yildiz Altinda Bir Izdivaç
Nimetsinas,
Hakka Sigindik,
Namusla Açlik Meselesi,
Gönül Ticaret,
Melek Sanmistim Seytani
Namuslu Kokotlar
Iki Hödügün Seyahati
Kaynanam Nasil Kudurdu?
Ölümüne Sevgi
Namussuz Neclet
Fiyasko
Mürebbiye
Hattan Sayfalar
Kadinlar Valizi
Istanbul'da Bir Frank
Ben Deli Miyim ?
NABIZADE NAZIM (d. 1862 (?) - ö. 6 Agustos
1893) Tanzimat dönemi Osmanli-Türk yazaridir.
Babasinin genç yasta ölümünden
sonra ninesinin yanina siginan Ahmed
Nazim'in özyasamsal öyküsel
yapiti Yadigarlarim'dan anlasildigina
göre, babasinin içkici ve ruh hastasi
bir adam olmasindan, annesini de küçük
yasta yitirmesinden dolayi çocuklugu ve
ilk gençligi pek de mutlu geçmemistir.Ninesinin
yanindayken Tophane Mahalle Mektebi'ni bitirerek Salipazari'ndaki
Fevziye Rüstiyesi'ne kaydolduysa da ,daha sonra Besiktas
Askeri Rüstiyesi ilk bölümüne girdi.Idadi(lise)
ögrenimini bu okulda tamamladiktan sonra yüksek
ögrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun'da
(kara askeri mühendis okulu)yapti ve 1884 te topçu
mülazim-i sanisi (topçu üstegmen)
olarak mezun oldu;Mekteb-i Harbiye-i Sahane'ye (genel kurmay
okulu) girdi.bu okulu da, 1886 da Erkan-i Harbiye yüzbasisi
olarak bitirdi. Basarili bir ögrenci
olmasi dolayisiyla bitirdigi okulda ögretim
üyesi olarak çalismaya basladi;"yüksek
cebir","istihkam"ve"topografya"dersleri
verdi."Kesif ve arastirma" yapmak
üzere Suriye'de görevlendirildi.1890 da Istanbul'a
döndü.Bir arkadasinin araci
olmasiyla daha önce görüp sevdigi kizla
evlendi.Ama mutluluga evlilik yasaminda da kavusmadi;evlendikten
kisa bir süre sonra kemik veremi hastaligina
yakalandi.Haydarpasa Hastenesi'nde iki yil
kadar tedavi gördüyse de iyilesemdi; 6 Agustos
1893'te öldü ve Üsküdar 'da Miskinler Tekkesi
yakinindaki mezarlikta topraga verildi.
SANATI
Nabizade Nazim'in ilk yazisi 1880
de Vakitgazetesinde A.Nazimimzasiyla yayimlanan
Esaretbaslikli denemesidir.Nabizade,1880-1890
yillari arsinda çok verimli bir yazin
adami konumundadir.Daha çok Cosumcu(Romantizm)
etkiler tasiyan siirlerini bilimsel konulari
isleyen makalelerini,öykülerini Hazine-i Evrak,Mir'at-i
Aem ,Rehber-i Fünun,Afak,Berk,Manzara gibi dergilerle Tercüman-Hakikat,Servet,Mürüvvet
gibi gazetelerde yayimlamistir.1891'de
çikmaya baslayan ve o sirada bir bilim
dergisi niteliginde olan Servet-i Fünun dergisinin de
ilk yazarlarindandir.1896 da Tevfik Fikret'in "edebi"
tönetimine geçen bu dergi,adini 1896-1901
arasinda olusan yazinsal döneme de adini
veren dergidir.
YAPITLARI
Heves Ettim(siir,1885);Minimini-yahut-Yine Heves(siir,1886);Yadigarlarim(ani-öykü,1886);Zavalli
Kiz(öykü.1890);Bir Hatira(öykü,1890);Karabibik(uzun
öykü,1891);Sevda(öykü,1891);Mini Mini Mektepli(okuma
ve yazma parçalari,1891);Hala Güzel(öykü,1891);Haspa
(öykü,1891);Seyyie-i Tesamüh(-hosgörünün
kötülügü-uzun öykü,1892);Esatir(mitoloji,1892);Aynalar(fizik
kitabi,1892);Zehra(roman,1896)
Refik Halit Karay
Yasami :Mudurnu'dan Istanbul'a göçen
Karakayis ailesinden Maliye Basveznedari
Mehmed Halit Bey'in ogludur. Galatasaray Sultanisi 'nde ve
Hukuk Mektebi 'nde okudu. Maliye Nezaretinde memur olarak çalisti.
II. Mesrutiyet'in ilanindan sonra kötüis
ile ugrasmaya basladi; Tercüman-i
Hakikat 'de mütercimlik ve muhabirlik yapti. Yazilari
yüzünden ilk önce Sinop'a daha sonra Çorum,
Ankara ve Bilecik'e sürgün olarak gönderildi. Istanbul'a
dönünce bir süre Türkçe ögretmenligi
yapti. PTT Genel Müdürlügü'ne getirildi.
Bu sirada Hürriyet ve Itilaf Firkasi'na
üye oldu ve Istiklâl Savasi aleyhine
yazdigi yazilarindan ötürü
vatan hainligi suçuyla Beyrut ve Halep'te sürgün
hayati yasadi. Af kanunu ile yurda döndü,
daha önceden çikardigi Aydede
adli mizah dergisini tekrar yayinladi. Türk
Edebiyati'nda ilk defa Anadolu'yu tanitan eserleri
ile ismini duyurmus, yergi ve mizah türündeki
yazilari ile de ün yapmistir.
Gözleme dayanan eserlerinde, tasvirler, portreler, benzetmeler
kullanarak, sade, akici dili, güçlü
teknigi ile 20. yüzyil romancilari
arasinda seçkin bir yere sahip olmustur. Türkçe'yi
ustalikla kullanan Refik Halit, Türk Edebiyati'na
birçok basarili eser kazandirmistir.
Eserleri:
Romanlar [degistir]Istanbul'un Iç
Yüzü (1920)
Yezidin Kizi (1939)
Çete (1940)
" sürgün"(1941)
Anahtar (1949)
Bu Bizim Hayatimiz (1950)
Nilgün (1950-1952)
Yeraltinda Dünya Var (1953)
Disi Örümcek (1953)
Bugünün Saraylisi (1954)
Ikibin Yilin Sevgilisi (1954)
Iki Cisimli Kadin (1955)
Kadinlar Tekkesi (1956)
Karli Dagdaki Ates (1956)
Dört Yaprakli Yonca (1957)
Sonuncu Kadeh(1965)
Hikaye:Memleket Hikayeleri
Gurbet HIkayeleri
Eskici
Yara Alperen
Oyun :Kanije Müdaafasi (1909)
Deli (1939)
Hiciv Mizah :Kirpinin Dedikleri (1916)
Ago Pasa'nin Hatirasi (1918)
Guguklu Saat (1922)
Bir Avuç Saçma (1940)
Ani:Sakin Aldanma, Inanma, Kanma* (1915)
*Üç Nesil Üç Hayat* (1915)
*Minelbab Ilel Mihrab* (1923-1924)
*" Bir Ömür Boyunca"
FUZULI(1480(?)-1556)
Hayati
Gerçek adi Mehmed b. Süleyman'dir. Kerbelâ'da
dogdu, dogum yili kesinlikle bilinmiyorsa
da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarindadir.
1556'da Kerbelâ'da öldü. Yasami,
özellikle gençlik dönemi ve ögrenimi
konusunda yeterli bilgi yoktur. Siirde 'Fuzûlî'
adini, kendi siirlerinin baskalarininkilerle,
baskalarinin siirlerinin de kendisininkilerle
karsilastirilmasi için
aldigini, böyle bir takma adi
kimsenin begenmeyecegini düsündügünden
kullandigini, Farsça Divan'inin
girisinde açiklar. Ama 'ise yaramayan',
'gereksiz' gibi anlamlara gelen 'fuzûlî' sözcügünün
baska bir anlami da 'erdem'dir. Onun bu iki kasit
anlamdan yararlanmak amacini güttügünü
ileri sürenler de vardir.
Fuzûlî'nin yasami konusunda bilgi veren
kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçegi
ayirma olanagi bulunmamaktadir. Onunla
ilgili güvenilir bilgiler, yapitlarinin
incelenmesinden, kimi siirlerinin açiklanisindan
kaynaklanmaktadir. Bunlardan anlasildigina
göre Fuzûlî iyi bir ögrenim görmüs,
özellikle Islam bilimleri, tasavvuf, Iran edebiyati
konularinda çalismalar yapmistir.
Siirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim
konulariyla ilgilendigi, Islam ülkelerinde
pek yaygin olan ve gelecekteki olaylari bildirmeyi
amaçlayan 'gizli bilimler'le iliskili bulundugu
anlasilmaktadir. Islam bilimleri içinde
hadis, fikih, tefsir ve kelam üzerinde durdugu,
gene yapitlarinda yer alan kavramlarin incelenmesinden
ortaya çikmaktadir. Türkçe, Arapça,
Farsça divanlarinda bulunan siirleri, bu üç
dili de çok iyi kullandigini,
onlarin bütün inceliklerini kavradigini
göstermektedir. Yapitlari incelendiginde
Iran sairlerinden Hâfiz, Türk sairlerinden
de Nesîmî, Nevâî ve Necati'yi izledigi,
onlarin siir anlayisini,
duygu ve düsüncelerini benimsedigi görülür.
Inanç bakimindan Fuzûlî,
Sii mezhebine baglidir. On iki Imam'a
karsi derin bir sevgisi vardir. Bütün
yasamini Kebelâ'da, Siiler'ce
kutsal sayilan topraklar üzerinde geçirmesi,
asagi yukari bütün siirlerinde
tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü
islemesi, Kerbelâ olayiyla ilgili agitlari,
Seriat'in katiligina karsi
çikisi bu nedenlerdir. Ancak
Ali'ye bagliligi, Ali'nin tanrisal
bir varlik oldugu görüsünü
savunan ve Islam ülkelerinde Galiye (asirilik)
diye nitelenen inançla ilgili degildir. Ona göre
Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir
kisidir ve Peygamber'den sonra imam (halife) olmasi
gereken kimsedir. Bu görüsü benimsemeye,
Islam ülkelerinde, mufaddila (erdeme bagli
olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasindadir.
Ona göre Ali erdem bakimindan, bütün
halifelerden ve Peygamber'in yakinlarindan (sahabe)
üstündür. Bu konudaki inancini Hadîkatü's-Süedâ
(Mutlularin Bahçesi) adli yapitinda
bütün açikligiyla ortaya
koymustur. Türkçe ve Farsça divanlarinda
Ali ve onun soyundan gelen imamlara bagliligini
konu edinen birçok siir vardir. Bir aralik
Bagdat'i ele geçiren Ismail Safevi'ye
yazdigi övgünün kaynagi
da bu sevgidir. Fuzûlî'nin, geçimini Kerbelâ,
Necef ve Bagdat'ta bulunan On Iki Imam'la ilgili
vakiflarin gelirlerinden sagladigi
Farsça Divan'indaki 'Dürr-i sadef-i sidk
cenâb-i mütevelli' (Dogruluk sedefinin incisi
yüce görevli) dizesiyle baslayan siirden
anlasilmaktadir. Fuzûlî, yasadigi
dönemin gelenegine uyarak, Bagdat'i ele geçiren
Osmanli padisahi Kanuni Süleyman'a ve
Rüstem Pasa, Mehmed Pasa, Ibrahim Bey,
Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler
yazmistir.
Fuzûlî'nin bütün yaratici
gücü, yasam ve evren anlayisini,
insanla ilgili düsüncelerini sergiledigi siirlerinde
görülür. Ona göre siirin özünü
sevgi, temelini bilim olusturur. 'Bilimsiz siir temelsiz
duvar gibidir, temelsiz duvar da degersizdir' anlayisindan
yola çikarak sevgiyi evrenin özünü
kuran bir öge diye anlar, bu nedenle 'evrende ne varsa
sevgidir, sevgi disinda kalan bilim bir dedikodudur'
yargisina varir. Sevginin yaninda,
siirin örgüsünü bütünlüge
kavusturan ikinci öge üzüntüdür,
sevgiliye kavusma özleminden, ondan ayri kalistan
kaynaklanan üzüntü. Üzüntünün,
ayrilik acisinin, kavusma
özleminin odaklastigi baslica
yapiti Leylâ ile Mecnun'dur. Burada seven
insan, bütün varligiyla kendini sevdigi
kimseye adamistir, ancak sevilen kimsede yogunlasan
sevgi tanrisal varligi erek edinmis
derin bir özlem niteligindedir. Sevilen insan bir araç,
onun varliginda görünüs
alanina çikan Tanri, tek erektir.
Fuzûlî, bu konuda Yeni-Platonculuk'tan beslenen tasavvufun
insan-tanri anlayisina bagli
kalarak, varlik birligi görüsünü
islemistir. Ona göre gerçek varlik
Tanri'dir, bütün nesneler ve onlari
kusatan evren Tanri'nin bir görünüs
alanidir. Bu nedenle yaratilis,
tanrisal varligin görünüs
alanina çikisi, bir isik
(nur) olan 'Tanri özü'nden disa
tasmasidir (sudûr); 'Zihî zâtin
nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ' (Senin
özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden
ver olmustur).
Fuzûlî'nin anlayisina göre
insan 'seven bir varlik'tir, bu sevgi Tanri
ile insan arasindaki bagin özünü
olusturur, ayri insanin Tanri'ya yaklasmasini
saglar. Bu nedenle de yalniz insan sevebilir. Varlik
türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanri'nin
gören gözü, konusan dili, duyan kulagidir.
Insanda Tanri istenci disinda
bir eylemi gerçeklestirme olanagi yoktur.
Insan biri gövde, öteki ruh olmak üzere
iki ayri özden kurulu bir varliktir.
Gövdenin toprak, yel (hava), od (ates) ve su gibi dört
olusturucu ögesi vardir. Ruh ise tanrisaldir,
gövdede, gene Tanri buyruguyla bir süre kaldiktan
sonra, kaynagina, tanrisal evrene dönecektir,
bu nedenle ölümsüzdür. Insanin
yeryüzünde yasadigi sürece
ruhunun kutsalligina yarasir biçimde
davranmasi, dogruluk, iyilik, erdem, güzellik
gibi degerlerden ayrilmamasi, özünü
bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî, 'maarif'
adini verdigi gönül bilgisini kisinin
özünü isiklandirmasi
için bir kaynak diye yorumlar, 'ey güzel zâtin
maârif birle tezyîn edegör' dizesiyle bu konudaki
görüsünü açiklar. Onun
ahlakla ilgili görüslerinin temelini kuran dogruluk,
iyilik ve erdem gibi üç ögedir. Bu üç
ögenin karsiti baski (zulm),
ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl).
'Selâm verdim rüsvet degildir deyu almadilar'
diye baslayan Sikayet-nâme'sinde çaginin
yolsuzluklarini, ahlaka, Islam dininin özüne
aykiri davranislari sergilenirken,
Türkçe Divan'inda da 'zalimin zulm ile akçe
toplayip yardim edermis gibi baskalarina
dagittigini, oysa cennete
rüsvetle girilmeyecegi' anlamindaki dizelere
genis yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir
alisveris yeridir, herkes elindekini ortaya
döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi, dünyayi
seven de altini, gümüsü
Sergiler:
Dehr bir bâzârdir her kim metâin
arz eder
Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u
kemal
Fuzûlî, inanç konusunda da erdemin, dogrulugun,
Kuran'in özüne bagli kalmanin
geregini savunur. Ona göre oruç, namaz, zekât
gibi görevler gösteris için degil,
kisinin özünü kötülükten arindirmak,
olgunlastirmak içindir. Oysa içinde
yasanan çagin insani Islam
dininin temel ilkelerini bir çikar araci
olarak kullanmakta, gerçeginden uzaklastirmaktadir.
Bu nedenle Islam'in özünden ayrilmak
istemeyen bir kimsenin uygulamasi gereken yöntem 'namaz
ehline uyma, onlar ile durma oturma' biçiminde özetlenebilir.
Fuzûlî'nin dili Azeri söyleyisidir, özellikle
Nevâî ve Nesîmî'yi animsatan bir
nitelik tasir. Siirde uyumu saglayan öge
genellikle, sözcükler arasinda ses benzerliginden
kaynaklanir. Aruz ölçüsüne uymayan
Türkçe sözcüklerde görülen uzatma
ve kisaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle
uyum içine girer. Dilde biri ses uyumu, öteki anlam
olmak üzere iki temel öge dizeler arasinda,
ses uyumuna dayanan baglantidir. Farsça'nin
siire daha yatkin bir dil oldugunu, Türkçe
siir söylemenin güçlügünü
ileri sürmesine karsilik, Türkçe
siirlerinde daha çok basarili
olmustur. Hadikatü's-Süedâ adli yapitinda
siir söylemeye pek elverisle olmayan Türkçe'yi
basariyla kullanacagini, bu dili
güçlü, elverisli bir siir durumuna
getirecegini ileri süren Fuzûlî'de halk dilinde
geçen sözcükler, deyimler, atasözleri önemli
bir yer tutar. Kimi siirlerinde Kuran ve Hadisler'den alintilarla
dizenin anlami güçlendirilir.
Divan siirinin bütün ölçülerini,
biçimlerini kullanan Fuzûlî'nin yaratici
gücü, düsünce derinligi, söyleyis
akiciligi daha çok gazellerinde
görülür. Kerbelâ olayiyla ilgili siirlerinde
üzüntüyü çok genis boyutlar içinde
ele alarak siirinin bütününe yayar, inanan,
seven insani bir 'aci çeken varlik'
olarak gösterir. Bu tür siirlerinde sevgi ve ask
birbirini bütünleyen iki öge niteligine
bürünür. Leylâ ile Mecnun adli yapitinda
islenen derin özlem, ayriliktan duyulan
aci agit özelligi tasiyan
siirlerinde ölüm karsisinda
duyulan derin sarsintiya dönüsür.
Siir, Fuzûlî için, düsünceleri,
duygulari ortaya koymaya, insani anlatmaya, kimi
sorunlari sergilemeye yarayan bir yaratidir.
Siir, yalniz siir olsun diye söylenmez,
bir varlik görüsünü dile getirmeyi
amaçlar. Siiri olusturan özlü ve
anlamli sözdür, söz ile kisi kendini
ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma ögesidir:
'Bû ne sirdir kim eder her lahza yoktan vâr
söz'. Söz, onu söyleyenle baglantilidir,
onun bulundugu bilgi ve duygu asamasini,
deger basamagini gösterir.
Artiran söz kadrini sidk ile kadrin artirir
Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz
Dizelerinde sergilenen düsünceye göre sözün
degerini artiran kendi degerini artirir,
kisinin kendi neyse söyledigi sözle açiga
vurdugu da odur. Söz kisinin aynasidir.
Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan sairleri
arasinda Bâkî, Ruhî, Nâilâ,
Nesâti, Nedim ve Seyh Galib gibi sevgiyi siirlerinin
odagi durumuna getiren sairleri etkilemistir.
Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir 'inanç ulusu'
olarak benimsenmis, saygi görmüstür.
Eserleri
Türkçe Divan; Sihhat ve Maraz; Enisü'l-Kalb;
Terceme-i Hadis-i Erbain(Kirk Hadis Çevirisi) ;
Beng ü Bâde; Hadikatü's-Süedâ (Mutlularin
Bahçesi) ; Leylâ ve Mecnun; Rindü Zahid; Arapça
Divan; Mektuplar; Farsça Divan; Heft Câm.
INCI ARAL
1944 yilinda Denizli'de dünyaya gelen Inci
Aral, öykü ve roman yazaridir. Manisa
Ilkögretim Okulu ve Ankara Gazi Egitim Enstitüsü
Resim Bölümü mezunudur. Yazarin 1977 yilinda
dergilerde öyküleri yayinlanmaya basladi.
1980'de Akademi Kitapevi Ilk Kitap Öykü Basari
Ödülü, Yunus Nadi ödülleri, Orhan Kemal
Roman Ödülü ve Nevzat Üstün Öykü
Ödüllerini kazandi.
Aral eserlerinde genellikle kadin-erkek iliskileri,
sevgi, kadin, kadinin özgürlük
sorunlari, insan iliskileri gibi konulari
ele aldi.
Eserleri
Safran Sari
On Üç Büyülü Öykü 13 Yazar,
13 Öykü
Gölgede Kirk Derece
Uykusuzlar
Kiran Resimleri
Agda Zamani
Yeni Yalan Zamanlar
Sevginin Essiz Kisi
Içimden Kuslar Göçüyor
Yeni Yalan Zamanlar
Ölü Erkek Kuslar
Sevginin Essiz Kisi
Kiran Resimleri
Agda Zamani
Uykusuzlar
ÜLKÜ TAMER
20 Subat 1937'te Gaziantepte dogdu. Ortaögrenimini
Istanbul'da tamamladi. 1958'de Robert Koleji
bitirdi. Bir süre Istanbul Üniversitesi Gazetecilik
Enstitüsünde okudu. 1964-1968 arasinda
özel tiyatrolarda oyunculuk yapti. Tiyatroyu birakti,
çeviri çalismalarina agirlik
verdi. Milliyet Yayinlari'ni, Milliyet Çocuk,
Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayi dergisini yönetti.
Ilk siiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayinlandi.
Pazar Postasi, Yelken, Yeditepe, "a" gibi dergilerde
çikan siirleriyle tanindi. 1959'da
basilan ilk siir kitabi "Soguk Otlarin
Altinda" ile baslayarak Ikinci Yeni duyarliligini
yansitan soyutlamalara yönelik, yogun ve özgün
bir imge anlayisi gelistirdi. Yalin
bir dil kullandigi siirlerinde giderek
toplumsal kaygilar ve düsünce ögeleri
agirlik kazandi. Her dönemde kendine
özgü olmayi basardi. Türkü,
kosma tadinda, masallari, doga görüntülerini,
çocuksu duyarliligini yansitan
özgür çagrisimlarin
besledigi neseli, humor yüklü siirler
yazdi.
ESERLERI
Soguk Otlarin Altinda (1959)
Gök Onlari Yaniltmaz (1960)
Ezra ile Gary (1962)
Virgülün Basindan Geçenler (1965)
Içime Çektigim Hava Degil Gökyüzüdür
(1966)
Siragöller (1974)
Seçme Siirler (1981)
Yanardagin Üstündeki Kus (1986, toplu
siirler)
ANTOLOJI:
Çagdas Latin Amerika Siiri Antolojisi (1982)
ÖDÜLLERI
1965 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü
Edith Hamiltondan Mitologya çevirisi ile
1967 Yeditepe Siir Armagani Içime
Çektigim Hava Degil Gökyüzüdür.
TALIP APAYDIN
1926'da Ankara Polatli'nin Ömerler beldesinde
dünyaya geldi. Siir, öykü ve roman yazari.
Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoglan
Yüksek Köy Enstitüsü'nde ögrenim
gördü. Gazi Egitim Enstitüsü Müzik
Bölümü'nü bitirdi. Çesitli il
ve ilçelerde ögretmenlik yapti. Ilk
siirleriyle öyküleri 1945, 1946'da Köy Enstitüleri
dergisinde yayinlandi. Yogun bir duygusallikla
toplumcu siirler yazdi. Ardindan roman ve
öyküye yöneldi. Köy edebiyatini
izleyen yazarlar arasinda yer aldi. Ilk romani
"Sari Traktör"de tarimda makinelesme
konusuna umutla yaklasti. Yarbükü'nde ise
köylüler arasinda toprak ve su çekismelerinin
oldugu zorlu yasam kosullarini anlatti.
Öykü ve romanlarinda doga betimlemeleriyle
birlikte insan iliskilerini de kendi dogalligi
içinde yansitti. Ani, oyun, çocuk
edebiyati türlerinde de eserler verdi.
SIIR:
Susuzluk (1956)
ROMAN:
Sari Traktör (1958)
Yarbükü (1959)
Emmioglu (1961)
Yoz Duvar (1973)
Tütün Yorgunu (1975)
Vatan Dediler (1981)
ÖYKÜ:
Ates Düsünce (1959)
Öte Yakadaki Cennet (1972)
Duvar Yazilari (1981)
Hendekbasi (1984)
Hem Uzak Hem Yakin (1985)
ÖDÜLLERI:
1975 TRT Sanat Ödülleri yayinlanmamis
radyo oyunlari "Yapilar Yapilirken"
ve "Otobüs Yarisi" ile
1976 Madarali Roman Ödülü Tütün
Yorgunu.
abdul hak hamit tarhan
[/b]
2 Ocak 1852de Istanbulda dogdu. Hekimbasi
Abdülhak Molla'nin torunu, taninmis
tarihçi ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah
Bey'in oglu. Kisa süre Rumelihisar Rüsdiyesine
devam etti. Yanyali Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin
Efendi'den özel dersler aldi. 1862de 10 yasindayken
agabeyi ile birlikte Parise babasinin
yanina gitti. Bir süre Paris'te egitim gördükten
sonra 1864'te Istanbul'a döndü. Yasinin
küçüklügüne ragmen Bab-i
Alide tercüme odasina katip olarak girdi. Bir
yil sonra Tahran Büyükelçiligine
atanan babasiyla birlikte Irana gitti. Farsça
ögrendi. Babasinin 1867de ölümü
üzerine Istanbula döndü. Maliye Mühimme
Kalemine girdi. Sûra-yi Devlet ve Sadaret
kalemleri'nde çalisti. 1871'de Fatma
Hanim'la evlendi.1876'da Paris Büyükelçiligi
Ikinci Katipligi'ne atandi. 1878'de görevden
alindi, iki yil açikta kaldi.
1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos konsolosluklarina,
1883'te Bombay Baskonsoloslugu'na atandi. Bombay'dan
gemiyle Istanbul'a dönerken ugradiklari
Beyrut'ta esi Fatma Hanim'i kaybetti. Bu ölümün
sarsintisiyla ünlü siiri
"Makber"i yazdi. 1886'da Londra Büyükelçiligi
Baskatipligi görevine getirildi. londra'da Bayan
Nelly ile evlendi. 1895'te Lahey'e elçi olarak gönderildi.
Bir yil sonra Brüksel elçiligine getirildi.
Nelly'nin 1911'de ölmesinden sonra Istanbul'da Cemile
Hanim ile evlendi. Bu evlilik 20 gün sürdü.
1912'da Belçika asilli Lüsyen Hanim'la
evlendi. Ayni yil görevden alininca
Istanbul'a döndü. Meclis-i Âyan üyeligine
getirildi. Istanbul'un 1920'de isgal edilmmesi üzerine
Viyana'ya gitti. Sikinti içinde yasadi.
Ankara Hükümeti yurda dönmesini sagladi.
Cumhuriyet'in kurulusundan sonra kendisine maas baglandi.
Istanbul Maçka Palas'ta bir daire verildi. 1928de
Istanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye
kadar milletvekili olarak kaldi. 12 Nisan 1937de
Istanbulda öldü. Mezari Zincirlikuyuda.
Siire 1870'lerde basladi. Ebüzziya Tevfik,
Recaizade Mahmut Ekrem, Samipasazade Sezai, Namik
Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçilari
arasinda yer aldi. Yurtdisi
görevleri nedeniyle Bati edebiyatçilarini
yakindan tanidi, onlarin etkisinde
kaldi. Divan edebiyati nazim birimlerinin
disina çikmayi denedi.
Dize ve uyak düzeninde degisiklikler yapti.
Divan siiri konularinin disina
çikmayi denedi. Siirlerine günlük
yasami, doga ve insan iliskilerini konu
aldi. Lirik, epik ve felsefi siirler yazdi.
Manzum tiyatro oyunlari da kaleme aldi. Ancak bunlar
sahnelenmekten çok okunmasi amaciyla yazilmis
oyunlardi. Yasadigi dönemde
Türk edebiyatinin en büyük sairi
sayildi ve "Sair-i Âzam" ya
da "Dahi-i Âzam" unvani verildi.
ESERLERI
SIIR:
Sahra (1879)
Ölü (1886)
Hacle (1886)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâdan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
Ilham-i Vatan (1918)
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)
OYUN:
Içli Kiz (1874)
Sabr ü Sebat (1875)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yi Hamiyet (1876, 1919)
Tarik yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Esber (1880, 1945)
Zeynep (1908)
Macera-yi Ask (1910)
Ilhan (1913)
Tarhan (1916)
Finten (1918, 1964)
Ibn Musa (1919, 1928)
Yadigar-i Harb (1919)
Hakan (1935)
Behçet Aysan
1949da Ankarada dogdu. Kuleli Askeri Lisesinden
mezun oldu. Ankara Üniversitesi Tip Fakültesinde
egitim gördü. Doktor olarak çalisti.
Kisa ömrüne yüzlerce siir sigdirmayi
basardi. 2 Temmuz 1993te Sivasta Madimak
Otelin yakilmasi sirasinda yasamini
yitiren aydinlarimiz arasindaydi.
Duru dili ve içli siirleriyle dikkat çeker.
ESERLERI
Karsi Gece (1983)
Sesler ve Küller (1984)
Eylül (1988)
Deniz Feneri (1987)
Düello (1993- Katledilmesinden sonra yayinlandi)
ÖDÜLLERI
1984 Yasar Nabi Nayir Siir Ödülü
(Sesler ve Küller ile)
1988 Ceyhun Atuf Kansu Siir Ödülü (Eylül
ile)
1987 Abdi Ipekçi Baris ve Dostluk Ödülü
(Deniz Feneri ile)
Recaizade Mahmut Ekrem
Mart 1847de Istanbulda dogdu. 31 Nisan
1914te Istanbulda yasamini
yitirdi. 19'uncu Yüzyil Osmanli edebiyatinin
önemli isimlerinden. Tanzimat'in ilk yillarinda
Takvimhane Naziri Recai Efendi'nin oglu. Babasindan
Arapça ve Farsça ögrendi. 1858'de ilkögretimini
tamamladi. Harbiye Idadisi'ni saglik
nedeniyle yarida birakti. 1862'de Hariciye
Nezareti Mektub-i Kalemi'ne girdi. 1868'de Surayi
Devlet (danistay) muavini oldu. 1874'te Tanzimat
ve Nafia Daireleri Basmuavinligi görevine getirildi.
Bir yandan da Mekteb-i Mülkiye (Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi) ve Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray
Lisesi) ögretmenlik yapti. Resmi görevle
Trablusgarp'a gönderildi. 1908'de 2'nci Mesrutiyet'ten
sonra kurulan Kamil Pasa kabinesinde Maarif Naziri
oldu. Hayattayken üç oglunun ve özellikle
de Nijadin ölümüyle yikildi.
Yasamini yitirdiginde Meclis-i Âyan
üyesiydi. Edebiyatla genç yasta ilgilenmeye
basladi. Namik Kemal ile tanisti,
"Encümen-i Suara"ya katildi.
Ilk yazilari Namik Kemal yönetimindeki
Tasvir-i Efkar gazetesinde yayanlandi. Namik Kemal'i
Avrupa'ya gidisinden sonra gazetenin yönetimini üstlendi.
1870'lerden sonra kendisini tümüyle yazilarina
verdi. Bati edebiyatindan çeviriler yapti.
1870'te ilk oyunu "Afife Anjelik", 1871'de ilk siir
kitabi "Nagme-i Seher" yayinlandi.
Ölümünden sonra yayinlanan komedisi "Çok
Bilen Çok Yanilir" en yetkin tiyatro
oyunu sayilir. Muallim Naci ile yaptigi
tartismalarla Edebiyat-i Cedide'nin kurulusuna
zemin hazirladi. Sanatta güzellik ilkesine
bagli kaldi. Sanat için sanat anlayisini
savundu. Dogaya dönük, insani doga içinde
ele alan siirler yazdi. Ask ve ölüm
temalarini isledi. Eski-yeni edebiyat tartismalarinin
merkezinde yer aldi. Edebiyatimizin
yenilesme ve gelismesinde önemli katkilari
oldu. Tek romani Araba Sevdasi Türk edebiyatinda
gerçekçi romanin ilk örneklerinden biri
sayilir.
ESERLERI
SIIR:
Nagme-i Seher (1871)
Yadigâr-i Sebâb (1873)
Zemzeme (3 cilt, 1883-1885)
Tefekkür (düzyazi ile karisik,
1888)
Pejmürde (düzyazi ile karisik,
1893)
Nijad Ekrem (2 cilt, anilarla birlikte, 1900-1910)
Nefrin (1914)
ROMAN:
Araba Sevdasi (1896-1963)
ÖYKÜ:
Saime (1888)
Muhsin Bey Yahut Sairligin Hazin Bir Neticesi (1890)
Semsa (1895)
OYUN:
Afife Anjelik (1870)
Atala Yahut Amerikan Vahsileri (1873)
Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874)
Çok Bilen Çok Yanilir (1916)
DÜZYAZI:
Talim-i Edebiyat (1872)
Takdir-i Elhan (1886)
Kudemaden Birkaç Sair (1888)
Takrizat (1896)
Ali Suavi (d.1838 Istanbul - ö.1878 Istanbul)
Türk düsünürü ve yazaridir.
Medrese egitimini tamamladiktan sonra 1866'da Muhbir
gazetesinde yazilar yazmaya basladi. Devrin
yönetimini elestirdigi için Kastamonu'ya
sürüldü. 1869'da oradan Avrupa'ya kaçti.
Londra'da Muhabir, Paris'te Ulum gazetelerini yayinladi.
1876'da yurda dönünce Basiret'te Mithat Pasa'yi
sert bir dille elestirdi.
Hayati
Ali Suavi Osmanli Devletinin son zamanlarinda yetisen
yazar ve ihtilalci. 1839 yilinda Istanbulun
Cerrahpasa semtinde dogdu. Babasi Karabük'ün
Eskipazar ilçesinin Çayli köyünden
olup, Istanbulda yerlesmis kagit
mühreciligi (parlatmaciligi)
yapan Hüseyin Agadir. Davutpasa Iskele
Rüsdiyesinde bir kaç yil okuyan Suavi,
medrese tahsili görmemis olup, cami dersleriyle kalmisti.
Bu sebeple daha sonralari cami vaizligi yaptigi
dönemlerde halkin diliyle ve çok kere de mantikiyle
konusurdu. Suavi, Sami Pasanin maarif nazirligi
sirasinda girdigi imtihanda basari
göstererek, Bursa Rüsdiyesine muallim-i evvel
tayin edildi. Ancak ahlaki düsüklügü
dolayisiyla hakkinda yapilan sikayetler
artinca, bir yil sonra Bursadan ayrilmak
mecburiyetinde kaldi. Bir müddet Rüsdiyede
bas muallimlik vazifesinde bulundu. Bu sirada hacca
giden Ali Suavi, dönüste Sami Pasanin
himayesiyle Filibe Rüsdiyesine hoca olarak tayin edildi.
Daha sonra Sofyada ticaret mahkemesi reisligi, Filibede
tahrirat müdürlügü yapti.
1867 yilinda Istanbula dönen
Suavi, bir taraftan Sehzade Camiinde vazlar veriyor, diger
taraftan Filip Efendinin Muhbir adli gazetesinde yazarlik
yapiyordu. Bir süre sonra devlet aleyhinde siirler
yazmaya basladi. Bu durum, gazetenin kapatilmasina
ve Ali Suavinin Kastamonuda ikamete mecbur edilmesine
yol açti. Kastamonudayken Mustafa Fazil
Pasanin daveti üzerine kaçip Parise
gitti. Pariste Mustafa Fazil Pasa ve arkadaslariyla
yapilan toplantidan sonra, burada alinan
karar üzerine Muhbir Gazetesini çikarmak için
Londraya gitti. Gazetenin daha ilk nüshalarindan
itibaren kararlastirilmis hedeflerin
disina çiktigi
görüldü. Bu yüzden Yeni Osmanlilar
ve diger erkan ile arasi bozuldu. Namik Kemal
ve Ziya Beyin desteklerini çekmeleri üzerine gazete
kapanmak zorunda kaldi.
Londrada bir Ingiliz kizi ile evlenen
Ali Suavi, Sultan Abdülazizin tahttan indirilmesinden
sonra Istanbula geri döndü. Sultan Ikinci
Abdülhamid Hanin mabeyn feriki olan Ingiliz
Said Pasanin yardimi ile Galatasaray
Sultanisine müdür tayin edildi. Kötü idaresi
ile mektebi karistirmasi, perisan
tavirlari ve Türk halkinin örf
ve adetlerine uymayan davranislari yüzünden
kisa zaman sonra bu görevden azl edildi. Bu olaydan
sonra Abdülhamid Hana ve idaresine düsman kesilen
Ali Suavi, Sultani tahttan indirmeye ve yerine besinci
Muradi padisah yapmaya karar verdi. Bu konuda
Ingilizlerin de destegini sagladi. Bunun
için gizli olarak çalismaya basladi.
Etrafina topladigi bes yüz
kadar göçmen ile 20 Mayista Besinci
Muradin bulundugu Çiragan Sarayini
basarak, besinci Muradi disari
çikardi. Bu sirada yetisen Besiktas
muhafizi Hasan Pasanin vurdugu
bir sopa darbesiyle Ali Suavi, olay yerinde öldü (1878).
Yildiz Sarayi civarinda bir yere gömüldü.
Bugün yeri kaybolmustur. Ingiliz olan karisi
Mary, olay gecesi yalida bulunan belgeleri yaktiktan
sonra derhal kendisini bekleyen gemi ile Londraya kaçti
(Bkz. Çiragan Vakasi).
Ali Suavi daima ön safta bulunmak isteyen, övülmeyi
seven, yalan söylemekten çekinmeyen ve dostluguna
güvenilmeyen bir kisilige sahipti. Onun bu sahsiyetini
iyi degerlendiren Ingilizler, kendisini istedikleri
biçimde yetistirmisler ve kullanmislardir.
Nitekim o, rejim meselesinde Ingiliz parlamentarizmine
benzeyen bir mesrutiyet arzusunu daimi olarak dile getiriyordu.
Diger taraftan klasik medrese tahsili bile görmeyen
Suavi, belli çevrelerce muhaddis ve hatta müctehid
gibi gösterilmeye çalisilmistir.
Suavi, dinde reform yapmak gerektigini, hutbenin her milletin
kendi dilinde okunmasini israrla savunmustur.
Suavinin bu fikirleri daha sonra Cemaleddin Efgani adli
yine bir Ingiliz ajani tarafindan gelistirilecektir.
Namik Kemalin Abdülhak Hâmide gönderdigi
bir mektubunda, Ali Suavi hakkinda söyledigi su
sözler bir hayli düsündürücüdür:
Ali Suavi hiç de senin tahminin gibi bir adam degildi.
Bir çehre nümayisine aldanmissin.
Onunla iki yil arkadaslik ettim. O öyle
bir adamdi ki, garazkâr ve dünyada misli görülmedik
bir sarlatandi. Ben her seye öyle kolay
inanmadigim halde, bana kendini yedi-sekiz dil
biliyormus gibi gösterdi. O kadar cahil, cehaletiyle
beraber o kadar magrurdu. Türkçe üç
satir bir sey yazsa, aleme maskara olurdu.
Ali Suavinin bilinen eserleri; Kamus-ül-Ulum vel-Maarif,
Ali Pasanin Siyaseti, Hukuk-üs-Sevari
ve Hive Hanligidir. Karabük
ilinin Eskipazar ilçesinde "Çayli"
adinda bir köy yoktur.
AHMET ÜMIT
Gaziantep'e 1960 yilinda dünyaya geldi. Ilk
ve orta ögrenimini bu kentte tamamladi. 1983 yilinda
Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü
bitirdi. Ilk öyküsünü de bu yilda
yazmistir. 1985-1986 yillari
arasinda Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde egitim
gördü. Ahmet Ümit, yazin yasamina
öyküyle basladiysa da ilk yapiti
1989 yilinda yayimlanan Sokagin
Zulasi adli siir kitabi oldu. 1990
yilinda bir grup edebiyat tutkunuyla birlikte Yine
Hist adli kültür-sanat dergisini çikardi.
Siir, öykü ve yazilarini
Adam Sanat, Yine Hist, Öküz ve Cumhuriyet Kitap
dergileri ile Yeni Yüzyil gazetesinde yayimladi.
1992 yilinda yayinlanan ilk öykü
kitabi Çiplak Ayakliydi Gece,
ayni yil Ferit Oguz Bayir Düsün
ve Sanat Ödülü'nü aldi. Bu kitap Ahmet
Ümit'i yazin dünyamiza tanitan
ilk kitap olma özelligini de tasir. 1994
yilinda ATV için çekilen "Çakallarin
Izinde" adli polisiye dizinin öykülerinin
ve senaryosunun yazilmasina katkida bulundu.
Ardindan da 1995'te Ahmet Ümit, çesitli
gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith,
Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarlari üzerine
inceleme ve tanitim yazilari kaleme
aldi. Kitaplarinin tümünde var
olan gerilim duygusu ise Sis ve Gece adli polisiye romaninda
kendisini tümüyle disa vurdu. Sis ve Gece
Türkiye'de yanki uyandirdi, tartismalara
yol açti. Yunanistan'da yayimlanarak yabanci
dile çevrilen ilk Türk polisiye yapiti
unvanini kazandi. Ayrica öykülerinden
yola çikilarak Ugur Yücel tarafindan
Karanlikta Kosanlar ve Cevdet Mercan tarafindan
Seytan Ayrintida Gizlidir dizileri yapilmis,
Sis ve Gece adli romani 2007 yilinda
Turgut Yasalar tarafindan sinemaya uyarlanmistir.
Nazif Süleyman(1869-1927):
Sair,yazar. Gördügü özel ögrenimle Farsça,Arapça
ve Fransizca ögrendi. Diyarbakir Vilayet Matbaasi Müdürlügü
ve Diyarbakir Gazetesininbas yazarligini yapti. II. Abdulhamit
yönetiminden kaçti. Paris'e gitti ve orada Mesveret
gazetesini çikardi. Yurda dönüsünde 12 yil
Bursa'da zorunlu oturma cezasina çaptirildi.
Mesrutiyet'ten sonra Basra,Kastamonu,Musul,Trabzon ve Bagdat valiliklerinde
bulundu. 1915'te Istanbul'a yerleserek Halk,Ileri,Hadisat gazetelerinde
yazdi;Halk'in bas yazarligini yapti. Istanbul'un isgalini protesto
amaciyla yazdigi "Kara Bir Gün" yazisi ve ayni
yönde verdigi konferanslar nedeniyle Malta'ya sürüldü.1922
de yeniden Istanbul'a yerlesti. Yasaminin sonuna degin burada
kaldi. Resimli Gazetede çalisti. Süleyman Nazif'in
hayati 1894-1895'de Diyarbekir Vilayeti Salnamesi'ni hazirlamasiIle
baslar.1898 de Servet'i Fünun'da siirleri yayinlandi. Mesrutiyet
Döneminde yazdigi tarih,elestiri,ani türündeki
yazilariyla basari kazandi.
METIN ALTIOK (1941 - 1993 )
Hayati :1941 yilinda Bergama, Izmir'de
dogdu. Karsiyaka Lisesi ve Ankara Üniversitesi
Dil Tarih Cografya Fakültesi Felsefe bölümünü
bitirdi. Bingöl'ün Genç ilçesinde, Karaman
Imam Hatip Lisesi'nde felsefe ögretmenligi
yapti.
Sivas katliamindan (2 Temmuz) agir yarali
olarak kurtuldu ancak komadan çikamayarak 9 Temmuz
1993'te Ankara'da vefat etti.
Siiri : Metin Altiok'u siirleri 70'li yillarda
yayinlanmasina karsin, siirlerinin
kaynaklari bakimindan 60'li yillarin
geç ürün veren (ya da geç yayinlanan)
bir sairi olarak nitelemek gerekir.
Gezginde Servet-i Fünun'dan, Hasim'den, Dranas'dan,
Ikinci Yeni'ye, ve 60'li yillar siirinin
bazi ortak söyleyislerine kadar çesitli
etkilenmeler var. Bu kusagin en romantik, duygucu
sairleri arasinda. Dili yalin. Benzetme yapmayi,
anlasilmasi güç olmayan simgeler
kullanmayi seviyor. Bu kitabinda halk siiri
biçimlerinden de yararlaniyor.
Yerlesik Yabancida tüm siirler tek bir
siirmis izlenimi uyandiriyor. Söyleyiste
ve konularda tekdüzelik var. Buna karsilik
Kendinin Avcisinda kendine özgü bir sese,
romantik, acili ve yalin bir söyleyise
ulasiyor. Simge, alegori ve mecazlardan ölçülü
bir tutumla yararlandigi bu siirleriyle
siirimizin lirik geleneklerine baglaniyor.
Yayimlanmis eserleri :
Gezgin (1976)
Yerlesik yabanci (1978)
Kendinin avcisi (1979, Ahmet Telli ile 1980 Ö.
F. Toprak siir ödülü)
Küçük tragedyalar (1981)
Ipek ve klabtan (1987)
Gerçegin öte yakasi (1990, Cemal Süreya
siir ödülü)
Dörtlükler ve desenler (1990)
Süveyda (1991)
Alaturka siirler (1992)
Siirin ilk atlasi (1992)
Hesap isi siirler (1993)
Bir aciya kiraci (1998-Bütün Siirleri)
SÜREYYA BERFE
1943'te Istanbulda dogdu. Asim ismi Süreyya
Kanipak. 1960'ta Çanakkale Lisesini bitirdi.
Bir süre Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Felsefe Bölümünde ögrenim gördü.
Istanbul'da yayinevlerinde, reklam sirkelerinde
çalisti. Halen metin yazarligi
yapiyor. Ilk siiri Düzlem Dergisinde
1963 yilinda yayinlandi. 1966'dan
baslayarak Papirüs, Siir Sanati, Soyut
gibi dergilerdeki siirleriyle tanindi. Türkiye
Milli Talebe Federasyonu'nun açtigi yarismada
"Kasaba" adli siiri birincilik kazaninca
ünlendi. Ikinci Yeni akimi etkileriyle
siir yazarken, toplumsal olaylarin yogunluk kazanmasi
ve Nâzim Hikmet'in eserlerinin üst üste
yayinlanmasi nedeniyle yön degistirdi.
1960 kusagi olarak anilan Ismet
Özel, Ataol Behramoglu, Refik Durbas, Egemen Berköz
gibi sairler arasinda yer aldi. Ama çok
kökenli siir duyarliligiyla
siyaseti ve ideolojiyi dolaysiz biçimde üstlenmedi.
Anadolu'yu bütün karmasasi ile tanitma
özlemiyle ve Türk siirinin eski kaynaklarini
degerlendiren birikimiyle dikkat çekti. Eserlerinde
tutarli bir çagrisim zinciri,
tutarli bir görüntü sevgisi ve her seye
bakmak isteyen bir dervis tarzi sezilir.
ESERLERI
SIIR:
Gün Ola (1969)
Savrulan (1971)
Hayat Ile Siir (1980)
Ufkun Disinda (toplu siirler, 1983)
Siir Çalismalari (1992)
Ruhumun (1998)
Kalfa (1999)
Seçme Siirler (2001)
Nâbiga (2001)
Seni Seviyorum (2002)
ÇOCUK KITABI:
Ilkokullar Için Matematik (1976)
Çocukça (Çocuk kitabi) 1982
Eksik Alfabe (2003)
ÖDÜLLERI
1966 TMTFK Kültür Yarismasi Kasaba
siiri ile birincilik
1992 Cemal Süreya Siir Ödülü Siir
Çalismalari ile
2002 Behçet Necatigil Siir Ödülü
2002 Orhan Murat Ariburnu Siir Ödülü
SAIR ESREF
Türk edebiyatinin hiciv ustasidir.
Tanik oldugu yolsuzluklarin üzerine çekinmeden
gitti. Hicviyelerini daha çok gazel, kaside, muhammes ve
özellikle kitalar biçiminde yazdi.
1847'de Manisa'nin Kirkagaç ilçesi
Gelenbe kasabasinda dünyaya geldi. 1912'da ayni
kasabada yasamini yitirdi. Asil ismi
Mehmet Esref. Usulizade Hafiz Mustafa Efendi'nin
oglu. Ilkögrenimini Gelenbe'de tamamladi.
Manisa'da Hatuniye Medresesi'nde Arapça ve Farsça
dersleri aldi. Özel ögretmenlerden matematik,
tarih ögrendi. 1870'te Manisa Vilayeti Tahrirat Kalemi'nde
memur olarak göreve basladi. Turgutlu, Akhisar
ve Alasehir'de mal müdürlügü yapti.
Fatsa kaymakamligina atandi. Arkasindan
Ünye ve diger birçok ilçede kaymakam olarak
çalistiktan sonra Gördes kaymakamligi
görevine getirildi. Burada gördügü yolsuzluklari
siirleriyle hicvedince bir yil hapse mahkum edildi.
Cezasinin ardindan Izmir'de gözetimde
tutuldu. 1903'te Misir'a kaçti. Bir
süre Fransa, Isviçre ve Kibris'ta
yasadi. Tekrar Misir'a döndü,
Curcuna isimli mizah dergisinde yazilar yazdi. 2.
Mesrutiyet ilan edildikten sonra Istanbul'a geldi.
Esref ve Musavver Esref isimli mizah dergilerinde
basyazarlik yapti. Adana vali yardimciligi
görevindeyken emekliye ayrilip Kirkagaç'a
yerlesti. Yasaminin kalan bölümünü
burada geçirdi.
Ahmet Mithat Efendi
1844 yilinda Istanbulda dogdu.Babasi
Haci Ismail Agadir.Babasi
küçük yasta ölünce Misir
Çarsisinda çirakliga
verildi.Burada çalisirken bir yandan
okuma yazma bir yandan da Frasizca ögrendi.Kendi
kendini yetistirdi.Annesi ile Vidine agabeyinin
yanina gitti. Ögrenime bu sehirde basladi.Nis,
Rusçuk gibi Balkan sehirlerinde memurluk yapti.Mithat
Pasayla Bagdata gitti.Ilk yazilarini
halki egitmek maksadiyla yazdi.1871de
Istanbuldaki evinde bir küçük matbaa
kurarak yazilarini kendisi yayinlamaya
basladi.Daha sonra devlet memurluklarinda
yükseldi, o zamanki üniversitede tarih dersleri verdi.Bir
yandan da Tercüman-i Hakikat gazetesini çikariyordu.Eserlerinin
sayisi ikiyüzü bulur.Bunlarin çogu
roman ve hikaye, bir kismi da çesitli
bilgiler vermek maksadiyla yazilan egitici ve
tarihi eserlerdir.Piyesleri ve tercümeleri de vardir.
Eserleri:Letait-I Rivayat, Hasan Mellah, Denizci Hasan, Hüseyin
Fellah, Eflatun Beyle Rakim Efendi, Süleyman Musli,
Henüz Onyedi Yasinda, Dürdane Hanim,
Jön Türk, Yeniçeriler,Obur.
ISKENDER PALA
Profesör Doktor Iskender Pala (8 Haziran 1958 Usak),
edebiyatçi ve edebiyat arastirmacisidir.
Divan Edebiyati üzerine yaptigi
çalismalar ile tanindi. Istanbulda
ikamet eden yazar 3 çocuk babasidir.
Ilkokul u Usakta ki Cumhuriyet Ilkögretim
okulunda bitirdi. Liseyi Kütahya da ki
Kütahya Lisesinde bitirdikten sonra Istanbul
Üniversitesi Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyati
Bölümünde okumaya hak kazandi. Ayni
okulda yaptigi Lisans Tez çalismasi
;Câmiu'n-Nezâirdir. Doktora çalismasini
ise yine Istanbul Üniversitesinde yapti;
Askî, Hayati, Edebî Sahsiyeti ve
Divâni. Divan edebiyati dalinda 1983
yilinda Doktor, 1993 yilinda Istanbul
Üniversitesinde Doçent, 1998 yilinda
da Kültür Üniversitesinde Profesör oldu...
Okuma hayatina Peyami Safanin eserleri ile
basladigini belirten yazar, ilk
okudugu kitaplarin 9. Hariciye Kogusu ve
Yalniziz oldugunu söylüyor. Ömer
Seyfeddin, Refik Hâlid, Resat Ekrem okunduktan sonra,
Osmanli Tarihi ve Edebiyatla tanismasi
Erzurum ve Istanbulda ki üniversite yillarina
denk gelmis.
Bir ara Hilmi Yavuz ile TRT de Sairane adli
programi sunan yazar; TRT 2 de Divançe adli
programi hazirladi. Su anda Zaman gazetesinde
Kültür-Sanat sayfasinda köse yazilari
yayinlanmaktadir.
Düzenli olarak Altunizade ve Tarik Zafer Tunaya Kültür
Merkezlerinde Divan Siiri Saati adi ile etkinlikleri
olup sik sik okur günleri de düzenlemektedir.
* 1979-1982 Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Türkoloji Seminer Kütüphane.Memuru
* 1982-1984 Deniz Kuvvetleri Komutanligi Deniz
Lisesi Komutanligi'nda tegmen
* 1984-1986 Üstegmen
* 196-197 Bogaziçi Üniversitesinde part-time Türk
Dili ve Edebiyati ögretim üyesi
* 1987-1994 Yüzbasi, Dz.K.K.ligi
Tarihi Deniz Arsivi kurulus ve faaliyetleri
* 1994-1996 Tarihi Deniz Arsiv Arastirmalari
ve Dz.K.K.ligi yayin faaliyetlerinin
yürütülmesi
* 1996-1997 Ögretim yili, MSÜ Fen-Edebiyat
Fak. Eski Türk Edebiyati ögretim üyesi
ve ISAM redakte kurulu üyeligi
* 1997 Ögretim yili Istanbul Kültür
Üniversitesi ögretim üyesi
Eserleri
* Ansiklopedik Divan Siiri Sözlügü
* Kronolojik Divan Siiri Antolojisi
* Akademik Divan Siiri Arastirmalari
* Divan Edebiyati
* Atasözleri Sözlügü
* Müstesna Güzeller
* Sairlerin Dilinden
* Asina Güzeller
* Ah Minel-Ask
* Efsane Güzeller
* Kudemanin Kirk Atlisi
* Kirklar Meclisi
* Siirler Sairler Meclisler
* Sir-i Kadim
*
Ve Gazel Yeniden
* Perisan Gazeller
* Peri-san Güzeller
* Iki Dirhem Bir Çekirdek
* Ayine
* Gözgü
* Tavan Arasi
* Kahve Molasi
* Güldeste
* Gül Siirleri
* Hayriyye
* Hilye-i Saadet
* Babilde Ölüm Istanbulda Ask
* Kadilar Kitabi
* Kirk Güzeller Çesmesi
* Kitab-i Ask
* Kirk Ambar
* Mir'at
Nâzim Hikmet
Türk sair ve oyun yazari
Dogumu : 20 Kasim 1901 Selanik
Ölümü : 3 Haziran 1963 SSCB / Moskova
Nâzim Hikmet, tam adiyla Nâzim
Hikmet Ran (d. 20 Kasim 1901 ya da 15 Ocak 1902, Selanik
- ö. 3 Haziran 1963, Moskova Türk sair ve oyun
yazari. Türkiye'de serbest nazimin ilk
uygulayicisi ve çagdas Türk
siirinin öncüsü. Uluslararasi bir
üne ulasmis ve adi 20. yüzyil'in
ilk yarisinda yasamis olan dünyanin
en büyük sairleri arasinda anilmistir.
Eserleri birçok yabanci dile çevrilmistir.
Mezari halen Moskova'da bulunmaktadir. Türkiye
Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayri ayri
toplam on bir davadan yargilanmistir.
Eserleri birçok ödül almistir.
Ancak Türkiye'deki yasaminin çogunu
hapiste geçirmis daha sonra Moskova'ya gitmis
ve Türk vatandasligindan çikarilmistir.
1938'de sairin cezaevine girmesiyle yasaklanip ortadan
kaldirilmis olan Nâzim
Hikmet siiri, Türkiye'de ancak ölümünden
iki yil sonra 1965'te yeniden yayina açilmistir.
Üslubu ve basarilari
Ilk siirlerini hece vezni yazmaya baslamasina
ragmen içerik bakimindan diger hececilerden
uzakti. Siirsel gelisimi arttikça
hece vezni ile yetinmemeye ve siiri için yeni formlar
aramaya basladi. Sovyetler Birliginde yasadigi
ilk yillar olan 1922-1925 arasi bu arama tepe noktasina
ulasti. O dönemdeki birçok sairden
farkliydi.
Hece vezninden ayrilarak Türkçenin vokal özellikleri
ile harmoni olusturan serbest vezini benimsedi. Mayakovski
ve gelecekçilik taraftari genç Sovyet sairlerinden
esinlendi. Siirlerinden bir çogu müzisyen
Zülfü Livaneli tarafindan bestelendi. Ünol
Büyükgönenç tarafindan özgün
bir sekilde yorumlanmis olan küçük
bir kismi ise 1979'da "Güzel Günler
Görecegiz" ismiyle kaset olarak çikti.
Birkaç siiri ise Yunanli besteci Manos Loïzos
tarafindan bestelendi. Ayrica bazi siirleri
Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan ve
Cem Karaca tarafindan bestelenmistir.
Ailesi
BaBasi, Matbuat Umum müdürlügü
ve Hamburg konsoloslugu yapmis olan Hikmet Bey,
annesi Ayse Celile Hanim'dir.
Çok güzel ve alimli bir kadin
olan Celile Hanim, bir dilci, egitimci olan Enver Pasa'nin
(Mustafa Celalettin Pasa'nin oglu) kizidir.
Evinde piyano çalan, ressam denilebilecek ölçüde
iyi resim yapan, Fransizca bilen bir kadindir.
Annesinin BaBa tarafindan dedesi, Polonya'dan 1848 Ayaklanmalari
sirasinda Osmanli Imparatorlugu'na
göç eden Polonezlerden Konstantin Borzecki'dir. Bu
göçün ardindan Osmanli vatandasi
olunca Mustafa Celaleddin Pasa adini almis
ve Osmanli Ordusu'nda subay olarak görev yapmistir.
Türk tarihinde önemli bir eser olan "Les Turcs
anciens et moderns" (Eski ve yeni Türkler) kitabini
yazmistir. Nâzim Hikmet anneannesi
tarafindan da kuzey kafkasya çerkezlerindendir.
BaBasi Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye'de (Disisleri)
çalisan bir memurdur. Diyarbakir, Halep,
Konya, Sivas valilikleri yapmis olan Nazim
Pasa'nin ogludur. Mevlevi tarikatindan
olan Nazim Pasa ayni zamanda bir özgürlükçüdür.
Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nâzim'in
çocuklugunda memuriyetten ayrilir ve
ailece Halep'e, Nâzim'in dedesinin yanina
giderler. Orada yeni bir is, hayat kurmaya çalisirlar.
Basarisiz olunca Istanbul'a gelirler.
Hikmet Bey'in Istanbul'daki is kurma denemeleri de
nihayetinde iflâsla neticelenir ve hiç hoslanmadigi
memuriyet hayatina geri döner. Fransizca bildigi
için yeniden Hariciye'ye (Disisleri)
atanir.
Hayati
Nâzim Hikmet, Heybeliada Bahriye Mektebi'nde ögrenciyken
Selanik'te dogdu. Aslen 20 Kasim 1901 olan dogum
tarihi ailesi tarafindan sene kaybetmemesi için
15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.
Ilk siiri Feryad-i Vatan'i
1913'te yazar. Ayni yil Galatasaray Sultanisi'nde
ortaokula baslar. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne
girer. Daha sonra Kurtulus Savasi için
Anadolu'ya geçer. Fakat saglik nedenleri ile
bahriyeden ayrilmak zorunda kalir. Bu sirada
Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayidir.
Bolu'ya ögretmen olarak atanir. Daha sonra Batum
üzerinden Moskova'ya giderek Dogu Emekçileri Komünist
Üniversitesinde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921'de
gittigi Moskovada devrimin ilk yillarina
tanik olur ve komünizm ile tanisir.
1924'te Moskovada yayinlanan ilk siir kitabi
28 Kanunisani sahnelenir. O yil Türkiyeye
dönerek Aydinlik Dergisinde çalismaya
baslar. Dergide yayinlanan siir ve yazilarindan
dolayi on bes yil hapsi istenince yeniden
Sovyetler Birligine gider. 1928de af kanunundan
yararlanir ve Türkiye'ye geri döner. Bu kez Resimli
Ay dergisinde çalismaya baslar. 1938de
yirmi sekiz yil hapis cezasina çarptirilir.
12 sene süren tutukluluktan sonra askere alinacagi
ve öldürülecegi endisesiyle Sovyetler
Birligine gitmek zorunda kalir. 25 Temmuz 1951 tarihinde
Bakanlar Kurulunca ülke vatandasligindan
çikarilir ve Nâzim Hikmet,
mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Pasa (Konstantin
Borzecki)'nin memleketi olan Polonya vatandasligina
geçer ve Borzecki soyadini alir. Moskova'da
3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden ölür.
Nâzim Hikmet, Heybeliada Bahriye Mektebi'nde ögrenciyken
Davalari ve sürgün
1925 yilindan baslamak üzere siirleri
ve yazilari yüzünden birçok kere
yargilandi. 1938 yilinda orduyu ayaklanmaya
kiskirtmaya çalistigi
gerekçesiyle 28 yil 4 ay hapis cezasina çarptirildi.
Istanbul, Ankara, Çankiri ve Bursa
cezaevlerinde 12 yili askin kaldi.
Bursa cezaevinde kaldigi yillari
anlatan Mavi Gözlü Dev adli film 2007 yilinda
vizyona girmistir. 1950 yilinda bir af yasasiyla
saliverildi. Ancak sürekli izlendigi ve çürüge
ayrildigi halde 48 yasinda
yeniden askerlik yapmaya çagrilmasi ve
öldürülecegi yolundaki duyumlar üzerine
yurtdisina kaçti. 25 Temmuz
1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafindan Türk vatandasligindan
çikarilmasina karar verildi. Sovyetler
Birligi'nde Moskova yakinlarindaki yazarlar
köyünde ve daha sonra da, esi Vera Tulyakova (Hikmet)ile
Moskova'da yasadi. Memleket disinda
geçirdigi yillarda Bulgaristan, Macaristan,
Fransa (Paris), Havana, Misir gibi dünya memleketlerini
dolasti, buralarda konferanslar düzenledi, savas
ve emperyalizm karsiti eylemlere katildi,
radyo programlari yapti. Budapeste Radyosu
ve Bizim Radyo bunlardan bazilaridir. Bu
konusmalarin bir kismi bugüne
ulasmistir.
Davalari
* 1925 Ankara Istiklal Mahkemesi Davasi
* 1927-1928 Istanbul Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1928 Rize Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1928 Ankara Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1931 Istanbul Ikinci Asliye Ceza Mahkemesi Davasi
* 1933 Istanbul Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1933 Istanbul Üçüncü Asliye Ceza
Mahkemesi Davasi
* 1933-1934 Bursa Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1936-1937 Istanbul Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1938 Harp Okulu Komutanligi Askeri Mahkemesi
Davasi
* 1938 Donanma Komutanligi Askeri Mahkemesi
Davasi
Ölümü ve sonrasi
3 Haziran 1963 sabahi saat 06:30'da gazetesini almak üzere
2. kattaki dairesinden apartman kapisina yürümüs
ve tam gazetesine uzanirken geçirdigi kalp krizi
sonucunda yasama veda etmistir. Ölümü
üzerine Sovyet Yazarlar Birligi salonunda yapilan
törene yerli yabanci yüzlerce sanatçi
istirak etmis ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmistir.
Ünlü Novo-Deviçye Mezarligi'nda
gömülüdür. Mezar tasi siyah bir
granitten olup meshur siirlerinden biri olan rüzgâra
karsi yürüyen adam figürü tas
üzerinde ebedilestirilmistir.
2006 yilinda Bakanlar Kurulunun Türk vatandasligindan
çikarilmalar ile ilgili yeni bir düzenleme
yapmasi durumu belirdi. Yillardir tartisilmakta
olan Nâzim Hikmet'in Türk vatandasligina
yeniden kabul edilmesi yolu açilmis
gibi gözükmesine ragmen Bakanlar Kurulu bu maddenin
sadece yasamakta olanlar için düzenlendigini
ve Nâzim Hikmet'i kapsamadigini
öne sürerek bu öneriyi reddetti.
Sair Nâzim Hikmet'in 2008 yilinin
ilk günlerinde, esi Piraye'nin torunu Kerem Bengü
tarafindan, Piraye'nin evraklari arasinda,
Dört Güvercin adinda bir siiri
ve 3 adet tamamlanmamis roman taslagi
bulundu.
Bazi Eserleri
* Memleketimden Insan Manzaralari
* Kafatasi
* Unutulan Adam
* Taranta Babu'ya Mektuplar
* Ferhad ile Sirin
* Kurtulus Savasi Destani
* Kiz Çocugu
* Tahir ile Zühre
* Seyh Bedrettin Destani
* Sevdali Bulut, (Tiyatro oyunu)
Siir kitaplari
* 835 Satir, (1929)
* Jokond ile Si-Ya-u, (1929)
* Varan 3, (1930)
* 1 + 1 = 1, (1930)
* Sesini Kaybeden Sehir, (1931)
* Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931)
* Gece Gelen Telgraf, (1932)
* Taranta Babu'ya Mektuplar, (1935)
* Portreler, (1935)
* Simavna Kadisi Oglu Seyh Bedreddin Destani
(1936)
* Saat 21-22 Siirleri, (1965)
* Kurtulus Savasi Destani, (1965)
* Su 1941 yilinda (Memleketimden Insan
Manzaralari'nin 3. kitabi), (1965)
* Dört Hapishaneden, (1966)
* Rubailer, (1966)
* Memleketimden Insan Manzaralari (Ilk bölüm),
(1966)
* Memleketimden Insan Manzaralari, (1966-1967)
* Kuvayi Milliye, (1968)
Oyunlari
* Kafatasi (1932)
* Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932)
* Unutulan Adam (1935)
* Ferhat ile Sirin (1965)
* Sabahat (1965)
* Inek (oyun) (1965)
* Ocak Basinda / Yolcu (iki oyun birarada), (1966)
* Yusuf ile Menofis (1967)
* Yolcu
Romanlari
* Kan Konusmaz, (1965)
* Yesil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
* Yasamak Güzel Bir Sey Be Kardesim, (1967)
* Ivan Ivanovic Var midir Yok mudur?, ()
Fikralari
* It Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim
adiyla gazetelerde yazdigi yazilar),
(1965)
Masal kitabi
* Sevdali Bulut, (1968)
Neyzen Tevfik
"14 Haziran (?) 1879'da Bodrum'da dogdu. Ailesinin
yasadigi Urla'da bir neyzenden nota bilgileri
alarak kendini bu alanda gelistirdi. Izmir idadisi'nde
bir süre okuyarak bitirmeden ayrildi. Mehmet
Akif'ten Farsça ögrenerek Izmir Mevlevihanesi'ne
girdi. Bir süre sonra Istanbul'a yerlesen Tevfik,
Galata'nin yanisira Kasimpasa
mevlevihanelerinde isine devam etti. 1902 yilinda
bektasi dervisi oldu. Bu siralarda siire
ilgi duyan Tevfik, Mehmet Akif ve Sair Esref'ten etkilendi.
1908 yilindan 1913 yilina kadar Misir'da
bulundu.
Neyzenlikteki ustaligina ragmen yergi
ve taslamalariyla ünlendi. Toplumdaki haksizliklari
gözüne kestiren Tevfik, siyasetin yanisira;
dini baski, çikarcilik gibi
konulari isledi.
1930'larda Istanbul Belediye'sinin bagladigi
yardim ayligini saymazsak Neyzen'in
düzenli bir geliri hiç olmaz. Neyzen Tevfik'in yasami
28 Ocak 1953'te son bulur. Cenaze namazi Besiktas'ta
Sinan Pasa Camii'nde kilinir. Caminin
avlusundan tasan kalabalik; ana caddeleri, kahveleri,
yolun karsisinda ki Barbaros Bulvarini
doldurur. Memurlarin, profesörlerin, ileri gelenlerin
yani sira kiliklarina çeki
düzen vermeye çalismis sarhoslar,
sokak serserileri ve bin bir çesit insan bir arada
ugurlarlar Neyzen'i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten
heplige."
Edip Cansever, (8 Agustos 192828 Mayis 1986)
Türk sair.
8 Agustos 1928de Istanbulda dogdu.
Istanbul Erkek Lisesini bitirdi. Kapaliçarsida
turistik esya ve hali ticareti yapmaya basladi.
1976dan sonra yalnizca siirle ugrasti.
Bodrum'da tatildeyken beyin kanamasi geçirdi, tedavi
için getirildigi Istanbul'da 28 Mayis
1986da yasamini yitirdi.
Hayati
Ilk siiri 1944'te Istanbul dergisinde yayinlandi.
Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyasi, Kaynak dergilerinde
çikan ilk gençlik siirlerini "Ikindi
Üstü" kitabinda topladi. Bu siirlerde
varlikli, her seye yasama sevinciyle
bakan bir gencin avarelikleri, duygulari ön plandaydi.
1951'de "Nokta" dergisini çikardi.
Bu dergi genç sairlerle ve yazarlarla tanismasini
sagladi. Ilk kitabindan 7 yil
sonra yayinladigi "Dirlik Düzenlik"
bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki siirlerde
düsünceyi dil içinde eritmeye yönelen,
özlü bir söyleyis ve çarpici
biçim arayan, toplumsal elestiri için mizah
aracini kullanan bir tutum görüldü.
1957'de yayinlanan "Yerçekimli Karanfil"
ile kendisine özgü bir siir evreni kurdu. Ikinci
Yeni akiminin özgün örneklerini
verdi. Yenilik, Pazar Postasi, Yeni Dergi gibi dönemin
sanat yayinlarinda siirsel canliligi
besleyen sairlerden biri oldu. Sirinde zamanla sevinç
yerini bunalima, toplumsal dengesizlikleri elestirme
kaygisi yerini yikici bir umutsuzluga
birakti. "Dize islevini yitirdi"
gerekçesiyle yeni arayislara yöneldi.
Siirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandi.
"Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çagrilmayan
Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de Ikinci
Yeni içindeki bazi sairler gibi anlamsizligi
savunmadi. Kapali, anlasilmasi
güç, yine de anlamdan ayrilmayan bir siire
yöneldi. Çok farkli imgeler kullanirken
bile düsünce ögesini gözardi
etmedi. Yapitlarina tutarli bir bütünlük
kazandirdi. Siirinde düzyazi olanaklarini
kullanmaktan da çekinmedi. Yalniz siirleriyle
degil tepkileri ve yasama biçimiyle de kendisinden
söz ettirdi. Sürekli yazan, yayinlayan bir sair
olarak ilgileri hep üstünde tuttu.
Siirleri
Ikindi Üstü (1947)
Dirlik Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957)
Umutsuzlar Parki (1958)
Petrol (1959)
Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964)
Çagrilmayan Yakup (1966)
Kirli Agustos (1970)
Sonrasi Kalir (1974)
Ben Ruhi Bey Nasilim (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Sairin Seyif Defteri (1980)
Yeniden (1981)
Bezik Oynayan Kadinlar (1982)
Ilkyaz Sikayetçileri (1984)
Oteller Kenti (1985)
Düzyazi
Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden
sonra, 1987)
Ödüller
1958 Yeditepe Siir Armagani: "Yerçekimli
Karanfil"
1977 Türk Dil Kurumu Siir Ödülü: "Ben
Ruhi Bey Nasilim"
1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü: "Yeniden"
Ana
Sayfa