Ana Sayfa

· Haberler
· Lobicilik
· Astroloji
· Muzik
· Telefon Rehberi
· Guzel Sözler
· Yemek Tarifleri
· Sanat
· Borsa
· Tv Ve Radyolar
· Oyunlar
· Dini Bilgiler
· Saglik
· Fikralar
· Edebiyat
· Genel Kültür
· Siyaset
· Gazeteler
· Programlar
· Rüya Yorumlari
· Yönetim

· Özel mesajlar
· Arama
· Arkadasina Öner
· Baglantilar/Linkler
· Downloads
· Eski Anketler
· Haber
· Haber Öner
· Haber Arsivi
· Güncel haber/Yorum
· Iletisim Formu
· Istatistikler
· Konular
· Kullanici Günlügü
· Kullanici Kayit/Girisi
· SSS
· Top 10

 

 
 
 
 
 

AHMET VEFIK PASA


3 Agustos 1823'te Istanbul'da dogdu. 3 Nisan 1891'de Istanbul'da yasamini yitirdi. Paris maslahatgüzari Ruheddin Efendi'nin oglu. Mühendishane-i Berr-i Hümayun'da okudu. 1834'te Paris'e giderek bir süre Saint Louis Lisesi'nde ögrenim gördü. 1837'de Babiali Tercüme Odasi'nda göreve basladi. 1840'ta Londra elçiligine katip olarak atandi. 1847'de yurda döndü, Tercüme Odasi basmütercimi oldu. 1851'de yeni kurulan Encümen-i Danis'e (Bilim akademesi) üye seçildi. Ayni Yil Tahran Büyükelçiligi'ne atandi. 1854'te Meclis-i Vâla üyesi, 1857'de Deavi Naziri (Adalet Bakani), 1860'ta Paris Elçisi, 1861'de Evkaf Naziri, 1862'de Divan-i Muhasebat (sayistay) Reisi, 1863'te Anadolu Sag Kol Müfettisi görevlerinde bulundu. 1871'e kadar kendisine görev verilmedi. Bu yillarda Voltaire, Victor Hugo ve Lesage'den çeviriler yapti, okullar için ders kitaplari hazirladi. 1871'den sonra Sadaret Müstesarligi, Suray-i Devlet (danistay) üyeligi gibi önemli görevlerde bulundu. 1877'de vezirlik verilerek ilk Meclis-i Mebusan'in Baskanligi'na getirildi. Edirne Valiligi, Maarif Nazirligi yapti. 1878'de Sadrazam oldu. 3 Mart 1878'de Ayestefanos (Yesilköy) Anlasmasini imzaladi. Iki buçuk ay sonra görevinden alindi. 1879'da Bursa Valiligi'ne atandi. Bursa'da ilk vilayet tiyatrosunu kurdu. Kentin imari için çalisti. 1882'de üç günlük ikinci Baskan Vekilligi görevinden uzaklastirildi. Yasaminin kalan bölümünde Rumelihisari'ndaki yalisinda arastirma, inceleme, ceviri ve derleme çalismalariyla ilgilendi. Osmanli kültürüne yaptigi çok yönlü katkilariyla taninir. Özellikle Türk tiyatrosunun gelismesinde önemli rol oynadi. Fransiz tiyatrosundan çok sayida çeviri yapti. Dramaturji ve sahneleme teknikleriyle ilgilendi. Moliere'den uyarladigi "Zor Nikah" ve "Zoraki Tabip" Türk tiyatrosunun ilk oyunlari oldu. 1887'de yazdigi "Arslan Avcilari yahud Hak Yerini Bulur" adli bir oyunu var. Türkçe'nin gelismesiyle ilgili önemli çalismalar da yapti. 1852'de "Müntehebat-i Durub-i Emsal" adli atasözleri derlemesi ve 1876'da "Lehce-i Osmani" sözlügünü yayinladi. Ulusal temele dayali tarih anlayisini benimsedi, bu tarihin Osmanli tarihinden ayri olmasi gerektigini savundu. Bu anlayisi 1869'da yayinlanan "Fezleke-i Tarih-i Osmani" adli eserinde dile getirdi.

AHMET HAMDI TANPINAR

23 Haziran 1901’de Istanbul’da dogdu. Kadi Hüseyin Fikri Efendi'nin oglu. Baytar Mektebi'ni birakarak girdigi Darülfünun-i Osmani'nin (Bugünkü Istanbul Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi’nden 1923’te mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara'daki liselerde ögretmenlik yapti. Gazi Terbiye Enstitüsü'nde (Gazi Egitim Enstitüsü) edebiyat dersleri verdi. 1933'ten sonra Istanbul'da Kadiköy Lisesi'nde edebiyat ögretmenligi yapti. Güzel Sanatlar Akademisi’nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939'da Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde yeni kurulan Türk Edebiyati Kürsüsü profesörlügüne getirildi. 1942 ara seçimlerinde CHP'den Maras Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi, üniversitedeki görevinden ayrildi. 1946 seçimlerinde tekrar aday gösterilmeyince bir süre Milli Egitim Müfettisligi yapti. Güzel Sanatlar Akademisinde tekrar derse girmeye basladi. 1949'da da Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyati Bölümü’ne döndü. Bu görevdeyken 24 Ocak 1962’de Istanbul’da yasamini yitirdi. Adini ilk kez "Altin Kitap" dergisinde yayinlanan "Musul Aksamlari" siiriyle duyurdu. Dergah, Milli Mecmua, Hayat, Görüs, Ülkü, Varlik, Olus, Kültür Haftasi ve Aile dergilerinde siirleri yayinlandi. Hece vezniyle yazdigi bu ilk siirler, imge zenginliklikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker. Edebiyat Fakültesi'nde ögrencisi oldugu Yahya Kemal Beyatli'dan çok etkilendi. Ama ilk eserlerinde Yahya Kemal'den çok Ahmet Hasim izleri görülür. Hasim gibi o da küçük yasta kaybettigi annesinin yoklugundan duydugu aciyi ve kendisini avutacak bir sevginin özlemini dile getirir. Içe dönük bir bakisla doga ile iletisim kurmaya çalisir. Siirinin bir baska yönü Bergson felsefesinden kaynanlanan zaman kavramidir. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik degil, çok katli ve karmasik bir akistir. "Ne Içindeyim Zamanin", "Bursa'da Zaman" siirleri bu olgunun örnekleridir. Ilk romani "Mahur Beste" 1944'te Ülkü Dergisi'nde yayinlandi. Osmanli Devleti'nin son döneminde seçkin bir çevrenin yasayisini sergileyen bu romanin ardandan, kendi yasamindan da izler tasiyan "Huzur" 1949'da basildi. Huzur, hem bir ask hem de Tanpinar'in Istanbul'a olan derin sevgisinin romanidir. Estetik anlayisinin, kültür birikiminin ve geçmis kültürlere yaslanan yasam felsefesini yansittigi bu kitabi Tanpinar'in en yetkin romani sayilir. Romanda, Mümtaz ile Nuran'in aski çerçevesinde Dogu ile Bati, eski ile yeni, geçmisin degerleriyle var olan degerler, ask ile toplumsal sorumluluk arasindaki çatismayi ve bu çatismanin dogurdugu bireysel bunalimlari irdeler. 1950'de Yeni Istanbul gazetesinde yayinlanan ancak ölümünden sonra 1973'te basilan "Sahnenin Disindakiler" ile 1961'de basilan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü"nde de iki uygarlik, iki degerler sistemi arasinda bocalayan Türk toplumunun ironik tablosu çizilir. Ölümünden sonra plan ve notlarina dayanilarak biraraya getirilen ve 1987'de yayinlanan "Aydaki Kadin" da da ayni irdeleme vardir. Siir, roman ve yazilarinin yanisira Istanbul, Bursa, Ankara, Ersurum ve Konya kentlerini dogal, tarihsel ve kültürel yapilariyla anlattigi 1946'da basilan "5 Sehir" önemli eserleri arasindadir.


Sabahattin Ali
(25 Subat 1907 - 2 Nisan 1948) Türk yazar
Hayati : 25 Subat 1907'de Egridere'de dogmustur. Babasi piyade yüzbasisi Ali Sabahattin Bey'in görev yerlerinin sik sik degismesi dolayisiyle, ilkögrenimini Istanbul, Çanakkale ve Edremit'in çesitli okullarinda tamamlamistir (1921) Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan isgalinde oldugu için emekli olan babasi ayligini alamamis ve aile çok zor günler geçirmistir. Ilkokulu bitirdikten sonra parasiz yatili olarak Balikesir Ögretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, bes yil burada okumus, daha sonra Istanbul Ögretmen Okulu'nda mezun olmustur (1926). Bir yil kadar Yozgat'ta ilkokul ögretmenligi yapmis, Millî Egitim Bakanligi'nin açtigi sinavi kazanarak Almanya'ya giderek iki yil orada okumustur (1928 - 1930). Yurda döndükten sonra Aydin ve Konya ortaokullarinda Almanca ögretmenligi yapmistir.

Konya'da bulundugu sirada, bir arkadas toplantisinda Atatürk'ü yeren bir siir okudugu iddiasiyla tutuklanmis (1932), bir yila mahkum olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmis, Cumhuriyetin onuncu yildönümü dolayisiyla çikarilan af yasasiyla özgürlügüne kavusmustur (1933). Cezaevinden çiktiktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Egitim Bakanligi'na basvurarak yeniden göreve alinmasini istemistir. Dönemin bakani Hikmet Bayur'un "eski düsüncelerinden vazgeçtigini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlik dergisinde "Benim Askim" adli siirini yayimlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bagliligini göstermeye çalismistir. Ayni yil Bakanlik Nesriyat Müdürlügü'ne alinmis, Ankara II. Ortaokul'da ögretmenlik yapmistir. 16 Mayis 1935 günü Aliye Hanim ile evlenmis, 1936'da askere alinmis, 1937 Eylülünde kizi Filiz Ali dünyaya gelmistir. Yedek Subay olarak askerligini Eskisehir'de tamamlamis, 10 Aralik 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe ögretmeni olarak göreve baslamistir. 1940 yilinda tekrar askere alinmis, askerligini yaptiktan sonra Ankara Devlet Konservatuari'nda Almanca ögretmenligi yapmistir (1941 - 1945).

"Içimizdeki Seytan" romani milliyetçi kesimde büyük tepki toplamistir. Nihal Atsiz'in hakkinda yazdigi hakaret dolu bir yaziya karsilik dava açmis, dava sirasinda çok sikinti çekmistir. 1944 yilinda mahkemeyi kazanmasina ragmen tepkilerden kurtulamamistir. Olayli durusmalar sonunda bakanlikça görevinden alinmis, Istanbul'a giderek gazetecilik yapmaya baslamistir (1945). Ancak fikra yazdigi La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, iktidarin kiskirtmasiyla meydana gelen Tan olaylari sirasinda tahrip edilince issiz kalmis, Aziz Nesin ve Rifat Ilgaz'la Marko Pasa, Malum Pasa, Merhum Pasa, Öküz Pasa gibi siyasal mizah dergilerini çikarmistir (1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarinin baskilariyla karsilasmis, kapatilmis, yazilar hakkinda kovusturmalar açilmistir. Sabahattin Ali dergilerde çikan yazilarindan dolayi üç ay hapis yatmis, karsilastigi baskilardan bunalmistir. Ali Baba dergisinde yayimladigi "Ne Zor Seymis" baslikli yazida, içinde bulundugu durumu söyle anlatmaktadir: "Çalmadan, çirpmadan bize ekmegimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz birakmadan yasamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmali idi".

Bir baska dava nedeni ile 1948'de Pasakapisi cezaevinde üç ay yatmistir. Çiktiktan sonra zor günler geçirmeye baslamis, issiz kalip, yazacak yer bulamamistir. Yurt disina gidebilmek için pasaport almak istemis, alamamistir. Yasal yollardan yurt disina çikma olanagi da bulamayinca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermis, bu girisim sirasinda sonradan Millî Emniyet'le baglantisi oldugu anlasilan Ali Ertekin adli kaçakçilik da yapan birisi tarafindan Bulgaristan sinirinda öldürülmüstür (2 Nisan 1948). Sabahattin Ali'yi öldürdügünü itiraf eden Ali Ertekin, dört yila hüküm giymis; ayni yil çikan aftan yararlanarak serbest kalmistir. Ancak genel kani, bu kisinin cinayeti islemedigi halde üstüne aldigi; dolayisiyla, cinayetin faili meçhul kaldigi yönündedir.

Bulgaristan’in Egridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. dogum yili kutlandi. 31 Mart 2007 günü gerçeklesen toplantiya, basta Bulgaristan Yazarlar Birligi Baskani olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’in çesitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, sairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kizi Filiz Ali katildi. Bütün eserleri 1950’li yillardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutuldugundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok taninan bir yazardir.


Yazarligi
: Sabahattin Ali yazi yasamina siirle baslamis, hece vezniyle yazdigi ve halk siirinin açik izleri görülen bu ürünlerini Balikesir'de çikan ve Orhan Saik Gökyay tarafindan yönetilen Çaglayan dergisinde yayimlamistir (1926). Servet-i Fünun, Günes, Hayat, Mesale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya baslamis, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayimlanmistir (30 Eylül 1930). Toplumsal egilimli bu öyküyü Nazim Hikmet, su sözlerle okurlara sunmustur: "Bu yazi bizde örnegine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatinin bütün muhafazekâr ve ileri taraflarini, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarligin inkisaf yolunda köylülügü nasil dagittigini ve en nihayet, tabiatin deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanin muglak, ihtirasli hayatini, kimildanislarin zeki bir aydinlik içinde görüyoruz".

Sabahattin Ali, af yasasindan yararlanarak hapisten çiktiktan sonra, özellikle Varlik dergisinde yayimladigi "Kanal", "Kirlangiçlar", "Arap Hayri", "Pazarci", "Kagni" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmistir. Sabahattin Ali Anadolu insanina yaklasimiyla edebiyata yeni bir boyut kazandirmistir. Ezilen insanlarin acilarini, sömürülmelerini dile getirmis, aydinlar ve kentlilerin Anadolu insanina karsi takindiklari küçümseyici tavri elestirmistir. 1937'de yayinlanan Kuyucakli Yusuf romani, gerçekçi Türk romaninin en özgün örneklerinden biridir.

Sabahattin Ali'nin halk siirinden esinlenerek yazilmis siirlerini içeren Daglar ve Rüzgâr (1934) adli kitabi yazin çevrelerinde ilgi uyandirmis, örnegin Yasar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de su övücü satirlari yazmistir: "Bu kitabin mümeyyiz vasfi halk edebiyati tarzinda bir deneme teskil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermis. Ve bize, siirleri dogrudan dogruya bir halk sairi elinden çikmamis olduklarini hissetirmekle beraber, o tanidigimiz ve sevdigimiz samimi edayi tattirabiliyor. Komplike imajlardan kaçinilmis olmasi, bu siirlere büyük bir sadelik vermis. Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabindan sonra siirle ilgilenmemis, sadece öykü ve roman yazmistir. 'Leylim Ley', 'Aldirma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdigi siirler herkes tarafindan bilinir.

Sabahattin Ali, Varlik'ta Esirler adli üç perdelik bir oyunda tefrika etmis (1936), ancak bu türü de bir daha denememistir.


Yapitlari :
Siir :Daglar ve Rüzgâr (1934 - Yeni Eklerle 1943).

Bestelenen Siirleri :Leylim Ley (Zülfü Livaneli)
Aldirma Gönül Aldirma(Kerem Güney-Edip Akbayram)
Geçmiyor Günler Geçmiyor(Ahmet Kaya)
Çocuklar Gibi (Sezen Aksu)
Kiz Kaçiran(Ahmet Kaya)
Karayazi(Ahmet Kaya)
Melankoli(Nükhet Duru)
Eskisi Gibi(Ben Yine Sana Vurgunum-Nükhet Duru)
Daglar(Sezen Aksu)
Hapishane Sarkisi(Göklerde Kartal Gibiydim-E.Akbayram)

Öykü: Degirmen (1935)
Kagni (1936)
Ses (1937)
Kagni - Ses (1943 - Iki Kitap Birlikte)
Yeni Dünya (1943)
Sirça Kösk (1947).

Roman : Kuyucakli Yusuf (1937)
Içimizdeki Seytan (1940)
Kürk Mantolu Madonna (1943).

Çeviri :Tarihte Garip Vakalar, Max Memmerich (1941)
Antigone, Sofokles (1942)
Minna Von Barnhelm, Lessing (1943)
Üç Romantik Hikaye, H. Von Kleist - A.V. Chamisso - E.T.A. Hoffmann (1944)
Fontamara, Ignazio Silone (1944)
Gyges Ve Yüzügü, Fr. Hebbel (1944)
Yüzbasinin Kizi, A.S. Puskin (1944) (Erol Güney ile birlikte)


AHMET MUHIP DIRANAS

1908'de Istanbul’da dogdu (Bazi kaynaklara göre 1904 Sinop). 21 Haziran 1980'de Ankara’da yasamini yitirdi, Sinop’ta gömüldü. Ilkokulu Sinop'ta okudu. Ankara'ya gelerek, ögretmenleri arasinda Faruk Nafiz Çamlibel ve Ahmet Hamdi Tanpinar'in da bulundugu Ankara Erkek Lisesi’nden 1930'da mezun oldu. 1930-1935 arasinda Ankara'da Hakimiyet-i Milliye gazetesinde çalisti. Ankara Hukuk Fakültesi'ne girdi ama 2 yil sonra egitimi birakti. Istanbul'a gitti. Güzel Sanatlar Akademisi'nde kitaplik müdürü oldu. Bir süre Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti. Istanbul Resim ve Heykel Müzesi Müdür Yardimciligi görevine getirildi. 1938'de Ankara'ya döndü. 1942'ye kadar Halkevleri Kültür ve Sanat Yayinlari'nin yönetmenligini üstlendi. 1946'da Çocuk Esirgeme Kurumu yayin müdürü oldu. 1957'de ayni yerde Yayin Müdürlügü'ne atandi. 1949'dan baslayarak Zafer gazetesinde köse yazilari yazdi. Politikaya girme denemeleri basarili olmadi. 1966 ve 1972 arasinda Anadolu Ajansi, Türkiye Is Bankasi yönetim kurulu üyeligi, Devlet Tiyatrosu Edebi Kurul Baskanligi gibi üst düzey bürokratik görevler yapti. Ilk siiri "Bir Kadina" 1926'da "Muhip Atalay" imzasiyla Milli Mecmua'da yayinlandi. Servet-i Fünun, Varlik, Çigir, Ataç, Yücel, Olus, Ülkü, Sadirvan, Yeni Lisan, Hisar dergilerinde yayinlanan siirleriyle Cumhuriyet döneminin etkin sairleri arasina girdi. Hecenin Bes Sairi ile Garip Akimi arasinda yer alir. Ilk siirlerindeki Baudelaire etkisinden siyrilarak dil ve üsluba agirlik verdi. Siiri plastik bir söz bütünü haline getirene kadar yoguran bir sair oldu. "Olvido", "Kar", "Fahriye Abla" bu olusumun önemli ve yillardir unutulmayan örnekleri. Diranas, Orhan Veli ve arkadaslarinin çikisindan sonra unutulmaya baslanan hece sairleri arasinda geçerliligini yitirmeyen, bir süre sonra da yeniden yüceltilen tek sairdir. Çevirileri, düzyazilari ve oyunlari da büyük ilgi gördü.

ESERLERI

SIIR:
Siirler (1974)
Kirik Saz (Bugünkü dille Tevfik Fikret’in siirleri) 1975
Siirler (yasam öyküsünü de içeren bir incelemeyle birlikte 1982)


CAN YÜCEL

21 Agustos 1926’da Istanbul’da dogdu. Milli Egitim eski bakanlarindan Hasan Ali Yücel’in oglu. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Cografya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü ve Ingiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde ögrenim gördü. Uzun süre Fransa'da Paris ve Ingiltere'de yasadi. Yurda dönüp 1953'te Kore Savasi'na katilan Türk birliginde askerligini tamamladi. Tekrar Ingiltere'ye gitti. Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yapti. 1963’te Türkiye’ye döndükten sonra Marmaris'te bir süre turist rehberi olarak çalisti. Ardindan Istanbul'a yerlesti. Bagimsiz çevirmen ve sair olarak yasamini sürdürdü. 12 Mart döneminde Che Guevara’nin "Gerilla Harbi" ile "Insan ve Sosyalizm" kitaplarinin çevirisi nedeniyle 15 yil hapis cezasina mahkum edildi. 1974 affiyla özgürlügüne kavustu. Istanbul'da Vatan, Demokrat, Söz gazetelerinde köse yazilari yazdi. Önce Izmir'e oradan da Mugla'nin Datça ilçesine tasindi. 12 Agustos 1999'da yasamini yitirdi. Edebiyata siirle basladi. Çesitli dergilerde yayinlanan siirlerini 1950'de basilan ilk siir kitabi "Yazma"da topladi. Bu kitabin ardindan uzun süre biçim arayislariyla ugrasti. Ilk siirlerinde uyakli söyleyis, coskulu anlatim, gelecege umut ve güvenle bakis belirgin özelliklerdi. 1973'te basilan ikinci siir kitabi "Sevgi Duvari"nda imge-sözcük-anlam üçlüsünün birbiriyle dengelendigi insan-doga iliskilerini konu alan siirleri dikkat çekti. Kara mizah ögeleri tasiyan siyasal içerikli bazi siirlerinde tarihsel ve günlük olaylari iç içe isledi. 1974'te çikan üçüncü kitabi "Bir Siyasinin Siirleri", önceki dönemlerin bileskesiydi. Bu siirlerde cezaevinden disariya dönük gözlemlerini, izlenimlerini, duygu ve düsüncelerini politik kiligini de sorgulayarak yansitti. Hiciv gücü ve sözcük oyunlariyla eristigi dil ustaligi, genis kültürüyle beslenen siirini yeni boyutlara ulastirdi. Halk agzi, türküleri ve deyislerinden de yararlandi. Siirin yanisira tiyatro oyunlari da çevirdi. 12 Eylül sonrasinda müstehcen oldugu iddiasiyla "Rengahenk" adli kitabi toplatildi.

ESERLERI

SIIR:
Yazma (1950)
Sevgi Duvari (1973)
Bir Siyasinin Siirleri (1974)
Ölüm ve Oglum (1976)
Siir Alayi (1981, ilk dört siir kitabinin toplu basimi)
Rengahenk (1982, 1986)
Gökyokus (1984)
Besibiyerde 1985 (Bütün siirleri)
Canfeda (1986)
Çok Bi Çocuk (1988)
Kisa devre (1990)
Kuzgunun Yavrusu (1990)
Gece Vardiyasi (1991)
Güle Güle- Seslerin Sessizligi (1993)
Gezintiler (1994)
Maaile (1995)
Seke Seke (1997)

DÜZYAZI:
Düzünden (1994)
Ve Can’dan Yazilar (1995)

ÇEVIRI SIIR:
Her Boydan (1957)


Mehmet Akif ERSOY (1873-1936)

Türk, sair. Istiklal Marsi'ni yazmis, günlük konusma dilinin siirle kaynasmasini saglayarak halkçi bir nazmin dogusuna ön ayak olmustur. Istanbul'da dogdu, 27 Aralik 1936'da ayni kentte öldü. Bir medrese hocasi olan babasi dogumuna ebced hesabiyla tarih düserek ona "Ragiyf" adini vermis, ancak bu yapma kelime anlasilmadigi için çevresi onu "Âkif" diye çagirmistir. Babasi Arnavutluk'un Susise köyündendir, annesi ise aslen Buharali'dir.

Mehmed Âkif ilkögrenimine Fatih'te Emir Buharî mahalle mektebinde basladi. Maarif Nezareti'ne bagli iptidaîyi ve Fatih Merkez Rüstiyesi'ni bitirdi. Bunun yani sira Arapça ve Islami bilgiler alaninda babasi tarafindan yetistirildi. Rüstiye'de "hürriyetçi" ögretmenlerinden etkilendi. Fatih camii'nde Iran edebiyatinin klasik yapitlarini okutan Esad Dede'nin derslerini izledi. Türkçe, Arapça, Farsça, veFransizca bilgisiyle dikkati çekti. Mekteb-i Mülkiye'nin idadi (lise) bölümünde okurken siirle ugrasti. Edebiyat hocasi Ismail Safa'nin izinden giderek yazdigi mesnevileri sair Hersekli Arif Hikmet Bey övgüyle karsiladi. Babasinin ölümü ve evlerinin yanmasi üzerine mezunlarina memuriyet verilen bir yüksek okul seçmek zorunda kaldi.

1889'da girdigi Mülkiye Baytar Mektebi'ni 1893'te birincilikle bitirdi. Ziraat Nezareti (Tarim Bakanligi) emrinde geçen yirmi yillik memuriyeti sirasinda veteriner olarak dolastigi Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da köylülerle yakin iliskiler kurma olanagi buldu. Ilk siirlerini Resimli Gazete'de yayimladi. 1906'da Halkali Ziraat Mektebi ve 1907'de Çiftçilik Makinist Mektebi'nde hocalik etti. 1908'de Dârülfünûn Edebiyat-i Umûmiye müderrisligine tayin edildi. Ilk siirlerinin yayimlanmasini izleyen on yil boyunca hiçbir sey yayimlamadi.

1908'de II. Mesrutiyet'in ilaniyla birlikte Esref Edip'in çikardigi Sirat-i Müstakim ve sonra Sebilürresad dergilerinde sürekli yazilar yazmaya, siirler ve çagdas Misirli Islam yazarlarindan çeviriler yayimlamaya basladi. 1913'te Misir'a iki aylik bir gezi yapti. Dönüste Medine'ye ugradi. Bu gezilerde Islam ülkelerinin maddi donatim ve düsünce düzeyi bakimindan Bati karsisindaki zayifliklari konusundaki görüsleri pekisti. Ayni yilin sonlarinda Umur-u Baytariye müdür muavini iken memuriyetten istifa etti. Bununla birlikte Halkali Ziraat Mektebi'nde kitabet ve Darülfununda edebiyat dersleri vermeye devam etti. Ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdiyse de cemiyetin bütün emirlerine degil, sadece olumlu buldugu emirlerine uyacagina dair and içti. I. Dünya Savasi sirasinda Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin gizli örgütü olan Teskilât-i Mahsusa tarafindan Berlin'e gönderildi. Burada Almanlar'in eline esir düsmüs Müslümanlar için kurulan kampta incelemeler yapti. Çanakkale Savasi'nin akisini Berlin'e ulasan haberlerden izledi. Bati uygarliginin gelisme düzeyi onu derinden etkiledi. Yine Teskilât-i Mahsusa'nin bir görevlisi olarak çöl yoluyla Necid'e ve savasin son yilinda profesör Ismail Hakki Izmirli'yle birlikte Lübnan'a gitti. Dönüsünde yeni kurulan Dâr-ül -Hikmetül Islâmiye adli kurulusun baskâtipligine getirildi. Savas sonrasinda Anadolu'da baslayan ulusal direnis hareketini desteklemek üzere Balikesir'de etkili bir konusma yapti. Bunun üzerine 1920'de Dâr-ül Hikmet'deki görevinden alindi. Istanbul Hükümeti Anadolu'daki direnisçileri yasa disi ilan edince Sebillürresad dergisi Kastamonu'da yayimlanmaya basladi ve Mehmed Âkif bu vilayette halkin kurtulus hareketine katkisini hizlandiran çalismalarini sürdürdü. Nasrullah Camii'nde verdigi hutbelerden biri Diyarbakir'da çogaltilarak bütün ülkeye dagitildi.

Burdur mebusu sifatiyla TBMM'ye seçildi. Meclis'in bir Istiklâl Marsi güftesi için açtigi yarismaya katilan 724 siirin hiçbiri beklenilen basariya ulasamayinca maarif vekilinin istegi üzerine 17 Subat 1921'de yazdigi Istiklal Marsi, 12 Mart'ta birinci TBMM tarafindan kabul edildi. Sakarya zaferinden sonra kislari Misir'da geçiren Mehmed Âkif, laik bir Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasi üzerine Misir'da sürekli olarak yasamaya karar verdi. 1926'dan baslayarak Camiü'l-Misriyye'de Türk dili ve edebiyati müderrisligi yapti. Bu gönüllü sürgün yasami sirasinda siroz hastaligina yakalandi ve hava degisimi için 1935'te Lübnan'a, 1936'da Antakya'ya birer gezi yapti. Yurdunda ölmek istegi ile Türkiye'ye döndü ve Istanbul'da öldü.

Mehmed Âkif'in 1911'de 38 yasinda iken yayimladigi ilk kitabi Safahat bagimsiz bir edebi kisiligin ürünüdür. Bununla birlikte kitabin Tevfik Fikret'ten izler tasidigi görülür. Fransiz romantiklerinden Lamartine'i Fuzuli kadar, Alexandre Dumas fils'i Sâdi kadar sevdigini belirten sair, bütün bu sanatçilarin ugrasi alanlarina giren "manzum hikâye" biçimini kendisi için en geçerli yazi olarak seçmistir. Ancak, sahip oldugu köklü edebiyat kaygusu onun yalinkat bir manzumeci degil, bilinçle islenmis ve gelismeye açik bir siir türünün öncüsü olmasini saglamistir. Mehmed Âkif'in düsünsel gelisiminde en belirleyici öge onun çagdas bir Islamci olusudur. Çagdas Islamcilik, Bati burjuva uygarliginin temel degerlerinin Islam kaynaklarina uyarli olarak yeniden gözden geçirilmesini, Bati'nin toplumsal ve düsünsel olusumuyla özde bagdasik, ama yerel özelliklerini koruyan güçlü bir toplum yapisina varmayi öngörür. Bu görüse kosut olarak Mehmed Âkif'in siir anlayisi Batili, hatta o dönemde Bati'da bile örneklerine az rastlanacak ölçüde gerçekçidir. Kafiyenin geleneksel Osmanli siirinde bir bela oldugunu savunan, resim yapmanin yasak sayilmasinin, somut konumlarin betimlenmesini aksattigi ve bu yüzden siirin olumsuz etkiler altinda kaldigi görüsünü ileri süren Mehmed Âkif, Fuzuli'nin Leylâ vü Mecnûn adli yapitinin plansiz oldugu için yeterince basarili olamadigini dile getirecek ölçüde çagdas yaklasimlara egilimlidir. Konusma diline yaslandigi için kolayca yazilivermis izlenimi veren siirleri biçime iliskin titiz bir tutumun örnekleridir. Hem aruzdan dogan baglarin üstesinden gelmis, hem de siirin bütününü kapsayan bir iç musiki düzenini gözetmistir. Dilde arilasmadan yana olan tutumunu her siirinde biraz daha yalin bir söyleyisi benimseyerek somutlukla ortaya koymustur. Mehmed Âkif geleneksel edebiyatin oldugu kadar, Bati kültürünün degerleriyle etkilesimi kabul eder, ancak Dogu'ya ya da Bati'ya öykülenmeye siddetle karsi çikar. Çünkü her edebiyatin dogdugu topraga bagli olmakla canlilik kazanabilecegi ve belli bir islevi yerine getirmedikçe deger tasimayacagi görüsündedir. Gerçekle uyum içinde olmayi herseyin üstünde tutar. Alti yüzyillik seçkinler edebiyatinin halktan uzak düstügü için bayagilastigina inanir. Içinde yasanilan toplumun özellikleri göz önüne alinmadan Batili yeniliklere öykünmenin dogrudan dogruya edebiyata zarar verecegi, "edebsizligin basladigi yerde edebiyatin bitecegi" anlayisina bagli kalarak "sanat sanat içindir" görüsüne karsi çikmis, "libas hizmetini, gida vazifesini" gören bir siiri kurma çabasina girismistir. Bu yüzden toplumsal ve ideolojik konulari siir ile ve siir içinde tartisma ve sergileme yolunu seçmistir. Bütün çiplakligiyla gerçegi göstermekteki amaci okuyucusunu insanlarin sorunlarina yöneltmektir. Bu kaygilarin sonucu olarak yoksul insanlarin gerçek çehreleriyle yer aldigi siirler Türk edebiyatinda ilk kez Mehmed Âkif tarafindan yazilmistir. Mehmed Âkif siirinin yasadigi dönemde ve sonrasinda önemini saglayan gerçekçi tutumudur. Bu siirde düs gücünün pariltisi yerini gözle görülür, elle tutulur bir yapiya birakmistir. Sairin nazim diline bu dilin özgül niteligini bozmaksizin elverisli oldugu gelismeyi kazandirmasi, aruz veznini yumusatmayi, basarmasiyla mümkün olmustur. Bu ayni zamanda Türkçe'nin siir söylemedeki olanaklarinin ne ölçüde genis oldugunu göstermesi demektir. Söz konusu dönemde her sairin dili kisisel bir dil kurma adina dar bir vadiye sikismak zorunda kalmisti. Mehmed Âkif dilin toplumsal kimligini öne çikarmis, üslupta öz günlük ve kisisellige ulasmistir. Yenilikçi bir sair olarak, yasadigi dönemde görülen ölçüsüz yenilik egiliminin bozucu etkilerine, ölçüsü isleviyle baglantili bir siir kurmak suretiyle sinir çekmeye çalismistir.


YAKUP KADRI KARAOSMANOGLU

27 Mart 1889’da Kahire’de dogdu, 13 Aralik 1974’te Ankara’da öldü. Yazar, diplomat, politikaci. Karaosmanogullari'ndan Abdülkadir Bey ile Ikbal Hanim'in oglu. Yazar Burhan Asaf Belge'nin enistesi. Yazar Murat Belge'nin enistesi. Ilkögrenimine ailesiyle birlikte 6 yasindayken gittigi Manisa’da basladi. 1903’te Izmir Idadisi’ne girdi. Ömer Seyfettin, Sahabeddin Süleyman ve Baha Tevfik ile burada tanisti. Babasinin ölümünden sonra 1905'te annesiyle birlikte Misir’a gitti. Ögrenimini Iskenderiye’deki bir Fransiz okulunda tamamladi. 2'nci Mesrutiyet'in ilanindan kisa bir süre önce Istanbul'da geldi. 1908’de basladigi Istanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909’da Sehabettin Süleyman araciligiyla Fecr-i Âti topluluguna katildi. Muhit, Siir ve Tefekkür, Servet-i Fünun, Rübab, Türk Yurdu, Peyam-i Edebi, Yeni Mecmua, Ikdam gibi dergi ve gazetelerde yazilari yayinlandi. 1916’da tedavi olmak için gittigi Isviçre’de üç yil kaldi. Mütareke yillarinda Ikdam gazetesindeki yazilariyla Kurtulus Savasi’ni destekledi. 1921’de Ankara’ya çagrildi. "Tetkik-i Mezalim" komisyonundaki görevi nedeniyle Kütahya, Simav, Gediz, Sakarya yörelerini ddlasti. Cumhuriyet'in ilanindan sonra 1923’te Mardin, 1931’de Manisa milletvekili oldu. Burhan Asaf Belge'nin kizkardasi Leman Hanim'la evlendi. 1932’de Vedat Nedim Tör, Sevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve Ismail Hüsrev Tökin ile birlikte "Kadro" dergisini kurdu. 1934’te dergi kapatildi. Tiran elçiligine atandi. 1935’te Prag, 1939’da La Hay, 1942’de Bern, 1949’da Tahran ve 1951’de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayis 1960’tan sonra Kurucu Meclis üyeligine seçildi. Siyasal hayatinin son görevi 1961-1965 arasindaki Manisa milletvekilligi oldu. Ulus gazetesinin basyazarligini yapti. Anadolu Ajansi'nin Yönetim Kurulu Baskani'ydi. Ölümünden sonra Besiktas'ta Yahya Efendi Mezarligi'nda topraga verildi.
Çocukluktan baslayarak babasinin zengin kütüphanesinden yararlanip okuma zevki edindi. Misir'daki günlerinde bu zevki gelistirdi. Yazarliga Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde basladi. Fecr-i Âticiler’in "sanat kisiseldir" görüsünü paylastigi ve "sanat için sanat" yaptigi bu ilk döneminde "Nirvana" adli bir oyun, makaleler, denemeler, siirler ve öyküler yazdi. Balkan Savasi ve I. Dünya Savasi sirasinda ülkenin içinde bulundugu zor kosullar, sanat anlayisini degistirmesine yol açti. Sanatin toplumsal islevine de agirlik vermeye basladi. Bu ikinci dönem eserlerinde önce Ömer Seyfettin ve arkadaslarinin dilde yenilesme çabalarina karsi çikti. Sonra Ziya Gökalp'in de etkisiyle Yeni Lisan ve Milli Edebiyat akimini benimsedi. Daha çok romanci yönüyle ön plana çikti. Bu türün edebiyatimizdaki önemli temsilcilerinden biri oldu. Yazarlik yasami boyunca Bati edebiyati özelliklerine de siki sikiya bagli kaldi. Balzac, Flaubert ve Zola'dan etkilendi. Eserlerinde belli tarihsel dönemleri ele aldi. Kiralik Konak I. Dünya Savasi öncesinin, Hüküm Gecesi II. Mesrutiyet’in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtulus Savasi yillarinin, Ankara Cumhuriyet’in ilk on yilinin, Bir Sürgün 2'nci Abdülhamid döneminin islendigi romanlardir. Panorama 1923-1952 yillarini kapsar. 1955’ten sonra da anilari disinda kitap yazmadi. Romanlari arasinda en ünlüleri Nur Baba, Kiralik Konak ve Yaban’dir. Ilk romani Nur Baba, 1922’de kitap olarak basilmadan önce gazetede yayinlandi.

ESERLERI

ROMAN:
Kiralik Konak (1922)
Nur Baba (1922)
Hüküm Gecesi (1927)
Sodom ve Gomore (1928)
Yaban (1932)
Ankara (1934)
Bir Sürgün (1937)
Panaroma (2 cilt, 1953)
Hep O Sarki (1956)

ÖYKÜ:
Bir Serencam (1914)
Rahmet (1923)
Milli Savas Hikâyeleri (1947)

SIIR:
Erenlerin Bagindan (1922)
Okun Ucundan (1940)

OYUN:
Nirvana (1909)

ANI:
Zoraki Diplomat (1955)
Anamin Kitabi (1957)
Vatan Yolunda (1958)
Politikada 45 Yil (1968)
Gençlik ve Edebiyat Hatiralari (1969)

MONOGRAFI:
Ahmet Hasim (1934)
Atatürk (1946)

MAKALE:
Izmir’den Bursa’ya (1922, Halide Edip, Falih Rifki Atay ve Mehmet Asim Us ile birlikte)
Kadinlik ve Kadinlarimiz (1923)
Seçme Yazilar (1928)
Ergenekon (iki cilt, 1929)
Alp Daglari’ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden (1942)


Orhan Kemal (1914 - 1970)

Asil adi Mehmet Rasit Ögütçü olan Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nin Ceyhan ilçesinde dogdu. Babasi, 1920-1923 döneminde birinci B.M.M.’de milletvekilligi, 3 Mayis 1920’de Vekiller Heyeti’nde Adliye Bakanligi yapan ve 26 Eylül 1930’da Adana’da Ahali Cumhuriyet Firkasi’ni kuran Abdülkadir Kemali Bey’dir.

Partisinin kapatilmasi üzerine 1931’de Suriye’ye kaçan babasinin yanina ailece gidince, orta son siniftaki ögrenimini yarim birakti. Daha sonra burada bir basimevine isçi olarak girdi. Bir yil kadar Suriye ve Lübnan’da kaldi. 1932’de Türkiye’ye dönünce, Adana’da çirçir fabrikalarinda isçilik, dokumacilik, katiplik, ambar memurlugu yapti. 5 Mayis 1937’de evlendi. Nisan 1938’de kizi Yildiz dogdu. Ayni günlerde Nigde’de askerlik görevine basladi. Burada, “yabanci rejimler lehine propaganda ve isyana muharrik” suçundan yargilanarak, 27 Ocak 1939’da bes yila hüküm giydi Kayseri, Adana ve Bursa cezaevlerinde yatti. 1940 yili kisinda Bursa Cezaevi’nde Nazim Hikmet’le tanisti.

26 Eylül 1943’te tahliye olunca Adana’ya döndü. Karatas’ta toprak tasima isinde bir ay amelelik yapti. 14 Nisan 1944’te Devlet Demiryollari’nda “muvakkat hamal”olarak çalisti. Ayni yilin haziranin da Güzel Izmir Nakliyat Ambari’nda is buldu. Bir sure sonra bu isten de çikarildi.

1945 yili yazinda Kilis’e giderek, kalan 35 günlük askerlik görevini tamamladi. Çorum’a sürgüne gönderildi. Babasinin, dönemin basbakani Recep Peker’e telgraf çekmesi üzerine, 26 Ekim 1946’da birakildi. Adana’ya dönünce sebze nakliyeciligi, Verem Savas Dernegi’nde katiplik yapti. Bir süre sonra issiz kaldi.

17 Nisan 1950’de ailece Istanbul’a yerlesti. Istanbul’da geçimini yazarlikla sagladi. 7 Mart 1966’da bir ihbar üzerine iki arkadasiyla birlikte tutuklandi. “Hücre çalismasi ve komünizm propagandasi’ yaptiklari gerekçesiyle tevkif edilerek Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. 7 Nisan’da Türk Edebiyatçilar Birligi, Gen-Ar Tiyatrosu’nda 30. sanat yili nedeniyle bir jubile düzenledi. Toplantida Melih Cevdet Anday, Yasar Kemal ve James Baldwin birer konusma yapti. Bilirkisice verilen; “suç teskil eden bir cihet bulunmadigi hususundaki rapor üzerine 13 Nisan 1966’de serbest birakildi. 17 Temmuz 1968’de bu davadan beraat etti.Bulgar Yazarlar Birligi’nin çagrisi üzerine gittigi Sofya’da, tedavi edilmekte oldugu hastanede 2 Haziran 1970’te öldü.

Halikarnas Balikçisi (Asil adi; Cevat Sakir KABAAGAÇLI) (Dogum; 17 Nisan 1890 Girit, Ölüm; 13 Ekim 1973 Izmir )

1926’dan sonra deniz hikayeleriyle tanindi. Konularini Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kiyi ve açiklarinda gelisen, denize bagli olaylardan çikardi. Içinde yasadigi, en küçük ayrintilarina kadar bildigi hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balikçilari, dalgiçlari, sünger avcilarini ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karsi sonsuz bir hayranliktan gelen siirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatimla hikaye ve romana geçirdi.

Yazi ve düsünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydinlarini etkilemis bir kisi olarak, çesitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmis olan ve kendi eserlerinin sonraki baskilari yapilagelen Balikçi’ya Kültür Bakanligi’nca 1971 Devlet Kültür Armagani verilmistir.

Genis bibliyografyasi Yeni Yayinlar dergisinin Ekim 1974 sayisindadir. Bütün Eserleri Bilgi Yayinevi’nce toplanip yayinlanmaktadir. Cevat Sakir Bodrum'da yasadigi dönemde arkadaslari ile ilk Mavi Yolculuk fikirini ve uygulamasini gerçeklestirmislerdir. Bu mavi yolculuklarda yanlarina aldiklari seyler, peynir, su, istanköy peksimeti, tütün ve raki idi. Mavi yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayi dinlemektir. Haftalarca denizde kalinir sadece acil ihtiyaçlari temin etmek için karaya çikilirdi. Oysa ki bugün yapilan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolcuklar yazarin edebi eserlerini de büyük oranda etkilemistir.

Eserleri:

Hikaye kitaplari;

* Ege Kiyilarindan (1939)
* Merhaba Akdeniz (1947)
* Ege’nin Dibi (1952)
* Yasasin Deniz (1954)
* Gülen Ada (1957)
* Ege’den (1972)
* Gençlik Denizlerinde (1973)
* Parmak Damgasi (1986)
* Dalgiçlar (1991)
* Gündüzünü Kaybeden Kus

Romanlari:

* Aganta Burina Burinata (1945)
* Ötelerin Çocugu (1956)
* Uluç Reis (1962)
* Turgut Reis (1966)
* Deniz Gurbetçileri (1969)

Deneme Kitaplari:

* Anadolu Efsaneleri (1954)
* Anadolu Tanrilari (1955)
* Mavi Sürgün (Anilari, 1961)
* Anadolu’nun Sesi (inceleme, 1971)
* Hey Koca Yurt (1972)
* Merhaba Anadolu (1980)
* Düsün Yazilari (1981)
* Altinci Kita Akdeniz (1982)
* Sonsuzluk Sessiz Büyür (1983)
* Çiçeklerin Dügünü (1991)
* Arsipel (1993)

AZIZ NESIN

20 Aralik 1915’te Istanbul’da dogdu. Iki yil Darüssafaka Lisesi'nde ögrenim gördü. Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirdi. Kara Harp Okulu ve Askeri Fen Okulu'ndan mezun oldu. Üstegmen rütbesindeyken "görev ve yetkisini kötüye kullanmak" suçlamasiyla yargilanip ordudan uzaklastirildi. Bir süre bakkallik yapti. Ardindan gazetecilige basladi. Yedigün, Karagöz ve Tan Gazetesi'nde çalisti. Cumhuriyet adli bir magazin dergisi yayinladi. Sabahattin Ali ile birlikte, Marko Pasa, Malum Pasa, Merhum Pasa, Alibaba mizah dergilerini çikardi. 1951'de bir kitapçi dükkani, ardindan bir fotograf stüdyosu açti. 1954'ten itibaren Akbaba mizah dergisinde takma isimlerle mizah öyküleri yazdi. Yazin yasami boyunda 100'ün üzerinde takma isim kullandi. Kemal Tahir'le birlikte Düsün Yayinevi’ni kurdu.Yeni Gazete, Aksam ve Tanin'de köse yazilari yazdi. Yazarligi, Öncü, Yeni Tanin ve "Ustura" isimli bir mizah eki de hazirladigi Günaydin gazetesinde sürdürdü. 1962'de Zübük isimli mizah dergisini çikardi. 1963'te yayinevinin yanmasinin ardindan sadece yazmaya basladi. 1972'de Çatalca'da kimsesiz çocuklarin egitimini gerçeklestirmeyi amaçlayan Nesin Vakfi'ni kurdu. Kitaplarinin tüm gelirini bu vakfa bagisladi. 1976-1980 arasinda her dalda edebiyat ödülleri veren Nesin Vakfi Edebiyat Yilligi'ni çikardi. 1979'da seçildigi Türkiye Yazarlar Sendikasi Baskanligi görevini yillarca sürdürdü. Sadece Türk edebiyatinin degil dünya mizah edebiyatinin da sayili isimleri arasinda yer alan Aziz Nesin, düsünceleri ve yazilari nedeniyle siyasi iktidarlardan sürekli baski gördü, tutuklandi, yargilandi, sürgün edildi, cezaevlerinde kaldi. 6 Temmuz 1995 tarihinde yasamini yitirdi. Öykülerinde Türk toplumunu ayrintilariyla yansitir. Anlatiminda halk edebiyatinin ana ögelerinden yararlanir. Yer yer masal temasiyla ve mizah araciligiyla günlük olaylari, toplumsal aksakliklari elestirir. Türk edebiyatinda çagdas mizah yazarligi tekniklerini gelistiren, genç mizah yazarlarinin dogmasina yolaçan yazardir.

ESERLERI

SIIR:
Sondan Basa (1984)
Sevgiye On Ölüme Bes Kala (1986)
Kendini Yakalamak (1988)
Hosçakalin (1990)
Sivas Acisi (1995)

KONUSMALAR:
Insanlar Konusa Konusa (1988)
Çuvala Doldurulmus Kediler (1995)

HIKAYE:
Geriye Kalan (1948)
It Kuyrugu (1955)
Yedek Parça (1955)
Fil Hamdi (1955)
Damda Deli Var (1956)
Koltuk (1957)
Kazan Töreni (1957)
Toros Canavari (1957)
Deliler Bosandi (1957)
Mahallenin Kismeti (1957)
Ölmüs Esek (1957)
Hangi Parti Kazanacak (1957)
Havadan Sudan (1958)
Bay Düdük (1958)
Nazik Alet (1958)
Gidigidi (1959)
Aferin (1959)
Kördögüsü (1959)
Mahmut ile Nigar (1959)
Gözüne Gözlük (1960)
Ah Biz Esekler (1960)
Yüz Liraya Bir Deli (1961)
Bir Koltuk Nasil Devrilir (1961)
Biz Adam Olmayiz (1962)
Sosyalizm Geliyor Savulun (1965)
Ihtilali Nasil Yaptik (1965)
Rifat Bey Neden Kasiniyor (1965)
Yesil Renkli Namus gazi 81965)
Bülbül Yuvasi Evler (1968)
Vatan Sagolsun (1968)
Yasasin Memleket (1969)
Büyük Grev (1978)
Hayvan Deyip Geçme (1980)
70 Yasim Merhaba (1984)
Kalpazanlik Bile Yapilamiyor (1984)
Maçinli Kiz Için Ev (1987)
Nah Kalkinirsin (1988)

ROMAN:
Kadin Olan Erkek (1955)
Gol Krali Sait Hopsait (1957)
Erkek Sabahat (1957)
Saçkiran (1959)
Zübük (1961)
Simdiki Çocuklar Harika (1967)
Tatli Betüs (1974)
Yasar Ne Yasar Ne Yasamaz (1977)
Surname (1976)
Tek Yol (1978)

ANILAR:
Bir Sürgünün Hatiralari (1957)
Böyle Gelmis Böyle Gitmez (1. Bölüm 1966, 2. Bölüm 1976)
Poliste (1967)
Yokusun Basi (1982)
Salkim Salkim Asilacak Adamlar (1987)
Rüyalarim Ziyan Olmasin (1990)

MASALLAR:
Memleketin Birinde (1987)
Hoptirinam (1960)
Uyusana Tosunum (1971)
Aziz Dededen Masallar

TASLAMA:
Azizname (1970)

FIKRALAR:
Nutuk Makinasi (1958)
Az Gittik Uz Gittik (1959)
Merhaba (1971)
Suçlanan ve Aklanan Yazilar (1982)
Ah Biz Ödlek Aydinlar (1985)
Korkudan Korkmak (1988)

GEZI:
Duyduk Duymadik Demeyin (1976)
Dünya Kazan Ben Kepçe (1977)

OYUNLAR:
Biraz Gelir misiniz (1958)
Bir Sey Yap Met (1959)
Toros Canavari (1963)
Düdükçülerle Firçacilarin Savasi (1968)
Çiçu (1970)
Tut Elimden Rovni (1970)
Hadi Öldürsene Canikom (1970)
Bes Kisa Oyun (1979)
Bütün Oyunlari (Adam Yayinlari)(1982)

ÖDÜLLERI:
Üç Karagöz Oyunu (1968) ile 6. Karacan Armagani birinciligini (1968)
Çiçu ile Türk Dil Kurumu 1970 Tiyatro Ödülü’nü
Altin Palmiye (Italya 1956, 1957)
Altin Kirpi (Bulgaristan, 1966)
Krokodil (Sovyetler Birligi, 1069)
Lotus Asya-Afrika Yazarlar Birligi Ödülü 1975
Bulgaristan Uluslararasi Gülmece Kitaplari Yarismasi’nda Büyük Ödül 1977

Sezai Karakoç'un Hayati (1933 - )


Sezai Karakoç, 1933 yilinda Diyarbakir’in Ergani ilçesinde dünyaya gelir. Babasi Yasin Efendi’nin koydugu isim Muhammed Sezai’dir. Nüfus kayitlarinda Ahmet Sezai olarak geçer. Dedeleri, Ergani ve yöresinde oldukça etkin kisilerdendir. Babasinin babasi Hüseyin efendi, Plevne savasina katilmis; Gazi Osman Pasa’nin takdirini kazanmistir. Aile Leventogullari olarak anilir.

Sairin çocuklugu Ergani, Maden ve Dicle ilçelerinde geçer. Alti yasinda ilkokula baslar ve 1944’te Ergani’de ilkokulu tamamlar. Maras ortaokuluna parasiz yatili ögrenci olarak kayit yaptirir.1947 de burayi bitirerek Gaziantep’te yine parasiz yatili lise ögrenimine baslar. Gaziantep lisesinden 1950’de mezun olur. Felsefe okumak istedigi için Istanbul’a gider. Fakat babasinin arzusu ilahiyat fakültesidir. Kendi parasiyla okuyamayacagini anlayinca, o zaman parasiz yatili kismi bulunan Siyasal Bilgiler Fakültesi sinavina girer. Sinav sonuçlarini beklerken de Felsefe bölümüne kayit yaptirir. Eger sinavi kazanmazsa felsefe egitimi yapacaktir.

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanarak basladigi yüksek ögrenimini, 1955’te fakültenin mali subesinden mezuniyetle tamamlar. Pek çok resmi görevde bulunur. Görevi icabi Anadolu’yu çok gezer ve birçok il, ilçeyi inceleme, tanima firsati bulur. 1960-1961 yillarinda yedek subay olarak askerlik görevini yerine getirdikten sonra görevine kaldigi yerden devam eder. 1965’ten 1973’e kadar birçok kez istifa eder. 1973’ten bu yana da hiçbir resmi görev almaz.

Kurucusu bulundugu ‘Dirilis Yayinlari’ ve ‘Dirilis Dergisi’ ile Istanbul’da hizmete devam eder. 1990 yilinda ‘Güller Açan Gül Agaci’ Amblemiyle Dirilis Partisini (DIRI-P) kurar. Yedi yil Partinin Genel Baskanligini yürütür. Ancak 1997’de iki genel seçime girmedi gerekçesiyle parti kapatilir.

Devlet, millet ve medeniyet kavramlarina farkli boyutlarda anlam yükleyen Sezai Karakoç’un kirk-bir yillik ‘Dirilis’ doktrini etrafinda düsünsel alanda bir Dirilis Nesli olusur.

Siir, sanat ve düsünce ile yüklü hayatina, çilesine, duygu ve duyarliklarina deginmek çok da kolay degil. Bunun için büyük bir çalisma gerekir. Kisaca, ‘siir üslubu bakimindan, az çok Ikinci Yeni’ye yakin sayilsa da, siirinde isledigi temalar, inandigi degerler bakimindan siirimizde yeni ve degisik bir sestir’ demek mümkün.

Siir Kitaplari:

Körfez (1959), Sahdamar (1962), Hizir'la Kirk Saat (1967), Sesler (1968), Taha'nin Kitabi (1968), Kiyamet Asisi (1968), Magara ve Isik (düzyazi siirler, 1969), Gül Mustusu (1969), Zamana Adanmis Sözler (1970), Ayinler (1977), Leyla ile Mecnun (1981), Ates Dansi (1987)...



Sezai Karakoç'un Siirleri


>> Adak Isigi

>> Alinyazisi Saati (Istanbul)

>> Anneler Ve Çocuklar

>> Ask Ve Çileler

>> Bahçe Görmüs Çocuklarin Siiri

>> Balkon

>> Batis

>> Ben Kandan Elbise Giydim Hiç Degistirsinler Istemezdim

>> Çesmeler

>> Çocuklugumuz

>> Denizin Kentini Yaktim

>> Dogum

>> Doktorun Karsisinda

>> Donuk Ask

>> Ey Sevgili

>> Hizirla Kirk Saat'ten

>> Ilk

>> Inci Dakikalari

>> Kan Içinde Günes

>> Kapali Çarsi

>> Kar Siiri

>> Kara Yilan

>> Kav

>> Köpük'ten

>> Köse

>> Küçük Na't

>> Leyla'nin Bir Isiga Dönüsmesi

>> Leyla Kösesi

>> Masal

>> Mecnun ve Toz Bulutu

>> Mecnun, Mum ve Pervane

>> Mona Rosa II-Ölüm ve Çerçeveler

>> Mona Roza

>> Ölüm ve Çerçeveler

>> Perili Siir

>> Ping-pong Masasi

>> Pismanlik Ve Çileler

>> Rüzgâr

>> Sabun Yasi

>> Samanyolunda Veba

>> Sepet

>> Sessiz Müzik

>> Sevgi

>> Sila Asktir

>> Sürgün Ülkeden Baskentler Baskentine

>> Sahdamar

>> Sehrazat

>> Taha'nin Kitabi

>> Tahta At

>> Tut

>> Veda

>> Ve Monna Rosa

>> Yagmur Duasi


>> Yoktur Gölgesi Türkiye'de


MEHMET RAUF

12 Agustos 1875’te Istanbul’da dogdu. 23 Aralik 1931’de yine Istanbul’da yasamini yitirdi. Türk edebiyatinda psikolojik roman türünün ilk örneklerinden olan "Eylül" isimli romaniyla taninir. Ilk ve orta ögrenimini Istanbul Balat’taki mahalle mektebiyle, Sogukçesme Askeri Rüsdiyesi’nde yapti. Bahriye mektebini bitirdi, deniz subayi oldu. 1894’te staj için Girit’e, 1895’te Kiel kanalinin açilis töreni için Almanya’ya gönderildi. Trabya’da elçilik gemilerinin irtibat subayligina atandi. Üç kez evlendi. 1908’den sonra bahriyeden ayrilarak sadece yazarlik yapti. 1908-1909 arasinda "Mehasin", 1923-1924 arasinda "Süs" adlarinda iki kadin dergisi yayinladi. Bir süre ticaretle ugrasti. Yasaminin son yillarini yoksulluk içinde geçirdi. Ilk öyküsünü 16 yasinda yazdi. "Düsüs" isimli bu öykü Halit Ziya Usakligil'in Izmir'de çikardigi "Hizmet" gazetesinde yayinlandi. Mektep ve Servet-i Fünun dergilerindeki yazilariyla tanindi. Asil ününü Servet-i Fünun'da tefrika edilen "Eylül" adli romaniyla yapti. 1946'da basilan bu roman, Türk edebiyatindaki ilk psikolojik romandir. Konusu kari-koca-asik üçlü iliskisi olan bu romanda, sade ve akici bir dille ruhsal çözümlemelere yer verdi. Bu basariyi diger eserlerinde yineleyemedi.

ESERLERI

ROMAN:
Eylül (1901-1946)
Genç Kiz Kalbi (1914-1946)
Karanfil ve Yasemin (1924)
Son Yildiz (1927)
Kan Damlasi (1928)
Halas (1929)

ÖYKÜ:
Ihtizar (1909)
Son Emel (1913)
Bir Askin Tarihi (1915)
Ilk Temas, Ilk Zevk (1922)
Eski Ask Geceleri (1927)

OYUN:
Ferdi ve Sürekasi (1909)
Cidal (1911)
Sansar (1920)

DÜZYAZI-SIIR:
Siyah Inciler

Resat Nuri Güntekin ( 26.11.1889)- (07.12.1956)

25 Kasim 1889 tarihinde Istanbul’da dogdu. Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da basladigi (1913) ögretmenlik hayatina çesitli okullarda devam etti. Milli Egitim müfettisi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Atesesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittigi Londra’ da öldü. Istanbul’ da Karacaahmet Mezarligi’nda gömülü.

Yazi hayatina Birinci Dünya Savasi sonlarinda (1917) baslayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basilan Resat Nuri, 1918’ de tiyatro elestiri ve arastirmalari yayimlarken bir yandan da hikayeler (Sair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yaziyordu. Çalikusu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasiyla (1922) genis bir ün kazandi. Çok hareketli bir eser olan Çaliskusu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydin kizi Feride’ ye kavustu, genis ölçüde romana girdi. Bu roman az okumus ve aydin, iki sinifi da, dogal ve canli diliyle kendine bagladi. Resat Nuri’ nin hemen bütün romanlarinda dekor olarak tasra kasaba ve sehirleri çevre, tip, çesitli problem ve görüsleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarinda sosyal ve hissi konulari isleyen yazar, küçük hikayelerinde bunlarin yanina mizahi da ekledi

Yazdigi, çevirdigi, kitap biçimine girmis veya dergi, gazete sayfalarinda, tiyatro repertuarlarinda kalmis tüm eserlerinin toplami yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandir, 7 tanesi hikaye kitabi. Yazdigi, çevirdigi, uyarladigi, oynanmis, basilmadan kalmis oyunlarinin sayisi roman ve hikaye kitaplarinin sayisini da asar. 7 Aralik 1956’da Londra’da öldü.

ESERLERI

Hikaye kitaplari: Tanri Misafiri (1927), Sönmüs Yildizlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olagan Isler (1930), vb.

Gezi yazilari: Anadolu Notlari (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).
Oyunlari içinde en ünlüleri Balikesir Muhasebecisi (1953) ve Tanridagi Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, esi tarafindan, bir külliyat halinde yeniden bastirildi.

Romanlari: Gizli El (1922), Çalikusu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Aksam Günesi (1926), Bir Kadin Düsmani (1927), Yesil Gece (1928),Acimak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kizilcik Dallari (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalik (1938), Ates Gecesi (1942), Degirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçegi (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Siginak (1961),Kan Davasi (1955),
Hikaye Kitaplari: Tanri Misafiri (1927), Sönmüs Yildizlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olagan Isler (1930)
Gezi Yazilari: Anadolu Notlari (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
Oyunlari:Balikesir Muhasebecisi (1953), Tanridagi Ziyafeti (1955)

HAKKINDA YAZILANLAR

Resat Nuri Güntekin Türkan Poyraz – Muazzez Albek (Ankara, 1957)
Resat Nuri Güntekin Hayati, sanati ve eserleri Muzaffer Uyguner (Varlik Yay;1967).
Romaniyla Resat Nuri Güntekin Ibrahim Zeki Burdurlu (Izmir Egitim Ens. Yay., 1971)
Resat Nuri’nin Tiyatro ile Ilgili Makaleleri Prof.Dr.Kemal Yavuz Kültür Bakanligi Y.
Resat Nuri Güntekin’ in Romanlarinda Sahislar Dünyasi Birol Emil (1984) adli doçentlik tezi.

HAKKINDA YAZILANLAR

ÇALIKUSU AILESI Cemal Kalyoncu
Aksiyon 20 Nisan 2002 s.385

Basta Çalikusu romani olmak üzere eserleriyle Türk edebiyatinin klasiklerine imza atanlardan biri olan Resat Nuri Güntekin'in, hayatta olan esi Hadiya Hanim ve kizi Ela Güntekin, Resat Nuri'yi ve aileyi ilk defa Aksiyon'a anlatti
Çalikusu'yla beraber Anadolu'yu gezenlerimiz az degildir. Dudaktan Kalbe, Acimak, Aksam Günesi, Kavak Yelleri ve Yaprak Dökümü'ndeki kahramanlarin sevinçleriyle sevinen, üzüntüleriyle hüzünlenen, hele Ates Gecesi'yle bir insanin iç dünyasina yolculuga çikanlar oldukça fazladir. Resat Nuri Güntekin sayisi 30'u asan eseri ile çagdas Türk edebiyatinin öncülerinden biridir. Türkiye'de kitap okurlarindan hemen herkes Resat Nuri Güntekin'in eserlerinden birini okumus, okumayanlar da filme alinmis eserlerinden birini mutlaka izlemistir. Yani Resat Nuri Güntekin, eserlerinde, beslendigi toplumdan kopmayarak halktan karakterlere yer verdiginden okur nezdinde ilgiyle karsilanmis birisidir.

25 Kasim 1889 yilinda Istanbul'da dogan Resat Nuri Güntekin'in babasi askeri doktor olan Nuri Bey'dir. Annesi ise Anadolu'da valiliklerde bulunmus Çerkez Yaver Pasa'nin kizi Lütfiye Hanim. Nuri—Lütfiye çifti Resat disinda Reside adli bir de kiz çocugu getirir dünyaya. Ancak Reside çok genç yasta vefat edecektir.

Resat Nuri ögrencisi ile evleniyor
Askeri doktor Nuri Bey'in pesinde Resat Nuri de Anadolu'nun bir çok yerini dolasir. Ilkokula Çanakkale Iptidai Mektebi'nde baslar. Bir süre de sadece gayrimüslimlerin okudugu Izmir Frere'ler Okulu'nda okur. Kizi Ela Güntekin anlatiyor: "Müslümanlari almiyorlar oraya. Ancak babam bir gayrimüslim adiyla kayit yaptiriyor. Bir süre sonra da hiç bir neden olmadan babasi oradan aliyor ve 'Oglum sen gez, dolas. Insanlara bak, dogayi tani' diyor. Bunun üzerine babam köylere gidiyor, üzüm baglarini dolasiyor, insanlarla konusuyor ve böylece basibos bir yil geçiriyor. Sonra babam bunu niye yapti? diye aklina takiliyor. Farisice bilen, Arapça ve Fransizca büyük bir kütüphanesi olan babasi, yani dedem de utana sikila 'Ben seni Rousseau'nun Emil'i gibi yetistirmek istedim' cevabini veriyor ona." Resat Nuri'nin yazar olmasinda bu hadisenin önemli rolü olmustur herhalde: "Bu olay babami, birtakim olaylari düsünmeye, izlemeye yöneltmistir diye düsünüyorum." Resat Nuri daha sonra Istanbul'a gelir ve Saint Joseph'ten mezun olur. 1912'de Darülfünun Edebiyat Fakültesi'ni bitirir. Bir yil sonra da uzun yillar sürecek ögretmenlige ilk adimini Bursa Sultanisi'nde Fransizca ögretmenligi yaparak atar. Istanbul'a döner, Vefa ve Erenköy Lise'lerinde müdürlük, Kabatas, Galatasaray, Istanbul Erkek Lisesi ile Çamlica ve Erenköy Kiz Liselerinde de 1931 yilina kadar Türkçe, edebiyat ve felsefe dersleri basta olmak üzere çesitli dersler verir. 1917'den itibaren eserleri gazetelerde tefrika edilen Resat Nuri Güntekin 1927 yilinda da, Erenköy Kiz Lisesi'nden yeni mezun olan ögrencisi Hadiye Hanim ile evlenir: "Annemin sesi çok güzelmis. Okul idaresi egitim için yurt disina göndermeyi düsünmüs ama annemin babasi izin vermemis. Annem pariltilari olan bir kadin. Okusaydi iyi bir yere gelebilir ya da iyi bir opera sanatçisi olabilirdi." Hadiye Güntekin, sitma konusunda yapmis oldugu mücadeleleri ile bilinen Izmitli Dr. Feyzullah Izmidi'nin torunudur: "Hiç birikimi olmayan bir adamin gidip burjuva ailesinin kiziyla evlenmesi siradan bir sey degil. Babam halk adami ama kendisini yetistirmisti."

Feyzi Pasa ailesinin diger fertleri soyadi kanunundan sonra 'pasaoglu' dememek için Generalfeyzioglu soyadini alir. Aileden Erol ve Feyzi is adami olur. Resat Nuri'nin kayinpederi, yani Hadiye Hanim'in babasi ise damadinin Güntekin olan soyadini alacaktir. Bugün 94 yasinda olan Hadiye Güntekin ise, esiyle beraber son yillarini geçirdigi Levent'teki, duvarlari kocasinin resimleriyle dolu evinde yasamaya devam etmektedir.

Yazar, büyükelçi ve milletvekili Rusen Esref Ünaydin'in teyzesinin oglu olan Resat Nuri Güntekin, 1931'den 1939 senesine kadar Milli Egitim müfettisligi yapar. 1939'da ise milletvekili seçilerek Çanakkale'yi temsilen bir dönem Meclis'te bulunur: "Parti (CHP) adina Çanakkale'ye gidip teskilatin düzensizligini rapor ederek Çanakkale'nin CHP için elden gitmekte oldugunu anlattigi bir belge geçmisti elime. Ama babamin aktif bir siyasi hayati oldugunu düsünmüyorum." Piyes de yazan Resat Nuri Güntekin milletvekilliginden sonra 1947 yilina kadar Milli Egitim Basmüfettisligi yapar. Bundan sonra 1954'e kadar da Paris Kültür Ataseligi görevinde bulunur. UNESCO'da Türkiye Temsilciligi ve talebe müfettisligi onun son resmi görevidir.


ÖZDEMIR ASAF

11 Haziran 1923’te Ankara’da dogdu. 28 Ocak 1981’de Istanbul’da öldü. Asil adi Halit Özdemir Arun. Ilk ögretiminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde yapti.1942'de Kabatas Erkek Lisesi'nden mezun oldu. Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Iktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü'ndeki ögrenimini yarim birakti. Bir süre sigortacilikla ugrasti. Zaman ve Tanin gazetelerinde çevirmen olarak çalisti. 1950’de Istanbul'da Sanat Basimevi’ni kurarak yayinciliga basladi, kendi siir kitaplarini basti. 1955’te Yuvarlak Masa Yayinlari’ni kurdu. Ilk siirleri "Servet-i Fünun Uyanis" dergisinde yayinlandi. çesitli dergilerle, Vatan gazetesinin sanat sayfalarinda çikan siirleriyle tanindi. Özgün ve etkileyici bir dil kullandigi siirlerinde "ikinci kisi" sorununu ele aldi. Ikinci kisiye bagliligini çesitli yönlerden inceledi, kendi davranislarini soyutlama yoluyla bir düsünce düzeyine yükselterek çözümlemeye çalisti. Özellikle son dönem siirlerinde dize sayisini azaltarak duygu ve zeka piriltilarinin kaynastigi kisa siirler yazdi. Siirlerinin bir bölümünde toplumla, yasadigi çagla ve kendisiyle hesaplasmasinin buruk öfkesi gözlemlenir. Bu yaklasimla yeni taslama biçimleri üreterek hiciv siirinin ögelerini ustaca kullandi. Insan iliskilerinin toplumsal ve bireysel düzlemlerdeki çeliskilerini "sen-ben" ikileminde yansitti. Siirlerinde çok sik kullandigi sevgi, ayrilik, ölüm temalari, son siirlerinde yerlerini kaçis, umutsuzluk ve tedirginlige birakti.


ESERLERI

SIIR:
Dünya Kaçti Gözüme (1955)
Sen Sen Sen (1956)
Bir Kapi Önünde (1957)
Yumusakliklar Degil (1962)
To Go To (1964, Yildiz Moran'in Ingilizce'ye çevirdigi siirler)
Nasilsin (1970)
Çiçekleri Yemeyin (1975)
Yalnizlik Paylasilmaz (1978)
Benden Sonra Mutluluk (1984, ölümünden sonra)

DENEME-ÖYKÜ:
Yuvarlagin Köseleri 1 (Etika) (1961)
Yuvarlagin Köseleri 2 (Etika) (1986)
Dün Yagmur Yagacak (Öykü) (1987)
Özdemir Asafça (Deneme) (1988)

AYSE KULIN Türk gazeteci ve yazar.


Biyografi
Ayse Kulin, Arnavutköy Amerikan Kiz Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çesitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalisti. Uzun yillar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapimcisi, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yapti.

Öykülerden olusan ilk kitabi Günese Dön Yüzünü 1984 yilinda yayinlandi. Bu kitaptaki Gülizar adli öyküyü, Kirik Bebek adiyla senaryolastirdi ve bu filmi 1986 yilinda Kültür Bakanligi Ödülü'nü kazandi.

1986'da sahne yapimciligini ve sanat yönetmenligini üstlendigi Ayasli ve Kiracilari adli dizideki çalismasiyla Tiyatro Yazarlari Dernegi'nin En Iyi Sanat Yönetmeni Ödülü'ni kazandi.

1996 yilinda Münir Nureddin Selçuk'un yasam öyküsünün anlatildigiBir Tatli Huzur adli kitabi yayinlandi. Ayni yil, Foto Sabah Resimleri adli öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir yil sonra ayni adi tasiyan kitabi Sait Faik Hikaye Armagani'ni kazandi.

1997'de yayinlanan Adi Aylin adli biyografik romani ile, Istanbul Iletisim Fakültesi tarafindan yilin yazari seçildi.

1998 yilinda Genis Zamanlar adli öykü kitabi, 1999'da Iletisim Fakültesi tarafindan yilin romani seçilmis olanSevdalinka ve 2000'de yine bir biyografik roman olan Füreyya yayinlandi.Genis Zamanlar adli öykü kitabi 2007 yilinda Star Tv ekranlarinda dizi olarak yayinlanmaya baslandi.

2001 yilinda yayinlanan Köprü isimli romani ile Dogu illerimizde yasanan dramin kökenleri ve Cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini ele aldi.

Ayse Kulin 2002 yilinda yayinlanan Nefes Nefese isimli romani ile ikinci dünya savasi sirasinda yüzlerce Yahudi'yi soykirimda kurtaran Türk diplomatlarinin kahramanliklarini bir ask öyküsü ile birlikte isliyor...


Eserleri

Günese Dön Yüzünü, (öykü kitabi), 1984.
Bir Tatli Huzur, (biyografi), 1996.
Adi: Aylin, (biyografik roman), 1997.
Genis Zamanlar , (öykü kitabi), 1998.
Foto Sabah Resimleri, (öykü kitabi), 1998.
Sevdalinka, (roman), 1999. ISBN 9752892426.
Füreya, (biyografik roman), 2000.
Günese Dön Yüzünü, (öykü kitabi), 2000.
Köprü, (roman), 2001. ISBN 9752892639.
Nefes Nefese, (roman), 2002. ISBN 9751409047.
Içimde Kizil Bir Gül Gibi, (deneme), 2002.
Babama, (oto biyografi), 2002.
Kardelenler, (arastirma), 2004.
Gece Sesleri, (roman), 2004.
Bir Gün, (roman), 2005. ISBN 9752892361.
Bir Varmis Bir Yokmus, (Roman), 2007

YASAR KEMAL

1923 [nüfus kaydinda 1926]
Gögceli [Gökçedam] köyü, Osmaniye, Adana

Asil adi Kemal Sadik GÖKÇELI. Nigâr Hanim ile çiftçi Sadik Efendi’nin oglu. Aslen Van-Ercis yolu üzerinde ve Van Gölü’ne yakin Muradiye ilçesine bagli Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesi Birinci Dünya Savasi’ndaki isgal yüzünden uzun bir göç süreci sonunda Adana’nin Osmaniye ilçesine bagli Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerlesmisti. Küçük yasta bir kaza nedeniyle bir gözünü kaybeden Yasar Kemal 5 yasindayken babasinin Hemite Camiinde namaz kilarken öldürülmesine tanik oldu. Burhanli köyü ilkokulunda basladigi ilkögrenimini Kadirli Cumhuriyet Ilkokulu’nda tamamladi. Adana’da ortaokula devam ederken bir yandan da çirçir fabrikasinda isçilik yapti. Ortaokulu son sinifta terk ettikten sonra çesitli islerde çalisti. Kuzucuoglu Pamuk Üretme Çiftligi’nde irgat kâtipligi (1941), Adana Halkevi Ramazanoglu kitapliginda memurluk (1942), Zirai Mücadele’de irgatbasligi, daha sonra Kadirli’nin Bahçe köyünde ögretmen vekilligi (1941-42), pamuk tarlalarinda, batozlarda irgatlik, traktör sürücülügü, çeltik tarlalarinda kontrolörlük yapti. Yirmiye yakin iste çalistigi bu yillarda en uzun isi bes yil üst üste yaptigi çeltik tarlalarinda kontrolörlük oldu. Bu arada 17 yasindayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yasadi. Askerlikten sonra 1946’da gittigi Istanbul’da Fransizlara ait Havagazi Sirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalisti. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarinda kontrolörlük yaptiktan sonra arzuhalcilik yapmaya basladi, çesitli güçlüklerle karsilastigi için bu isi de sürdüremedi. 1950’de Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine aykiri eylemde bulunmak saviyla tutuklandi ve bir süre Kozan Cezaevi’nde yatti. 1951’de saliverilince Istanbul’a gitti.

Kisa bir issizlik döneminin ardindan Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarligi ile basladigi gazeteciligi fikra yazarligi ve kurdugu yurt haberleri serisinin yönetimi ile sürdürdü (1951-63). 1962’de girdigi Türkiye Isçi Partisi’nde Genel Yönetim Kurulu üyeligi, Propaganda Komitesi baskanligi ve Merkez Yürütme Kurulu üyeligi yapti. 1963’te ayrildigi gazetecilikten sonra kendini bütünüyle roman yazma ugrasina verdi. 1967’de haftalik dergi Ant’in kuruculari arasinda yer aldi. Sorumlusu oldugu bu derginin yayinlari arasinda çikan Marksizmin Temel Kitabi adli yapittan dolayi 18 ay hüküm giydi. Bu karar Yargitay tarafindan bozuldu. Ant dergisindeki yazilarindan dolayi çesitli kovusturmalara ugradi. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikasi’nin kurulusuna katildi ve 1974-75 yillarinda ilk genel baskanligini üstlendi. 1995’te Der Spiegel’de çikan bir yazisi dolayisiyla Istanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargilandi, 20 ay hapis cezasina çarptirildi ve cezasi ertelendi. PEN Yazarlar Dernegi üyesi. Halen Istanbul’da yasamakta ve yazarlik ile yasamini sürdürmekte olan Yasar Kemal bir çocuk babasidir.

Yazar küçük yaslarda halk edebiyatina ilgi duydu; saz çalmaya, türkü söylemeye ve destanlar anlatmaya basladi. Yöredeki halk ozanlariyla karsilikli atismalar yapti. Ilkokulda okurken siir yazmaya basladi. Köy köy dolasarak folklor ürünleri derledi. Bu yillarda siirlerini Kemal Sadik Gögceli adi ile Türksözü (1939), Yeni Adana (1939) ve Vakit (1940) gazetelerinde ve Varlik, Kovan, Ülkü, Millet, Bespinar dergilerinde yayimladi. 1940’li yillarda Adana’da çikan Çig dergisi çevresindeki yazar ve aydinlarla iliski kurdu ve siirleri o dergide de yayimlanmaya basladi. Abidin Dino ve agabeyi Arif Dino ile kurdugu yakinlik onun düsünce ve edebiyat dünyasinin gelisimini etkiledi. Ramazanoglu Kütüphanesi’nde çalistigi dönemde eski Yunan klasiklerinden Çukurova tarihine kadar pek çok kitapla tanisma olanagi buldu. Bu siralarda Orhan Kemal’le de tanisti. Ilk öyküleri “Bebek”, “Dükkânci”, “Memet ile Memet” 1950’lerde yayimlandi. Ilk öyküsü “Pis Hikâye”yi ise 1944’te Kayseri’de askerligini yaparken yazdi. Gözleme dayanan bu ilk öykülerinde konularini Çukurova ve Çukurova insanindan aldi; bu yöre insanlarinin ekonomik sikintilar ve güç doga kosullarindaki savasimini insan-doga-çevre iliskisi içerisinde ele aldi; giderek uzun öykülere yöneldi.

Bir folklor derlemesi olan ilk kitabi Agitlar (1943), o güne degin hiç derlenmemis ya da çok az ilgi gösterilmis tekerlemeleri ve agitlari gün isigina çikardi. Bu agitlari 16 yasindan itibaren derlemeye baslayan yazar, daha sonra Karacaoglan’in yayimlanmamis siirleri üzerine çalisti. Söz konusu derleme ve çalismalar, yazarin ileride yazacagi romanlara önemli ölçüde malzeme sagladi.

Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Yasar Kemal imzasi ile yazmaya basladi. Bu dönemde Anadolu insaninin iktisadi ve toplumsal sorunlarini dile getirdigi dizi röportajlari ile taninmaya basladi: “Yanan Ormanlarda Elli Gün” (1955), “Çukurova Yana Yana” (1955). “Dünyanin En Büyük Çiftliginde Yedi Gün” (1955), “Peri Bacalari” (1957). 1952’de yayimlanan ilk öykü kitabi Sari Sicak’ta da yer alan “Bebek” öyküsünün Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye baslandigi dönemde yazarin imzasina olan merak giderek artmaya basladi. 1953-54’te Cumhuriyet’te tefrika edilen ilk romani Ince Memed ise büyük ilgi uyandirdi.

Türkiye’de tarimdan sanayilesmeye geçis evresi olarak nitelenebilecek 1950’li yillarda, Çukurova’nin genis biçimde makinelesmeye açilmasi ve verimli topraklar üzerindeki agalar arasi rant savasiminin kizismasi, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçlari Yasar Kemal’in romanlarinin ilk evresinin ana temasini olusturmustur denilebilir. Aga baskisi karsisinda daga çikan eskiya Ince Memed’le yazar, bir destan kahramanini anlatirken ayni zamanda toplumsal yapidaki aksakliklarin da elestirisini yapar. Roman, agalara karsi Çukurova’nin yoksul halkina arka çikan Ince Memed’in halki için savasimini konu alir. Roman kahramaninin Toroslar’da bes köyün bütün topraklarina sahip bir agaya karsi direnisi ve çekismeleri uzun bir serüveni kapsar. Sonunda Ince Memed topraklari gerçek sahipleri olan köylülere dagitir, agayi öldürür, daga çekilip kayiplara karisir ve bir efsane kisisi haline gelir. Yazarin kendi deyimiyle “mecbur adamin” öyküsüdür Ince Memed. Yayimlandigi dönemde büyük yanki yaratmis olan Ince Memed’de yazarin geleneksel masal, efsane tema ve motiflerinden yararlanarak çagdas düzeyde romantik bir öykü kurdugu gözlenir. Teneke (1967), Çukurova yöresindeki çeltik agalarina karsi mücadele eden ve köylünün yaninda yer alan genç ve idealist bir kaymakamin trajik öyküsünü isler, “aydinin mücadele gücü”nü dile getirir. Daha sonra bu romani iki perdelik oyun biçiminde sahneye uyarlamistir.

Psikoloji ve simgesel ögelerin yer yer agir bastigi “Dagin Öteki Yüzü” üçlemesinin ilk kitabi olan Orta Direk’te (1960) yazar, “Toroslarin arka yanindaki” bir köyün insanlarinin, pamuk tarlalarinda irgatlik yapmak için, Çukurova’ya dogru yola koyuluslarini, tabiatla dövüse dövüse Çukurova’ya varislarini anlatir. Roman destansi bir hava içinde ve bu havaya uygun bir Türkçe ile kaleme alinmistir. Bu “üçleme” yazarin, Orta Direk’in önsözünde de belirttigi gibi, kendi yasantisi ve tanikligidir. Dizinin ikinci kitabi Yer Demir Gök Bakir (1963) bir köy toplulugunun mit yaratmasi öyküsüdür. Yer Demir Gök Bakir’da, güçlükler içinde bunalan, yasama sartlarini degistirmek için bir umutlari, bir düsünceleri olmayan köylülerin, insanoglunun çaresiz kaldikça basvurdugu çözüme basvurarak, bir mit yaratmalarini ve bu mite siginislarini anlatir. Üçlemenin son kitabi Ölmez Otu’nda ise bir yandan degisen kosullar içinde bu mitin yikilisi anlatilirken, diger yandan da bir kisinin bir cinayet mitini yaratisi anlatilir. Üçlemenin ilk iki kitabinda korkunç sefalet kosullarinda duygulanimlara kapilmadan, büyük bir serinkanlilikla ve bir romanci gözü ile köyün ekonomik ve toplumsal gerçekligi, köylülerin yasama ve çalisma kosullarini veren Yasar Kemal Ölmez Otu’nda nesnel kosullari geri plana alarak dogrudan dogruya insana egilir.

“Irmak Roman” niteligindeki “Akçasazin Agalari” adli dizinin ilk iki kitabi Demirciler Çarsisi Cinayeti (1973) ve Yusufcuk Yusuf’ta (1975) ülkenin tarihsel gelisimi sürecinde Çukurova’daki toplumsal yapinin degisimi anlatilir: Derebeyi artigi aga tipinin çöküsünü, yok olusunu ve bu yok olusa kosut giden gelismeyi; bir baska yönüyle Demokrat Parti’nin kredi yardimlari ile tarimdan para kazanan agalarin sanayiye yatirim yapmalarini anlatarak eski toprak agalarinin yavas yavas sanayici olmalari sürecini betimler. Ne var ki Yasar Kemal bu toplumsal degisme sürecinin üzerinde fazla durmaz; asil göstermek istedigi, bir düzenin çöküsü ve yozlasmasidir. Bu romanlarinda Çukurova’da kapitalizmin gelismesiyle yok olmaya yüz tutan bir yapinin son çirpinislarini, toprak agasi iki ailenin gerçeginde verir.

Hüyükteki Nar Agaci’nda, Çukurova’da tarimdaki makinelesme sonucunda ortaya çikan issizlik sorunu ele alinir. Çukurova’ya çalismaya inen kirsal kesim insaninin bu yeni gelisme karsisindaki dramini ve çaresizligini isler. “Kimsecik” üçlemesinin ilk kitabi Yagmurcuk Kusu yari özyasam öyküsü niteligi tasimaktadir. Van Gölü kiyisindaki bir köyden yine Çukurova’ya göçen bir ailenin karsilastiklari sorunlar çevresinde göç serüveni yansitilir. Bu üçlemenin ortak noktasini köy insanlarinin, özellikle de bir köy çocugunun duygulari, düsünceleri, özleyisleri olusturmaktadir. “Korku” temasi bu “üçleme”nin odaginda yer almaktadir. Özellikle “üçleme”nin ikinci kitabi Kale Kapisi “korkunun romani” olarak nitelenebilir. “Üçleme”nin son kitabi Kanin Sesi bir evdeki kisilerin, daha çok da bir çocugun, Salman’in öyküsüdür ayni zamanda, Salman’la birlikte bütün çocuklarin öyküsüdür. Kanin Sesi “korkunun sesi”, “cinayetin sesi” oldugu kadar “sevginin sesi”dir de.

Yasar Kemal pek çok yapitinda Anadolu’nun efsane ve masallarindan yararlanmistir. Halk öykücülügünden yola çikarak, sözlü gelenekte yasayan Köroglu, Karacaoglan, Alageyik öykülerini Üç Anadolu Efsanesi (1967) adiyla yeniden kaleme almistir. Agridagi Efsanesi’nde (1970) bir ask olayindan yola çikarak ve bu simgesel tema içerisinde baski karsisinda halkin dayanisma gücünü; Binbogalar Efsanesi’nde (1971) ise Toros eteklerindeki Türkmen göçebelerin yerlesik düzene geçmeleriyle ortaya çikan güçlükleri, düs kirikliklarini ve geçmis yasamlarina duyduklari özlemi anlatir. Osmanlinin son dönemlerinde haksizliklara karsi daga çikmis bir eskiyanin yasamini Çakircali Efe’de (1972) ele alir. Filler Sultani ile Kirmizi Sakalli Topal Karinca’da ise yine bir halk öyküsünden yola çikar; alegorik bir üslupla sömürenlerle sömürülenler arasindaki iliskiler anlatilir.

Yasar Kemal 70’li yillarin ortalarindan itibaren yazarliginda yeni bir yönelimin ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler vermeye baslar. Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Kuslar da Gitti (1978) ve Deniz Küstü (1978) romanlarinda yazar ilk kez Çukurova disina çikarak kenti ve deniz insanini konu edinir. Deniz Küstü’de büyük kentin karmasasini, yozlugunu isler. Deniz insaninin kentteki yasam serüveninden yola çikarak kente yabancilasmasini, deniz dogasinin yok olusunu yansitir. Ayni olguyu Kuslar da Gitti’de çocuklarin dünyasindan ele alir. Bir deniz kasabasindaki insanlarin sorunlarini, ugrasilarini, birbirleriyle iliskilerini Al Gözüm Seyreyle Salih’te dile getirir.

“Bir Ada Hikâyesi” üçlemesinin ilk kitabi olarak kaleme aldigi Firat Suyu Kan Akiyor Baksana’da Ege’de mübadele hükümleri geregince Yunanistan’a göç ettirilen Rumlarin bosalttigi bir ada ekseninde Balkan Savasi’ndan Sarikamis’a, degin yakin tarihte yasanan acilari dile getirir. K. Sahin, romani degerlendirirken “Romanin asil amaci, mübadele sonrasinin kipirtisizliginda bu topraklarda yasanan savaslara, çoktan unutulmus olan, kimsenin sözünü bile etmedigi, etmek istemedigi savaslara dair bir seyler anlatmak sanki” der.

Yazarin Anadolu insaninin sözlü anlatim geleneginin ürünleri olan destanlardan, agitlardan, halk öykülerinden, masallardan, türkülerden ve çagdas roman tekniklerinden yararlanarak vardigi biresim ve üslup onu her bakimdan özgün bir çagdas sanatçi kimligine ulastirmistir. Kurdugu imge ve mit dünyasi, benzetmeler, betimlemeler, doganin tüm yönleriyle anlatimi, kullandigi dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarislar, sövgüler onun anlatimini canli ve etkileyici kilan özellikler olarak görünmektedir. Anlatimindaki özgünlük “düsle gerçegi, dogayla insani iç içe” vermedeki basarisindan kaynaklanmaktadir. Yarattigi dünyanin dis görünümünü etkileyici bir biçimde çizer. Siirsel üslubu, olaganüstü düs gücü, modern romanla epik anlatim biçimlerini basariyla bagdastirmasi onu özgün kildigi kadar güçlü de kilan özellikleridir.

Yazarin Ince Memed adli romani yaklasik 40 dile çevrilerek yayimlandi. Diger romanlari da çok sayida yabanci dile çevrildi; kitaplarinin yurtdisindaki baskisi 140’tan fazladir. Bu baglamda uluslararasi bir üne sahip olan Yasar Kemal ilgili kurum ve kisilerce Nobel Edebiyat Ödülü’ne de aday gösterilmistir.

Roman ve öykülerinden yapilan uyarlamalarla çagdas Türk tiyatrosuna da katkilari oldu; Yer Demir Gök Bakir, “Uzundere” adiyla 1965’te, Teneke yazarin oyunlastirmasi ile Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafindan 1965’te ve Agri Dagi Efsanesi 1974’te çesitli tiyatrolar tarafindan sahnelendi. Birçok yapiti da sinemaya uyarlandi. Bunlardan “Beyaz Mendil”i 1955’te Lütfü Akad; “Namus Düsmani”ni 1957’de Ziya Metin; “Alageyik”i 1959’da, “Karacaoglan’in Sevdasi”ni 1959’da ve “Ölüm Tarlasi”ni 1966’da Atif Yilmaz; “Agri Dagi Efsanesi”ni 1974’te Memduh Ün; “Yilani Öldürseler”i 1981’de Türkân Soray, “Ince Memed”i 1984’te Peter Ustinov ve “Yer Demir Gök Bakir”i 1987’de Zülfü Livaneli yönetti.

ESERLERI

Öykü

Sari Sicak, Ist.: Varlik, 1952
Bütün Hikâyeler, Ist.: Cem, 1975.

Roman

Ince Memed, 1. c., Ist., 1955; 2. c., Ist., 1969; 3. c., Ist., 1984; 4. c., 1987
Teneke, Ist.: Varlik, 1955
Orta Direk, Ist.: Remzi, 1960
Yer Demir Gök Bakir, Ist.: Güven, 1963
Ölmez Otu, Ist.: Ant, 1968
Akçasazin Agalari / Demirciler Çarsisi Cinayeti, Ist.: Cem, 1974
Akçasazin Agalari / Yusufcuk Yusuf, Ist.: Cem, 1975
Yilani Öldürseler, Ist.: Cem, 1976
Al Gözüm Seyreyle Salih, Ist.: Cem, 1976
Allahin Askerleri, Ist.: Milliyet, 1978
Kuslar da Gitti, (uzun öykü) Ist.: Milliyet, 1978
Deniz Küstü, Ist.: Milliyet, 1978
Hüyükteki Nar Agaci, Ist.: Toros, 1982
Yagmurcuk Kusu / Kimsecik I, Ist.: Toros, 1980
Kale Kapisi / Kimsecik II, Ist.: Toros, 1985
Kanin Sesi / Kimsecik III, Ist.: Toros, 1991
Firat Suyu Kan Akiyor Baksana, Ist.: Adam, 1997
Karincanin Su Içtigi, Ist.: Adam, 2002
Tanyeri Horozlari, Ist.: Adam, 2002.

Destansi Roman

Üç Anadolu Efsanesi, Ist.: Ararat, 1967
Agridagi Efsanesi, Ist.: Cem, 1970
Binbogalar Efsanesi, Ist.: Cem, 1971
Çakircali Efe, Ist.: Ararat, 1972.

Röportaj

Yanan Ormanlarda 50 Gün, Ist.: Türkiye Ormancilar Cemiyeti, 1955
Çukurova Yana Yana, Ist.: Yeditepe, 1955
Peribacalari, Ist.: Varlik, 1957
Bu Diyar Bastan Basa, Ist.: Cem, 1971
Bir Bulut Kayniyor, Ist.: Cem, 1974.

Deneme-Derleme

Agitlar, Adana: Halkevi, 1943
Tas Çatlasa, Ist.: Ataç, 1961
Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazilari) Ist.: Cem, 1974
Gökyüzü Mavi Kaldi, (halk edebiyatindan seçmeler, S. Eyüboglu ile)
Agacin Çürügü: Yazilar-Konusmalar, (der. Alpay Kabacali) Ist.: Milliyet, 1980
Yayimlanmamis 10 Agit, Ist.: Anadolu Sanat, 1985
Sari Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacali) Ist.: Yapi Kredi, 1997
Ustadir Ari, Ist.: Can, 1995
Zulmün Artsin, Ist.: Can, 1995.

Çocuk Romani

Filler Sultani ile Kirmizi Sakalli Topal Karinca, Ist.: Cem, 1977

Çeviri

Ayisigi Kuyumculari (A. Vidalie; Thilda Kemal ile), Ist.: Adam, 1977

ÖDÜLLERI

“Dünyanin En Büyük Çiftliginde Yedi Gün” adli röportaj dizisi ile 1955 Gazeteciler Cemiyeti Basari Armagani

Ince Memed ile 1956 Varlik Roman Armagani

Teneke’den ayni adla uyarlanan oyunu ile 1966 Ilhan Iskender Armagani

“Teneke” oyunu ile 1966 Uluslararasi Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü

Demirciler Çarsisi Cinayeti ile 1974 Madarali Roman Armagani

Yer Demir Gök Bakir ile 1977 Fransa Elestirmenler Sendikasi En Iyi Yabanci Roman Ödülü

Ölmez Otu ile 1978’de Fransa’da En Iyi Yabanci Kitap Ödülü

Binbogalar Efsanesi ile 1979 Fransa “Büyük Jüri” En Iyi Kitap Ödülü

1982 Uluslararasi Cino Del Duca Ödülü

1984 Fransiz Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi

1984 TÜYAP Kitap Fuari Halk Ödülü 1985 Sedat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü

Kale Kapisi ile 1986 Orhan Kemal Roman Ödülü

1988 TÜYAP Kitap Fuari Halk Ödülü

1988 Fransa Kültür Bakanligi Commandeur des Arts et des Lettres Nisani

1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorasi

1992 11. TÜYAP Kitap Fuari Onur Yazari

1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorasi

1993 Kültür Bakanligi Büyük Ödülü

1994 Mülkiyeliler Birligi Rüstü Koray Armagani

1996 Türkiye Yayincilar Birligi Düsünce Özgürlügü Ödülü

Kanun Sesi ile 1996 Akdeniz Yabanci Kitap ödülü (Perpignan, Fransa)

1996 VIII Katalunya Uluslar arasi Ödülü (Barcelona, Ispanya)

1996 Hellman/Hammet Baski Cesaret Ödülü, New York

1997, Nonino Ödülü , Italya)

1997, Kenne Vakfi Düsünce ve Söz Özgürlügü Ödülü (Uppsda, Isveç)

1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)

1997 Norveç Yazarlar Birligi ödülü, Wole Soyinka ile ortak

1997 Frankfurt Kitap Fuari Alman Yayincalar Birligi ödülü

1998 Frei Üniversitesi Berlin fahri doktora

1998 Bordeaux Yayincilar Birligi Yabanci Edebiyat ödülü

2002 Bilken Üniversitesi fahri doktora

2003 Z. Homerus Siir ödülü

2003 Savanos ödülü (Selanik)

2003 Türkiye Yayincilar Birligi Yayincilik Emek ödülü.

RUHI SU

1912'de Van'da dogdu. 20 Eylül 1985'te Istanbul'da yasamini yitirdi. Bas bariton, Türk hal müzigi yorumcusu, besteci ve sair. Birinci Dünya Savasi sirasinda ailesinin bütün üyelerini kaybetti. 10 yasina kadar yoksul bir ailenin yaninda büyüdü. Ilkögrenimini Adana Öksüzler Yurdu'nda yatili olarak yapti. Bu dönemde müzik yetenegi ve sesinin güzelligiyle dikkat çekti. Müzik ögretmeninin destegiyle keman dersleri aldi. Bir süre askeri liseye devam etti. Ortaögrenimini Adana Lisesi'nde parasiz yatili olarak tamamladi. 1936'da Ankara Müzik Ögretmen Okulu'ndan mezun oldu. Ayni Yil Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrasi'nda (Cumhurbaskanligi Filarmoni Orkestrasi) kemanci olarak çalismaya basladi. Bir süre sonra kemani birakarak san çalismalarina yöneldi. Ankara Devlet Konservatuvari'nda yeni olusturulan Opera Bölümü'ne kabul edilen ilk 4 ögrenci arasindaydi. 1942'de konservatuvardan mezun oldu, Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde çalismaya basladi. Birçok operada önemli roller aldi. Hasanoglan Köy Enstitüsü'nde müzik ögretmeni olarak çalisti. Halk türküleriyle ilgilendi. Halk türkülerini kendi gelistirdigi özgün üslubuyla söyleyebilmek için saz çalisti. 1943-1945 arasinda Ankara Radyosu'nda halk türküleri söyledi. Ilk konserini 1944'te Ankara Halkevi'nde verdi. Türkiye Komünist Partisi'ne yönelik operasyon sirasinda tutuklandi, operadaki görevine son verildi. 5 yil cezaevinde yatti. 20 ay Konya'nin Çumra ilçesinde polis gözetiminde kaldi. Uzun bir aradan sonra 1960'ta Istanbul'da tekrar seyirci karsisina çikti. 1981'de Avustralya'ya giderek Türk göçmenlere konser verdi. Yurtdisinda birçok konsere katildi. Son konseri 6 Subat 1983'te Abdi Ipekçi Baris ve Dostluk Haftasi'nda düzenlendi. Sanat yasami boyunca 16 45'lik plak, 12 uzunçalar plak doldurdu. Kendi siirlerinin yanisira Nâzim Hikmet'ten, Türk halk ozanlarindan ve diger sairlerden çesitli siirleri besteledi. Siir, yazi ve konusmalarini 1975'te basilan "Ezgili Yürek" adli kitabinda topladi. Anisina hazirlanan "Ruhi Su'ya Saygi" kitabi da 1986'da yayinlandi


HALID ZIYA USAKLIGIL

Istanbul'da dogdu, 22 Mart 1945'te ayni kentte öldü. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüstiyesi'ne gitti. Tüccar olan babasinin islerinin bozulmasi üzerine, 1879'da Izmir'e yerlestiler. Halid Ziya orada bir süre rüstiyeye, sonra da Fransizca ögrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransizca'dan ilk çevirilerini bu yillarda yapti. Tevfik Nevzat ile 1884'te Nevruz dergisini, 1886'da da Hizmet gazetesini çikartti. Ilk romanlarini bu gazetede yayimladi. Okulu bitirdikten sonra bir yandan Izmir Rüstiyesi'nde Fransizca ögretmenligi yaparken, bir yandan da Osmanli Bankasi'nda memur olarak çalisti. 1893'te Reji Idaresi'nde baskâtiplik göreviyle Istanbul'a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Riza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896'da Edebiyat-i Cedide topluluguna katilarak Servet-i Fünun dergisinde kendine genis ün saglayan romanlarini yayimladi. 1901-1908 arasinda yazarligi biraktiysa da II. Mesrutiyet döneminde yeniden basladi, ancak 1923'e degin yazdiklarini yayimlamadi. Bu arada, Darülfünun'da estetik ve bati edebiyati dersleri verdi. V. Mehmed'in tahta geçmesi üzerine onun mabeyn baskâtipligine atandi, dört yil bu görevde kaldi. Daha sonra Reji Idaresi'nde yönetim kurulu baskani oldu. Son yillarini Yesilköy'deki evinde anilarini yazarak geçirdi.

Usakligil'in Izmir'deyken yazdigi Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Sürekâsi gibi ilk yapitlari, karsiliksiz sevgiyi konu alan, acikli, duygusal kisa romanlardir. Istanbul'a geldikten sonra Sevet-i Fünun dergisinde yayimladigi Mai ve Siyah ile acemilik dönemini geride biraktigi izlenir. Daha önceki yapitlarinda ön planda gelen acikli ask serüveni, burada ikinci plana atilmistir. Sairler, gazeteciler, yayinevi sahipleri ve yazarlar arasinda geçen olaylari ele aldigi bu romanda, hem o dönemin Babiâli dünyasini, hem de bu dünyanin gerçekleri karsisinda yasamda yenik düsen Ahmet Cemil'in hayalci kisiliginde bütün bir Edebiyat-i Cedide kusaginin bakis açisini yansitmistir. 1898-1900 arasinda yazdigi Ask-i Memnu ilk büyük Türk romani kabul edilir. Saglam bir yapisi ve teknigi olan yapitta zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadinin yaslica kocasina sadik kalmak kararina karsin, elinde olmayarak yasak bir aska sürüklenisi, olayin psikolojik nedenleri üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatilmistir.

Usakligil Edebiyat-i Cedide'nin sanat anlayisi dogrultusunda yeni bir dil yaratmaya çaba göstermistir. Osmanlica'da bile kullanilmayan Farsça ve Arapça sözcükler bularak, Türkçe'de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konusulan dilden çok ayri, süslü ve yapay bir sanat dili olusturmustur. Ama Ask-i Memnu'yu yazdiktan sonra dil konusundaki görüsleri degismis, Edebiyat-i Cedide'nin yarattigi dili asiri süslü, agdali ve yapay buldugu için Kirik Hayatlar'i yalin bir dille yazmaya karar vermistir. Daha sonraki yillarda romanlarinin yeni baskilari yapilirken de bunlarin dilini bir ölçüde yalinlastirmak geregini duymustur. Son romani Kirik Hayatlar, 1901'de Servet-i Fünun'da tefrika edilirken, sansürün karismasi yüzünden yarida kalmis, ancak 1923'te yeniden yayimlanmistir. Usakligil romana yazdigi önsözde, Kirik Hayatlar'in daha önceki romanlari gibi "hülya" ve "süs"e dayanmadigini, tam tersine yalnizca yasami ve gerçekleri yansittigini belirtmistir.

Usakligil pek çok öykü de yazmis ve Bati türü öykü anlayisinin Türkiye'de yayilmasinda rol oynamistir. Öykülerinin konusunu ve kisilerini daha çok halkin fakir kesiminden almis, bu insanlarin acilarini dile getirmeye çalismistir.

Romanlarinda Usakligil'in ilgi alani dardir. Kisilerini ve onlarin sorunlarini islerken sinirli bir yasanti çerçevesinin disina çikmaz. Duyarli genç kadin ve erkeklerin askta ugradiklari hayal kirikligi baslica temasi olmustur. Ancak ask konusunda görüsünün romantiklikten gerçeklige dogru bir degisim geçirdigi gözlemlenir. Ilk romanlarinda daha platonik ve romantik olan ask iliskileri, son iki romaninda yasak askla noktalanan cinsel bir tutkuya dönüsür.

Yasanti alaninin darligina karsin, Usakligil Türk romaninin öncüsü sayilmistir. Çünkü ondan önce, romani bir sanat yapiti kabul ederek onun kadar ciddiye alan, bir sanatçi titizligiyle romanin yapisina ve teknigine gereken önemi veren baska bir Türk yazari olmamistir.

Eserleri
-Romanlari
Nemide
Bir Ölünün Defteri*Ferdi ve Sürekasi
Mai ve Siyah
Ask-i Memnu
Kirik Hayatlar

-Hikayeleri
Bir Izdivacin Tarih-i Muasakasi
Bir Muhtiranin Son Yapraklari
Nakil (4 Cilt yerli ve yabanci öyküler)
Bu Muydu
Heyhat
Küçük Fikralar (3 Cilt)
Bir Yazin Tarihi
Solgun Demet
Bir Si’r-i Hayal
Sepette Bulunmus
Bir Hikaye-i Sevda
Hepsinden Aci
Onu Beklerken
Aska Dair
Ihtiyar Dost
Kadin Pençesi
Izmir Hikayesi

-Hatiralari:
Kirk Yil
Bir Aci Hikaye
Saray ve Ötesi

-Denemesi:
Sanata Dair

MEHMET EMIN YURDAKUL

13 Mayis 1869’da Istanbul’da dogdu. 14 Ocak 1944’te Istanbul’da yasamini yitirdi. Zincirlikuyu Mezarligi’nda topraga verildi. Milli Edebiyat ve Türkçülük akiminin önde gelen temsilcisi. Mektebi Mülkiye’nin idadi bölümünden ayrildi. Devlet memuru oldu. Ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne girdi. Siirleriyle Istanbul hükümetini elestirince 1907’de Erzurum rüsumat nazirligina atanarak Istanbul’dan uzaklastirildi. Ikinci Mesrutiyet’in ilanindan sonra ayni görevle bu kez Trabzon’a gönderildi. 31 Mart Olayi’nin ardindan 13 Nisan 1909'da Istanbul’a çagrildi. Bahriye Nezareti Müstesarligi'na atandi. Hicaz ve Sivas’ta valilik yapti. 1910'da Istanbul'a döndü. Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocagi’nin kuruculari arasinda yer aldi. Türk Yurdu dergisinin yayin sorumlulugunu üstlendi. Ittihat ve Terakki ile anlasmazliga düsünce 1912'de Erzurum Valiligi'nden emekliye ayrildi. 1914'te Osmanli Meclis-i Mebusani’nda Musul milletvekili oldu. Aralik 1919'da Türk Firkasi'ni kurdu. Istanbul'un isgalinden sonra 1921'de Anadolu'ya geçti. Antalya, Adana, Izmir çevresinde çalisti. Cumhuriyetin ilk yillarinda Sarkikarahisar, sonra da Urfa ve Istanbul milletvekili oldu. Ölümüne kadar milletvekili olarak kaldi. Yazmaya siirle basladi. Ilk siiri 1897’de Servet-i Fünun dergisinde yayinlandi. Döneminin siir anlayasinin disina çikti, hece ölçüsüne dayali yalin bir Türkçe kullandi. Türk edebiyatina halkin sesini getiren gerçekçi bir sair olarak degerlendirildi. Osmanlicilik ve Islamcilik akimlarina karsi Türkçülügü savunan siirler yazdi. Cosku, ulusal duygular, kahramanlik, yüreklendirme ve ögreticilik ögelerini ön plana çikardi. Siire biçim yenilikleri de getirdi. Dörtlük geleneginin disina çikarak üçer, altisar, sekizer dizeden kurulu siirler yazdi. Milli edebiat akimi ve Türkçülügün önde gelen temsilcileri arasinda yer aldi. "Türk Sairi", "Milli Sair" diye bilinir.

ESERLERI

SIIR:
Türkçe Siirler (1899-1918)
Türk Sazi (1914)
Ey Türk Uyan (1914)
Tan Sesleri (1915, 1956)
Ordunun Destani (1915)
Dicle Önünde (1916)
Hastabakici Hanimlar (1917)
Turana Dogru (1918)
Zafer Yolunda (1918)
Isyan ve Dua (1918)
Aydin Kizlari (1919)
Mustafa Kemal (1928, siir ve düzyazi)
Ankara (1939)

DÜZYAZI:
Fazilet ve Asalet (1890)
Türkün Hukuku (1919)
Kral Corc’a (1923)
Dante’ye (1928)

HALIDE EDIP ADIVAR

Istanbul'da dogdu. Kimi kaynaklara göre dogum yili 1884'tür. Ingiliz terbiyesiyle yetismesini isteyen babasi onu Üsküdar Amerikan Kiz Koleji'nde okuttu. Orada Riza Tevfik'den (Bölükbasi) Fransiz edebiyati dersleri aldi ve Dogu'nun mistik edebiyatini dinledi. Sonradan evlendigi Salih Zeki'den de matematik dersleri aliyordu. Koleji 1901'de bitirdi. 1908'de gazetelere yazmaya basladigi kadin haklariyla ilgili yazilardan ötürü gericilerin düsmanligini kazandi. 31 Mart Ayaklanmasi'nda bir süre için Misir'a kaçmak zorunda kaldi. 1909'dan sonra egitim alaninda görev alarak ögretmenlik, müfettislik yapti. Balkan Savasi yillarinda hastanelerde çalisti. Gerek bu çalismalari, gerekse müfettisligi sirasinda Istanbul semtlerini dolasmasi, ona çesitli kesimlerden insanlari tanima firsatini verdi. 1919'da Sultanahmet Meydani'nda, Izmir'in isgalini protesto mitinginde yaptigi etkili konusma ünlüdür. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtulus Savasi'na katildi. Kendisine önce onbasi, sonra da üstçavus rütbesi verildi. Savasi izleyen yillarda Cumhuriyet Halk Firkasi ve Atatürk ile siyasal görüs ayriligina düstü. 1917'de evlenmis oldugu ikinci kocasi Adnan Adivar ile birlikte Türkiye'den ayrildi. 1939'a kadar dis ülkelerde yasadi. O yillarda konferanslar vermek üzere Amerika'ya ve Mohandas Gandi tarafindan Hindistan'a çagrildi. 1939'da Istanbul'a dönen Adivar 1940'ta Istanbul Üniversitesi'nde Ingiliz Filolojisi Kürsüsü baskani oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bagimsiz milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekilmis ve 1964'te ölmüstür.

Adivar'in Seviye Talip (1910), Handan (1912) ve Son Eseri (1913) gibi ilk romanlari ask öyküleri anlatan yapitlardir. Yazar kahramanlarini yakip yikan bir sevgiyi dile getirmek istedigi için kisilerin iç dünyasina yönelir ve bu sevginin zamanla bir tutkuya dönüsmesini sergiler. Bu yapitlarin önemli özelligini, birbirine benzeyen ve ondan önceki Türk romanlarinda bulunmayan kadin kahramanlarda aramak dogru olur. Yazarin asil amaci kadin kahramanlarin kisiliklerini erkeklerin gözüyle degerlendirmek oldugu için, romanlarinin anlaticisi olarak bu kadinlara âsik erkekleri seçer ve firtinali bir ask öyküsünü onlarin ani defterlerinden ya da mektuplarindan anlatir. Erkek (bazen kadin da) evli oldugu için, kaçinilmasi olanaksiz bir iç çatisma, romanlarin moral sorununu olusturur ve roman ya kadinin ya da erkegin ölümüyle biter. Adivar'in, biraz kendi oldugunu iddia edilen bu kadin kahramanlari, yazarin o dönemde ideal saydigi Türk kadinini temsil ederler. Seviye Talipler, Handanlar, Kâmuranlar her seyden önce güçlü kisiligi olan, haklarini savunan, Bati terbiyesi almis, ama Batililasmayi giyim kusamda aramayan, resim ya da müzik gibi bir sanat alaninda yetenek sahibi, yabanci dil bilir, kültürlü ve çekici kadinlardir.

Adivar 1910 yillarinda Ziya Gökalp, Yusuf Akçura ve Ahmet Agaoglu ile birlikte Türk Ocagi'nda çalismaya basladiktan sonra yazdigi Yeni Turan adli romaninda (1912) yurt sorunlarina egilir. II. Mesrutiyet döneminde geçen bu ütopik romanda, Yeni Turan adli idealist bir partinin program ve çalismalarini anlatirken yeni bir Türkiye'nin hangi saglam temellere oturtulmasi gerektigi hakkinda o zamanki görüslerini açiklamak firsatini bulur. Atesten Gömlek (1922) ve Vurun Kahpeye (1923) romanlarinda Kurtulus Savasi sirasinda Anadolu'da tanik oldugu olaylari, direnisleri, kahramanliklari, ihanetleri anlatirken kendi gözlemlerinden yararlandigi için daha gerçekçidir. Bununla birlikte, bir ask sorununun asildigi bu yapitlarda da yüceltilmis kadin kahraman yerini korur. Ancak simdi, yine olagan disi bu kadin, öncekiler gibi bireysel sorunlarla sarsilan kültürlü bir sanatçi olarak degil, milli dava pesinde erdemlerini kanitlayan ya da Anadolu'da düsmana karsi savasan bir yurtsever olarak çikar karsimiza.
Adivar'in ilk yapitlarinda Türk okuruna sundugu bir yenilik yarattigi bu kadin imgesidir. Bu imge toplumda birbirine karsit olarak algilanan degerleri uzlastirdigi için önemliydi. Osmanli -Islam geleneklerine göre ev kadini olarak yetistirilmis basit ve cahil kadin, o dönemin aydin kesiminin gözünde geri kalmis bir uygarligin simgesi gibiydi. Öte yandan Batililasmis "asrî" kadin da köklerinden kopmus, degerlerini sasirmis, namus anlayisi kusku uyandiran bir kadindi. Adivar'in kahramanlari iste bu çeliskiyi kendilerinde uzlastirmakla bir özleme cevap veriyorlardi. Çünkü bunlar hem Batililasmis hem de milli degerlerine bagli kalmis, hem serbest hem de namus konusunda çok titiz, ahlaki saglam kadinlardi. Gerektiginde bir erkek gibi spor yapan, ata binen bu kadinlar üstelik disiliklerini de korumayi basarmislardir.
Adivar'in en ünlü romani Sinekli Bakkal'da (1936) ileri bir adim attigini, yeni bir asamaya vardigini görürüz. Ilk romanlarinin olay örgüsü bir iki kisi arasindaki bireysel iliskilere bagli olarak gelisirken, II. Abdülhamid dönemindeki Türk toplumunun panoramik bir tablosunu sergileyen Sinekli Bakkal'in olay örgüsü siyasal, düssel, toplumsal sorunlarla örülmüs olarak gelisir. Romanin okuru en çok çeken yönü de fakir kenar mahallesi, zengin konaklari ve saray çevresiyle II. Abdülhamid zamaninin Istanbul'u anlatmasidir. Ne var ki yazarin amaci bir dönemin Türk toplumunu yansitmak degildir yalnizca. Bu felsefi romanda çevrelerin bir islevi de belli degerlerin temsilcisi olmaktir. Sinekli Bakkal mahallesi gelenekleri ve insancil degerleri sürdüren halk kesimini; Genç Türkler'den Hilmi ve arkadaslari devrimci aydinlari; saray çevresi ise, yozlasmis yönetici kesimi temsil eder. Roman iki kisma ayrilmistir. Birinci kismin ana temasi Abdülhamid'in istibdat idaresi karsisinda siddete basvurarak devrim yapmanin geçerliligi sorunudur. Gerçi Adivar içtenlikle ezilen halktan yanadir, ama gelenekçiligi ve savundugu mistik dünya görüsü siddete basvurarak devrim yapmayi onaylamasina izin vermez. Romanda II. Mesrutiyet'in ilani "asirlarin kurdugu müesseselerin köklerini" söken, "içtimaî ve siyasî nizam ve intizami" altüst eden bir devrim olarak nitelenir. Dogru tutum Mevlevî tarikatindan Vehbi Dede'nin yaptigi gibi "herhangi bir hayat firtinasini sükûnetle seyretmek"tir. Yazar devrimden degil evrimden yanadir. Romanin ikinci kisminda yozlasmis saray çevresi sergilenirken ana tema olarak Rabia ile Peregrini iliskisi gelisir ve evlilikle son bulur. Bu evliligin simgesel anlami Bati ile Dogu'nun bilesimi olarak yorumlanmistir. Ama Peregrini'nin "öyle basit ve insanî ananeler" dedigi geleneklere bagli Sinekli Bakkal mahallesindeki cemaat yasamina hayran olmasi, Müslümanligi kabul ederek Rabia ile evlenmesi ve mahalleye yerlesmesi, daha çok Dogu degerlerinin üstünlügüne isaret sayilmaktadir. Ne var ki yazar, Rabia ile Peregrini'nin sevisip evlenmelerine inandirici bir hava verememistir. Farkedilir ki, olaylar yazarin kafasindaki bir görüsü dile getirmek için tertiplenmekte ve Dogulu kadin ile Batili erkek yazarin tezi geregi sevistirilip evlendirilmektedirler. Birinci kisimda olay örgüsünün dogal gelisimi, farkli dünya görüslerine sahip kisiler arasindaki çatismadan dogan gerilim ve dramatik sahneler, ikinci kisimda yerlerini, zorlama izlenimi veren bir iliskiye ve saray çevresinin tanitilmasina birakinca romanin sanatsal düzeyi düser.

1943'te CHP Ödülü'nü alan Sinekli Bakkal Türkiye'de en çok baski yapan roman olmustur. Sinekli Bakkal'i izleyen romanlarin ise yazarin ününe katkida bulunacak nitelikte olduklari söylenemez.

ESERLERI

ROMAN:
Heyula (1908)
Raik’in Annesi (1909)
Seviye Talip (1910)
Handan (1912)
Yeni Turan (1912)
Son Eseri (1913)
Mev’ud Hüküm (1918)
Atesten Gömlek (1923)
Vurun Kahpeye (1923)
Kalp Agrisi (1924)
Zeyno’nun Oglu (1928)
Sinekli Bakkal (1936)
Yolpalas Cinayeti (1937)
Tatarcik (1939)
Sonsuz Panayir (1946)
Döner Ayna (1954)
Akile Hanim Sokagi (1958)
Kerim Ustanin Oglu (1958)
Sevda Sokagi Komedyasi (1959)
Çaresaz (1961)
Hayat Parçalari (1963)

ÖYKÜ:
Izmir’den Bursa’ya (Yakup Kadri, Falih Rifki ve Mehmet Asim Us ile birlikte, 1922)
Harap Mabetler (1911)
Daga Çikan Kurt (1922)

OYUN:
Kenan Çobanlari (1916)
Maske ve Ruh (1945)

ANI:
Türkün Atesle Imtihani (1962)
Mor Salkimli Ev (1963)

ABDÜLHAMIT ADNAN ADIVAR

1882'de Gelibolu’da dogdu. 1955'te Istanbul’da yasamini yitirdi. 1905'te tibbiye’yi bitirdi ve Avrupa’ya gitti. Berlin Tip Fakültesi’nde iç hastaliklari asistani oldu. 1908’den sonra Istanbul’a döndü, Tip Fakültesi’ne profesörlük, mütareke yillarinda Osmanli Meclis-i Mebusan’inda Istanbul mebuslugu yapti. Istanbul’un isgali üzerine esi Halide Edip Adivar ile Anadolu’ya geçti. Birinci Büyük Millet Meclisi hükümetinin saglik bakani oldu. Terakkiperver Cumhuriyet Firkasi’nin kuruculari arasinda yer aldi. Partisinin kapatilmasindan sonra 1926’da tekrar Avrupa’ya gitti. Izmir’de Mustafa Kemal Atatürk’e karsi düzenlenen suikast girisiminden sorumlu tutuldu. Bu suçlamadan beraat etmesine karsin 1939’a kadar Ingiltere’de kaldi. Yurda döndükten sonra 1940’ta Islam Ansiklopedisi yazi kurulu baskanligina getirildi. Son yillarinda günlük gazetelerde yazilar yazdi.

ESERLERI

ARASTIRMA-INCELEME:
Osmanli Türklerinde Ilim (1943)
Tarih Boyunca Ilim ve Din (1944)

ELESTIRI-MAKALE:
Bilgi Cumhuriyet Haberleri (1945)
Dur Düsün (1950)
Hakikat Pesinde Emeklemeler (1954)

ÇEVIRI:
Bertrand Russel’den Felsefe Meseleleri (1935

EVLIYA ÇELEBI

1611’de Istanbul’da dogdu. 1682’de, Misir’dan dönerken yolda ya da Istanbul’da öldügü saniliyor. Asil adi Evliya Çelebi Dervis Mehmed Zillî. Ailesi Kütahya'dan gelip saraya yerlesti. Babasi sarayda kuyumcu olan Mehmet Zillî. Özel ögrenim gördü. Bir süre medresede okudu, babasindan tezhip, hat ve nakis sanatlarini ögrendi. Musiki ile ilgilendi, hafiz oldu. Enderuna alindi. Dayisi Melek Ahmed Pasa araciligiyla Sultan 4'üncü Murat'in hizmetine girdi. Gezmeye ilgisi çocuklugunda babasindan ve yakinlarindan dinledigi öyküler, söylenceler ve masallardan kaynaklanir. Seyahatname’nin giris bölümünde gezi merakini bir rüyaya baglar. Kendi anlatiminina göre, bir gece rüyasinda Hazreti Muhammed’i gördü. "Sefaat ya Resulallah" diye sefaat isteyecekken, sasirip "Seyahat ya Resulallah" dedi. Böylece birçok ülkeyi gezme, tanima firsati buldugunu yazar. 1635’te, yani 24 yasindaki iken önce Istanbul’u dolasmaya, gördüklerini, duyduklarini yazmaya basladi. 1640’ta Bursa, Izmit ve Trabzon’u gezdi. 1645’te Kirim’a Bahadir Giray’in yanina gitti. Yakinlik kurdugu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çikti. 1646’da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Pasa’nin muhasibi oldu. Dogu illerini, Azerbaycan’in, Gürcistan’in kimi bölgelerini gezdi. Gümüshane, Tortum yörelerini dolasti. 1648’te Istanbul’a dönerek Mustafa Pasa ile Sam’a gitti, üç yil bölgeyi gezdi. 1651’den sonra Rumeli’yi dolasmaya basladi, bir süre Sofya’da bulundu. 1667-1670 arasinda Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezdi.

50 yillik seyahat

Gezileri 50 yil sürdü. Gezilerinde karsilastigi toplumlarin yasama düzenini ve özelliklerini yansitan gözlemler yapti. Kültürleri, günlük yasayislari inceledi ve ünlü Seyahatname’sinde yazdi. Seyahatname’nin üslubu, Divan edebiyati düz yazilarinin tersine son derece sadedir. Dili kolayca anlasilir. Konusma diline yakin, akici bir üslup kullandi. Anlatimlarinda kimi zaman mizah unsurlarina da yer verdi. Gözlemlerine, kendi düsünce ve çikarmalarini da ekledi. Anlatimini belli bir zaman dilimiyle sinirlamadi. Seyahatname’de geçmisle gelecek, simdiki zamanla geçmis iç içedir. Yapisi geregi Seyahatname bir kültürel derleme niteligindedir. Içinde, gidilen yerlerde dinlenen halk öyküleri, türküler, halk siirleri, söylenceler, masallar, maniler, halk oyunlari unsurlari, giyim-kusamla ilgili özellikler, dügün-cenaze törenleri, yerel oyunlar, inançlar, komsuluk baglantilari, toplumsal davranislar, sanat ve zanaat özellikleri de vardir. Ayrica gezilen bölgelerdeki evler, cami, mescid, çesme, han, saray, konak, hamam, kilise, manastir, kule, kale, sur, yol, havra, köprü gibi çevresel yapilari da inceler. Seyahatnamesi, yalnizca 17'nci Yüzyil Osmanli dünyasi için degil, Kafkasya, Arap ülkeleri, Balkanlar ve Orta Avrupa bakimindan da önemli bir tarihsel cografya-kültür haritasi niteligindedir.

ESERI:

Seyahatname (10 cilt. Ilk sekiz cilt 1898-1928, son iki cilt 1935-1938

AHMET OKTAY

21 Ocak 1933’te Ankara’da dogdu. Ögrenimini lisede yarim birakarak çalismaya basladi. Ankara'da Istatistik Genel Müdürlügü'nde (bugünkü DIE) görev yapti. 1961'de Yeni Istanbul gazetesinin Ankara bürosunda "parlamento muhabiri" olarak profesyonel gazetecilige basladi. Ankara Ekspres, Iktisat ve Piyasa, Vatan gibi gazetelerde muhabir olarak çalisti. 1975’te Istanbul Radyosu'na geçti. Siyasal iktidar degisince TRT’den istifa ederek önce Akajans, ardindan da Dünya gazetesi haber müdürlügü görevlerini yürüttü. 1978’de yeniden TRT’ye döndü. 1982’de emekliye ayrildi. Daha sonra Milliyet gazetesine geçti. 1993'te yaziisleri müdürlerinden biri oldugu Milliyet’ten de ayrildi. Yazmaya ortaokul siralarinda basladi. Ilk siirleri, 1949-1950 arasinda "Gerçek" dergisinde yayinlandi. Ilk yazisi 1950'de "Güney" dergisinde çikti. "Disi Kurt" adli oyunu 1974'te Ankara Devlet Tiyatrosu'nda sahnelendi. 1950'lerde yazdigi siirlerde Ahmed Arif'ten etkilendigi gözlenirken, 1960'lardan sonra toplumsal gerçekçi bir yaklasimla Ikinci Yeni'ye yöneldi. Zengin sözcük dagarcigini destansi bir söyleyisle ustaca degerlendirdi. Siirinin olgunluk döneminde biçim gösterilerine kaçmadan yalin bir teknikle yazdi.

ESERLERI

SIIR:
Gölgeleri Kullanmak (1963)
Her Yüz Bir Öykü Yazar (1964)
Dr. Kaligari’nin Dönüsü (1966)
Sürgün (1979)
Sürdürülen Bir Sarkinin Tarihi (1981)
Kara Bir Zamana Alinlik (1983)
Yol Üstündeki Semender (1987)
Agitlar ve Övgüler (1991)
Bir Sanri Için Gece Müzigi (1993)
Toplu Siirler (1995)
Gözüm Segirdi Vakitten (1996)
Söz Acida Sinandi (1996)
Az Kaldi Kisa (1996)
Hayalete Övgü (2001)

INCELEME-ARASTIRMA:
Bir Yazi’nin Arayislari (1981)
Yazin, Iletisim, Ideoloji (1982)
Yazilanla Okunan (1983)
Toplumcu Gerçekçiligin Kaynaklari (1986)
Kültür ve Ideoloji (1987)
Toplumsal Degisme ve Basin (1987)
Karanfil ve Pranga (1990)
Raffaello’nun Direnisi (1990)
Zamani Sorgulamak (1991)
Kabul ve Red (1992)
Sair ile Kurtarici (1992)
Sanat ve Siyaset (1993)
Cumhuriyet Dönemi Edebiyat-1923/1950 (1993)
Türkiye’de Popüler Kültür (1993)
Medya ve Hedonizm (1995)
Siddet, Söz, Yasam (1995)
Insan, Yazar, Kitap (1995)
Israfil’in Sûr’u (1997)
Seytan, Melek, Soytari (1998)
Siyasal Islam’a Itirazlar (2000)
Modernist Tahayyüle Itirazlar (2000)
Sairin Kani (2001)

ANI-ANLATI:
Gizli Çekmece (1991)

GÜNLÜK:
Gece Defteri (1998)

OYUN:
Kurt Disi (1971-1973’te Devlet Tiyatrolari’nda sahnelendi)

ÖDÜLLERI

1964 Yeditepe Siir Armagani, Her Yüz Bir Öykü Yazar ile
1987 Behçet Necatigil Siir Ödülü, Yol Üstündeki Semender ile
1991 Türkiye Yazarlar Birligi Yilin Sairi Ödülü, Agitlar ve Övgüler ile


NAMIK KEMAL

Namik Kemal 21 Aralik 1840’ta Tekirdag’da dogdu. Babasi Müneccimbasi Mustafa Asim Bey, annesi Fatma Zehra Hanim’dir. Annesini pek küçük yasta kaybettigi için, çocuklugunu anne tarafindan dedesi olan ve valilik görevlerinde bulunan Abdüllâtif Pasa’nin yaninda geçirdi. Ilk ögrenimini Istanbul’da yaptiktan sonra, özel dersler almaya basladi. Dedesi ile birlikte, Kars ve Sofya’da bulundu. 1857’de, Istanbul’a döndü. Özel olarak tamamiyla klasik bir edebiyat ögrenimi görmüs olan Kemal’in yazdigi siirlerin sayisi da, bu sirada, oldukça kabarikti.
Bati dünyasiyla henüz hiçbir temasi olmadigi için eski edebiyati devam ettirenlerin çevresine girdi ve Leskofçali Galip Bey’le çok yakin bir dostluk kurdu. 1861’de, ayni sairin sefliginde kurulmus olan Encümen-i suarâ adli özel bir sairler toplulugunda da yer aldi.
Ayni yillarda Terceme Odasina girdi. Bu devlet dairesinde, Bati’yi taniyan fen ve terakki hayrani kimseleri tanimak firsatini buldu. Namik Kemal, bu hazirliklardan sonra, Bati fikirlerinin öncüsü olan Sinasi’yle tanisti. Sinasi’den ömrü boyunca benimsedigi fikirler edindi ama bu aldigi fikir ve mantigi kendi mizacindan geçirerek bir heyecan firtinasi haline soktu. Bu tanismadan sonra eski edebiyat çevresiyle ilgisini keserek Tasvîr-i Efkâr’da yazmaya baslayan Namik Kemal, asil mücadele sahasi olan gazetecilige ayak basmis oluyordu. 1865’te Sinasi Paris’e gidince, gazeteyi tek basina çikarmaya devam etti. Sinasi Tasvir-i Efkâr-i Kemal’e birakinca, gazetenin temkinli ve sakin havasi birdenbire degisti. Hükümetin politikasi aleyhine yazdigi yazilar gözden kaçmiyordu. Nitekim “Sark meselesi” ni heyecanla ele almasi yüzünden Tasvir-i Efkâr kapatildi ve Namik Kemal, Erzurum Vali Muavinligine tâyin oldu.
Ayni tarihte, Ali Suavi ve Ziya Pasa’nin da bulundugu Yeni Osmanlilar Cemiyeti’nin kuruculari arasina da girdi. Yazi ve eserlerinde ileri sürdükleri amaç: bir anayasa yapilamasini saglamak, Millet Meclisini kurmak, kisacasi Mesrutiyet idaresini getirmekti.
1867 mayisinda, cemiyetin hükümetçe haber alinmasi üzerine, Misirli Prens Mustafa Fazil Pasa’nin destegini de alarak arkadaslariyla Paris’e kaçtilar.Burada Muhbir, kisa süre sonra da Londra’ya geçerek, orada Ziya Pasa ile birlikte Hürriyet gazetesini çikardi (1868) ve siyasî muhalefetine devam etti.
Sonralari bir takim fikir ve mizaç ayriliklari ile bütün arkadaslarindan ayrilan Namik Kemal Istanbul’a dönüsünde takip edilmeyecegine dair Ali Pasa’nin yakinindan teminat alip 1870’te, Sadrazam Alî Pasa ile barisip Istanbul’a döndü. Onun ölümünden sonra, Ibret gazetesini çikararak (1872), tekrar muhalefete basladi. Bu sirada iktidarda kötü bir sadrazam, Mahmut Nedim Pasa bulunuyordu. Onun bilhassa Rusya’yi destekleyici davranislari Ibretçileri kudurtuyor ve sert bir muhalefete sevk ediyordu. Bu yüzden Ibret kapatildi ve Kemal Gelibolu mutasarrifligina yollandi.
1873’te ilk piyesi Vatan Yahut Silistre’nin oynamasi üzerine, Kibrista Magosa kalesine hapsedildi. Otuz sekiz ay süren bu kalebendlik hayati, onun edebî çalismalarinin en verimli zamanidir. Diger bes piyesiyle birlikte, ilk romanini (intibâh) ve bazi tenkid eserlerini de bu sirada yazdi. 1876’da, V. Murat’in tahta çikmasi üzerine, serbest birakilarak Istanbul’a döndü.
II Abdülhamit’in ilk zamanlarinda, Ziya Pasa ile birlikte, Kanun-i Esasî encümeni (ilk Türk Anayasa’sini hazirlayan komisyon) nde çalisti. Fakat padisahin aleyhinde bulundugu yolundaki bir ihbarla, tevkif ve muhâkeme edildi. (1877).Beraat etti ise de, Istanbul’da birakilmayarak, ayni yil, Midilli adasinda önce ikamete memur ve sonra da oraya mutasarrif tayin edildi. Rum ahalinin sikâyetleri üzerine Rodos’a (1884), oradan da Sakiz’a (1887) nakledildi ve 2 Aralik 1888’de orada öldü. Mezari Bolayir’dadir.

KISILIGI
El attigi her konu ve her temayi, bir elektrik akimi geçirircesine alevlendirmis hem yakici hem de sirayet edici bir hale koymustur.
Namik Kemal fikirlerini yasamis, ülkülerinin kahir ve çilesini çekmis adamdir.
Edebiyatimiz, zulme ve keyfî idareye karsi heybetle bas kaldiran ilk örnegi onda görmüs ve o ölçüde bir hürriyet kahramanini sonradan görememistir.
Tevekkül ve durgunlugu silkip atan, gelecege dogru sert adimlarla yürüyen, iyimser ve dürüst bir insan tipini eserleri ve hayatiyla getirmeye çalisan Kemal, bunu basarmistir. Ona göre ülküsü olmayan kisi hayvandan farksizdir.
Bütün hayatini dolduran ve kendisine bir an rahat yüzü göstermeyen mücadelesine elinden geldigi kadar, sahsî hirslarini ve asla menfaat güdülerini katmamistir. Yüz yildan beri efsanelesen Namik Kemal ismi karsisinda nesiller hâlâ gögüslerini dügmelemek lüzumunu duyuyorlarsa, bu, ücadelesinin sahsî degil, millî olusundandir.
Sanatkâr olmaktan çok, bir hareket adami olan Namik Kemal herseyden önce gazeteci ve politikacidir. Her eserini ayri bir heyecan aninda yazmis ve, her eseri ile ayni temel gayeye hizmet etmek istemistir.


FIKIRLERI

Kemal’in bütün yazilari: gelisim, yurtseverlik, hürriyet, mesrutiyet, siyasi bagimsizlik, Osmanlicilik, Islamcilik, maarif, iktisat, kahramanlik konulari etrafinda döner. Bunlar felesefi degil sosyal fikirlerdir. Hepsi de toplumdaki aksakliklari gidermek için bulunmus çözüm tarzlaridir.
Namik Kemal, bu fikirlerini temelden ve ilk yetisme çaginda degil, ömrü boyunca edinmistir. Çogunu ilk makalelerinde kullanmis sonra (siiri de dahil olmak üzere) sanat eserlerine geçmistir. Savundugu her düsüncede can ve basla israr etmistir. Her fikrini temsil eden kahramanlari, roman ve piyeslerinde yasatmistir.
Kemal eline kiliç almadigi halde bazi büyük kumandanlar gibi kat’î netîceli bir mücadele kazanmistir. Bu netîce Türk vataninin ve Türk istiklâlinin dâhilî ve hâricî düsmanlarina karsi, vatan, millet ve hürriyet sevgisiyle beslenmis bir milletin, bütün kayiplarina ragmen edebiyat yoluyla bir millî suûr kazanmasi hâdisesidir.

VATAN FIKRI

Namik Kemal’e göre vatan, sâdece üzerinde dogulan ve yasanilan yer degildir: Vatan, kendi çocuklari olan insanlar arasinda dil birligi, menfaat birligi, fikir ve sevgi kardesligi yaratan, mukaddes bir topraktir ki her tasi için bir can verilmis; her avuç topragi bir ecdad vücûdundan yâdigâr kalmistir.
Kemal’de iki türlü vatan anlayisi görülür:
1-Din ve soy farki olmaksizin, bütün Osmanli ülkeleri…
2-Bütün Müslümanlarin yasadigi vatan.
Kemal’e göre: Osmanli vatanini kurtarmak ve feda olurcasina savunmak Islam
vatanini ise bir ülkü olarak gönülde yasatmak gerekir.

HÜRRIYET FIKRI

Rousseau ve diger Fransiz ihtilalcileri gibi Kemal de “Insanin dogustan hür “olduguna inanir. Ona göre ”Zulüm ve adaletsizlik yapilarak hürriyet fikri insanliktan kaldirilamaz”.
Namik Kemal hürriyet duygusuyla öylesine coskundur ki hürriyet, mesrutiyet hatta cumhuriyet rejimlerinin o devir Türkiyesi bakimindan akla gelebilecek mahzurlarini, muhtelif makalelerinde müzakere ve münakasa ettigi halde yine neticeye çabuk varmak fikrinden vazgeçmemis, hiç olmazsa bu fikirleri sert bir sekilde ve erken bir zamanda söylemekten kendini almamistir.

MESRUTIYET FIKRI

Namik Kemal’e göre; kisiler, toplum haline geçerken aralarinda huzur ve düzeni saglamak için bir sözlesme yapmislardir. Bundan devlet dogmustur. Su halde devlet, fertlerin temel hak ve hürriyetlerine dokunamaz. Tersine, onlari korumakla yükümlüdür.

SIYASI BAGIMSIZLIK FIKRI

Çagindaki Osmanli siyasetine büyük devletlerin sik sik karismasi Namik Kemal’i çileden çikarmis ve devletin milli çikarlarimiza uygun bir siyaset gütmesi için heyecanli makaleler yazmistir.

OSMANLICILIK FIKRI

Namik Kemal’e göre: Osmanli (Türk) bayragi altinda yasayanlarin hepsi tek bir millettir. Irk, din, dil, ayriliklari bu birlesmeye engel olamaz. Ayni vatanda, ortak menfaatler içinde esit haklarla yasayan insanlar, bir millet teskil ederler.

ISLAMCILIK FIKRI
Bu fikir, hem bir ülkü hem de siyasi amaçtir. Bir yandan Islam milletleri arasinda maddi manevi kültür baglari, öte yandan sömürgeci Avrupa’ya karsi bir Islam direnmesi kurmak emelini güder. Namik Kemal, bu Islam birligine, Osmanlilarin önderlik etmesini istemektedir.
Bunlarin haricinde sairin iktisat, maarif, milli lisan anlayisi, yeni edebiyat taraftarligi gibi konular üzerine de yazilari ve fikirleri bulunmaktadir.


NAMIK KEMAL VE TIYATRO

Namik Kemal, tiyatronun modern bir tiyatro haline gelmesi için büyük çaba harcamistir. Avrupa’ya kaçana kadar yalniz siir ve politika ile ugrasan Kemal, döndükten sonra tiyatro ile de yakindan ilgilenmeye basladi. Bunun için oynanmak üzere piyesler yazmaktan da geri durmamistir.
Kemal ancak Avrupa’ya kaçtiktan sonra ciddi sahne eserlerinin seyircisi olabildi ve tiyatronun gerçek degerini kisa zamanda kavrayabildi. Orada tiyatro sadece bir eglence araci degil, ayni zamanda, seyircilerin kültür seviyesini yükselten, ciddi bir olaydi. Tiyatronun bu yönü, Kemal’i hayran birakti. Her gün binlerce insana hitap eden bu müesseseler adeta birer okuldu. Edebi çalismalarinda Tanzimat’in sosyal prensiplerine bagli bulunan Kemal’in, tiyatroyu da bu yönden görmesi kadar tabii bir sey olamaz.
Ona göre ciddi bir tiyatro eseri, seçkin bir topluluga belli düsünceleri asilamak için, en ‘faydali eglence’ idi. Bu eglence fikrine ragmen Namik Kemal’in tiyatrosu bir dava tiyatrosudur. O eserlerinde vatanperverlik, Islam ittihadi, insan haklari gibi inandigi belli basli seylerle cemiyetimizin kalkinmasi için lüzumlu gördügü fikirlerini veya geleneklere karsi tenkitlerini tek bir nutkun birkaç agza taksimi denebilecek tarzda söyler.
Bu itibarla piyeslerin sahislarini Kemal’in fikirlerine ve onlarin antitezlerine indirmek mümkündür. Buna ragmen bu piyesler dis manzarasiyla epeyce degisiklik gösterirler. Hemen hemen hiçbiri öbürünün mevzusunu tekrarlamadigi gibi bir kisma da ancak dolayisiyla ideolojiktir. “Vatan Yahut Silistre” muhasara altinda bulunan bir kalenin fedakarliklarla kurtulusudur. “Zavalli çocuk” kisisel mutluluk meselesini konu edinen bir eserdir. “Gülnihal”in konusu, XVIII. asir sonu veya XIX. asir basinda yari feodal bir Rumeli sehrinde geçen zulme karsi bir isyan vaka’sidir. “Âkif Bey” ise sadece bir karakterin etrafinda döner, öyle ki piyesin Kemal’in vatan ve millet sevgisini aksettiren kisimlari vaka’ya eklenmis hissini birakir. “Celal”, vazife ugrunda yapilan mücadeleleri anlatir. Ne zaman yazildigi bilinmeyen “Karabela” ise bir tutku, ihtiras dramidir. Gizli ve açikça telkin ettigi fikirlerin daima agir basmasina ragmen Kemal bu piyeslerinde ask ve ihtirasa çok genis bir yer ayirmis, onu türlü görünüslerde vermeye çalismistir.
Kemal’in tiyatroda sevdigi sairler Shakspeare, Hugo ve Corneille’dir. O Fransiz Klasiklerini aralarinda mukayese yapacak kadar tanimakla beraber romantik drami tercih ediyordu. Bu itibarla zaman, mekan ve mevzu birliklerinin ve klasik tiyatronun örgüsünde esas olan ifade seçkinliginin aleyhinde idi. Fakat hiçbir zaman Shakspeare tiyatrosunun sahne seklini de kabul etmemistir. O Fransiz draminin romantiklerde bes, daha yenilerinde besle üç perde arasinda degisen bölünüsünü, yani hareketin muayyen zaman ve yerlere baglanmasini benimsemistir ki modern tiyatronun genellikle kullandigi teknik de budur.
Oyunlarin çogu, bugün teknik yönünden kusurlu görülebilir. Dili, oldukça sade olmakla birlikte, konusma dilinin rahatligina ulasamamistir. Söylesmeler daha çok hitabete ve nutka kaçmaktadir. Olay düzeni karisiktir. Fakat, o eserlerde bugün bile, Namik Kemal’in samimi, saf ülküsünün sicakligi hissedilir.


NAMIK KEMAL’IN TIYATROYA DAIR SÖZLERI

Bir milletin güzel söyleyis kudreti, edebiyatinda; edebiyatin da en canli ifadesi, tiyatrosunda belli olur.
Diger edebi türlere bisbetle tiyatro, resme nisbetle canli varlik gibidir.
Tiyatro eglencelidir. Fakat eglencelerin en faydalisidir
Tiyatro, meram anlatmada hem göze hem kulaga hitab ettigi için tesirini iki vasita ile birden gösterir.
Tiyatro, fikrin hayalatina vicdan, vicdanin ulviyetine can, canin hissiyatina lisan verir.
Tiyatro aska benzer. Insani hazin hazin aglatir. Fakat verdigi siddetli tesirlerde bir baska lezzet bulunur.
Bati memleketlerinde tiyatro edebiyat türlerinin hepsinden üstün sayilir.
Avrupa’da en büyük ediplerin en güzel eserleri tiyatrolardir.

TIYATROLARI

Vatan Yahut Silistre
Gülnihal
Zavalli Çocuk
Âkif Bey
Celaleddin Harzemsah
Kara Bela


ZIYA GÖKALP

23 Mart 1876’da Diyarbakir’da dogdu. 25 Ekim 1924’te Istanbul’da yasamini yitirdi. Asil ismi Mehmet Ziya. Babasi yerel bir gazetede çalisan memurdu. Egitimine Diyarbakir’da basladi. Amcasindan geleneksel Islam ilimlerini ögrendi. 18 yasinda intihara tesebbüs etti. Bir yil sonra 1895'te Istanbul’a gitti. Baytar Mektebine kaydini yaptirdi. Buradaki ögretimi sirasinda Ibrahim Temo ve Ishak Sukûti ile iliski kurdu. Jön Türkler’den etkilendi. Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne katildi. Muhalif eylemleri nedeniyle 1898’de tutuklandi. Bir yil cezaevinde kaldi. Serbest birakildiktan sonra 1900'de Diyarbakir’a sürgüne gönderildi. 1908'e kadar Diyarbakir'da küçük memuriyetler yapti. 2'nci Mesrutiyetten sonra Ittihat ve Terakki'nin Diyarbakir subesini kudu ve temsilcisi oldu. "Peyman" gazetesini çikardi. 1909'da Selanik'te toplanan Ittihat Terakki Kongresi'ne Diyarbakir delegesi olarak katildi. Bir yil sonra, örgütün Selanik’teki merkez yönetim kuruluna üye seçildi. 1910’da kurulmasinda öncülük yaptigi Ittihat Terakki Idadisi'nde sosyoloji dersleri verdi. Bir yandan da "Genç Kalemler" dergisini çikardi. 1912'de Ergani Maden'den Meclis-i Mebusan'a seçildi, Istanbul'a tasindi. Türk Ocagi'nin kuruculari arasinda yer aldi. Dernegin yayin organi "Türk Yurdu" basta olmak üzere Halka Dogru, Islam Mecmuasi, Milli Tetebbular Mecmuasi, Iktisadiyat Mecmuasi, Içtimaiyat Mecmuasi, Yeni Mecmua'da yazilar yazdi. Bir yandan da Darülfünun-u Osmani'de (Istanbul Üniversitesi) sosyoloji dersleri verdi.

1'inci Dünya Savasinda Osmanli'nin yenilmesinden sonra tüm görevlerinden alindi. 1919'da Ingilizler tarafindan Malta Adasi'na sürgüne gönderildi. 2 yillik sürgün döneminden sonra Diyarbakir'a gitti, Küçük Mecmua'yi çikardi. 1923'te Maarif Vekaleti Telif ve Tercüme Heyeti Baskanligi'na atandi, Ankara'ya gitti. Ayni yil Ikinci Dönem Türkiye Büyük Millet meclisi'ne Diyarbakir mebusu olarak girdi. 1924'te kisa süren bir hastaligin ardindan Istanbul'da yasamini yitirdi. Osmanli Devleti'nin parçalanma sürecinde yeni bir ulusal kimlik arayisina girdi. Düsüncesinin temelinde, Türk toplumunun kendine özgü ahlaki ve kültürel degerleriyle, Bati'dan aldigi bazi degerleri kaynastirarak bir senteze ulasma çabasi yatiyordu. "Türklesmek, Islamlasmak, Muasirlasmak" diye özetledigi bu yaklasimin kültürel ögesi Türkçülük, ahlaki ögesi de Islamcilikti. Uluslararasi kültürün yapici ögesinin ulusal kültürler oldugunu savundu. Saray edebiyatinin karsisina halk edebiyatini koydu. Bati'nin teknolojik ve bilimsel gelismesini saglayan pozitif bilim anlayisini benimsedi. Dini, toplumsal birligin saglanmasinda yardimci bir öge olarak degerlendirdi. Toplumsal modeli, Emile Durkheim'in teorik temellerini kurdugu "dayanismacilik" temelinde sekillendi. Bireyi temel alan liberalizm ile çatismaci toplumu temel alan Marksizm'e karsi mesleki örgütleri temel toplum birimi olarak kabul eden solidarizmde karar kildi. Toplumsal ve siyasi görüslerini anlattigi sayisiz makale yazdi. "Türkçülük" düsüncesini sistemlestirdi. Milli edebiyatin kurulmasi ve gelismesinde önemli rol oynadi.

ESERLERI

Kizil Elma (1914)
Türklesmek, Islamlasmak, Muasirlasmak (1918)
Yeni Hayat (1918)
Altin Isik (1923)
Türk Töresi (1923)
Dogru Yol (1923)
Türkçülügün Esaslari (1923)
Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra

ATAOL BEHRAMOGLU

13 Nisan 1942’de Istanbul Çatalca’da dogdu. Ilkögrenimini Kars ve Çankiri'da yapti. 1966'de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Rus Dili ve Edebiyati bölümünü bitirdi. 1962'de Türkiye Isçi Partisi'ne girerek ilk örgütlenme çalismalarina katildi. "Fikir Kulüpleri Federasyonu"nun (FKF) kuruculari arasinda yer aldi. "Dönüsüm" dergisininin kurulus çalismalarina katildi, sahipligini üstlendi. 1970'te Ismet Özel’le birlikte "Halkin Dostlari" dergisini çikardi. Ayni yil Ingiltere'ye, daha sonra Fransa'ya gitti. Paris'te gece kulübü bekçiligi, otel katipligi, ögretmenlik yapti. 1972'de Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Sovyet edebiyati üzerine inceleme yapti. 1974'te Türkiye'ye döndü. Istanbul Sehir Tiyatrolari'nda dramaturg olarak çalisti. 1975'te kardesi Nihat Behram’la birlikte "Militan" dergisini kurdu. "Sanat Emegi" dergisinin kuruculari arasinda yer aldi. 1979'da Türkiye Yazarlar Sendikasi'nin genel sekreteri oldu. Yayinevlerinde çalisti. 12 Eylül harekatindan sonra 1982’de Baris Dernegi Davasi nedeniyle 10 ay tutuklu kaldi. 1984’te Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’ne bagli Centre de Poetique Comparee bölümünde Türk ve Dünya Siiri üstüne seminerler izledi, çalismalar yapti. Ilk siirleri "Ataol Gürus" takma adiyla Yeni Çankiri, Yesil Ilgaz, Çagri gibi yerel gazete ve dergilerde yayinlandi. Yüksekögrenimi sirasinda Yapraklar, Dost, Evrim, Ataç gibi dergilerde çikan siirleriyle dikkat çekti. Bu dönemin siirlerini biraraya getiren ilk siir kitabi "Bir Ermeni General" 1965'te basildi. Gençlik dönemi siirlerinde Orhan Veli, Attilâ Ilhan ve Ikinci Yeni siirinin ortak özellikleri etkin. Gerçek siir kimligi 1965-1971 arasinda Papirüs, Siir Sanati, Yeni Gerçek, Yeni Dergi ve Halkin Dostlari'nda çikan siirleriyle olustu. Bu siirlerde toplumcu, etkin bir edebiyat anlayisinin örnekleri yer aldi. Toplumcu gerçekçi siir ilkelelerine yöneldi, siirini yeni biçim ve tema arayislariyla besledi. Çevirileriyle de dikkat çekti. Edebiyat ve kültür üzerine yazdiklari, antoloji ve diger çalismalariyla kusaginin önde gelen yazarlari arasina girdi.


Siir

Bir Ermeni General (1965)
Bir Gün Mutlaka (1970)
Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Siirleri (1974)
Ne Yagmur... Ne Siirler... (1976)
Kusatmada (1978)
Mustafa Suphi Destani (1979)
Dörtlükler (1983)
Iyi Bir Yurttas Araniyor (1983) (Ankara Sanat Tiyatrosu tarafindan oyunlastirilmistir.)
Eski Nisan (1987)
Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985)
Kizima Mektuplar (1985)
Siirler 1959-1982 (1983)
Bebeklerin Ulusu Yok (1988)
Bir Gün Mutlaka (1991)
Sevgilimsin (1993)
Yasadiklarimdan Ögrendigim Bir Sey Var (1991)

Düzyazi

Yasayan Bir Siir (1986)
Siirin Dili-Anadili (1995)
Mekanik Gözyaslari (1997)
Nazim’a Bir Güz Çelengi (1997)
Kardes Türküleri (1986)

Ani

Aziz Nesin’li Fotograflar (1995)

Gezi

Baska Gökler Altinda (1996)

Mektup

Genç Bir Sairden Genç Bir Saire Mektuplar (1995)

Antoloji

Büyük Türk Siiri Antolojisi (2 cilt, 1987)

Çeviri

Lili'cigim, Pantolonlu Bulut'dan, Sair Isçidir (Mayakovski)
Durgun Yillarda Gelmis Olanlar Dünyaya (Aleksandr Blok)
Karima (Nikola Vaptsarov)

En ünlü siiri

YASADIKLARIMDAN ÖGRENDIGIM BIRSEY VAR

Yasadiklarimdan ögrendigim bir sey var:
Yasadin mi, yogunluguna yasayacaksin bir seyi
Sevgilin bitkin kalmali öpülmekten
Sen bitkin düsmelisin koklamaktan bir çiçegi

Insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kusa, bir çocuga
Yasamak yeryüzünde, onunla karismaktir
Kopmaz kökler salmaktir oraya

Kucakladin mi simsiki kucaklayacaksin arkadasini
Kavgaya tüm kaslarinla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandin mi bir kez simsicak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir tas gibi dinleneceksin
Insan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildigine
Hem de tüm benligi seslerle, ezgilerle dolarcasina

Insan baliklama dalmali içine hayatin
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasina

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanimadigin insanlar
Bütün kitaplari okumak, bütün hayatlari tanimak arzusuyla yanmalisin
Degismemelisin hiç bir seyle bir bardak su içmenin mutlulugunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yasamak özlemiyle dolmalisin

Ve kederi de yasamalisin, namusluca, bütün benliginle
Çünkü acilar da, sevinçler gibi olgunlastirir insani
Kanin karismali hayatin büyük dolasimina
Dolasmali damarlarinda hayatin sonsuz taze kani

Yasadiklarimdan ögrendigim bir sey var:
Yasadin mi büyük yasayacaksin, irmaklara,göge,bütün evrene karisircasina
Çünkü ömür dedigimiz sey, hayata sunulmus bir armagandir
Ve hayat, sunulmus bir armagandir insana


ATTILLA ILHAN (1925 - 2005)


Attila Ilhan 15 Haziran 1925’te Menemen’de dogdu. Ilk ve orta egitiminin büyük bir bölümünü Izmir ve babasinin isi dolayisiyla gittikleri farkli kentlerde tamamladi. Izmir Atatürk Lisesi birinci sinifindayken mektuplastigi bir kiza Nazim Hikmet siiri göndermesi nedeniyle 1941’de tutuklandi ve okuldan uzaklastirildi. Üç hafta gözetim altinda kaldi. Iki ay hapiste yatti.


CHP SIIR ARMAGANI’NDA IKINCILIK ÖDÜLÜNÜ KAZANDI

Türkiye’nin hiçbir yerinde okuyamayacagina dair bir belge verilince, egitim hayatina ara vermek zorunda kaldi. Danistay karariyla, 1944 yilinda okuma hakkini tekrar kazandi ve Istanbul Isik Lisesi’ne yazildi. Lise son siniftayken amcasinin kendisinden habersiz katildigi CHP Siir Armagani’nda Cebbaroglu Mehemmed siiriyle ikincilik ödülünü kazandi. 1946’ta mezun oldu.


Istanbul Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Üniversite yillarinda Yigin ve Gün gibi dergilerde ilk siirleri yayinlanmaya basladi. 1948’de ilk siir kitabi Duvar’i yayinladi.


1949 yilinda, üniversite ikinci siniftayken Paris’e gitti. Fransiz toplumu ve orada bulundugu çevreye iliskin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel olusturmustur. Türkiye’ye geri dönüsünde siklikla basi polisle derde girdi. Bir kaç kez gözaltina alindi.


1950’LI YILLARDA ADINI DUYURDU
1951 yilinda Gerçek gazetesinde bir yazisindan dolayi kovusturmaya ugrayinca tekrar Paris’e gitti. Fransa’daki bu dönem Attilâ Ilhan’in Fransizca’yi ve Marksizmi ögrendigi yillardir. 1950’li yillari Istanbul - Izmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ Ilhan, bu dönemde ismini Türkiye çapinda duyurmaya basladi.


Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Ancak son sinifta gazetecilige baslamasiyla beraber ögrenimini yarida birakti. Sinemayla olan iliskisi, yine bu dönemde, 1953’te Vatan gazetesinde sinema elestirileri yazmasiyla baslar. 1957’de askerligini yaptiktan sonra sinema çalismalarina agirlik verdi. Ali Kaptanoglu adiyla onbese yakin senaryo yazdi.


’YASAK SEVISMEK’ VE ‘AYNANIN IÇINDEKILER’
1960’ta Paris’e geri döndü. Babasinin ölmesiyle birlikte Izmir’e döndü. Sekiz yil Izmir’de kaldigi dönemde, Demokrat Izmir gazetesinin basyazarligini ve genel yayin yönetmenligini yürüttü. Ayni yillarda, siir kitabi olarak Yasak Sevismek ve Aynanin Içindekiler serisinden Biçagin Ucu yayinlandi. 1968’te evlendi, 15 yil evli kaldi.


1973’te Bilgi Yayinevi’nin danismanligini üstlenerek Ankara’ya tasindi. Sirtlan Payi ve Yaraya Tuz Basmak’i Ankara’da yazdi. 81’e kadar Ankara’da kalan yazar Fena Halde Leman adli romanini tamamladiktan sonra Istanbul’a yerlesti.


‘SEKIZ SÜTUNA MANSET’, ‘KARTALLAR YÜKSEK UÇAR’ VE ‘YARIN ARTIK BUGÜNDÜR’
Istanbul’da gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelisim Yayinlari ile devam etti. Bir süre Günes gazetesinde yazan Attilâ Ilhan, 1993-1996 yillari arasinda Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yilindan beri köse yazilarini Cumhuriyet gazetesi’nde sürdürmekteydi. 1970’lerde Türkiye’de televizyon yayinlarinin baslamasi ve genis kitlelere ulasmasiyla beraber Attilâ Ilhan da senaryo yazmaya geri dönüs yapti. Sekiz Sütuna Manset, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarin Artik Bugündür senaryosunu yazdigi dizilerdi.


Türk edebiyatinin usta kalemi Attila Ilhan, 80 yasinda hayatini kaybetti.


ATTILÂ ILHAN KITAPLARI


SIIR

Duvar
Sisler Bulvari
Yagmur Kaçagi
Ben Sana Mecburum
Belâ Çiçegi
Yasak Sevismek
Tutuklunun Günlügü
Böyle Bir Sevmek
Elde Var Hüzün
Korkunun Kralligi
Ayrilik Sevdaya Dâhil
Kimi Sevsem Sensin


ROMAN

Sokaktaki Adam
Zenciler Birbirine Benzemez
Kurtlar Sofrasi
Aynanin Içindekiler
Biçagin Ucu
Sirtlan Payi
Yaraya Tuz Basmak
Dersaadet’te Sabah Ezanlari
O Karanlikta Biz
Fena Halde Leman
Haco Hanim Vay
Allahin Süngüleri-Reis Pasa


ÖYKÜ

Yengecin Kiskaci


DENEME-ANI

Abbas Yolcu
Yanlis Kadinlar Yanlis Erkekler
ANILAR VE ACILAR
Hangi Sol
Hangi Bati
Hangi Seks
Hangi Sag
Hangi Atatürk
Hangi Edebiyat
Hangi Laiklik
Hangi Küresellesme


ATTILÂ ILHAN’IN DEFTERI

Gerçekçilik Savasi
‘Ikinci Yeni’ Savasi
Fasizmin Ayak Sesleri
Bati’nin ‘Deli Gömlegi’
Sagim Solum Sobe
Ulusal Kültür Savasi
Sosyalizm Asil Simdi
Aydinlar Savasi
Kadinlar Savasi
CUMHURIYET SÖYLESILERI
Bir Sap Kirmizi Karanfil
Ufkun Arkasini Görebilmek
Sultan Galiyef
Dönek Bereketi
Yildiz, Hilâl ve Kalpak

ÇEVIRILERI

Kanton’da Isyan (Malraux)
Umut (Malraux)
Basel’in Çanlari (Aragon)

******

AN GELIR
an gelir
paldir küldür yikilir bulutlar
gökyüzünde anlasilmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgilar susar heves kalmaz
satârâbân ölür

sarabin gazabindan kork
çünkü fena kirmizidir
kan tutar / tutan ölür
sokaklar kusatilmis
karakollar taranir
yagmurda bir militan ölür

an gelir
ömrünün hirsizidir
her ölen pisman ölür
hep yanlis anlasilmistir
hayalleri yasaklanmis
an gelir simsek yalar
masmavi dehsetiyle siyaset meydanini
direkler çatirdar yalnizliktan
sehpada pir sultan ölür

son umut kirilmistir
kaf dagi’nin ardindaki
ne selam artik ne sabah
kimseler bilmez nerdeler
namli masal sevdalilari
evvel zaman içinde
kalbur saman ölür
kubbelerde uguldar bâkî
çesmelerden akar sinan
an gelir
-lâ ilâhe illallah-
kanunî süleyman ölür

görünmez bir mezarliktir zaman
sairler dolasir saf saf
tenhalarinda siir söyleyerek
kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
saatli bir bombadir patlar
an gelir
Attila Ilhan ölür

ORHAN VELI KANIK


Orhan Veli Kanik, 13 Nisan 1914 tarihinde Istanbul'da dogdu. Galatasaray'da basladigi ögrenimini, babasinin atandigi Ankara'da Gazi Ilkokulu ve Ankara Erkek Lisesi'nde sürdürdü. Lise siralarinda Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le arkadas oldu. Liseyi bitirince Istanbul'a dönerek, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi (1932), ancak yüksek ögrenimini yarim birakti (1935). 1936'da Ankara'ya döndü ve askere gidinceye dek PTT Genel Müdürlügü Telgraf Isleri Reisligi Milletlerarasi Nizamlar Bürosunda memurluk yapti. Yedek subayligini tamamlayinca, iki yil kadar, yine Ankara'da, Milli Egitim Bakanligi Tercüme Bürosu'nda çalisti. 1947'de, Hasan Âli Yücel'in yerine Resat Semsettin Sirer'in bakan olarak atanmasi üzerine, Milli Egitim Bakanliginda "antidemokratik bir hava" esmeye basladigini söyleyerek, görevinden istifa etti. 1 Ocak 1949-15 Haziran 1950 tarihleri arasinda yirmi sekiz sayi süren, on bes günde bir yayimlanan, iki sayfalik ' Yaprak' dergisini çikardi. Yaprak dergisi serüvenini sürdüremeyecegini anlayinca Ankara'dan ayrilip Istanbul'a gitti. Gene o yilin kasim ayi içinde, bir haftaligina geldigi Ankara'da, 10 Kasim 1950 gecesinde, yolda, onarim için kazilmis bir çukura düserek ayagindan yaralandi. Istanbul'a döndükten sonra, bir arkadasinin evindeyken, durumu birdenbire kötülestigi için kaldirildigi Cerrahpasa Hastanesi'nde, 14 Kasim 1950 tarihinde beyin kanamasindan öldü, Rumelihisari Mezarligi'na gömüldü.

Garip ya da Birinci Yeni denilen akimin öncüsü, kuramcisi. Yirmi sekiz sayi süren Yaprak serüveni öncesinde, Ankara Erkek Lisesi'nde okul kooperatifin parasiyla Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte Sesimiz dergisini çikarmislardir. Biçemini belli eden ilk siirlerini, yine, arkadaslari Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile birlikte Varlik dergisinde yayimladi ve müthis bir ilgi gördü. Siir ve yazilari, Varlik dergisinden baska Insan, Ses, Gençlik, Küllük, Inkilapçi Gençlik, Ülkü, Demet, Iste, Aile gibi dergilerde yayimlanmistir. Ikinci Dünya Savasina katilmayan ve katilmis kadar etkilenen Türkiye'de, Türk siirini bir takim kalip ve kliselerden, sairanelikten, yipranmis benzetmelerden kurtardi, kisa ve basit ama vurucu bir söylem -eda- gelistirdi. Siirin bilinen ve kabul gören sinir taslarini yerinden oynatti. Yalin bir halk dili kullandi, yergi ve gülmeceden yararlanarak, siradan yasantilarin siirinin de yazilabilecegini gösterdi.

YAPITLARI

Garip (Oktay Rifat ve Melih Cevdet'le birlikte, 1941)
Garip (yalniz kendi siirleriyle, genisletilmis 2. baski, 1945)
Vazgeçemedigim (1945)
Destan Gibi (1946)
Yenisi (1947)
Karsi (1949)
Bütün Siirleri (1951, 1975)

SIIRLERI

Açsam Rüzgara
Anlatamiyorum
Ayrilis
Bayrak
Bayram
Bedava
Dalgaci Mahmut
Delikli Siir
Gelirli Siir
Gün Olur
Güzel Havalar
Harbe Giden
Hürriyete Dogru
Istanbul'u Dinliyorum
Kitabe-i Sengi Mezar
Macera
Pazar Aksamlari
Rüya
Tren Sesi
Yasamak

SIIR ÇEVIRILERI

Ispanya'da - Paul ELUARD

AKGÜN AKOVA
1962'de Sakarya Akyazi’da dogdu. Lise ögrenimini Gebze’de, üniversite egitimini Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisligi Bölümü’nde tamamladi. Istanbul Üniversitesi Isletme Iktisadi Enstitüsü’nü bitirdi. Ilk siiri 1984'te Milliyet Sanat Dergisi’nde yayinlandi. Ardindan pespese siir kitaplari geldi. Bazi siirleri Ingilizce, Fransizca, Almanca, Ispanyolca ve Bosnakça’ya çevrildi. Ataol Behramoglu, onun siiri için, "1980’li yillara özgü külhani bir edanin özgün, basarili sentezi. Neredeyse her dizeden tasan dizginsiz bir yasama sevinci, gençlik ve enerji dolu siirler" degerlendirmesini yapiyor.

ESERLERI

SIIR:
Sansüttürme Sair Abüüü (1991)
Pepetye (1992)
Baba Bana Bagirma (1994)
Ask ve Kuyrukluyildiz (1997)
Seçme Siirler (1998)

DENEME:
Güzel Atlar Ülkesi (1996)
Yikik Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü (1997)
Elimi Tut Yeter (1998)

ÖDÜLLERI:
1998 Dil Dernegi Ömer Asim Aksoy Ödülü, "Yikik Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü


HALDUN TANER

16 Mayis 1915'te Istanbul’da dogdu. 7 Mayis 1986’da Istanbul’da yasamini yitirdi. Son Osmanli meclisinde Istanbul miletvekili olan Istanbul Darülfünun'u (Istanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi profesörü Ahmed Selahattin’in oglu. Ortaögrenimini 1935'te Galatasaray Lisesi’nde tamamladi. Devlet tarafindan Almanya'ya Heidelberg Üniversitesi’ne gönderildi. Siyasal Bilimler Fakültesi'ne devam etti. Zatürree olunca egitimini yarida birakip 1938'de Istanbul'a döndü. Tedavisi 1942'ye kadar sürdü. 1950'de Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Filolojisi Bölümü’nü bitirdi. Sanat Tarihi Kürsüsü’nde asistan oldu. 1950’den sonra Istanbul Edebiyat Fakültesi’nde, Gazetecilik Enstitüsü’nde, LCC Tiyatro Okulu’nda binlerce ögrenci yetistirdi. Iki yil Viyana’daki Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde ögrenim gördü. Viyana’daki bazi tiyatrolarda reji asistani olarak çalisti. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. Gazetecilik Enstitüsü’ndeki derslerine devam etti. Tercüman ve Milliyet gazetelerinde köse yazilari yazdi. Edebiyat yasamina gençlik yillarinda yazdigi skeçlerle basladi. "Töhmet" adli ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yagcioglu" takma ismiyle 1946'da yayinlandi. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te Istabul'da düzenledigi öykü yarismasinda "Sishaneye Yagmur Yagiyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlik dergisinin arastirmasinda yilin en begenilen öykücüsü seçildi. Öykülerinde bireyin toplumdaki yasam biçimleri üzerinde durdu. Bunlarin aksayan yanlarini mizah unsurlari kullanarak anlatti. Eski ve yeni yasam biçimi arasinda kalmis insanlarin, sonradan görme zenginlerin yasamlarini ele aldi. Toplumun degisik kesimlerden seçtigi kisilerin tutarsizliklarini, çeliskilerini ikiyüzlülüklerini sergiledi. Öykülerinin arka planinda da çogunlukla Istanbul manzaralari oldu. Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün basarili örneklerini verdi. Ardindan epik tiyatro denemelerine giristi. "Kesanli Ali" adli oyunu Türk Tiyatrosu’ndaki ilk epik tiyatro örnegidir. Bu oyun Türkiye'nin yanisira Almanya, Ingiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya'nin çesitli kentlerinde oynandi. Daha sonraki dönemlerde konularini güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taslamalarin agir bastigi oyunlar yazdi. Zeki Alasya ve Metin Akpinar ile Devekusu Kabare Tiyatrosu’nu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubu’nu kurdu. Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu ögelerinden de yararlanarak toplumsal olaylari alayli bir dille elestirdigi oyunlariyla büyük basari kazandi.

ESERLERI:

ÖYKÜ:
Yasasin Demokrasi (1949)
Tus (1951)
Sishane’ye Yagmur Yagiyordu (1953)
Ayisiginda Çaliskur (1954)
Onikiye Bir Var (1954)
Konçinalar (1967)
Sancho’nun Sabah Yürüyüsü (1969)
Kizil Saçli Amazon (1970)
Yalida Sabah (1983)

OYUN:
Günün adami-Disardakiler (1957)
Ve Degirmen Dönerdi (1958)
Fazilet Eczanesi (1960)
Lütfen Dokunmayin (1961)
Huzur Çikmazi (1962)
Kesanli Ali Destani (1964)
Gözlerimi Kaparim Vazifemi Yaparim (1964)
Zilli Zarife (1966)
Vatan Kurtaran Saban (1967)
Bu Sehr-i Stanbul Ki (1968)
Sersem Kocanin Kurnaz Karisi (1971)
Astronot Niyazi (1970)
Ha Bu Diyar (1971)
Dün Bugün (1971)
Ask-u Sevda (1973)
Dev Aynasi (1973)
Yâr Bana Bir Eglence (1974)
Ayisiginda Samata (1977)
Hayirdir Insallah (1980)
Esegin Gölgesi
Haldun Taner Kabare

FIKRA-GEZI-SÖYLESI:
Devekusuna Mektuplar (1960)
Hak dostum Diye baslayalim Söze (1978)
Düssem Yollara Yollara (1979)
Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Degil (1979)
Yaz Boz Tahtasi (1982)
Çok Güzelsin Gitme Dur (1983)
Berlin Mektuplari (1984)
Koyma Akil Oyma Akil (1985)
Önce Insan Olmak (1987)

ÖDÜLLERI

1953 New York Herald Tribune’nin düzenledigi Uluslararasi Hikaye Yarismasi Türkiye Birinciligi Sishaneye Yagmur Yagiyordu ile
1955 Sait Faik Hikaye Armagani Onikiye Bir Var ile
1956 Varlik Dergisi’nce Türkiye’nin En Begenilen Öykü Yazari secildi
1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü Sersem Kocanin Kurnaz Karisi ile
1983 Sidat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü (Pervev Naili Boratav ile paylasti)
Bordighera Müzik Festivali Hikaye Ödülü Sancho’nun Sabah Yürüyüsü ile


NEFI

Nef'î (Ömer), (1572-1635) ünlü 17. yüzyil Dîvân sairi. XVII. yüzyil ve bütün Türk edebiyatinin en büyük kaside sairi olarak taninan Nef'i, bu yüzyilin basinda yasamis, kasidede gerçek bir varlik göstermis ve gerek kendi zamaninda, gerekse sonraki yüzyillarda kaside yazan bütün sairlere etki etmis bir sairdir.

1572 yilinda Hasankale'de dogdu. Bundan dolayi devrin kaynaklari Nef'i'den Erzenü'r-Rumî diye söze ederler. Babasi ülkesinin etrafindan Sipahi Mehmed Bey diye anilan bir kisidir.

Gerçek ismi Ömer olan Nef'î, kaynaklarda Nef'i Ömer Bey adiyla anildigi gibi mührüne kazdirdigi beyitte de Ömer adi görülmektedir.

Daha küçük yaslardan itibaren güçlü bir egitim gördü. Ögrenimini Hasankale'de yapmis, sonra Erzurum'a gelerek devam ettirmistir. Burada Fars edebiyatinin ünlü eserlerini okudu, Arapça ve Farsça ögrendi. Nef'i Erzurum'da ögrenimini sürdürürken genç yasinda siir yazmaya da baslamistir. Ilk mahlasi Zarrî "zararli"dir. 1585 Erzurum defterdari olan Gelibolulu Müverrih Ali, siirlerini görmüs, begenmis ve bu genç saire Nef'i "nafi, yararli" mahlasini vermistir.

Padisah 1.Ahmed zamaninda Istanbul'a geldi. Devlet hizmetine girdi ve bir süre farkli memurluklarda çalisti. Daha sonralari 2.Osman ve 4.Murad dönemlerinde yildizi parladi ve sarayla yakin bir iliski kurdu. Hicviyeleri ile ünlü olan Nef'î yazdigi hicivlerle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekti.Dönemin müftüsü Nef'i yi öven ancak içeriginde Nef'i ye kâfir diyen bir beyit söylemistir.Nef'i de buna karsilik olarak; "Müftü efendi bize kâfir demis. Tutalim ben O'na diyem müselman. Lâkin varildiktan ruz-i mahsere, Ikimiz de çikariz orda yalan." diyerek cevap vermistir. Yine de uzunca bir süre 4.Murad tarafindan korundu, daha sonralari 4.Murad kendisinden hiciv yazmamasini rica etti. Her ne kadar Nef'î padisah 4.Murad'a bu konuda söz verse de, kalemini durduramayip Vezir Bayram Pasa hakkinda bir hicviye kaleme aldi. Bu hicviyesinden ötürü, 1635 yilinda, sarayin odunlugunda kementle bogularak öldürüldü. Sonra cesedi Istanbul bogazi'nda denize atilmistir.Halk arasinda Nef'i efendinin ölümü hakkinda söyle bir rivayet geçmektedir: Nef'i çok iyi bir sair oldugu için infazindan vazgeçilmistir.Padisaha gönderilecek belge yazilirken Nef'i de oradadir.Belgeyi bir zenci yazmaktadir ve kâgida mürekkep damlatir.Nef'i de bu olay üzerine "Mübarek teriniz damladi efendim" diyerek yasama sansini kaybetmistir

Nef'î hiç kuskusuz, hiciv dendiginde Türk edebiyatinda öne çikan isimdir. Onu ölüme sürükleyen hiciv edebiyatinda çok basarili oldugu asikâr. Hicvin yani sira övgü edebiyatiyla da göz doldurmustur, bugün dîvân edebiyatinin en begenilen kasidelerinden bir çogu onun eseridir. Yazdigi kasideler güçlü teknigi ve degisik ahenki ile fark yaratir. Zaman zaman kasidelerinde gördügümüz asiri süs ve abartilar bile, güzel ahenki ile sunîlikten uzak dogal bir havadadir.

Ölüm Sebebi Nef'î'nin ölüm sebebi o zamanin sadrazamina siir seklinde küfür ettigi için bir kez zindana atildi ama padisah bunu ögrenince affet dedi ve çikarildi sonra 1 ay sonra küfür etti ve yine zindana atildi ve yine padisah Allah'in sabri üç kezdir diyerek bir kez daha affedildi ve 1 ay sonra tekrar küfür edince yine zindana atildi ama bu sefer sadrazam gizli yapmis ve padisah Nef'i nerde die arastirirken orda oldugunu bulmus ve son bir kere daha affetmis Nef'io gece son bir siir yazmis ve ondan sonra tekrar küfretmis ve ondan sonra bogarak öldürülmüstür.Bogulmasinin nedeni kan dökülerek degil de bogularak öldürülmesini istedikleri için bogularak öldürülmüstür


Benem âsik ki rüsvâlikda tutdi söhretim sehri
Yazanlar kissa-i Mecnûn'u hep yabâne yazmislar


Tâhir efendi bize kelb demis
Iltifâti bu sözde zâhirdir.
Mâlikîdir mezhebim zîrâ,
I'tîkâdimca kelb tâhirdir."


Ahmed Arif

Ahmet Arif, Diyarbakir dogumlu Kürt sair, gazeteci.

Diyarbakir Lisesi'nden mezun olunca Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Üniversite egitimi sirasinda iki kere TCK 141'ye muhalefetten tutuklandi. 1940-1955 yillari arasinda degisik dergilerde yayinladigi siirlerinde kullandigi kendine has lirizmi ve hayal gücüyle Türk edebiyatindaki yerini aldi. Siirleri Anadolu halk kültüründen yogun etkilenmeler tasir. Siirleri Kürtçe ve Zazacaya çevrilmistir.

Siirlerinin toplandigi tek kitabi 1968'de yayinlandi. Türkiye'de en çok basilan kitaplar listesindedir. Yilmaz Erdogan gibi bir çok sair siirlerinden alinti yapmistir. Sert surat ifadesine karsin insanin içini oksayan siirleri vardir. Ahmed Arif hala gençlige damgasini vurmaktadir. Hasretinden Prangalar Eskittim adli siiri Ahmet Kaya tarafindan sarki haline getirilmistir


Eserleri [degistir]Hasretinden Prangalar Eskittim. (Everest yayinlari, ISBN 9752970214, 57. basim, 2006); Yurdum Benim Sahdamarim (Everest yayinlari, Istanbul, Kasim 2005, 5. Basim, ISBN: 9789752891036


ADILOS BEBENIN NINNISI

Dogdun,
Üç gün aç tuttuk
Üç gün meme vermedik sana
Adilos Bebem,
Hasta düsmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldir simdi memeye,
Saldir da büyü...

Bunlar,
Engerekler ve çiyanlardir,
Bunlar,
Asimiza, ekmegimize
Göz koyanlardir,
Tani bunlari,
Tani da büyü...

Bu, namustur
Künyemize kazinmis,
Bu da sabir,
Agulardan süzülmüs.
Saril bunlara
Saril da büyü.


HASRETINDEN PRANGALAR ESKITTIM

Seni anlatabilmek seni.
Iyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kus uyur, zindan uyurdu
Disarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadim,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarina kan gülleri takayim,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bagirabilsem seni,
Dipsiz kuyulara.
Akan yildiza.
Bir kibrit çöpüne varana.
Okyanusun en issiz dalgasina
Düsmüs bir kibrit çöpüne.
Yitirmis tilsimini ilk sevmelerin,
Yitirmis öpücükleri,
Payi yok, apansiz inen aksamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalip gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yoklugun, Cehennemin öbür adidir
Üsüyorum, kapama gözlerini...


VASFI MAHIR KOCATÜRK

1907'de Gümüshane'de dogdu, 1961'de Ankara'da yasamini yitirdi. 1930'da Mülkiye Mektebi'ni bitirdi. Çesitli illerde edebiyat ögretmenligi yapti, idareci olarak çalisti. 1948-1950 arasinda müfettislik yapti. 1950-1954 arasinda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Gümüshane milletvekili olarak bulundu. Yedi Mesale Toplulugu üyeleri arasina girdi. Önce epik siirler yazdi. Daha sonra hece ölçüsüyle, âsik tarzi siire yöneldi. Kahramanlik, fedakarlik, milli duygular, vatan ve millet sevgisi gibi temalar isledi. Manzum oyunlar, çocuk hikayeleri, antolojileri ve edebiyat arastirmalari da var.


ESERLERI

SIIR:
Daglarin Derdi (Yedi Mesaleciler'le birlikte, 1928)
On Inkilap (1935)
Tunç Sesleri (1935)
Geçmis Geceler (1936)
Bizim Türküler (1937)
Ergenekon (1941)
Hayat Sarkilari (1965)

OYUN:
Yaman (1933)
Sanatkar (1965)

DENEME-INCELEME-ANTOLOJI:
En Güzel Türk Manileri (1933)
Lafonten Hikayaleri (1934)
Sâheserler Antolojisi (1 cilt, 1934-1939)
Divan Siiri Antolojisi (1947)
Osmanli Padisahlari (1949)
Türk Edebiyati Sâheserleri (1955)
Tekke Siiri Antolojisi (1955)
Metinlerle Edebiyat (1955)
Namik Kemal (1955)
Siir Defteri (1958)
Hikaye Defteri (1958)
Namik Kemal'in Siirleri (1959)
Ziya Pasa'nin Siirleri (1959)
Saz Siiri Antolojisi (1963)
Türk Nesri Antolojisi (1963)
Meshur Beyitler (1963)
Türk Edebiyat Tarihi (1964)
Türk Edebiyati Antolojisi (1967)

ÖMER SEYFETTIN


YASAMI

Ömer Seyfettin, yazi ve öyküleriyle dilde sadelesme hareketinin öncülügünü yaparak yeni bir edebiyat akiminin olusumunu saglayip, Türk öykücülügünde kisa öykü türünün dil, anlatim teknigi ile tematik yönden ilk özgün örneklerini vermistir.

Ayni zamanda ulusal edebiyat akimini baslatan yazarlardan olan Ömer Seyfettin 28 Subat 1884'te Gönen'de dogdu. Babasi, Kafkasya Türklerinden yüzbasi Ömer Sevki Beydir. Ögrenimine, dört yasinda iken, Gönen Mahalle Mektebi'nde basladi. Ailesiyle birlikte Istanbul'a gelince (1892), ilkögrenimini özel bir okul olan Aksaray'daki Mekteb-i Osmani'da sürdürdü. Babasinin istegi üzerine, Eyüp baytar Rüstiyesi'nin subay çocuklarina özgü bölümüne yatili olarak yazildi (1893). Buradaki egitiminden sonra (1896), Edirne Askeri Idadisi'ni (1900) ve Istanbul Mekteb-i Harbiye'yi bitirdi. 22 Agustos 1903'te piyade tegmeni rütbesiyle mezun oldu. Merkezi Selanik'te bulunan 3. Ordu'nun Izmir Redif Tümeni'ne, daha sonra da Kusadasi Redif Taburu'na atandi (1903-1906). Izmir Zabitan Efret Mektebi'nde ögretmenlik yapti (1906-198). Üstegmenlige yükseldi. II. Mesrutiyet'in ilani üzerine (23 Temmuz 1908), 3. Ordu'nun selanik'teki merkezinde görevlendirildi. Bir süre sonra da (1909) Makedonya sinirindaki Yakorit köyü sinir bölügünde bölük komutanligi yapti. 1911'de ögrenim ücretini ödeyerek, istegiyle ordudan ayrildi, Selanik'e yerlesti. Ziya Gökalp ve arkadaslarinin çikardiklari"Genç Kalemler" dergisinin kadrosuna katildi.

Balkan Savasi'nin baslamasi üzerine, yeniden orduya çagrildi (14 Eylül 1914). Sirp ve Yunan cephelerinde savasti. Yanya kalesinin savunmasinda Yunanlilara tutsak düstü. Naflion kasabasinda bir yil süren tutsakligi sona erince (Kasim 1913), 4 Aralik 1913'te Istanbul'a döndü. Kisa bir süre "Türk Sözü" dergisinin basyazarligini yapti. Kabatas Erkek Lisesi'nde edebiyat ögretmenligine basladi (1914). Ölünceye dek bu görevini sürdürdü. Bir doktorun kizi olan Calibe Hanim'la evlendi (1915). Bu evlilikten Güner adinda bir kizi oldu (1916).

Darülfünun'da (Istanbul Üniversitesi'nde) kurulan Tedkikat-i Lisaniyye Encümeni üyeliginde bulundu (1917-1918). Eylül 1918'de esinden ayrildi. 6 mart 1920'de kaldirildigi Haydarpasa Hastanesi'nde seker hastaligindan öldü. Kadiköy Kusdili'ndeki Mahmut Baba Türbesi mezarligina gömüldü. 1939'da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarligi'ndaki Asri Mezarlik'a tasindi.

EDEBI YASAMI

Edebiyatla ilgisi, Edirne Askeri Idadisi'nde ögrenciyken basladi. Ilk siiri "Hisss-i Müncemid", "Ömer" "imzasiyla "Mecmua-i Edebiyye" de (7 Aralik 1316, "1900", Sayi: 9); "Gizli Kagit" adli ilk yazisi yine ayni derginin 20 Mart 1902 tarihli sayisinda; ilk öyküsü "Ihtiyarin Tenezzühü" ise "Sabah" gazetesinde yayimlandi (1902). Izmir'de ve Makedonya'da görevli bulundugu yillarda "Sebat", "Hizmet", "Serbest Izmir" (1903), "Asiyan", "Musavver Hale", "Düsünüyorum", "Kadin", "Rumeli", "Tesvik", "Piyano", "Zeka", "Çocuk Bahçesi", "Genç Kalemler" (1908-1912) gibi dergi ve gazetelerde siir ve makaleleri çikti.

Tutsakligi sonrasinda Istanbul'a dönünce, "Türk Sözü" dergisinin basyazarligina getirildi (12 Nisan 1330, 1914) Birinci Dünya Savasi yillarinda Ziya Gökalp'in çikardigi "Yeni Mecmua"da (Temmuz 1917) yayimladigi öyküleriyle ünü yayginlasti. "Tanin", "Vakit", "Türk Dünyasi", "Zaman", "Ifham" gazetelerinde (1918-20); "Türk Yurdu" (1913), "Yeni Mecmua" (1917) "Inci", "Diken", "Sair" (1918); "Donanma", "Büyük Mecmua" (1919) gibi dergilerde öykü ve romanlarinin yani sira siir ve makaleler yayimladi. Yarim kalan iki çevirisi; Ilyada 1918'de "Yeni Mecmua"da, Kalavela ise "Türk Yurdu"nda tefrika edildi.

Sagliginda kitap olarak üç yapiti yayimlandi: Ashab-i Kehfimiz, (roman, 1918); Harem, (uzun öykü, 1918); Efruz Bey, (roman, 1919). Bazi öyküleri, ölümünden sonra iki ciltte toplandi: Yüksek Ökçeler, 1923; Gizli Mabet, 1923. yapitlari toplu olarak 1938'de yayinlanmaya basladi (9 cilt). Birkaç kez basilan bu ciltlerin 1950'den sonraki yeni basimlarini hazirlayan Serif Hulusi; notlar ve varyantlar ekleyerek yapitlari 10 cilt olarak yeniden düzenledi. Bunu, 1962'de, Tahir Alangu tarafindan, külliyatina girmemis 30 öyküsü eklenerek "Toplu Eserleri" adi altinda 11 ciltlik yeni basimi izledi. 1970'de yayinlanmaya baslayan "Bütün Eserleri" temalarina göre 11 ciltte toplandi. Siirleri Fevziye Abdullah Tansel tarafindan derlenerek, Ömer Seyfettin'in Siirleri adi altinda yayinlandi (1972).

YASADIGI DÖNEM VE DÜSÜNCE DÜNYASI

Fransiz devrimiyle gelen özgürlük yanlisi düsünceler, Osmanli Imparatorlugu sinirlari içinde yasayan azinliklari "ulusal bilince" yönelme mücadelelerini gelistirir. Balkan Savasi öncesi, Imparatorluk içinde baslayan bu çözülüse karsi devletin birligini korumak, yikilisini önlemek ülküsünden hareket eden siyasi akimlara(Islamcilik, Osmanlicilik, Baticilik) 1911'den sonra ortaya çikanTürkçülük akimi da katilir. Imparatorluk içindeki uluslarin bagimsizlik mücadeleleri ve imparatorlugun çöküsünü hazirlayan etkenler karsisinda devletin birligini ayakta tutabilecek ülkü olarak benimsenen Türkçülük akiminin siyasi alanda "halka dogru" yönelisi; edebiyat alaninda da "ulusal kaynaklara dönme" düsüncesini olusturur. Halka ulasabilmenin tek yolu olarak da ulusal bir dil, tarih ve kültür birligine sahip çikilmasiyla olabilecegi düsüncesini yayginlastirir. Özünde halka yönelikligi amaç edinen bu egilim, ulusal bir edebiyatin olusmasinda da ulusal bir dilin benimsenmesini ilke edinir. Bu görüslerden yola çikan Ziya Gökalp ve arkadaslarinin, Ikinci Mesrutiyet'in getirdigi özgürlük ortaminda, "Genç Kalemler" dergisi çevresinde baslattiklari hareket; bu akimin ulusal bilinçlenme yolundaki yönlendirici çabasi sayilir. Tanzimat'tan beri süregelen dilde sadelesme egilimi, bu düsünceden hareketle benimsenir, gelistirilip sistemlestirilir.

ÖYKÜCÜLÜGÜNÜN EVRELERI

Yazin yasaminin ilk evresi sayilan Izmir döneminde (1903-1908) Baha Tevfik, Hemmet Necip (Türkçü), Yakup kadri, Sehabettin Süleyman gibi yazarlarla iliski kurmasi; ona, düsün dünyasini zenginlestiren bir ortam hazirladi. Fransiz edebiyatini yakindan izlemesi, özellikle de Guy de Maupassant ve Emile Zola'yi tanimasi, M. Necip Türkçü'nün dil üstüne görüslerinden etkilenmesi bu dönemine rastlar.

Yazin yasamina girisi siirle oldu. Bu evrede yazdigi siirlerinde Servet-i Fünun sairlerinin etkileri görülür. Aruz ölçüsüyle yazdigi siirlerinde agdali bir dil hakimdir. "Yeni Lisan" akimi sonrasi hece ölçüsüyle yazar.Dilini daha yalin ve anlasilir kilar. Siiri, düsüncelerini ve ülküsünü anlatabilmede bir araç olarak görür.

Öykücülügünün birinci evresini olusturan 1909-1913 yillari, Makedonya'da bulundugu süreyi kapsar. Balkan uluslarinin ulusal kurtulus mücadeleleri onun "ulusal" bilince ulasma düsüncesini etkilerken, bu dönem öykülerinin de baslica temasini olusturur. Buradan hareketle, yasadigi devrin siyasal hareketlerini elestiren, Türkçülük anlayisini destekleyen öyküler yazdi. Bu öyküleriyle bir yandan da sade dil anlayisinin savunuculugunu yapti. Öykücülügünün ikinci evresinde (1917-1920) toplumsal elestiri ve taslama yani agir basan öyküler yazdi. Imparatorlugun savastan yenik çikmasiyla iyice belirginlesin yikilis günlerinin sorunlarina yönelir. Son dönem öykülerinde mizah yani agir basar. Yasanilan kosullar, onun bu tür öyküye yönelisini hazirlar.

SANATI

Guy de Maupassant'in öykü anlayisindan etkilenerek gelistirdigi öykücülügüyle, çagdas Türk edebiyatinda bu türün (kisa öykünün) öncüsü sayilmistir. Çogunlukla bir tez ekseninde isledigi öykülerinin baslica temasini yasadigi dönemin toplumsal ve siyasal olaylari olusturur. Tematik yönden çagdas Türk öykücülügüne yeni açilimlar kazandiran nitelikte konulari ele alip isledigi gözlendi. Öykülerinde dönemin siyasal akimlarini, balkan uluslarinin bagimsizlik mücadeleleri karsisindaki Türklerin yasantilarini ve onlarla iliskilerini, çocukluk anilarini, birinci Dünya Savasi'nin toplum yasamina yansiyan olumsuzluklarini, halkin yanlis inançlarini, toplumsal yasamin bozuk ve kötü yanlarini, tarihsel olaylari konu edinmistir. Yasadigi dönemin olaylarindan edindigi gözlem ve anilarinin yani sira halk fikralarindan, folklor ve destanlardan da yararlanarak öykülerinin konularini zenginlestirmistir.

Toplumsal yergi ve gülmece ögelerinin belirgin oldugu kisa mizahi (magazin) öykülerinde ise güncel yasamin siradan olaylarini elestirel bir biçimde yansittigi gözlenir. Öykülerinde konusma dilini etkin kilarak, çaginin toplumsal sorunlarina yönelmis, bunlari toplumsal elestiri ve yer yer de humour yüklü bir anlatimla yansitmistir. Öykülerinde süssüz, yalin bir anlatim hakimdir. Konusma dilini yazi diliyle birlestirmesi, "Hakikati, görüldügü gibi, edebiyat yapmadan yazmak" amaci anlatimciliginin en belirgin yanini olusturur. Kisi, yer betimlemeleri ve ruhsal çözümlemelerden ise; 'olay'dir ön planda olan. Bu baglamda, 'olay' öyküsünün biçimsel özelliklerini basarili bir biçimde kullandigi görülür. Öyküsünü kisi-çevre-olay kurgusu üzerine kurar, serim-dügüm-çözüm/sonuç bölümlerine uyarak gelistirir. Öykülerinde 'olay'a önem verisi, tip ve karakter çizmesini engeller görünse de; epik öykülerinde yansittigi olaylar içinde belirgin kisilikler çizdigi görülmektedir.

Toplumsal olaylara yaklasimindaki bakis açisi ve döneminin sorunlarini yansitmada beliren düsünsel egilimleri öyküsünün ana tezini olusturur. Ona göre; söyleyisten çok, söylenen düsüncedir önemli olan. Öykü bir araçtir; düsünceleri iletmeye, toplumsal yapidaki bozukluklari göstermeye. "Cehaletin, nasuti duygularin alçalttigi beseriyyet için onu bir kurtarici olarak görür. Özellikle konularini tarihten alarak yazdigi öykülerinde; ülkenin savas sonrasi umutsuz, karamsar havasi içindeki insanlarina "iyimserlik ve umut vermek" amaci güttügü belirgindir.

ROMANLARI

Yasadigi yillarda yayinlanan üç romani ( Ashab-i Kehfimiz, Efruz Bey, Yalniz Efe, 1919) onun bu alanda yarim kalmis denemeleri olarak sayilir.

"Fantezi roman" olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908'den Mütareke yillarina kadarki süreci, aydin kisilerin elestirisi ekseninde yansitir. Dönemin aydin hastaliklarini, siyasi akimlarin yanlis yönsemelerini toplumsal elestiri baglaminda, yeni bir roman teknigiyle verir. Yarin kalan romani Yalniz Efe, destansi bir nitelik tasir. Konusunu bir halk menkibesinden almistir. Dönemin toplumsal ortaminda, yapilan haksizliklara baskaldirarak silahlanip daga çikan -kiz kahraman- Yalniz Efe'nin kisiliginde Türk halkanin direnme gücünü göstermeye çalismistir.

YAPITLARI

ESERIN ADI BASIM YILI TÜRÜ YAYINEVI
GIZLI MABET 1996 ÖYKÜ BILGI
YÜZAKI 1997 ÖYKÜ BILGI
ESKI KAHRAMANLAR 1998 ÖYKÜ BILGI
BOMBA 1998 ÖYKÜ BILGI
HAREM 1998 ÖYKÜ BILGI
YÜKSEK ÖKÇELER 1998 ÖYKÜ BILGI
BEYAZ LALE 1998 ÖYKÜ BILGI
EFRUZ BEY 1999 ÖYKÜ BILGI
FALAKA 1999 ÖYKÜ BILGI
ASK DALGASI 1999 ÖYKÜ BILGI
YALNIZ EFE 1999 ÖYKÜ BILGI
DOGDUGUM YER 1989 SIIR BILGI
DIL KONUSUNDA YAZILAR 1999 DENEME BILGI
OLUP BITENLER,TOPLUMSAL YAZILAR 1997 DENEME BILGI

SEMSEDDIN SAMI


(1850- 1904)

Semseddin Sami (1850-1904) Arnavutluk’ta, Yanya vilayetinin Fraser kasabasinda dogmustur. Oranin timar sahibi Fraserî ailesinden Halil Bey’­in ogludur. Orta ögrenimini Yanya’da bir Rum jimnazinda görmüs, orada Fran­sizca, Italyanca ve eski Yunanca’yi, ayni zamanda medreseye giderek Arapça ve Farsça’yi ögrenmistir. Istanbul’a gelince (1871) basin hayatina atilmis, Ibret ve Hadîka gazetelerinde makaleler yararken bir yandan da roman ve piyeslerini bas­tirmis, daha sonra Sabah (1876) ve Tercümân-i Sark (1878) gazetelerini kurmus, Aile (1881) ve Hafta (1881) dergilerini çikarmis, baska gazetelere de makaleler yazmistir. Birtakim küçük memurluklarda çalismis bulunan Semseddin Sami, bir yil kadar Trablusgarb’a sürülmüs, son olarak, sarayda kurulan (1880) Teftis-i Askerî komisyonu kâtiplik ve baskâtiplik görevlerinde çalismis, hayatinin son zamanlarinda Erenköy’ündeki köskünde “ikamete memur” edilmis, orada ölmüstür.

Devrinin en büyük dil bilgini olan Semseddin Sami, dilin islahi, sadelesmesi, sözlük ve gramerlerinin yapilmasi konularinda o zamana kadar birçok yazarlar tarafindan ileri sürülen düsünceleri daha bilimsel bir gözle ve daha derli toplu olarak anlatmis; ayrica, o zamana kadar yoklugundan yakini­lan Türk dili sözlügünü hazirlamis, ve sade dille yazi yazma denemelerine girmistir. Kaamûs-i Türkî adli büyük sözlügünün önsözünde (1901), yazi ve edebiyat dili olmasi istenen bir dilin, sözcüklerini bir araya toplayan bir sözlügü ile kural­larini tespit eden bir gramerinin yapilmasi gerektigini, edebiyat binasin ancak bunlar üzerine kurulacagini ve dilinin gerilemesine karsi bunlarin bir sed yerini tutacagini; bin yillik edebi ve tarihî bir geçmisi bulunan ve aslinda genis ve zen­gin bir dil olan Türkçe’nin, o zamandan beri sözlügü ve grameri yapilmadigi için birçok sözcüklerini kaybedip daralarak Arapça ve Farsça’ya muhtaç bir hale geldigini söylemistir. Dilin islah ve sadelesmesi konusunda ise, Lisân-i Türkî (Osmâmî) makalesinde (1881) Türkçe kullanilmakta olan Arap ve Fars sözcüklerinin kimyevî bir kaynasma ile dile karismamis olduklarini, yabanciliklarini daima koruduklarini, bunlari atarak dili temizlemenin her zaman mümkün oldugunu anlatmis; Robinson çevirisinin ön sözünde (1885), anlatim yazi dilinden kurtarilip konusma diline yaklastirildigi takdirde, dilin sadelesmekle birlikte güzellesecegini bildirmis; Tercümân-i Hakîkat gazetesinde yayinladigi Lisân ve Edebiyatimiz (1897) baslikli makalesinde de, dil ile edebiyat arasindaki çok siki baga isaret ederek, güzel bir dilimiz oldugu halde ona uygun bir edebiyatimiz bulunmadigini, eger söyledigimiz gibi yazar ve dilin o yolda islah ve ilerlemesine çalisirsak, dilin güzelligine uygun mükemmel bir edebiyatimiz olacagini yazmis; ve, Rabinson çevirisinde, konusma dilini yazida kullanmayi denemistir.

Semseddin Sami, dilcilik alaninda Kaamûs-i Fransevî (Türkçe’den Fransizca’ya 1884, Fransizca’dan Türkçe’ye 1902), Küçük Kamûs-i Fransevî (1888), Kaamûs- Aral (1898), Kaamûs-i Türkî (2 cilt. 1901) adli çok önemli sözcüklerle okullar için dil bilgisi kitaplari yayinlamistir. Kaamûs-ül-A’lâm (6 cilt, 1889-1898) adli büyük eseri Türkçe’de tamamlanmis ilk ansiklopedidir. Roman türünde Türk edebiyatinin bu yolda yazilan ilk eseri olan Taasuk-i Talât ve Fitnat (1872); tiyatro türünde de Seydi Yahya (1874), Besa - yahut – Ahde Vefâ (1875), Kâve (1875) dramlarini yazmistir. Bati edebiyatindan yaptigi çeviriler arasinda en ünlüleri, Victor Hugo (1802-1885) dan çevirdigi Sefiller (1880) ile Daniel Defoe (1661-1731) dan çevirdigi Robinson (1884) dur. Bunlardan baska, Cep Kütübhânesi basligi altinda, baska baska zamanlarda, Gök, Yer, Insan, Medeniyyet-i Islâmiyye, Lisân, Esâtir v.b. (1880-1895) adli birtakim küçük kitaplar çikanmstir. Hayatinin son yillarinda, Türkolog Radloff (1837-1918) yayinlindan yararlanarak ­Orhun Yazitlarini Türkiye Türkçe’sine çevirmis, Vambéry (1832? – 1913) nin yayinladigi kisimlardan yararlanarak da Kutadgu Bilig’i incelemis ise de, bu er yayinlanmamis; gazete ve dergilerde çikan makaleleri de kitap halinde toplanmistir.


SEMSEDDIN SAMI'NIN ESERLERI

ESERLERI TARIHI YAYINEVI
KAMUS-I FRANSEVI 1882 ALFA
KAMUSÜ'L-A'LAM 1899 ALFA
BAKI'NIN ES'ARI VE MÜNTEHABESI 1900 CEM
KAMUS-I TÜRKI 1901 ALFA
TAASSUK-I TAL'AT VE FITNAT 1902 MORPA


SUNAY AKIN

YASAMI

Sunay Akin (1962 - ), Türk sair, yazar, gazeteci, arastirmaciTrabzon’da dogdu. Lise ögrenimini Istanbul Kosuyolu Lisesi’nde tamamladi. Istanbul Üniversitesi Fizik Cografya Bölümü’nden mezun oldu.Ilk siirleri 1984 yilinda dergilerde yayinlanmaya basladi. Arkadaslariyla birlikte 1989'da Yeni Yaprak siir dergisini ardindan 1990 yilinda da Olmaz adli siir dergisini çikardi.1987 yilinda Halil Kocagöz Siir Ödülü’nü Noktali Virgül adli dosyasiyla aldi. 1990 yilinda ise Orhon Murat Ariburnu Siir Ödülü’nü Makiler siiri ile kazandi.Buluslara dayanan, genellikle kisa siirlerinde, Orhan Veli siirindeki bir özelligin günümüzde sürdürümcüsüdür. Bu tür siire pek de özgü olmayan, yumusak, lirik bir ses tonu vardir. Siirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatligi ile dikkat çeker. Cemal Süreyya’nin etkisinde sürdürdügü siirlerde, dil oyunlarina dayali yogun bir alaycilik ve sasirtma; çocuklar ve hüzünle birlikte sairin ilgi ve duyarliligini göstermektedir.Sunay Akin ilk siirini 9 yasinda meteoroloji müdürlügünde çalisan bir memurun kizina yazar. Kizin isminin bas harflerinin dizelerini olusturdugu siiri evlerinin terasinda bulunan odunluk kapisinin iç kismina yazar. Kiz balkona geldiginde odunlugun kapisini açar. Mahsusçuktan!… Ama siir kizin gözüne hiçbir zaman takilmaz. Sunay Akin yillar sonra “Bir Sairdir Artik”, çocuklugunun geçtigi Trabzon’a gittiginde sert geçen bir kista, içindeki odunlarla birlikte kapinin da sökülüp yakildigini ögrenir. Sairin ilk siiri “Hava Muhalefeti” nedeniyle kayiptir. 23 Nisan 2005 tarihinde 11 yildir dünyanin dört bir yanindan topladigi oyuncaklarla, hayali olan Istanbul Oyuncak Müzesi’ni Göztepe, Istanbul’da tarihi dört katli bir konakta açti.

TV8'de Hincal Uluç, Hasmet Babaoglu ve Nebil Özgentürk ile birlikte Yasamdan Dakikalar adli televizyon programini yapmaktadir.

SIIR KITAPLARI
Makiler (1989), Antikacilar (1991), Kaza Süsü (1993)

Sunay Akin'in Siirleri

>> 62 Tavsani

>> Aile Boyu

>> Alacak

>> Alfabe

>> Ama Ölüm

>> Antik Acilar

>> Asansör

>> At Kokusu

>> Ayna Oyunu

>> Ayrilik

>> Ayrilik Siiri

>> Baris

>> Beceriksiz

>> Beyaz

>> Beyaz Adam

>> Beyazperde

>> Beyaz Tutkal

>> Bir Araya

>> Böcek

>> Bulut

>> Cemal Süreya

>> Cephede

>> Cunta

>> Çagdas

>> Çatana

>> Çikis Kapisi

>> Çoban

>> Çocuk ve Hüzün

>> Dag Yolu

>> Davet

>> Deniz

>> Devrim

>> Disi Kus

>> Dr. Che

>> Dudak Payi

>> Dügme

>> Elisi

>> Esber Yagmurdereli

>> Fahise

>> Filika

>> Garip

>> Gecekondu

>> Giderken (Çukur)

>> Gitme Kal

>> Giyotin

>> Görülmüstür

>> Gözyasi

>> Harç

>> Heykel

>> Hücum Emri

>> Ihlamur

>> Iskele

>> Iskence

>> Jilet

>> Kafatasi

>> Kagit Gemi

>> Kanarya

>> Kayip Dalga

>> Kaza Süsü

>> Kedi Kiriklari

>> Kirik Kibrit

>> Kirmizi

>> Kiz Kurusu

>> Kova Kaleci

>> Kömür

>> Kus Tüyü

>> Kül Kedisi

>> Leblebi

>> Liman

>> Madalya

>> Maki

>> Makiler

>> Meçhul

>> Migfer

>> Minare

>> Naftalin

>> Ne Yapip Ne Edip

>> Nicedir

>> Noktali Virgül

>> Nöbetçi

>> Ozan

>> Ölü Asker

>> Park

>> Pencere

>> Reçel

>> Reklam

>> Romatizma

>> Rüzgar

>> Sana Yakin

>> Semaver Külü

>> Serçe

>> Serçe ve Kedi

>> Sevmek

>> Sözgelimi

>> Süngü

>> Samandira

>> Sehit

>> Semsiye

>> Siiriçi Hatlari Vapuru

>> Taht Ve Yüksük

>> Telasli Penguen

>> Ticaret

>> Tik Tak

>> Tirabzan

>> Tornavida

>> Trapezci

>> Tutuklu

>> Yalnizlik

>> Yara Bandi

>> Yoksul Bir Çocuk

>> Yüregim

>> Yüregim II

>> Yüz Havlusu


ÖYKÜLERI

KIRDIGIMIZ OYUNCAKLAR
ONLAR HEP ORADAYDI
KIRDIGIMIZ OYUNCAKLAR
KULE CANBAZI
SAIRLER MATINESI
ISTANBUL’DA BIR ZÜRAFA
AYÇÖREGI VE DENIZYILDIZI
ISTANBUL’UN NAZIM PLANI
ÖNCE ÇOCUKLAR VE KADINLAR
KIZ KULESI’NDEKI KIZILDERILI
VESAIRE...VESAIRE...
SIIR CUMHURIYETI
KIRILAN CANLAR

ISMAIL UYAROGLU

1948'de Balikesir’de dogdu. Istanbul Egitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitirdi. Çesitli illerde ve Istanbul’da edebiyat ögretmenligi yapti. Ögretmenlikten ayrildiktan sonra yayinevleri ve reklam sirketleriyle, Cumhuriyet gazetesi ve Yazko’da çalisti. Ilk siirinde Ikinci Yeni akiminin etkisinde kaldi. Ilk kitabinda yalinkat, yeterince islenmemis, devrimci, sloganci siirler dikkat çekti. Sonraki yillarda toplumsal gerçekçilige yöneldi. Biçim ve öz dengisine özen göstererek kendine özgü bir anlatim kurdu. Yalinlik, duruluk, lirizm, özlülük, uyak kullanmaya egilim, uyaklar yardimiyla yaratilmak istenen sasirtmacali bir söyleyis bu anlatimin temel özellikleri olarak siralanabilir. Çocuk siirleriyle de taninir. Siirin yanisira oyun, öykü ve romanlari da var.

ESERLERI:

SIIR:
Gül Sagnagi (1976, çocuklar için siirler)
Çocuk ve Siir (1977, çocuklar için siirler)
Asktan ve Umuttan Aldim Rengimi (1978, çocuklar için siirler)
Yakinda (1980)
Hayati Karsilayan Siirler (1981)
Siir Kitabi (1982)
Bir Demet Diken (1983)
5+2’ler (1984)
Ve Ask (1985)
Atesin Içinden (1985, toplu siirler)
En Eski Yalnizligimdir Ask Benim (1987)
Siir Ölümcül Yolculugun Senin (1987)

OYUN:
Les (1977)

ÖYKÜ:
Koku (1979)

ROMAN:
Bir Liranin Iki Günü (1978)

ÖDÜLLERI:

1974 Milliyet Sanat Dergisi En Basari Genç Sair ödülü (4 sairle birlikte)
1977 Antalya Uluslararasi Sanat Festivali Birincilik Ödülü Les oyunu ile
1978 Türk Dil Kurumu Çocuk Yazini Ödülü, Çocuk ve Siir ile
1978-1979 Yunus Nadi Armagani En Güzel Çocuk Romani, Bir Liranin Iki Günü ile
1979 Yakacik Sanat Senligi Birincilik Ödülü, Koku ile
1981 Yazko Siir Büyük Ödülü, Hayati Karsilayan Siirler ile

RIFAT ILGAZ

YASAMI

1911'de Kastamonu Cide’de dogdu. Nüfus kaydi 24 Nisan 1911. Kendisi Subat 1910'da dogdugunu anlatir. 7 Temmuz 1993'te Istanbul'da yasamini yitirdi. Ilkokula Cide'de basladi, Terme'de bitirdi. Orta ögrenimine Kastamonu'da basladi. Liseden ayrilip yatili olan Muallim Mektebi'ne girdi. 1930'da mezun oldu. Bolu Gerede, Akçakoca, Gümüsova'da ilkokul ögretmenligi yapti. 1938'de Ankara Gazi Egitim Enstitüsü'nü bitirdi. 1939’da Adapazari ve Istanbul'daki orta okullarda Türkçe ögretmeni olarak çalisti. 1940’ta Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. 1943’te ilk kitabi "Yarenlik" yayinlandi. Siirleri olaganüstü ilgi gördü. Ocak 1944’te yayinlanan "Sinif" adli siir kitabi toplatildi, bir süre cezaevinde kaldi. Serbest birakildiktan sonra bir yil ögretmenlik yapti. 1950’li yillarda gazetecilige basladi. 1940 kusagi yazarlarin eserlerine yer veren "Yürüyüs" dergisinin sorumlu yönetmenligini üstlendi. Aziz Nesin'le "Markopasa" dergisinin çikarilmasina katildi, yaziisleri müdürlügünü yapti. 1952'de "Adembaba" isimli mizah dergisini çikardi. Dolmus, Tas, Karikatür, Saka gibi dönemin ünlü mizah dergileriyle, Yeni Gazete'de yazilar yazdi. Ocak 1953’te "Devam" adli siir kitabi yayinlandi ve bu kitap da toplatildi, kendisi tekrar cezaevine kondu. Ayni yillarda çesitli senatoryumlarda verem tedavisi gördü. Yazi ve siirlerinden ötürü yaklasik 5 buçuk yil hapis yatti. 1952-1960 arasinda Tan gazetesinde düzeltmen, dizgici ve röportaj yazari olarak çalisti. Asil ününü 1959'da Türkiye'deki egitim sistemini elestirmek amaciyla yazdigi "Hababam Sinifi" adli kitapla kazandi. Çok tutulan ve tekrar tekrar basimi yapilan bu öyküler dizisi, tiyatro ve birçok kez sinemaya da uyarlandi. 1952-1960 arasinda siyasi baskilar nedeniyle gerçek ismiyle yazamadi. 1961 Anayasasi yürürlüge girdikten sonra kendi adiyla yazi ve siir yayinlama özgürlügüne kavustu. Vatan, Demokrat Izmir, Yeni Gün, Yeni Ulus gazeteleri ile Akbaba dergisinde yazdi. 1970’te Basin Seref Karti aldi. 1974’te emekli oldu. Cide’ye yerlesti. 12 Eylül 1980 döneminde tekrar gözaltina alindi. 70 yasinda olmasina ragmen gözleri baglanarak gerekçesiz sorguya çekildi ve bir aydan fazla gözaltinda tutuldu. Tutuklulugu sona erince ölümüne kadar Istanbul’da yasadi. Ilk siirleri ile yazilari, Kastamonu'da yayinlanan "Nazikter" ve "Açiksöz" dergileri ile "Güzel Inebolu", "Güzel Tosya", "Samsun" gazetelerinde çikti. Kisisel duygularini yansittigi ölçülü uyakli bu dönem siirlerini sonraki kitaplarina almadi. 1940'lardaki toplumsal gerçekçi sairler kusaginin en önemli temsilcisi. Siyasal ve ideolojik sorunlari yalin bir dille ortaya koydu, insanlarin yasantilarini, öykünmesiz ve gösterissiz bir dille yansitti.

ESERLERI

SIIR:

Yarenlik (1943)
Sinif (1944)
Yasadikça (1948)
Devam (1953)
Üsküdar’da Sabah Oldu (1954)
Soluk Soluga (1962)
Karakilçik (1969)
Uzak Degil (1971)
Güvercinim Uyur mu (1974)
Kulagimiz Kiriste (1983)
Ocak Katiri Alagöz (1987)
Bütün Siirleri (1983)

ROMAN:

Karadeniz’in Kiyiciginda 1969
Karartma Geceleri 1974
Sari Yazma 1976
Yildiz Karayel 1982

ANI:

Yokus Yukari 1982
Biz de Yasadik 1984
Kirk Yil Önce Kirk Yil Sonra (1986)

MIZAH ÖYKÜ VE ROMANLARI:

Radarin Anahtari 1957
Don Kisot Istanbul’da 1957
Bizim Kogus 1959
Hababam Sinifi 1959
Kesmeli Bunlari 1962
Nerde O Eski Usturalar 1962
Saksaganin Kuyrugu 1962
Sevket Ustanin Kedisi 1965
Geçmise Mazi 1965
Altin Eskicisi 1972
Palavra 1972
Tuh Sana 1972
Çatal Matal Kaç Çatal 1972
Bunadi Bu Adam 1972
Kes 1972
Al Atini 1972< BR> Hababam Sinifi Uyaniyor 1972
Sosyal Kadinlar Partisi 1984
Apartman Çocuklari 1984
Çalis Osman Çiftlik Senin 1984

ÇOCUK KITAPLARI:

Öksüz Civciv 1979
Bacaksiz Kamyon Sürücüsü 1980
Bacaksiz Sigara Çocuklari 1980
Bacaksiz Parali Atlet 1981

ÖDÜLLERI

1982 Orhan Kemal Roman Armagani ve Madarali Roman Ödülü Yildiz Karayel romaniyla
1987 Ömer Faruk Toprak Siir Ödülü Ocak Katiri Alagöz’le
1993’te TÜYAP Onur Yazari ödülü


CEMAL SÜREYYA
YASAMI

1931’de Erzincan’da dogdu. 9 Ocak 1990’da Istanbul’da yasamini yitirdi. Asil ismi Cemalettin Seber. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve Iktisat Bölümü’nü bitirdi. Maliye Bakanligi’nda müfettis yardimciligi ve müfettislik görevleri yapti. 1982’de müsavir maliye müfettisliginden emekli oldu.

Agustos 1960’ta basladigi ve yalnizca dört sayi çikarabildigi Papirüs dergisini, Haziran 1966-Mayis 1970 arasi 47, 1980-81 arasi iki sayi daha çikardi. 1978’de Kültür Bakanligi’nda Kültür Yayinlari Danisma Kurulu üyesi olarak da görev yapti.

Emekliliginden sonra, yayinevlerinde danisman ve ansiklopedilerde redaktör olarak çalisti. Birçok dergide yazilari ve siirleri yayinlandi. Olusum, Türkiye Yazilari, Maliye Yazilari dergileri ile Saçak dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetti. Politika, Aydinlik ve Yeni Ulus gazeteleri ile Yazko Somut ve 2000’e Dogru dergilerinde köse yazilari yazdi.

Ikinci Yeni hareketinin önde gelen sair ve kuramcilarindan sayilir. Siire lise yillarinda aruz denemeleriyle basladi. Ilk siiri "Sarkisi-Beyaz" Ocak 1953’te Mülkiye dergisinde yayinlandi. 1950'lerin baslarinda gelisen ikinci yeni hareketine katilmakla birlikte, siirde anlamsizligi savunan görüsleri benimsemedi.

Karsi çiktigi gelenegin diri degerlerinden yararlandi. Siirde erotizmi canlandirirken, toplumsal degerlere uzak düsmedi. Siirin "anayasaya aykiri" oldugunu, doganin ahlaki kovdugu yerde ve yasadisi oldugunu savundu. Bu görüs onu siirde öyküden kaçinmaya, çarpici, yogun imge adaciklarindan olusan bir söz sanatina yöneltti. Düzyazilarinda sürekli yeni sorular sordu. Denemelerinde de baska sanatçilar, özellikle sairler üzerinde durmayi yegledi. Ölümünden sonra adina bir siir ödülü konuldu.

ESERLERI

SIIR

Üvercinka (1958)
Göçebe (1965)
Beni Öp Sonra Dogur Beni (1973)
Sevda Sözleri (Uçurumda Açan ile birlikte toplu siirleri: 1984)
Sicak Nal ve Güz Bitigi (1988)
Sevda Sözleri (bütün siirleri: 1990, ö.s. 1995)

DÜZYAZI

Sapkam Dolu Çiçekle (1976)
Günübirlik (1982)
Onüç Günün Mektuplari (1990, ö.s. 1998)
99 Yüz (1991)
999. Gün / Üstü Kalsin (1991)
Folklor Siire Düsman (1992)
Uzat Saçlarini Frigya (Günübirlik’in yeni basimi: 1992)
Aydinlik Yazilari / Paçal (1992)
Olusum’da Cemal Süreya (1992)
Papirüs’ten Basyazilar (1992)
Günler (999. Gün’ün genisletilmis basimi 1996)
Güvercin Curnatasi (Cemal Süreya ile konusmalar 1997)
Toplu Yazilar 1 (Sapkam Dolu Çiçekle ve Siir Üzerine Yazilar 2000)

ANTOLOJI

Mülkiyeli Sairler
100 Ask Siiri

ÖDÜLLERI

1959 Yeditepe Siir Armagani
1966 Türk Dil Kurumu Siir Ödülü
1988 Behçet Necatigil Siir Ödülü

ÜMIT YASAR OGUZCAN(22 Agustos 1926 - 4 Kasim 1984), Türk sair.

Ümit Yasar, Tarsus’ta dogdu. Babasinin adi Lütfi, annesinin adi Güzide'dir. Eskisehir Ticaret Lisesi’nden mezun oldu. Otuz yila yakin bankacilik sektöründe çalisti. Istanbul’da kendi adini tasiyan sanat galerisi kurdu.

Siire 1940’da Yedigün sairleri arasinda baslayan sairin toplam 50 eseri yayinlandi. Siir plaklari, sarki sözleri ve yergileriyle taninan Oguzcan, günümüzün en popüler sairlerindendir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlibel duyarliliginda ve ask, ayrilik, özlem temalari ekseninde çogalttigi siirini, 1973’te büyük oglu Vedat’in intihar etmesi üzerine, hayatin boslugu, ölüm ve aci gibi derinliklere, öz ve biçim yogunlastirmalarina yöneltti. Sairlik basarisini, daha etkili, aruzla yazdigi rubailerinde gösterdi. Iste, bestelenmis olan örnek rübailerinden biri:

Biraz kül, biraz duman.. O, benim iste,
Kerem misâli yanan.. O, benim iste.
Inanma gözlerime; ben, ben degilim,
Beni sevdigin zaman.. O, benim iste!

Eserleri [degistir]Insanoglu (1947)
Dolmus (1955)
Askimizin Son Çarsambasi (1955)
Bir Daha Ölmek (1956)
Kör Ayna (1957)
Iki Kisiye Bir Dünya (1957)
Beni Unutma (ilk yedi kitabindan seçmeler) (1959)
Karanligin Gözleri (1960)
Akilli Maymunlar (1960)
Seninle Ölmek Istiyorum (1960)
Üstüme Varma Istanbul (1961)
Sahibini Arayan Mektuplar (1961)
Yeni Dünya Rekoru (1961)
Sevenler Ölmez (1962)
Çigan Gözler (1962), Ötesi Yok (1963)
Hüzün Sarkilari (1963)
Bir Gün Anlarsin (1965)
Sadrazamin Sol Kulagi (1965)
Mihribana Siirler (1965)
Taslar ve Baslar (1966)
Seni Sevmek (1966)
Insallahla Masallah (1966)
Toprak Olana Kadar (1968)
Göbek Davasi (1968)
Ben Seni Sevdim mi (1968)
Halktan Yana (1969)
Ask miydi O (1969)
Önce Sen Sonra Ben (1971)
Rubailer (1972)
Yalan Bitti (1975)
En Eski Yalnizligimdin Sen Benim (1978)
Dikiz Aynasi (yergi siirleri, 1982)
Acilar Denizi (1977) isimli kitabi, son kitabi disinda bütün siirlerinden seçmeler kitabidir. Diger seçme siirler kitabi Siirle 40 Yil (1982) adini tasiyor. Bütün Siirleri Özgür Yayinlari’nda basiliyor (4 cilt, 1982-1984).

ILHAN BERK (d. Manisa, 1916), Türk sair.


Balikesir Necatibey Ilkögretim Okulu'ndan mezun olmus, Espiye'de iki yil ilkokul ögretmenliginden sonra Ankara Gazi Egitim Enstitüsü'ne girmistir. Enstitü'de Fransizca bölümünden mezun (1944) olan Berk, Zonguldak, Samsun ve Kirsehir ortaokul ve liselerinde Fransizca ögretmenligi yapmistir(1945-1955). Ankara'da T.C. Ziraat Bankasi'nin Yayin Bürosu'nda çevirmenlik yapmis(1956), on üç yil sonra emekli olmustur(1969). Arthur Rimbaud ve Ezra Pound'un siirlerini çevirerek kitaplastirmistir. Ilhan Berk Bodrum'da yasamaktadir.Ilhan Berk, bu tarihten sonra kendini tümüyle yazmaya vermis, bir anlati kitabi disinda, yalniz siir ve siire iliskin yazilar yazmistir. Ilhan Berk, modern dünya siirinin iki büyük sairi sayilan Arthur Rimbaud ve Ezra Pound'un kimi siirlerini de çevirerek kitaplastirmistir. Kül adli kitabiyla 1979 yilinda Türk Dil Kurumu ve Istanbul kitabi ile de 1980 yilinda Behçet Necatigil Siir Ödüllerini kazanmistir. Ilhan Berk 1983'te Deniz Eskisi adli kitabiyla ,Yedi Tepe siir Armagini'nin 1988'de de Güzel Irmak adli kitabiyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü (F. Edgü ile) almistir. Yazin Yasami Ilhan, Berk, ilk siirlerini Manisa Halkevi'nin dergisi Uyanis'ta yayimlamistir (1935). Berk, 19 yasindayken Günesi Yakanlarin Selâmi adiyla kitaplastirdigi bu siirlerinde "hece vezni" kullanmakta ve o dönemin siir anlayisina özgü bir karamsarlik tasimaktadir. "Sonsuzluk", "kizil", "hulya", "ates" en sevdigi sözcükler olarak görünmektedir. Sembolist siirden esinlenilmis izlenimi veren imgeler yapmayi sevmektedir: "Bir karanlik gecenin masmavi seherinde / Kizil basörtünle gül yüzlü bahçede görün". Dil anlayisi da henüz döneminden kopamamistir ki, bunu da 19 yasindaki bir sair adayi için dogal karsilamak gerekmektedir: "Kipkizil hulyali bir renge yükselmeden gün / Bir devrin nesesini tasimakta yüzün". Berk'in ilk kitabina adini veren siirinin son kitasi da söyledir: "Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden / Günesi içelim mor safaklar gecesinden / Selâm! Sonsuzlukalra, hasret gönüllerden / Selâm, günese, gögü yakanlar bahçesinden!". Ilhan Berk, daha sonra 1940'lara dogru Yeni Edebiyat anlayisi içinde yer almis, Servet-i Fünun (Uyanis), Ses, Yigin, Yeryüzü, Kaynak gibi dergilerde yazmistir. Türk siirinin en deneyci sairlerinden biri olan Ilhan Berk, durmadan yatak degistirerek, ama bazi sorunsallara hep bagli kalarak siirini günümüze kadar eskitmeden getirmeyi basarmistir. Yapitlari: Siir: Günesi Yakanlarin Selâmi (1935), Istanbul (1947), Günaydin Yeryüzü (1952), Türkiye Sarkisi (1953), Köroglu (1955), Galile Denizi (1958), Çivi Yazisi (1960), Otag (1961), Misirkalyonigne (1962), Asikane (1968), Senlikname (1972), Tas Baskisi (1975), Atlas (1975), Kül (1978), Istanbul Kitabi (1979), Kitaplar Kitabi (1981- Seçilmis Siirler), Deniz Eskisi (1982- Siirin Gizli Tarihi'ni de içererek), Delta ve Çocuk (1984), Galata (1985), Güzel Irmak (1988- Sairin Kani'ni da içererek), Pera (1990), Anlati: Uzun Bir Adam (1982), Öteki yapitlari: Baslangicindan Bugüne Beyit Misra Antolojisi (1960), Ask Elçisi (1965-antoloji), A. Rimbaud : Seçme Siirler (1962), Dünya Edebiyatinda Ask Siirleri (1968), Dünya Siiri (1969), Sifali Otlar Kitabi (1982), El Yazilarina Vuruyor Günes (1983), E. Pound : Seçme Kantolar (1983), Sairin Topragi (1992).

“Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz.
bu yeryüzünü oldugu gibi görmeme engel olan
ve bana bu yeryüzünü cehennem eden
bu yazmak eyleminden kurtuldugum,
mutlu oldugum bir tek sey var: resim yapmak.”
Ilhan Berk

Ödülleri [degistir]Kül, 1979 TDK Siir Ödülü.
Istanbul, 1980 Behçet Necatigil Siir Ödülü.
Deniz Eskisi, 1983 Yedi Tepe Siir Armagani
Güzel Irmak, 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü.

Yapitlari [degistir]Günesi Yakanlarin Selami (1935)
Istanbul (1947)
Günaydin Yeryüzü (1952)
Türkiye Sarkisi (1953)
Köroglu (1955)
Galile Denizi (1958)
Çivi Yazisi (1960)
Otag (1961)
Misirkalyonigne (1962)
Âsikane (1968)
Tasbaskisi (1975)
Senlikname (1976)
Atlas (1976)
Kül (1978)
Istanbul Kitabi (1980)
Kitaplar Kitabi (1981)
Deniz Eskisi (1982)
Delta ve Çocuk (1984)
Galata (1985)
Güzel Irmak (1988)
Pera (1990)
Dün Daglarda Dolastim Evde Yoktum (1993)
Avluya Düsen Gölge (1996)
Seyler Kitabi Ev (1997)
Çok Yasasin Sayilar (1999)

ZIYA OSMAN SABA: cumhuriyet dönemi sair ve yazari (1910-1957).

Konu basliklari
1 Hayati
2 Edebiyat
3 Eserleri
3.1 Siirleri
3.2 Hikaye kitaplari


Hayati Mütareke yillarinda Galatasaray lisesini bitirdi. Cumhuriyet gazetesi muhasebe servisinde çalisirken bir yandan da Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi (1936).

30 Mart 1910 tarihinde Istanbul'da dogdu, 29 Ocak 1957 tarihinde Istanbul'da öldü. Galatasaray Lisesi'ni ve Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Muhasebecilik, banka memurlugu, Milli Egitim Basimevi'nde düzeltmenlik, Varlik Yayinevi'nde redaktörlük yapti. "Yedi Mesale" toplulugunun üyesiydi. Bu toplulugun siir anlayisini, yasaminin sonuna dek sürdüren tek sairdir. Siirlerinde çocukluk ve ilkgençlik anilarina baglilik, yasamin küçük mutluluklarindan duyulan sevinç, acima duygusu, iyilik düsüncesi, Istanbul sevgisi, Tanri'ya sükran, ölüm gerçegini kabullenis gibi konulari, gözlemci ve disavurumcu bir tarzla genellikle hece ölçüsüyle, ama kimi zaman serbest ölçüyü de kullanarak islemistir.


Edebiyat Ilk siiri Serveti Fünun dergisinde çikan Saba, dergideki arkadaslariyla Yedi Mesale Toplulugu'nu kurdu. Yazi ve siirleri Varlik dergisinde yayinlandi. Içe dönük bir yazar olan Ziya Osman Saba siirlerinde aile sevgisi, kadere boyun egis, kulluk, küçük mutluluklarla yetinme, yoksulluk karsisinda duyulan utanç ve merhamet gibi temalari isledi, hikayelerinde ise genellikle geçmis yasamin özlem ve acisini birarada vermeye çalistigi görülür.


Eserleri
Siirleri

Geçen Zaman

Sebil ve Güvercinler
Çocuklugum
Ahret
Artik Yasamak Için
Beyaz Ev
Bilemiyorum
Eller
Istanbul

Hikaye kitaplari

Mesut Insanlar Fotografhanesi
Degisen Istanbul

YUSUF ZIYA ORTAÇ: (23 Nisan, 1895 - 11 Mart, 1967) Türk sair, yazar, edebiyat ögretmeni.

Hecenin Bes Sairi grubunun üyesi ve öncülerinden. Istanbul Vefa Idadisi'ni bitirdi. 1915'te Darülfünun-i Osmani'nin (Istanbul Üniversitesi) açtigi yeterlilik sinavini kazanarak edebiyat ögretmeni oldu. Çesitli okullarda dersler verdi. Orhan Seyfi Orhon'la birlikte çikardigi Akbaba mizah dergisini ölümüne degin yayinladi. 1946-1954 arasinda Ordu milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Siire aruzla basladi. Ziya Gökalp'in etkisiyle hece ölçüsünü benimsedi, bu türün basarili örneklerini verdi. Hecenin Bes Sairi'nden biri olarak ünlendi. Siirleri Türk Yurdu, Servet-i Fünun ve Büyük Mecmua'da yayinlandi. Akbaba dergisinde akici bir dille, rahat okunur bir tarzda yazdigi fikralarinda siyasal mizahin özgün örneklerini verdi. Siir ve gülmece yazilarinin yanisira roman, öykü ve oyunlar da yazdi.

Eserleri
Roman

Kürkçü Dükkani (1931)
Seker Osman (1932)
Göç (1943)
Üç Katli Ev (1953)
Sari çizmeli Mehmet Aga , Gün Dogmadan


Siir
Akindan Akina (1916)
Asiklar Yolu (1919)
Cen Ufuklari (1920)
Yanardag (1928)
Bir Selvi Gölgesi (1938)
Kus Civiltilari (Çocuk siirleri, 1938)
Bir Rüzgar Esti (1952)

Oyun
Kördügüm (1920)
Latife (1919)
Nikahta Keramet (1923)

Mizah
Sen Kitap (1919)
Besik (1943)
Ocak (1943)
Sari Çizmeli Mehmed Aga (1956)
Gün Dogmadan (1960)

Gezi/Ani/Biyografi
Ismet Inönü (1946)
Göz Ucuyla Avrupa (1958)
Portreler (1960)
Bizim Yokus (1966)


YAHYA KEMAL BEYATLI :(2 Aralik 1884 - 1 Kasim 1958), Türk sair ve yazardir

Yasami [degistir]1884 yilinda Üsküp 'te dünyaya gelmistir. Asil adi Ahmed Agâh'tir. Ilk ögrenimini Üsküp'te gördü. Istanbul Vefa Lisesi mezunudur. Baslangiçta Sultan II.Abdülhamit yönetimine karsi muhaliflerin safinda yer alarak Paris'e gitti. Fransa 'da siyasal bilgiler okurken hocasi Albert Sorrel'in etkisinde kalarak düsüncelerinde degismeler oldu.

Fransa'da 9 yil kaldi. Fransiz Edebiyati'ni ve edebiyatçilarini yakindan tanima imkâni buldu. Onlardan etkilendi. Dogu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça 'sini gelistirdi. Divan siiri üzerinde yogunlasti.

1913 yilinda Istanbul'a döndü.Darülfünûn'da tarih ve edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazilar yazdi. Lozan Konferansi'na katildi. 1923'te Urfa Milletvekili seçildi. Çesitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi temsil etti. Yozgat, Tekirdag ve Istanbul Milletvekilligi yapti. Pakistan Büyükelçiligi görevindeyken emekli oldu (1949) ve yurda döndü.

Tedavi için Paris'e gitti. Bir yil sonra da öldü (1958). Cumhuriyet dönemi Türk siirinin en büyük temsilcilerinden birisidir.Edebiyata ilk atildigi vakiter Bakî'nin bir taklitçisi olarak lanse edilmistir ama onun sanat dehasi daha sonra bu çevrede kendisinin çaginda kendine özgü bir sair oldugunu kanitlamistir.

Edebiyat tarihi ve edebiyat tarihçileri "Dört Arzucular" olarak adlandirilan içinde Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy ve Ahmet Hasim'in bulundugu kavram ayirimi içine koymustur. Siirlerinde aruz ölçüsünü kullanmis olmasina ragmen tek bir siiri bu konu da istisna olmustur: O da, 11'lik hece vezniyle yazdigi Ok siiridir. Klasik siirimizin temel özelliklerine bagli kalarak, kendine özgü bir sair olmustur.Sanatta ve edebiyatta millî ve manevî degerlere bagli kalmistir. Siirlerinde görülen ritim ögesi daima ayni sürer. Kurdugu bu ritimde anlatmak düsünce ya da his yavas yavas dizelere yayilmaya baslar ve her anlam ayiriminda araya müzigi bir perde gibi koyarak ses ve anlam kavramininin her ikisinin de biribiri içinde yitip gitmesini önler. Bunda o kadar basarilidir ki Süleymaniye'de Bayram Sabahi adli siirinde okuyucu tarihi bir iklimin yani sira müzikal ve ruhî bir havaya sokar, bu havayi takiben de tarihi dekor ve deginisler okuyucuda manevi bir güç yaratir. Siirlerinde zaman zaman hayrani oldugu Charles Baudaleire ve Arthur Rimbaud'un etkisi görülmekle beraber Yahya Kemal neticede "Gemiler geçmeyen bir ummanda" kendi sairlik abidesini kurmustur. Yahya Kemal'in siirlerinde ne kadar zor bir çalisma verdiginin bilinmesi gerekir. Hatta bazi siirilerini 30 yil gibi bir zamanda yazdigini söylediginde bu konunun nedenini siirlerinin vermek istedigi anlami tam vermesinin gerekli oldugunu söylemistir. Edebiyat dünyasinda Tevfik Fikret'le yaptigi kalem kavgasi önemli yer tutar. Tevfik Fikret'in gerek Istanbul'a kizdigi ve nefret ettigi için gerekse 20. yüzyil baslarindaki baskili ve sikintili dönem yüzünden için Istanbul'u anlattigi ve agir bir sövgü içeren "Sis" adli siirine karsilik Yahya Kemal buna çok sert bir siiri olan "Siste Söylenis" adli siiri yazarak aydin çevresine ve halka umut vermistir. Yahya Kemal Beyatli, ölümünden kisa bir süre önce su beyiti söylemistir:

Ölmek kaderde var; yasayip köhnemek hazin,
Buna bir çare yok mudur ya Rabbilâlemin?
Yahya Kemal Beyatli, siirde mükemmelligi aradigi için olsa gerek, yasadigi sürece siirlerini kitap hâline getirmemis; ancak ölümünden sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü'nün yardimi ile siirleri kitap halinde basilmis; bir çogu da, basta Münir Nurettin Selçuk ve Osman Nihat Akin olmak üzere ünlü bestekârlar tarafindan bestelenmistir. Endülüs'te Raks, Aziz Istanbul, Rindlerin Ölümü, Sessiz Gemi... gibi.


Yapitlari
Siirleri

Bitmemis Siirler
Kendi Gökkubbemiz
Eski Siirin Rüzgariyla
Rubailer ve Hayam Rubailerini Türkçe Söyleyis
OK SIIRI

Nesirleri
Aziz Istanbul (1964)

Egil Daglar (1966)

Siyasi Hikayeler (1968)

Siyasi ve Edebi Portreler (1968)

Edebiyata Dair (1971)

Çocuklugum Gençligim Siyasi ve Edebi Hatiralarim (1973)

Tarih Musahabeleri (1975)

Mektuplar-Makaleler (1977)

NECIP FAZIL KISAKÜREK: (d.26 Mayis 1904, Istanbul - ö.25 Mayis 1983, Istanbul), Türk sair, romanci, hikâyeci, piyes yazari ve fikir adamidir
Hayati [degistir]Kayitli bir secereyle, Alaüddevle devrinin Seyhülislami Mevlâna Bektut'a dayanan ve Dulkadirogullari'na bagli "Kisakürekler" soyuna mensuptur. Necip Fazil'in çocuklugu, mahkeme reisliginden emekli büyük babasinin Istanbul Çemberlitas'taki konaginda geçti. Ilk ve orta ögrenimini Amerikan Koleji ve Fransiz kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askerî Deniz Lisesi) tamamladi. Lisedeki hocalari arasinda dönemin ünlülerinden Yahya Kemal Beyatli, Ahmet Hamdi (Akseki), Ibrahim Aski gibi isimler vardi.iste bu kadar........................


Eserleri 12 yasinda siire baslayan Necip Fazil'in ilk siir kitabi daha 17 yasinda iken yayinlandi ve siirleri M.E.B'in ders kitaplarinda okutuldu. Genç yasta yazdigi tiyatro eserleri, dönemin tiyatrolarinda aylarca kapali gise sahnelendi. Paris dönüsü yayimladigi Örümcek Agi ve Kaldirimlar adli siir kitaplari onu çok genç yasta ünlü yapti. Henüz otuz yasina basmadan çikardigi yeni siir kitabi Ben ve Ötesi (1932) ile takdir toplamayi sürdürdü. Yine M.E.B'nin yayinladigi bir Türk sairleri Anatolojisi kitabinda, 'N.F. Kisakürek herkes tarafindan en iyi sair olarak kabul edilmese bile, Ben ve Ötesi Türk Edebiyati nin en kuvvetli siir kitabi olsa gerek, der. Meslektaslari tarafindan da çok sevilen sair 'Üstad Necip Fazil Kisakürek, olarak anilmaya baslandi.

Söhretinin zirvesinde iken felsefi arayislarini sürdürüp içinde yeni bir dönemin dogum sancisini hisseden Necip Fazil için 1934 yili gerçekten de hayatinin yeni bir dönemine baslangiç olur. 30'lu yaslarinda Bohem hayatini en koyu rengiyle yasadigi günlerde Beyoglu Aga Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanisir ve bir daha ondan kopamaz.
Daha sonralari O’nun için;

“Bana, yakan gözlerle, bir kerecik baktiniz;
Ruhuma, büyük temel çivisini çaktiniz!”
diyecegi bu büyük insan, onun hayatinda yeni bir devrin baslamasina vesîle olur ve Üstâd, hayatinda meydana gelen bu degisikligi su misralarla hulâsa eder: “Tam otuz yil saatim islemis ben durmusum; Gökyüzünden habersiz, uçurtma uçurmusum...”
Bu tanisma onun hayatinda dönüm noktasi oldu. Islami kimligi ile öne çikmaya basladiktan sonra ders kitaplarindan siirleri ve fikirleri çikarildi. Necip Fazil'in hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunuldugu tiyatro eserlerini birbiri ardina edebiyatimiza kazandirmasi bu döneme rastlar.

Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak, Nam-i Diger Parmaksiz Salih gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarindandir. Cinnet Mustatili adli eserinde hapishane anilari yer alir. Sik sik kapatilan ve çesitli bahanelerle toplatilan Büyük Dogu'nun çikmadigi sürelerde günlük fikra ve çesitli yazilarini Yeni Istanbul, Son Posta, Babialide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayimlandi.

Büyük Dogu Hareketi'ni baslattigi Büyük Dogu dergisinde çikan yazilariyla Ismet Pasa ve tek parti (CHP) yönetimine siddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkinda açilan çok sayida davada yüzlerce yil hapsi istendi. 163. maddeye aykiri bulunan yazilari ile birkaç yilda bir hapse mahkûm oldu.


1980'de Kültür Bakanligi Büyük Ödülü'nü, Iman ve Islam Atlasi adli eseriyle fikir dalinda Millî Kültür Vakfi Armagani'ni (1981), Türkiye Yazarlar Birligi Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almistir. Ayrica Türk Edebiyati Vakfi'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üs Suara' (Sairlerin Sultani) unvanini kazanmistir.

Türk devleti tarafindan, "bir misrai Türk milletini ihya etmeye yeter" denilerek övülmüs; Sair Hasan Sami Bolak tarafindan da, "Siirin süzme bali, tadi Necip Fazil'dir - Fikir, san'at ve çile... Adi Necip Fazil'dir..." denilerek tanimlanmistir.


Vasiyeti
Vasiyetin bir kismi

Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum.Bu bahiste bütün eserlerim, her kelime, cümle, misra ve topyekün ifade tarzim vasiyettir. Eger bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz "Allah ve Resulü; baska hersey hiç ve batil" demekten ibarettir. [kaynak belirtilmeli]
Beni, ayrica hususi vasiyetimde gösterdigim gibi, Islami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada, umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmaliyim. [kaynak belirtilmeli]
Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve sahislara uzakligimiz ve kimsenin böyle bir zahmete girismeyecegi malum... Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapilmak gerektigi de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri kogusuna. [kaynak belirtilmeli]

Kitaplari
Hikâyelerim
Cinnet mustatili (Yilanli Kuyudan)
Nam-i Diger Parmaksiz Salih
Bir Adam Yaratmak
Çile
Kafa Kagidi
O ve Ben
Yunus Emre - Kanli Sarik
At'a Senfoni
Para - Mukaddes Emanet
Sahte Kahramanlar - Iman Ve Aksiyon - Özledigimiz Nesil - Islam Ve Öbürleri
Hazret-i Ali
Tanri Kulundan Dinlediklerim
Ihtilal
Moskof
Tohum - Künye
Aynadaki Yalan
Reis Bey - Parmaksiz Salih
Bati Tefekkürü ve Islam Tasavvufu
Babiali
Sosyalizm Komünizm ve Insanlik
Hitabeler
Peygamber Halkasi
Ibrahim Ethem - Abdülhamid Han - Siyah Pelerinli Adam
Hesaplasma - Tarihte Yobaz Ve Yobazlik - Türkiye Ve Komünizm
Esselam
Dünya Bir Inkilap Bekliyor - Yolumuz, Halimiz, Çaremiz - Ruh Muvazenesi - Her Cephesiyle Komünizm
Hac
Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
Türkiye'nin Manzarasi
Çerçeve - 1
Nur Harmani
Iman ve Islam Atlasi
Müdafaalarim
Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Piriltilar)
Benim Gözümde Menderes
Ideolocya Örgüsü
Mümin Kafir - Vecdimin Penceresinden - Bir Pirilti Binbir Isik
Senaryo Romanlarim: Sen Bana Ölümü Yedirdin - Deprem (Çile) - Katibim - Villa Semer - Vatan Sairi Namik Kemal - Canim Istanbul - Ufuk Çizgisi - Son Tövbe - En Kötü Patron
Çöle Inen Nur
Son Devrin Din Mazlumlari
Öfke ve Hiciv
Sabir Tasi - Ahsap Konak
Ulu Hakan II. Abdülhamid Han
Basbug Velilerden 33 (Altun Halka)
Çerçeve - 2
Konusmalar
Rabita-i Serife
Dogru Yolun Sapik Kollari
Basmakalelerim - 1
Tasavvuf Bahçeleri
Çerçeve - 3
Namik Kemal
Hücum ve Polemik
Rapor - 1 - Rapor - 2 - Rapor - 3
Rapor - 4 - Rapor - 5 - Rapor - 6
Rapor - 7 - Rapor - 8 - Rapor - 9
Rapor - 10 - Rapor - 11 - Rapor - 12 - Rapor - 13
Yeniçeri
Resahat
Basmakalelerim - 2
Mektubat
Basmakalelerim - 3
Çerçeve - 4
Gönül Nimetleri
Edebiyat Mahkemeleri - Dogu Edebiyati - Dil Raporlari -
Çerçeve - 5
Hadiselerin Muhasebesi . 1

Siirlerinden bazilari
Utansin
Kaldirimlar
Zindandan Mehmede Mektup
Sakarya Türküsü
Canim Istanbul
Çile

CAHIT SITKI TARANCI: 'Otuz Bes Yas' siiriyle özdeslesen Cahit Sitki Taranci 13 Ekim 1956'da aramizdan ayrilmisti. Sairin acisi yalnizlik...

Cahit Sitki Taranci siirinde bireysellikteki evrenselligi yakalayabilmis olmasiyla, siiri yararci mecrasina çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteligiyle yogurarak kitlelere ulastirmayi basarabildi. Bu politize olmamis dünyasal bir siirdi.
Cahit Sitki Taranci, zaman, Türkçe, siir, ölüm dolayimindan ilerleyerek, üzerinde "divan sairi kokusuyla hece ve garip akimi ekseninde seyreder. O, "Türkçe agzimda anamin sütü gibidir. Suda sabun gibi eriyor zaman. Ölüm bir at olmus, kisner kapimda" ve "Siir sözcüktür" dedi. Fakat, sözcük nedir? Gene kendi deyisiyle "Dost, kadeh, sevgili, özlem, düs, anlam gölgesi, arada rengi olan, insanoglundan haber veren bir derinliktir" . Asil önemlisi, dogayi, tüm yasami emerek usa indirir, gönle düsürür. Hele de söz, sanatlarla serbetlendirilirse, dünyanin en varsil açilimini ortaya çikartarak cevher olur, yürege akar gider. Ilkokulu Diyarbakir'da bitirdikten sonra, Galatasaray Lisesi'nde okumaya baslamasi, çok bilgili, görgülü, irfan sahibi laik ögretmenler elinde yetismesi bir sanstir. Fransizcayi ögrendiginden Baudelaire, Rimbaud, Mallarmê 'yi tanidi, çözümledi. Mülkiye ögrenimini Türkiye ve Paris'te yapti. 1946'da CHP Siir Ödülü'nde birincilik aldi. Daglarca ve A. Ilhan , ilk üçe giren diger sairlerdi.


Içe dönük bir Sair Masmavi gölgeler bile ses vermiyordu çigligina. Kendini Hasim gibi çirkin bulmasi, kiz arkadas edinememesi, yalnizligini katliyordu. Kirilgan, ürpertili ve tedirgin olusu, dogal ki, siirini derinlestiriyordu.

Bu yöne, tarih açisindan bakildiginda, yarati ve donatmak sanatinin, yansitma yoluyla yasamin bosluklarini giderme konusunda, sanatin özüyle islevine ters düsmeyen, birbirini tümleyen bir dolayim olusturmak istedigi görülebilir. Fakat, Taranci siirlerinde, olani, sorulariyla tirtiklarken, olabilir olan seyi pek de görüp söylememistir. Çaga özgü az güvenilirligi, bozulmayi içerikle beslerken, dogus kosullarini, temel kavramlar üzerinden sanat gerçeginin yansisiyla duymus olmasi gerekirken; aynalarda kendini daha çok görmek istememesi ugruna, bu korkuyla olsa gerek, öznelligin iç dünyasindan gene bu ikircikligiyle vazgeçmektedir. Taranci, esrarli yollara kolayca sapmaz gözükse de, sürekli içe gider. Siir içte gezdirilen bir aynadir da ona göre.


Ölüm korkusu Turgut Uyar'a bakarsak, o hiçbir seye, hiçbir sey katmamis, salt olani vermis, gelip geçmis bir yasamdir diyor. Yasam zaman zaman insanla dalga geçer. Buysa kisiyi çok üzer. Bir yani düsten güzel bu yasamin, bir yani da biçim ve içerik yetingenligi ve yetkinliginin kanitidir. Sürer gider.

Gizli, açik, kapali havasinin insanlarini yansitti. Siirinde bireysellikteki evrenselligi yakalayabilmis olmasiyla, siiri yararci mecrasina çekmeden, devinim, ses, biçim birlikteligiyle yogurarak kitlelere ulastirmayi basarabildi. Bu politize olmamis dünyasal bir siirdi. Söyleminde stepe denk gelen, sarkan yanlari var miydi, ölüm korkusunun?

Gün Eksilmesin Penceremden

Ne dogan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklimdan ölümüm geçer;
Sonra bu kus, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrisina der ki:
Pervam yok verdigin elemden
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!


CAHIT KÜLEBI (d. 1917 Tokat- ö. 20 Haziran 1997 Ankara), Türk sair.Halk siirinden, türkülerden yararlanarak çagdas bir siir olusturmus, konu olarak yurt sevgisini, insan ve doga sevgisini islemistir. Siirlerinde çocuklugunun ve gençlik yillarinin geçtigi yörelerden izlenimlerini yansitmistir.


Yasami [degistir]Tokat’in Zile ilçesinin Çeltek köyü’nde dogdu. Ilkokulu Niksar'da, liseyi Sivas'ta bitirdi. Istanbul Yüksek Ögretmen Okulu’nu bitirdikten sonra edebiyat ögretmenligi, milli egitim müfettisligi, kültür ataseligi gibi görevler ile Türk Dil Kurumu’nda genel yazmanlik görevini yürütmüstür.


Kitaplari

Siir

Adamin Biri (1946)
Rüzgâr (1949)
Atatürk Kurtulus Savasinda (1952)
Yeseren Otlar (1954), 1955 Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülü
Süt (1965)
Siirler (1969)
Türk Mavisi (1973)
Sikinti ve Umut (1977)
Yangin (1980), Yeditepe Siir Armagani
Bütün Siirleri (1982)
Güz Türküleri (1991)
Bütün Siirleri (1997)
Güzel Yurdum (1996)
Ani

Içi Sevda Dolu Yolculuk (1986)
Düz Yazi

Siir Her Zaman (1985)
Deneme kitaplari

Ecem'in günlügü (1972)


FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL
(18 Mayis 1898, Istanbul – 8 Kasim 1973, Istanbul), Hecenin Bes Sairi'nden biridir.

Tip Fakültesinde bir süre ögrenim gördükten sonra Kayseri, Istanbul ve Ankara'da uzun yillar edebiyat ögretmenligi yapti. Ünlü "Han Duvarlari" adli siirini Kayseri Lisesi'ne edebiyat ögretmenligi görevine gelirken yazdi.. Ayrica, Kayseri Lisesi Marsi 'nin güftesi de O'nundur. Istanbul'dan 1946-1950 döneminde milletvekili seçildi. 27 Mayis 1960 ihtilâlinin ardindan kisa bir süre Yassiada'da, daha sonra da Celâl Bayar ve diger DP milletvekilleri ile birlikte Kayseri Kapali Cezaevi'nde tutuklu kaldi. Ilk siirlerini aruz, sonra hece vezniyle yazmistir.

Eserleri
Siir kitaplari

Sarkin Sultanlari (1918)
Gönülden Gönüle (1919)
Dinle Neyden (1919)
Çoban Çesmesi (1926)
Suda Halkalar (1928)
Bir Ömür böyle geçti (1933)
Elimle Seçtiklerim (1934)
Akarsu (1936)
Tatli Sert (Mizahi siirler, 1938)
Akinci Türküleri (1938)
Heyecan ve Sükun (1959)
Zindan Duvarlari (1967)
Han Duvarlari (1969)

Tiyatro oyunlari
Canavar (1925)
Akin (1932)
Özyurt (1932)
Kahraman (1933)
Yayla Kartali (1945)
Ilk Göz Agrisi (1946)

Mektep temsilleri
Bir Demette Bes Çiçek (1933)
Yangin (1933)

BEHÇET NECATIGIL: 16 Nisan 1916 tarihinde Istanbul'da dogdu. Istanbul Yüksek Ögretmen Okulu ve Edebiyat Bölümünden mezun oldu. Kars, Zonguldak ve Kabatas Erkek Lisesi'nde, Istanbul Egitim Fakültesi'nde edebiyat ögretmenligi yapti. Kabatas Erkek Lisesi'nde Demir Özlü, Hilmi Yavuz gibi yazar ve sairlerin ögretmeni oldu.

13 Aralik 1979 tarihinde de Istanbul'da öldü.

Ilk siiri, lise ögrencisi oldugu yillarda Varlik dergisinde çikti. O tarihten, ölümüne kadar hep siirinin ve edebiyatinin içinde oldu. Siirlerinde evler, aile, çevre, asklar, bunalimlar, hastaliklar, yalnizliklar ve ölüm onun kendine has anlatimi ile çok defa kisa misralar haline gelir. Eski ve yeni kelimeleri ustaca siirine yerlestirir. Saglam ve tutarli bir siir dünyasi vardir.

Siir kitaplari disinda, düz yazilarini içinde topladigi Bile/Yazdi adli eseri de bulunmaktadir.

Almanca'dan çevirileri de olan Necatigil, radyo oyunlari da yazmistir. Bu alandaki çalismalarini Yildizlara Bakmak(1965), Gece Alevi(1967), Üç Turunçlar(1970), Pencere(1975) kitaplarinda topladi.

Ailesi ölümünden sonra, Necatigil Siir Ödülü olusturdu, ödül her yil verilmektedir.

Kabatas Erkek Lisesi 3 Fen-F sinifina Behçet Necatigil Dersligi adi verilmistir.

ÖDÜLLERI

Yedi Tepe Siir Armagani (1957)
Türk Dil Kurumu Siir Ödülü (1964)


SINASI (Ibrahim Sinasi)'in Hayati ve Edebi Kisiligi Ibrahim Sinasi 5 Agustos 1826’da Istanbulda dogdu, 13 Eylül 1871’de ayni kentte öldü. Topçu yüzbasisi olan babasi Mehmed Aga 1829’da Osmanli Rus savasi sirasinda vurularak ölünce, annesi onu yakinlarinin destegi ile büyüttü. Sinasi ilk ögretimini Mahalle Sübyan Mektebi’nde ve Fevziye Okulunda tamamladiktan sonra Tophane Müsiriyeti Mektubi Kalemi’ne katip adayi olarak girdi. Burada görevli memurlardan Ibrahim Efendi’den Arapça, Farsça ve Osmanlica’nin yazi kuralarini ögrendi, yine ayni kalemde görevli eski adi Chateaneuf olan Resat Bey’den Fransizca dersi aldi. Bu görevindeki çaliskanligi ve basarisi nedeniyle önce, memurluk sonra hulefalik derecesine yükseltildi. 1849’da bilgisinin artmasi için devlet tarafindan Paris’e gönderildi. Burada matematik, tarih, dogabilim ve toplumsal bilimlerle ilgilendi. Edebiyat ve dil konularinda çalismalarini sürdürdü. Dogabilimci De Sacy ailesiyle dostluk kurdu Ernest Renan’la tanisti. Lamartine’nin toplantilarina izledi. Dogubilimci Pavet de Courteille’e bilimsel çalismalarinda yardim etti. Dilbilimci Littré ile tanisti. 1851’de Société Asiatique’e üye seçildi. 1854 Paris dönüsünde bir süre Tophane Kalemi’nde çalisti. Daha sonra Meclis-i Maarif üyeligine atandi. Encümen-i Danis’te(ilimler akademisi) görev yapti. Koruyucusu Mustafa Resit Pasanin görevinden ayrilmasi üzerine, egitim ve ögretim kurultayina sakalini keserek geldigi için üyelikten çikarildi. Rasit Pasa 1857’de yeniden sadrazam olunca, Sinasi de eski görevine döndü. 1860’da Agah Efendi ile Tercüman-i Ahvâl gazetesini çikardi.. devlet ilerin elestirmesi ve Sultan Abdülaziz’e karsi girisilen eylemin düzenleyicilerinin yaninda yer almasi nedeniyle 1863’teki Meclis-i Maarif’teki görevine son verildi. Gazeteyi Namik Kemal’e birakarak 1865’te Fransaya gitti. Orada sözcük çalismalarina yöneldi. Société Asiatique üyeliginden ayrildi. 1867’de Istanbul’a dönünce bir basimevi açti, yapitlarinin basimiyla ugrasmaya basladi. Kisa bir süre sonra beyin tümöründen öldü.

19. yy baslari Osmanli Imparatorlugunun bir çöküsün esigine geldigi yillardi. Batiya yönelerek ve Batinin destegiyle önlenebilecegine inanmisti. Batililasma hareketi ile yeni insanin yetismesinde etkili olabilecek olan bati kültürünün ve onun kaynaklarini tanitma amaci ön planda tutularak Avrupa’ya ögrenci gönderilip onlarin bu yönde egitilmesinde çalisiliyordu. Bu grup içinde yer alan Sinasi bati , özelikle de Fransiz Kültürüyle de çalisti. Sinasi, ülkenin uygarlasma yoluyla gelisebilecegini bununda Bati örnek alinarak egitim alaninda uygulanacak akilci bir yöntemle gerçeklesebilecegini savunmustur. Bu amaçla yazarliginda çok yönlü bir çaba içine girmistir. Gazete çikarmis, makale, siir ve oyun yazmis, sözlük çalismalari yapmistir. Halkin “aydinlanmasina” yönelik bu çalismalarinda egitime önem vermistir. Dilin yalinlasmasi ve edebiyatin halkin anlayabilecegi bir dilde yazilmasi çabasinin ilk örneklerini ortaya koymustur.

Batililasma sorununa yaklasiminda savundugu düsünceleri gazeteciligi araciligiyla halka iletmistir. Bu amaçla kaleme aldigi yazilari önce Tercüman-i Ahvâl’de daha sonrada Tasvir-i Efkâr’da yayimlamistir. Imparatorlugun iktisadi ve toplumsal yapisinin gelisimine iliskin sorunlara deginerek, halkin yönetimde söz sahibi olmasi düsüncesine savunmus, “ulus”, ”Özgürlük”, “kamuoyu”, “yasal haklar”, “basin özgürlügü” gibi, o günün düsün yasamina henüz girmemis bir takim yeni kavramlari tartisma gündemine getirmistir.

Düzyazilarinda yalin bir dil kullanilmistir. Dili Osmanlica’nin süslemelerinden arindirarak dogru ve güzel yazmaya öncelik taninmistir. Dildeki yalinlasma çabasini edebiyat ve tiyatro alanindaki yenilestirme çabalari ile desteklemistir. Bati siirini tanitma, yeni siir biçimlerini edebiyata sokma amaci ile Fransiz sairlerinden çeviriler yapmistir.

Gazeteciligi ;

Sinasi, 1860’da Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-i Ahval gazetesini çikarmaya baslamistir. Bilindigi üzere, o tarihe dek ülkemizde ancak iki gazete yayimlanmistir. .Bunlarin ilki, 11 Kasim 1831’de yayimlanmaya baslayan Takvim-i Vakkayi ‘dir. Ikincisi de 1849 Agustos’unda William Churchill adinda bir yabanci tarafindan yayimlanmaya baslanan Ceride-i Havadis’tir. Birincisi, devletin resmi gazetesidir, devletle ilgili haberlerle metinleri yayimlayan bugünkü Resmi Gazetenin ilk örnegi sayilan bir organdir. Haftada bir yayimlanan bu gazete, düzensiz olarak, Osmanli Imparatorlugunun yikilisina kadar 4608 sayi çikmistir. Ceride-i Havadis de haftaliktir. 1860’larda azinliklar tarafindan çikarilan daha 13 gazetenin bulundugu anlasilmaktadir. Demek oluyor ki, o tarihte, Türklerin çikardigi Türkçe bir gazete yoktur.

Sinasi, bir gazete çikartmayi düsünüyordu. Gazete, ona göre, “yurttaslarin söz ve yazi ile kendi yurtlarinin yararina fikir yürütmeleri” ni saglayan bir araçtir. Bu düsüncelerle dolu olarak Agâh Efendi ile 1860 Nisan ayinda izin alinmis ve gazetede 22 Ekim 1860 tarihinde çikabilmistir. Ancak Sinasi, bu gazete 24 sayi çalismis, sonra da ayrilmistir. Daha sonra da kendi basina bir gazete çikarmaya yönelir ve iznini 2 Temmuz 1861 tarihinde aldigi Tasvir-i Efkâr gazetesi 27 Haziran 1862’de yayimlanir. Haftada iki kez çikan bu gazetenin sayfa düzeni degismezdi; haberlerle yazilarin özel yerleri vardi. Ilk sayisina yazdigi önsöz nieligindeki makalesinde gazetecilik anslayisini belirtmistir. Bu gazete, okurlarca olumlu karsilanmis ve Fuat Pasa, gazeteyi Padisah’a da sunmustur. Gazeteyi çok begenen Padisahin, 500 altin armagan verdigi, Sinasi’nin de kabul emedigi söylenmekedir. Gazete, dil ve yazin tartismasi gibi bir yolu da açmistir. Cevide-i Havadis ile yapilan bu tartisma gazetenin sürümünü ve Sinasi’nin ününü arttirmistir.

Sinasi, bu gazeteyi 260 sayi sürdürmüs, sonra Namik Kemal’e birakmistir. Sinasi’nin o sirada çalismakta bulundugu Meclisi Maarifteki görevinden uzaklastirilmasinin nedeni olarak, gazetesinde, devlete yönelik olumsuz yazilara yer vermesi gösterilebilir. Gerçekten, Sinasi, 1863’te görevinden uzaklastirilmistir. Ahmet Hamdi Tanpinar, bu uzaklastirmanin çesitli olasiliklari üzerinde durup bazi sonuçlara varmistir, ama bunlarin birer sanidan ileri geçmedigini kendisi de belirtmistir. Onun da dedigi gibi bu uzaklastirmanin nedeni kesinlikle bilinmemektedir. Bundan sonra da gazetesini 2 yil kadar yayimlamis sonra Paris’e kaçmistir.

Düsünceleri ve Sanati;

Sinasi, 1839 Fermani ile baslayan yeni dönemin ilk ve önemli kisilerinden biri olmustur. 1849 yilinda Fransa’ya gitmis ve orada çok çesitli konularda çalismistir. Fransa’da gördüüg çagdas gazetecilik üzerinde düsünmüs ve bir gazetenin nasil olmasi gerektigini yillarca kafasinin içinde olusturmus, bati gazeteciligi ile bagdastirmistir. Resmi görevlerinin yaninda yazimla ilgilenmis, Fransiz siirinden çeviriler yapmistir. Daha sonraki yillarinda ise büyük bir sözlükle ugrasmistir.

Sinasi, bütün bu yillar boyunca yaptigi çalismalarin pek azini yaziya dökmüstür fakat birçok konuda bir sey yazmamistir. Sözgelisi, ilk Paris yasami ile ilgili olarak, bir iki mektup disinda fazla bir sey bilmiyoruz. 1865 yillindaki kaçisi üzerine de kendi kaleminden çikmis herhangi bir bilgi bulunmamaktadir. Ikinci kaçisinda ne yapmis, nasil yasamis, nasil geçinmistir? Bütün bunlar bilinemiyor. Yazili bazi bilgilerinde gerçekle ilgisi bulunmadigi zamanla anlasilmaktadir. Birçok nokta karanlikta kalmistir.

Sinasi’nin yapitlarinin sayisi da fazla degildir.

B) Sinasi’nin Sanati;

Sinasi’nin sanat yönü ,Tanpinar’in da dedigi gibi, “parça parça gelen ve sinirli hedeflerin ötesine geçemeyen , yenilikleri belirli bir yönde toplayan ve atilimi en muhtaç oldugumuz biçimde topluma döndüren, o olmustur.” Fakat , gerek kisisel yasami ve gerekse düsüncelerine dönük gelisimi hakkinda bilgimiz çok azdir. Elde bulunan yapitlardan da onun oldukça kisir bir yazi temposu oldugu sonucuna varabiliriz. Belki de büyüyk bir sözlük (kamus) hazirlama yolundaki tutkusu yüzünden yazmayi ihmal etmistir. Uzun yillar Türk toplumu disinda yasamasi ve son yillarini insanlardan uzak, kendi dünyasinda, garip bir sessizlik içinde geçirmesi nedeniyle bilgilerimiz sinirli kalmaktadir. Fransa’da dostluk kurdugu Sacy, Littré ve Renan gibi bilginlerle ve dilcilerle iliskileri, Fransiz yazarlarinin etkileri hakkinda da herhangi bir bilgimiz yoktur.

Kendisinden pek az yapit kalabilmistir. Tanpinar’a göre, yapitlari, “ ilk bakista, daha çok bir deniz kazasindan sonra surada burada toplanan enkazi andiran daginik seylerdir.” Ama gene de bir çagin içinde çabalamis ve büyük ölçüde de etkili olmustur. Çaginin bazi sorunlarina, bazi baskilarina karsi çikamadigi anlasilmaktadir. Çünkü, tanpinarin’in dedigi gibi,”Sinasi’yi çok kez bir muamma çözer gibi okumak zorunludur. Onun yapiti hiçbir zaman cömert bir kaynayisla bize gelmez. Onu, ancak gizliden konusan birini dinliyormus gibi dikkatle üzerinde durulmasi gereken birtakim kisa isaretlerle yakalamak mümkündür. Bu isaretlerin analami çözülünce Sinasi’nin nasil bir bilinçle birtakim çok esasli seylerin üzerinde durdugu ve rastlanti sanilan bu yapitin, nasil bir hesabin sonucu oldugu anlasilir.” Türkçe’nin sadelesmesinde oldugu gibi siirin sadelesmesinde büyük rolü olmustur. Dünyamizin da bugünkü düzeyine ulastirmada olmasa da yöneltilmesinde onun büyük rolü, büyük emegi ve payi vardir.

Siiri kurudur, lirizmden uzaktir. Yazilarinda pürüzler görülebilir. Ama o, daha çok bir düsünce adami olarak ele alinip degerlendirilmelidir. Kendisi sanat yapmayi hiç düsünmemistir. Daha çok batili bazi düsünceleri aktarmak konusunda bir araç olarak görmüstür sanati. Eski siirin sanatsal yönlerini ve bunun karalini çok iyi bilmektedir. Ama bunlari bir yana itmis ve ögreticilige önem vermistir. Bu anlayisin içinde, birçok konuya deginmistir. Bir gazeteci olmasi nedeniyle de konularini çesitli oldugu söylenebilir. Gazetesinde, gazeteciligin be oldugundan baslamis, tarihsel gelisimini ortaya koymus, gazetecinin ve gazetenin görevlerini açiklamistir. Öte yandan, güncel konulara egilmis, dilencilerin durumundan, Karadag baskaldirisinin bastirilmasina; Papaligin dinle dünya islerinin ayrilmasi konusundaki tutumundan, Maliyedeki yolsuzluklarin ortaya çikarilmasina; üniversitede doga bilgisi dersinin baslamasindan;Osmanli genel sergisine, Avrupa’dan mal getirilmesine; Istanbul sokaklarinin aydinlatilmasina dek birçok yazisi bu arada anilabilir. Siirlerinde de degisik konulari isledigi görülmektedir.

Annesine Paris’ten yazdigi mektuplarin birinde, kendisini din, ulus ve yurt yoluna adadigini söylemistir. Böylece, onun, insana ve toplumsal sorunlarina önem verdigi ortaya çikmaktadir. Sinasi, hem toplumsal degismeye bir bakima katkida bulunan, hem de onu yazilarinda yansitanlardan biri olmustur. Batiya yönelisinin sancilari, ilk görüntüleri, ilk sikintilari onun yapitlarindan bugüne dek gelebilmistir. Tanzimat Fermaninin getirdigi bütün yenilikleri görmüs ve yasamistir. Yüzyillar boyunca gücünü dinsel bir kaynaktan alan yönetim düzeni yikilmaya, yasalara dayali bir düzen gelmeye baslamistir. Bu yasalar, özgürlüge açilan birer pencere; köleleri özgürlüge kavusturan birer belge(itiknâme)dir. Artik us, her seyin üzeri nde tutulmakta ve insan usuna dayanarak arastirici ve elestirici olmaktadir.

Sinasi, yazin alaninda da degisiklikler ve yenilikler yapilmasini ilk görenlerden olmustur. Bu degisim içindeki insanlarin duygularini, gereksinmelerini, isteklerini yansitan bir yazin anlayisindan yanaydi. Fransa’da, ilkin romantiklerle karsi karsiya geldigi ve onlarin yapitlarini okudugu söylenebilir. Anacak daha sonra usa önem veren kisilerle iliskiler kurmus( Pirre B ayle, Fortenelle, Renan gibi) ve onlarin yapitlarini okuyup incelemistir.

Sinasi, geride pek az ürün birakmistir. Daha çok yazabilseydi etkileri daha genis oyumlu olurdu. Çevresinden kopuk yasayan Sinasi’nin düsünceleri, daha çok onun yetistirdigi kisilerin savasimci atilimlari ile gerçeklesmistir denilebilir.

Bazilarina göre, Sinasi’de romantiklerin büyük izleri vardir. Yapitlari incelendiginde ise, böyle bir ize rastlamak kolay degildir. Buradaki romantiklik belki düsçülük (ütopya) anlaminda dogrudur. Çünkü, o, ulusu bir anda bati düzeyine yükseltmek düsüncesinde idi. Bunun da halkin anlayacagi bir dille yazmak ve sorunlari böylece halka aktarmaktan geçtigini düsünmüstü. Okuyup yazma oraninin birden artacagi, halkin da Fransiz ekinini hemen özümseyebilecegi görüsündeydi. Belirli bir süre sonra bunun gerçeklesmemesi karsisinda karamsarliga düsüp topluma ve kendine küstügü de düsünülebilir. Dogustan içine kapanikliginin da bunda büyük etken oldugu söylenebilir.

Sinasi’nin yapitlarini ele alip degerlendirdigimizde, gerçekçiliginin izlerinin daha fazla oldugu anlasilir. Çünkü, Sair Evlenmesi, sanat yönü bir yan, gerçek bir gözlemin izlerini tasir. Gazetelerde yayimlanan yazilari da gerçek bir gözlemci ve saptayici olarak güncel olaylara egildigini göstermekte, ortaya koymaktadir. Insani, soyut bir varlik olarak almayip toplum içinde ele almasi ve toplumu bir gerçek olarak kabul etmesi de bunun baska bir kanitidir. Sinasi için bir toplumcu demek elbette kolay degildir; ama, gerçekçi demekten de çekinmeye bir neden yoktur.

Sinasi’nin Siir Dünyasi

Sinasi’nin bir kitapta (Müntahabât-i Es’ar) toplanmis bulunan siirlerinin sayisi oldukça azdir. Kitap, ad olarak seçilmis siirler olduguna göre, baska siirlerinin bulundugu da akla gelmektedir. Ancak, fazla siirinin olmadigi yapilan arastirmalar sonucunda ortaya çikmistir.

Tanpinar, onun siirini üzerine sunlari söyler: “Bize kadar gelen siiri az ve kurudur; bazi maharet ve hünerlerine ragmen - bütün eski sanatlari bilir, bilhassa iyi tarih düsürür - hiçbir zaman gerçek ve saf bir siir zevkine hitap etmezler. Umumi olarak Sinasi’nin siirini, biz ancak açtigi ve hiz verdigi büyük hareketle begenir ve severiz. O, edebiyatimizin bugün dahi devam eden bir dynastie’nin sahibi oldugu için büyüktür. Manzum tercümeleri – bizim için yeni bir âlemin müjdecisi olmalarina göz yumulursa – asillarinin güzelligini uzaktan bile hatirlatmadigi gibi, Lamartine’den çevirdigi dört kitalik bir parça hariç, bir bütünlük fikri verecek kadar tam bir tercümesi de yoktur.”

Bu satirlarindaki yargisi ile, Tanpinar, onun siirlerine yaklastirir bizi. Zamaninda ve biraz daha sonraki günlerde yapilan degerlendirmelerde, Sinasi’nin siiri, yeni siirin örnegi oalrak görülmüstür. Bu yargi, siirlerinin içeriginden kaynaklanmaktadir. Biliyoruz ki, Sinasi, siirine öz olarak bati düsüncelerini koymus ve sürüp gelen Divan siirinin özünü böylece degistirmistir. Öz olarak gördügümüz gerçekten de degisiktir. Özgürlük düsüncesi, usa verilen önem, yeni bir yönetim düzeni, yepyeni bir anlayis siirinin yeni olan özüdür. Ancak, siirinin dis görüntüsüne bakildiginda, eski siirin kaliplarini pek zorlamadigi, hatta aynen kabul ettigi de bir gerçektir. Siirinde görülen sade dil ve düsünceleri halka aktarmak için kullanilan yalin anlatim disinda bir yenilik getirdigi pek söylenemez; ama, bunlar o gün için elbette çok büyük yenilikler arasinda sayilmaktadir. Siirinde lirizmin yerini us almistir. Söylesi, Nef’i tarafindan yazilan ve yazgiciliga yaslanilan bir gazele yapti benzekte, yazgiciliga karsi çikmis ve usçulugu üstün tutmustur.

Siirinin dili: bugün için bir ölçüde yadirgansa da, çagina göre sade sayilmalidir. Onun siirinde eski ve yeni sözcükler (halk sözcükleri) gibi bazi eski tamlamalarla yeni tamlamalar yan yanadir. Özellikle ilk siirlerinde eski siirin etkisi iyiden iyiye bellidir. Fransa’dan döndükten sonra yazdiklarinda bu etki oldukça azalir.

MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890-1966), Istanbul (Erkek) Lisesi mezunu, Türk tarihçi, edebiyat arastirmacisi ve siyaset adamidir.

Fuat Köprülü 4 Aralik 1890’da Istanbul’da dogdu. Sadrazam Köprülü Mehmet Pasa’nin soyundan gelmektedir. Edebiyat ve tarih alaninda ilerlemek için hukuk ögrenimini yarida birakti.

1909’da Fecr-i Ati topluluguna katildi. Siirlerini 1913’e kadar Mehasin ve Servet-i Fünun dergilerinde yayimladi. Bu yillarda “Milli Edebiyat” ve “Yeni Lisan” akimlarina karsiydi. 1910’dan sonra Istanbul’un çesitli okullarinda Türkçe ve edebiyat okuttu, liselerin edebiyat programini düzenledi. Ziya Gökalp çevresine girdikten sonra Milli Edebiyat akimini benimsedi; Türk tarihinin ilk dönemlerine kadar indi, ilk Türk topluluklarinin tarih ve edebiyatlarini inceledi. 1913’te, Halit Ziya Usakligil’den bosalan Istanbul Darülfünunu Türk Edebiyati Tarihi müderrisligine getirildi. Ayni yil Bilgi dergisinde Türk edebiyatinin hangi yöntemle incelenmesi gerektigini tartisan “Türk Edebiyati Tarihinde Usul” adli yazisi çikti.

Ilk büyük yapiti Türk Edebiyati’nda Ilk Mutasavviflar’i yayimlandi. 1923’te Edebiyat Fakültesi dekani oldu, Türkiye Tarihi adli kitabini çikardi. 1925’te Türkiyat Mecmuasi’ni çikarmaya basladi, ünü giderek dünyaya yayildi, birçok uluslar arasi kongreye Türkiye temsilcisi olarak katildi. 1928’de Türk Tarih Encümeni baskanligina seçildi. 1931’de Türk Hukuk Tarihi Mecmuasi’ni çikarmaya basladi; 1932-1934 arasinda Divan Edebiyati Antolojisi’ni çikardi. 1933’te ordinaryüs profesör oldu, Istanbul Üniversitesi’nde birkaç kez dekanlik yapti. 1934’te siyasete atilarak Kars milletvekili oldu. 1936-1941 arasinda Dil ve Tarih Cografya Fakültesi’yle Siyasal Bilgiler Okulu’nda ders verdi. 1935’te, Paris’te Türk Tetkikleri Merkezi’nde verdigi konferanslarin toplami olan Les Origines de L’Empire Otoman (Osmanli Imparatorlugu’nun Kurulusu) adli kitabi yayimlandi ve büyük yanki uyandirdi. Heidelberg, Atina ve Sorbonne üniversitelerince onursal doktorluk sani verilen, bilim kuruluslarinca onur üyeligine seçilen Köprülü 1941’den sonra Islam Ansiklopedisi’nin yayimina katildi. V.(Ara Seçim), VI., VII. Dönem Kars, VIII., IX., X. Dönem Istanbul Milletvekilligine, hem de Istanbul ve Ankara Üniversitelerindeki görevlerine devam etti.

Demokrat parti kurucularindandir.Demokrat Parti iktidara gelince disisleri bakani oldu. 1956’ya kadar sürdürdügü bu görevi sirasinda Türkiye’nin NATO’ya girisinde etkin rol oynadi. 5 Temmuz 1957'de Demokrat Partiden resmen istifa ederek ayni yil Hürriyet Partisi ne girdi. Asil yararli çalismalarini Türk Edebiyati ve Türk Halk Edebiyati arastirmalari olusturur. Çok verimli bir arastirmaci olan Köprülü, ardinda 1500ü askin kitap ve makale birakmistir.

Mehmet Fuat Köprülü 28 Haziran 1966’da Istanbul’da, direge carparak kaldirildigi Baltalimani Hastanesi’nde öldü. Çemberlitas’taki Köprülü Türbesi’nde babasinin yanina gömüldü.


Baslica Eserleri

Yeni Osmanli Tarih-i Edebiyati (1916)
Türk Edebiyatinda Ilk Mutasavviflar (1919-1966)
Nasrettin Hoca (1918-1981)
Türk Edebiyati Tarihi (1920)
Türkiye Tarihi (1923)
Bugünkü Edebiyat (1924)
Azeri Edebiyatina Ait Tetkikler (1926)
Milli Edebiyat Cereyaninin Ilk Mübessirleri ve Divan-i Türk-i Basit (1928)
Türk Saz Sairleri Antolojisi (1930-1940, üç cilt)
Türk Dili ve Edebiyati Hakkinda Arastirmalar (1934)
Anadolu’da Türk Dili ve Edebiyati’nin Tekamülüne Bir Bakis (1934)
Osmanli Devleti’nin Kurulusu (1959)
Edebiyat Arastirmalari Külliyati (1966)
Islam ve Türk Hukuk Tarihi Arastirmalari ve Vakif Müessesesi (1983, ölümünden sonra)

ARIF NIHAT ASYA


Adana'nin kurtulus günü olan 5 Ocak günü yazdigi ünlü Bayrak siirinden dolayi "Bayrak sairi" olarak da anilan Türk sairdir.

Arif Nihat Asya Istanbul Üniversitesi Yüksek Ögretmen Okulu Edebiyat Bölümü’nü bitirdi. Adana, Malatya, Edirne, Tarsus, Ankara ve Kibris'taki liselerde edebiyat ögretmenligi yapti. 1950 yilinda Seyhan (Adana), ve 1954 yilinda da Eskisehir milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'e girdi. Milletvekilliginden sonra tekrar bir süre daha ögretmenlik yapti. Ankara Gazi Lisesi edebiyat ögretmeni iken 1962'de emekliye ayrildi.

Yeni Istanbul ve Babili’de Sabah gazetelerinde yazilar yazdi. Aruzla basladigi siirde rubailer, gazeller yazdi. Özellikle rubailere büyük önem verdi. Rubailerden olusan 5 ayri kitap yayinladi. Daha sonra heceli ve serbest vezinli siirler yazdi.

Milliyetçi siirleriyle dikkat çeken Arif Nihat Asya, yurdun güzelliklerini, dogasini anlatan, kimi zaman yergici ama Türklügü yücelten siirleriyle de bilinir.

Eserleri
Siir

Yastigimin Rüyasi (1930)
Ayetler (1936)
Bir Bayrak (1964)
Dualar ve Aminler (1967)
Aynalarda Kalan (1969)
Bütün Eserleri (1975-1977)
Rubaiyyat-i Ârif (rubailer, 1956)
Kibris Rubaileri (rubailer, 1964, 1967)
Nisan (rubailer, 1964)
Kova Burcu (rubailer, 1967)
Avrupa’dan Rubailer (1969)
Siirler (Ahmet Kabakli derledi, 1971)
Bütün Eserleri (1975-1977, Ötüken Yayinlari)
Bayrak[1]

ÇOCUK VE AGAÇ
KANATLAR
MAVI

Düzyazi Kanatlar ve Gagalar (özdeyisler, 1946)
Enikli Kapi (makaleleri, 1964

ADNAN AZAR

1956'da Rize’de dogdu. Türk Egitim Dernegi Kayseri Koleji’ni ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nü bitirdi. Orta Dogu Teknik Üniversitesi’nde bir süre Sosyal Bilimler okudu. Istanbul 24 Saat (1991), Batik Asklar Müzesi (Altin Koza En Iyi Kurgu Ödülü, 1995) adli sinema filmleriyle, kimi TV dizilerinin yönetmenligini üstlendi. Siirleri, 1976 yilindan baslayarak çesitli edebiyat ve sanat dergilerinde yayinlandi. Siirin yanisira, bir bölümü Adam Öykü dergisinde Uçurumlar üst-basligiyla yayimlanmis kisa öyküleri ve senaryo çalismalari da var. Kökleri Orhan Veli'ye kadar uzanan duru, yalin bir söyleyisle yalin siirler yazdi.

ESERLERI:

SIIR:
Unutmak Sulari (1982)
Parçalanmis Zamanlar (1997)
Yeni Zaman (1998)

ÖDÜLLERI

1982 Akademi Kitabevi Siir Basari Ödülü Unutmak Sulari ile.


FAKIR BAYKURT

1929’da Burdur’un Yesiloca ilçesi Akçaköy’de dogdu. Az toprakli köylü bir ailenin çocugu. 1948'de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdi, 5 yil köy ögretmenligi yapti. 1955'te Ankara Gazi Egitim Enstitüsü’nden mezun oldu. Sivas, Hafik ve Savsat’ta ögretmenlik, ilkögretim müfettisligi yapti. Ilk romani "Yilanlarin Öcü"nün yayinlanmasindan sonra Bakanlik emrine alindi. 1962'de ABD Indiana Üniversitesi'nde ders araçlari konusunda egitim gördü. Yurda dönüsünden sonra Türkiye Ögretmenler Sendikasi'nin (TÖS) kurulusunda görev aldi ve Türkiye Ögretmen Dernekleri Milli Federasyonu (TÖMFED) Genel Baskani oldu. Ilk ögretmenler boykotu nedeniyle 1969'da açiga alindi. 1971'de istifa etti. 12 mart döneminde 1971’de sikiyönetimce tutuklandi. Askeri mahkeme önünde uzun süre yargilanip beraat etti. Saliverildikten sonra Almanya’ya gitti. Uzun süre Duisburg kentinde yasadi. 10 Ekim 1999’da burada yasamini yitirdi. Yazmaya siirle basladi. Orhan Veli çizgisinde ama köy hayati içerikli siirler yazdi. 1950'den sonra öykü ve romana yöneldi. Ona göre öykü, "yazildigi dönemin tarihsel, toplumsal renklerini, özelliklerini içermeli az da olsa belge islevi yüklenmelidir." Ilk öykü kitabi "Çilli"den baslayarak öykülerinde kesitleri degil genis açilimlari, bir anin olayini degil genis dönemlerin olaylarini isledi. Romanlarinda Türkiye'deki köylü yasamini halkçi ve devrimci bir bakis açisiyla ele aldi. Köylünün bilinci ve bilinçaltindaki istekleri, tepkileri, çeliskileri yansitti. 1950-1970 döneminde etkili olan "köy edebiyati hareketi"nin önde gelen temsilcisi oldu.

ESERLERI:

ROMAN:
Yilanlarin Öcü (1954), Irazcanin Dirligi (1961), Onuncu Köy (1961), Amerikan Sargisi (1967), Tirpan (1970), Köygöçüren (1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destani (1977), Yayla (1977), Yüksek Firinlar (1983), Koca Ren (1986), Yarim Ekmek (1997).

ÖYKÜ:
Çilli (1955), Efendilik Savasi (1959), Karin Agrisi (1961), Cüce Muhammet (1964), Anadolu Garaji (1970), On Binlerce Kagni (1971), Can Parasi (1973), Içerdeki Ogul (1974), Sinirdaki Ölü (1975), Gece Vardiyasi (1982), Baris Çöregi (1982), Duirsbug Treni (1986), Bizim Ince Kizlar (1992), Dikenli Tel (1998).

TOPLUM-EGITIM YAZILARI:
Efkar Tepesi (1960), Samaroglanlari (1976), Kerem ile Asli (1974), Kale Kale (1978).

ÇOCUK KITAPLARI:
Topal Arkadas, Yandim Ali, Sakarca, Sari Köpek, Dünya Güzeli (1985), Saka Kuslari (1985).

SIIR:
Bir Uzun Yol.

ÖDÜLLERI:
1958 Cumhuriyet Gazetesi’nin Yunus Nadi Roman Armagani Irazca’nin Dirligi ve Yilanlarin Öcü ile
1970 TRT Öykü Ödülü Sinirdaki Ölü ile
1970 TRT ve 1971 Türk Dil Kurumu Roman armaganlari Tirpan ile
1974 Sait Faik Öykü Armagani Can Parasi ile
1978 Orhan Kemal Roman Armagani Kara Ahmet Destani ile de
1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü
1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazini Ödülü Almanca’ya çevrilen Baris Çöregi ile
1985 Alman Endüstri Birligi (BDI) Yazin Ödülü Gece Vardiyasi

MURATHAN MUNGAN

Murathan Mungan, 21 Nisan 1955’te Istanbul’da, Üsküdar Zeynep Kamil Hastanesi’nde dogdu.

Çocuklugu ve ilk gençlik yillari, memleketi olan Mardin’de geçti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Ayni bölümde “master”ini tamamladi.

Ankara’da Devlet Tiyatrolari’nda alti yil, Istanbul’da Sehir Tiyatrolari’nda üç yil “Dramaturg” olarak çalisti. 1987’de günlük gazete olarak yayimlanan Söz gazetesinde,“Kültür-Sanat Sayfasi” editörlügü yapti.

1988’ten beri serbest yazar olarak çalismakta ve halen Istanbul’da yasamaktadir.

1991’de Remzi Kitabevi’ne “Çilek” amblemli kirk kitaplik özel bir koleksiyon dizisi hazirlayarak bu diziyi yönetti. Mayis 1996’dan baslayarak “Öküz” dergisinde parçali bir yapi içinde çesitli yazilarindan olusan sayfalar yapti. Ocak 2002’den baslayarak “Milliyet” gazetesinin “Kültür sanat” ekinde gene kendi içinde parçali bir yapi gösteren yazilardan olusan “Hayat Atölyesi” basligi altinda tam sayfa hazirladi.

Murathan Mungan’in üniversite bitirme tezi sinema konusundadir: Türkiye Sinemasinin Ideolojik ve Ekonomik Yapisi ve Yilmaz Güney Sinemasi. Master tezi ise, Ayni Malzemenin Üç Ayri Türde Yazilmasi ve Yazarlik Tekniklerinin Incelenmesi basligini tasir. Mungan bu çalismasinda, adini “Dört Kisilik Bahçe” koydugu ayni malzemeyi, uzun öykü, film senaryosu ve radyo oyunu olarak üç kez yazar. Dil ve Yapi Özellikleri Açisindan Iki Kisilik Oyunlar ve Diyalogun Evrimi adli doktora tezi, 12 Eylül sirasinda doktorayi birakmasiyla birlikte yarim kalmistir.

Üniversite ögrenimi sirasinda Mungan, her biri kitap hacminde olan Sofokles Tragedyalarina Bir Giris Denemesi, Hegel’in Sanat Felsefesi, Tiyatro Etkinliklerinin Basindaki Yansimalari baslikli “dönem bitirme” çalismalari yapmistir.

Mungan, çesitli dergi ve gazetelerde siirler, öyküler, metinler, deneme, elestiri ve incelemeler yayimlayarak adini duyurdu. Siirleri ilk kez dönemin ayni zamanda önemli bir siyasi odagi olan Murat Belge’nin yönetimindeki “Birikim” dergisinde yayimlandi. Ankara’da yayimlanan “7 Gün” adli haftalik siyasi haber dergisinde sinema yazilari yazdi, ardindan kisa bir süre ayni derginin Kültür-Sanat sayfalarini hazirladi. Çesitli kuruluslarin düzenledigi çok sayida söylesi, panel, konferans programina katildi.

Ilk kitabi l980’de yayimlandi. Ayni zamanda ilk oyunuydu bu: Mahmud ile Yezida.

Sehir Tiyatrolari’nda çalisirken, “Gençlik Günleri” adini verdigi daha sonra her yil tekrarlanacak olan, ayni zamanda birçok benzerinin de yapilmasina yol açan kapsamli bir senligin yöneticiligini yapti; programlar sundu, yönetti.

Gene Sehir Tiyatrolari’nda Lulu Menasé’nin sahneye koydugu Richard Soudé’nin “Binbir Gece Masallari”ndan yola çikan oyunu “Binbir Gece Masali”nin ham çevirisini “masal diline” aldi ve bu yapimda yönetmen yardimcisi olarak çalisti.

Murathan Mungan’in sahnelenen ilk oyunu, Orhan Veli’nin siirlerinden kurgulayarak oyunlastirdigi Bir Garip Orhan Veli’dir. Ilk kez 1981’de sahnelenen bu oyun, kisa araliklarla yirmi küsur yil boyunca sahnelendi ve 1993’te kitap olarak basildi.

Yazarin Mezopotamya Üçlemesi adini verdigi ve üç oyundan olusan üçlemesinin ilk oyunu Mahmud ile Yezida yurtiçinde ve yurtdisinda birçok amatör, yari-amatör, lise ve üniversite toplulugu tarafindan sahnelendikten sonra, profesyonel olarak ilk kez 1993’te Ankara Devlet Tiyatrolari tarafindan oynandi. Üçlemenin ikinci halkasi olan Taziye ise, ilk olarak 1984’te Ankara Sanat Tiyatrosu tarafindan sahnelenmistir. Sayisiz küçük topluluk Anadolu’nun birçok yerinde, bu iki oyunu kendi imkânlariyla seyircilerine sunmuslardir. Ayrica Diyarbakir Belediyesi Sehir Tiyatrosu, üçlemenin ilkini Türkçe, ikincisini -ilk kez- Kürtçe olarak sahnelemistir. 1992’de, halkanin üçüncü oyunu olan Geyikler Lanetler’ in tamamlanmasiyla birlikte, Metis Yayinlari, üçlemeyi olusturan bu oyunlari, üç ayri kitap olarak ayni anda yayimlamistir. 1994’te bu üç oyun bir yil boyunca Devlet Tiyatrolari tarihinde ilk kez olmak üzere arka arkaya Antalya Devlet Tiyatrolari tarafindan sahnelenmis, gene ayni yil Istanbul Uluslararasi Tiyatro Festivali’nde, gene Türkiye tarihinde ilk kez olmak üzere üç oyun ardi ardina tam “on bir saat süren bir gösteri” olarak iki kez tekrarlanmistir. 1999 yilinda Ankara Devlet Tiyatrolari yapimi Geyikler Lanetler, ayni yil Berlin’de, uluslararasi bir tiyatro senligi olan “Theater der Welt”e çagrilmis ve Schaubühne’de gösterilmistir. Ayni oyun 2003 yilinda Yunanistan’da Selanik Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmistir.

Geyikler Lanetler oyununa kaynaklik eden yazarin Cenk Hikâyeleri kitabindaki “Kasim ile Nasir” adli öyküsü, 1994 Agustosunda iki hafta süreyle Italya’da Umbria’daki tiyatro merkezi “La Mamma Umbria”da sahnelenmistir. Ayni öykü 2004’te farkli bir yorumla Diyarbakir Sanat Merkezi tarafindan sahnelenmistir. Gene ayni kitapta yer alan “Sahmeran’in Bacaklari” adli uzun hikâyesi, çesitli topluluklar tarafindan sahneye uyarlanmistir.

Yazarin Lal Masallar adli öykü kitabindaki “Muradhan ile Selvihan ya da Bir Billur Kösk Masali” adli öyküsü, 1987’de, ilkin Fransa’da, Lulu Menase yönetiminde Théâter Des Arts de Cergy-Pontoise’da, ardindan Nurhan Karadag yönetiminde Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi Tiyatro Bölümü Sahnesi’nde sahnelenmistir. Ayni öykü, Amerika’da Penguen Books’un “Dünya Hikâyeleri Antolojisi”ne seçilmistir. Bosna-Hersek’te yayimlanan Türk öykücülerini içeren bir seçkideyse bu öykünün Bosnakça çevirisi yer almistir.

Yazarin gene Cenk Hikâyeleri kitabinda yer alan“Binali ile Temir” adli bir diger öyküsü, 1991’de Ankara Deneme Sahnesi tarafindan, 1999’da ise Adana Tiyatro Atölyesi tarafindan sahnelenmistir.

2000’de yazarin bir öyküsü daha sahneye aktarilmis, bu kez de Besinci Sokak Tiyatrosu, “Dumrul ile Azrail”i, Istanbul Festivali’nden sonra, dünyanin önemli tiyatro festivallerinde, Avusturya, Almanya ve Tunus’un yani sira Hollanda’nin çesitli kentlerinde sahnelemistir.

Bunlarin yani sira, siirlerinden ve öykülerinden olusturulan çesitli gösteriler ve performanslar, çesitli amatör, yari amatör ve üniversite topluluklari tarafindan sahnelenmeye devam etmektedir.

2003 yilinda Kopenhag’daki “Bette Nansen Theater”da, yazarin “Sayfadaki Gibi”adli kisa oyunu, bazi Dogulu yazarlari bir araya getiren ortak bir proje olan “Bin Bir Gece” içinde yer almis, ayni oyun 2005 yilinda Ingiltere’de “1001 Nights now” adiyla Nottingham Playhouse’da sahnelemistir.

Murathan Mungan 1989’da, Ingiliz yazar Nell Dunn’in “Steaming” adli oyununu “Kadinlar Hamami” adiyla Ali Poyrazoglu Tiyatrosu’nda sahneye koymustur.

Mungan’in döneminde Ankara Il Radyosu’nca seslendirilen iki tane de radyo oyunu vardir: Dört Kisilik Bahçe ve Ölümburnu. Ilki, ayni malzemenin öykü ve senaryo olarak yazilmis halleriyle tek basina bir kitap olarak, ikincisi ise Murathan ’95 kitabinin içinde kitap olarak yayimlanmislardir. Mungan, biri filme alinan üç tane de film senaryosu yazmistir. 1984’te Atif Yilmaz tarafindan filme alinan Daginik Yatak’in yani sira Dört Kisilik Bahçe ve Baskasinin Hayati adli iki senaryosu daha vardir. Bu üç senaryo 1997’de üç ayri kitap olarak ayni anda yayimlanmistir.

Gazete ve dergilerde Ilk yazilari 1975’de yayimlanan Mungan, yirmi yillik yazi serüveninin çesitli ürünlerinden yaptigi bir derlemeyi kirkinci yasi nedeniyle Murathan’95 adli bir kitapta toplamistir.

Bu kitapla birlikte baslayan özel toplama kitaplari, siirlerinden kendinin yaptigi özel bir seçmeyi içeren numaralanmis tek baski olarak yayimlanmis Dogdugum Yüzyila Veda ile sürmüs, bunu, 13+1’de siirlerini; 7 mühür’de kimi öykülerini bir kutu içinde bir araya getirdigi toplamlar ve Türk siirinde simdiden bir “kült kitap” olmus olan Yaz Geçer’in onuncu yili nedeniyle yapilan büyük boy özel baski izlemistir. Ellinci yasi için hazirladigi ve yalnizca 2005’te yayimlanip baskisi bir kez daha tekrarlanmayacak Elli Parça kitabi da bu özel kitaplardandir.

Bes bölümden olusan ve her bölümü ayri bir yazar tarafindan kaleme alinan bir Bülent Erkmen projesi olan ve 2004 haziraninda yayimlanan Bes pese romaninda da yer almistir.

Murathan Mungan, bu arada yabanci yazarlarin öykülerinden ve yazilarindan olusan çesitli seçkiler yayimlamayi sürdürmektedir: Kahramani ressam olan ya da resim sanati üzerine yazilmis çesitli öykülerden olusan ilk öykü seçkisi Ressamin Sözlesmesi’ni, daha sonra Çocuklar ve Büyükleri, Yazihane, Yabanci Hayvanlar adli öykü ve yazi seçkileri izlemistir. Erkeklerin Hikâyeleri ve Kadinligin 21 Hikâyesi adini verdigi öykü seçkileriyse 2004 içinde arka arkaya yayimlanmistir. Yeni katilmis öykülerle içerigini zenginlestirdigi ilk seçki kitabini Ressamin Ikinci Sözlesmesi adiyla güncellemistir.

Bütünüyle özyasamöyküsel bir malzemeden yola çikan ilk anlati kitabi Paranin Cinleri’ni 1997’de yayimlamistir.

Siir ve öykü arasi bir dil ve kivam tutturdugu yazinsal metinlerini bir araya topladigi Metinler Kitabi ise, 1998’de yayimlanmistir.

Mungan’in kimi siirlerinin Kürtçeye çevirisinden yapilan bir toplam Li Rojhilate Dile Min (Kalbimin Dogusunda) adiyla 1996’da yayimlanmistir.

Mungan, bugüne degin çogu “Yeni Türkü” toplulugu tarafindan seslendirilmis olan sarki sözleri yazmistir. Yazdigi sarkilarin Türkiye’nin önemli sarkicilari, topluluklari tarafindan yeniden seslendirilmesiyle olusan ve “tribute” sayilabilecek Söz vermis sarkilar adli “cover” albümü 2004’te yayinlanmistir.

2006’da bugüne dek yazdigi tüm sarki sözlerini gene ayni ad altinda bir araya getirerek kitaplastirmistir.

Yurtiçinde ve çogu Almanya’da olmak üzere yurtdisinda Mungan’la ilgili çesitli radyo ve televizyon programlari yapilmistir.

Mungan, Almanya, Avusturya, Hollanda, Isviçre, Fransa ve Amerika ve Yunanistan’da çesitli söylesi ve okuma programlarina katilmistir.

Yazilari, siirleri ve kimi kitaplari bugüne degin Ingilizce, Almanca, Fransizca, Italyanca, Isveççe, Norveççe, Yunanca, Fince, Bosnakça, Bulgarca, Farsça, Kürtçe ve Hollanda diline çevrilerek çesitli dergi ve gazetelerde yayimlanmistir.

1972 Eylülünde Mardin’den ayrildiktan sonra 1985’e kadar Ankara’da yasayan Murathan Mungan, 1985’ten bu yana Istanbul’da yasamaktadir. 1991’de bir yil kadar Almanya’da, Ludwigshafen’da yasamistir.

Ilk kitaplari farkli yayinevleri tarafindan yayimlandiktan sonra, 1986’da Remzi Kitabevi’ne, 1992’de de Metis Yayinlari’na geçmistir. Halen ayni yayinevindedir.

SIIRLERI
Osmanliya dair Hikâyat,1981.
Kum Saati,1984.
Sahtiyan,1985.
Yaz Sinemalari,1989.
Eski 45'likler,1989.
Mirildandiklarim,1990.
Yaz Geçer,1992.
Omayra,1993.
Oda, Poster ve Seylerin Kederi,1993.
Metal,1994.
Oyunlar Intiharlar Sarkilar,1997.
Mürekkep Baligi,1997.
Baskalarinin Gecesi,1997.
Dogdugum Yüzyila Veda, tek baskilik özel bir seçme,1999.
Erkekler için Divan,2001.
Timsah Sokak Siirleri,2003.
Etegimdeki Taslar,2004.
Dag,2007.

HIKAYELERI
Son Istanbul,1985.
Cenk Hikâyeleri,1986.
Kirk Oda,1987.
Lal Masallar,1989.
Kaf Daginin Önü,1994.
Üç Aynali Kirk Oda,1999.
7 Mühür, kutu içinde tek baskilik özel bir seçme,2002.
Yedi Kapili Kirk Oda,2007.

ROMAN
Yüksek Topuklar,2002.

OYUNLARI
Mahmud ile Yezida,1980.
Taziye,1982.
Geyikler Lanetler,1992.
Bir Garip Orhan Veli,1993.
Kâgit Tas Kumas,2007.

SENARYOLARI
Dört Kisilik Bahçe,1997.
Daginik Yatak,1997.
Baskasinin Hayati,1997.

DENEMELERI
Meskalin 60 Draje,2000.
Soguk Büfe,2001.
Bir Kutu Daha,2004.
Kullanilmis Biletler,2007.

SEÇKILERI
Ressamin Sözlesmesi, öykü,1996.
Çocuklar ve Büyükleri, öykü,2001.
Yazihane, deneme,2003.
Yabanci Hayvanlar, öykü,2003.
Kadinligin 21 Hikâyesi, öykü,2004.
Erkeklerin Hikâyeleri, öykü,2004.
Ressamin Ikinci Sözlesmesi, öykü, genisletilmis basim,2005.
Büyümenin Türkçe Tarihi, öykü-deneme,2007.

DIGER
Murathan '95, derleme-seçki,1996.
Paranin Cinleri, anlati,1997.
Metinler Kitabi, metinler,1998.
Çador, anlati,2004.
Bespese (Ortaklasa roman),2004.
Elli Parça, derleme-seçki,2005.
Söz Vermis Sarkilar, sarki sözleri,2006.

ÖZEL BASKILAR
13+1 içinde yer alan "Fazladan Bir Kitap",2000.
Yaz Geçer, onuncu yili nedeniyle özel basim,2002.

KUTU
13+1, siirler,2000.
7 Mühür, öykülerden özel bir seçme,2002.

SÜKÛFE NIHAL BASAR

1896'da Istanbul'da dogdu. Egitimine özel hocalardan ders alarak basladi. Istanbul Darülfünun'u Edebiyat Fakültesi Cografya Bölümü'nden mezun oldu. Uzun süre Istanbul Kiz Lisesi'nde cografya ve edebiyat ögretmenligi yapti. 1973'te Istanbul'da yasamini yitirdi. Baslangiçta Tevfik Fikret’in etkisinde aruz ölçüsüyle siirler yazarken zaman içinde Milli edebiyat akiminin ilkelerine uygun olarak hece ölçüsünü kullanmaya basladi. Devrinin tüm sairleri gibi Edebiyat-i Cedide, Fecri Ati ve Milli edebiyat akimi arasinda sikisti kaldi. Günes, Varlik, Aydabir, Çinaralti, Sadirvan gibi dergilerde yayinlanan ve çogu hece vezniyle yazilmis siirlerinde lirizm ve kadinsi bir içtenlik dikkat çeker. Milli uyanis hareketi içinde de yer aldi, Fatih mitinginde etkileyici bir konusma yapti. Türk Kadinlar Birligi’nin kuruculari arasindadir.

ESERLERI:

SIIR:
Yildizlar ve Gölgeler (aruz'la yazilmis siirler 1919)
Hazan Rüzgarlari (1927)
Gayya (1930)
Yakut Kayalar (1931)
Su (1933)
Sila Yollari (1935)
Sabah Kuslari (1943)
Yerden Göge (1960)
Sükufe Nihal / Siirler (1975, ölümünden sonra toplu siirler)

ROMAN:
Renksiz Istirap (1928)
Yakut Kayalar (1931)
Çöl Günesi (1933)
Yalniz Dönüyorum (1938)
Domaniç Daglarinin Yolcusu (1946)
Çölde Sabah Oluyor (1951)

ÖYKÜ:
Tevekkülün Cezasi (1928)

GEZI NOTLARI:
Finlandiya (1935)


FERIT EDGÜ

24 Subat 1936’da Istanbul’da dogdu. Istanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde egitim görürken kazandigi bir sinavla Almanya'ya gitti. Oradan Fransa'ya geçti. 1959-1964 arasinda Paris’te resim çalismalarinin yanisira felsefe, sanat tarihi, seramik kurslarina katildi. Askerligini yedeksubay ögretmen olarak yapti. 1 yil daha Paris’te yasadi. Türkiye’ye dönüsünde önce metin yazarligi yapti. Daha sonra DATA reklamcilik ve Ada yayincilik sirketlerini kurdu. Yazin hayatina siirle basladi. Ilk siiri 1952’de Kaynak dergisinde, ilk öyküsü 1954’te Yeni Ufuklar dergisinde yayinlandi. Yazilarinda edebiyatin konumu, yazarin özgün kosullari ve nitelikleri üzerine düsünceleriyle dikkat çekti. Plastik sanatlar alanindaki deneme, elestiri ve tartismalariyla ilgi uyandirdi. Romanlarinda "niçin" sorusundan çok "nasil" sorusu üzerinde durdu. Çevresiyle uyum saglayamayan bireyin sorunlarina egildi. "O" adli romani, Onat Kutlar’in senaryosuyla Erden Kiral tarafindan "Hakkâri’de Bir Mevsim" adiyla filme çekildi. Film, 1983’te 33. Berlin Film Festivali’nde ve 1984’te 2. Akdeniz Kültürleri Film Festivali’nde ödül aldi. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboglu, Füreya, Aliye Berger ve Ergin Inan’in yasamlariyla ilgili arastirma kitaplari da yayinladi.

ESERLERI:

ÖYKÜ:
Kaçkinlar (1959)
Bozgun (1962)
Av (1968)
Bir Gemide (1978)
Çiglik (1982)
Eylülün Gölgesinde Bir Yazdi (1988)

ROMAN:
Kimse (1976)
O (1977)

SIIR:
Ah Min-el Ask (1978)

DENEME:
Ders Notlari (1978)
Yazmak Eylemi (1980)
Simdi Saat Kaç (1986)
Binbir Gece (1991)

ÖDÜLLERI:

1979 Sait Faik Hikaye Armagani, Bir Gemide ile
1979 Türk Dil Kurumu Deneme Ödülü, Ders Notlari ile
1988 Sedat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü, Eylülün Gölgesinde Bir Yazdi


MÜKERREM KÂMIL SU

1906'da Bursa'da dogdu. 1922'de Istanbul Darülfünunu'nu (Çapa Kiz Ögretmen Okulu) bitirdi. Popüler ask romanlariyla taninan kadin yazar. Çesitli yerlerde ilkokul ögretmeni olarak çalisti. 1936'da Ankara'da Gazi Terbiye Enstitüsü'nde açilan sinavi kazarak ortaokul Türkçe ögretmeni oldu. Balikesir'de uzun yillar lise edebiyat ögretmenligi yapti. Ankara Radyosu "Çocuk Saati" Programi'nin sef redaktörlügünü üstlendi. Tasvir gazetesinde günlük köse yazilari yazdi. Romanlarinda daha çok ask, tutku ve serüven gibi konulari ele aldi. Bunlari olay örgüsünün geri planda kaldigi bir anlatimla yansitti. Bu romanlarin çogu gazetelerde tefrika edildikten sonra roman olarak basildi. "Sevgi ve Istirabim" romani 1940'tan 1956'ya kadar 10 baski yapti.
ESERLERI

ROMAN:
Sevgi ve Istirabim (1940)
Sus Uyanmasin (1940)
Çirpinan Sular (1941)
Bir Avuç Kül (1944)
Uyanan Hatiralar (1944)
Ihtiras (1949)
Gençligimizin Rüzgari (1955)
Özledigim Kadin (1959)
Aynadaki Kiz (1962)
Ayri Dünyalar (1964)
Ben ve O (1970)
Karakis (1977)
Ata'nin Romani (1977)


VEDAT NEDIM TÖR

1897'de Istanbul'da dogdu. 8 Nisan 1985'te Istanbul'da yasamini yitirdi. Kadro dergisi kurucularindan, ekonomist, yazar. 1916'da Mekteb-i Sultani'yi (Galatasaray Lisesi) bitirdi. Egitimini Almanya'da sürdürdü. 1912'de Berlin Üniversitesi'nde doktorasini tamamladi. Türkiye'ye dönüsünde Aydinlik dergisi çevresinde olusan sol harekete katildi. 1927'de gizli Türkiye Komünist Partisi yöneticilerinden oldugu suçlamasiyla tutuklandi. 4 ay hapis cezasi aldi. Daha sonra Marksist düsünceden uzaklasti. 1923-1933 arasinda Ticaret Bakanligi'na bagli Milli Iktisat ve Tasarruf Cemiyeti Merkez Müdürlügü, 1933-1937 arasinda Basin Yayin Genel Müdürlügü, 1938-1944 arasinda Ankara Radyosu Müdürlügü görevlerinde bulundu. Uzun yillar Yapi ve Kredi Bankasi'nda kültür ve sanat danismanligi yapti. 1930'larda ekonomi yazilariyla dikkat çekti. "Kadro" dergisinin kurucularindan ve bu dergi çevresindeki siyasal düsünce akiminin öncülerinden oldu. 1943-1946 arasinda "Hep Bu Topraktan" adli dergiyi yönetti. Yapi ve Kredi Bankasi adina aralarinda Aile, Dogan Kardes, Resimli Hayat ve Sanat Dünyamiz'in da bulundugu çesitli dergileri yayinladi, yönetti.

ESERLERI

ROMAN:
Resim Ögretmeni (1943)

ANI:
Yillar Böyle Geçti (1976)

DENEME VE INCELEME:
Kemalizmin Drami (1980)
Atatürk Olmasaydi (1981)

OYUN:
Issizler (1924)
Fevkâlasriler (1928)
Hayvan Fikri Yedi (1928)
Kör (1928)
Imrali'nin Insanlari (1940)
Sanatkar Aski (1945)
Hep ve Hiç (1951)
Siyah Beyaz (1952)
Asagidan Yukari (1952)
Sahte Kahramanlar (1975)

SABRI ESAT SIYAVUSGIL

Haziran 1907'de Istanbul’da dogdu. 1968'te Istanbul’da yasamini yitirdi. Istanbul Darülfünun'u (Istanbul Üniversitesi) Hukuk Fakültesi'nde basladigi egitimini Fransa’da Dijon ve Lyon üniversitelerinde felsefe bölümünde tamamladi. 1932'de Türkiye'ye dönüsünde Gazi Terbiye Enstitüsü'nde felsefe dersleri verdi. Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde 1933'te Genel Psikoloji-Pedagoji doçenti, 1942'de profesör oldu. Ögretim üyeligi görevini yasaminin sonuna dek sürdürdü. Ilk siirleri 1927'de "Günes" ve "Hayat" dergilerinde yayinlandi. 1928'de alti sair arkadasiyla birlikte "Yedi Mesaleciler" toplulugunu kurdu ve "Mesale" adli dergiyi çikardi. Bu dergi kapandiktan sonra siirleri "Muhit" ve "Varlik" dergilerinde yayinlandi. Disavurumcu bir ressam tutumuyla yeni ve canli siirler yazdi. Ulus, Yeni Sabah, Haber gazelerinde köse yazarligi yapti. Fransiz sairlerin siirlerini Türkçe’ye çevirdi. Edmond Rostand’in ünlü oyunu "Cyrano de Bergerac"in Türkçe çevirisiyle büyük ün yapti. Psikoloji, egitim, folklor ve edebiyatla ilgili yazilari birçok dergi ve gazetede yer aldi. Ayrica Sait Faik Abasiyanik’tan öyküleri Fransizca’ya çevirdi. Bu öyküler "Un Point Sur la Carte" (Haritada Bir Nokta) adiyla Hollanda’da yayinlandi.


ESERLERI
SIIR:

Odalar ve Sofalar (1933)

INCELEME:
Istanbul’da Karagöz ve Karagöz’de Istanbul (1938)
Psikoloji ve Terbiye Bahisleri (1940)
Karagöz (1941-1961)


SALÂH BIRSEL

1919'da Balikesir’in Bandirma ilçesinde dogdu. 1999 yilinda Istanbul’da yasamini yitirdi. Ortaögrenimini Izmir'de Saint Joseph Fransiz Okulu ve Izmir Erkek Lisesi'nde tamamladi. Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. 2 yil sonra ayni üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne geçti, 1948'de mezun oldu. 1943-1949 arasinda Istanbul Nisantasi Ortaokulu'nda Fransizca ögretmenligi, 1953-1956 arasinda is müfettisligi, 1956-1960 arasinda Edebiyat Fakültesi Kütüphane Müdürlügü, 1960-1973 arasinda Türk Dil Kurumu Yayin Kolu Baskanligi yapti. Ilk siirleri 1937'de "Gündüz" dergisinde yayinlandi. 1940-1950 arasinda "Inkilapçi Gençlik", "Sokak", "Insan", "Seçilmis Hikayeler" gibi dergiler siirlerine yer verdi. "Yenilik", "Insan", "Sokak" ve "Nokta" dergilerinin yayini çalismalarina katildi. Siirleri öncelikle zekaya, ince alaya dayanan yergi agirlikli siirler. Garip ve Ikinci Yeni akimlarini kendine göre yorumlayarak uzaktan izledi. Siirlerinde halk siirine yaklasan bir söyleyis yöntemine ulasti. Yalin üslubu, hosgörülü konu seçimleri ve ince alayli yaklasimiyla, kendine özgü farkli bir yerde bulundu. Asil ününü 1970'lerde pes pese yayinlanan "denemelerle" kazandi. Günlük konusma dilinde pek az bilinen sözcük ve deyimlerden baska, kendi yarattigi ilginç deyisleri de sikça kullandigi ve anlatimina egemen kildigi alayci tavriyla bu denemelerde özgün bir üslup yaratti. "Salâh Bey Tarihi"ni olusturan "Kahveler Kitabi", "Ah Beyoglu, Vah Beyoglu", "Bogaziçi Singir Mingir", "Sergüzest-i Nono Bey", "Elmas Bogaziçi" ve "Istanbul-Paris" kitaplarinda, geçmisin Istanbul kahvelerini, Beyoglu ve Bogaziçi'nin sanat çevrelerini anlatti. 1990'larda büyük bir coskuyla tekrar siire döndü. Ironi ve humor özellikleri tasiyan siirleriyle modern siirimizi tema ve dil bakimindan demokratlastirdi, gelistirdi.

ESERLERI

SIIR:
Dünya Isleri (1947)
Hacivat’in karisi (1955)
Ases (1960)
Kikirikname (1961)
Haydar Haydar (1972)
Köçekçeler (1981)
Bütün Siirleri (1986)
Varduman (1993)
Yalelli (1994)
Ince Donanma (1995)
Rumba da Rumba (1995)
Yasama Sevinci (1995)
Çarleston (1995)
Bas ve Ayak (1997)
Sevdim Seni Ey Insan (1997)

DENEME, ELESTIRI, GÜNLÜK:
Siirin Ilkeleri (1952)
Günlük (1955)
Sev Beni Sev (1957)
Kendimle Konusmalar (1969)
Siir ve Cinayet (1975)
Kahveler Kitabi (1975)
A Beyoglu Vah Beyoglu (1976)
Kuslari Örtünmek (1976)
Kurutulmus Felsefe Bahçesi (1979)
Bogaziçi Singir Mingir (1980)
Halley Kimi Kurtarir (1981)
Paf ve Puf (1981)
Hacivat Günlügü (1982)
Sergüzest-i Nono Bey ve Elmas Bogaziçi (1982)
Amerikali Tolstoy (1983)
Istanbul-Paris (1983)
Bir Zavalli Sari At (1985)
Yapistirma Biyik (1985)
Sisedeki Zenci (1986)
Asansör (1987)
Kediler (1988)
Aynalar Günlügü (1988)
Seyirci Sahneye Çikiyor (1989)
Bay Sessizlik (1990)
Nezleli Karga (1991)
Yaslilik Günlügü (1992)
Gandhi ya da Hint Kirazinin Gölgesinde (1993)
Gece Mavisi (1994)
Papaganname (1995)
Yanlis Parmak (1996)

ROMAN:
Dört Köseli Insan (1961)

INCELEME:
Fransiz Resminde Izlenimcilik (1967)
Goethe (1972)

UGUR MUMCU(1942-1993)


Aslen, Ankarali olan Ugur Mumcu, 22 Agustos 1942 yilinda, babasinin memuriyeti dolayisiyla Kirsehir'de, dört kardesin üçüncüsü olarak dogdu. Annesi Nadire Hanim, babasi, Tapu Kadastro memuru Hakki Sinasi Bey'di. Ilk ve orta okullari Ankara’da okuyan Mumcu çok aktif bir ögrenciydi. Bu hizli yasam Hukuk fakültesinde de devam etti. 1961 yilinda bas1adigi Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yilinda tamamladi. Bir süre avukatlik yapti; yabanci dil ögrenmek için Ingiltere'ye gitti. 1969-1972 yillari arasinda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde Idare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nin asistani olarak çalisti. Yazmaya, üniversite ögrenciligi yillarinda, Dogan Avcioglu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde baslayan Ugur Mumcu, 12 Mart döneminde bir yazisinda kullandigi "ordu uyanik olmali" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sinifin öteki sosyal siniflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu isledigi iddasiyla gözaltina alindi. Ugur Mumcu bu davadan dolayi 7 yil hapse mahkum edildi. Fakat yargitayca karar bozuldu ve serbest birakildi. Bu olaydan sonra, Mumcu askerligini, 1972-74 yillari arasinda Agri'nin Patnos ilçesinde, resmi tanimiyla "sakincali piyade eri" olarak tamamladi. Patnos'ta, agir kosullar altinda askerligini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanamasi geçirdi. Ilk yazilari 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b. dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yillarinda Aksam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çesitli konularda inceleme yazilari da yayimlandi. Köse yazarligina 1974 yilinda haftalik Yeni Ortam dergisinde basladi. Daha sonra çalismaya basladigi Anka Ajansinda 1975 yilindan itibaren Cumhuriyet'e de köse yazilari yazdi. 1977 yilindan sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya basladi. gözlem baslikli kösesinde 1991 yilinin Kasim ayina kadar araliksiz olarak yazdi. 6 Kasim 1991'de Ilhan Selçuk ve yaklasik 80 Cumhuriyet çalisani ile birlikte gazeteden ayrildi. Bir süre issiz kaldi. 1 Subat - 3 Mayis 1992 tarihleri arasinda Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yönetim degisikligi üzerine 7 Mayis 1992'de Cumhuriyet'e döndü. Gazetecilik hayati basarilarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 yilinda ugradigi bombali saldiri sonucu öldü.


ESERLERI:Sakincali Piyade,Suçlular ve Güçlüler,Mobilya Dosyasi,Bir Pulsuz Dilekçe,Büyüklerimiz,Çikmaz Sokak,Tüfek Icad Oldu,Silah Kaçakçiligi ve Terör,Liberal Çiftlik,12 Eylül Adaleti,Terörsüz Özgürlük,Rabita, Söz Meclisten Içeri,Papa-Mafya-Agca,Devrimci ve Demokrat,Sosyalizm ve Bagimsizlik,Inkilap Mektuplari, Kürt Dosyasi.

ÖZKAN MERT

21 Ekim 1944’te Erzurum’da dogdu. Izmir Namik Kemal Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Urdu Dilleri ve Sinoloji Bölümü’nü bitirdi. Bir süre memur olarak çalisti. 1970’li yillarda "Kuracagiz Her Seyi Yeniden" adli kitabi yüzünden hapse mahkum edilince yurt disina gitti. Isveç’te drama-tiyatro-film ögrenimi gördü. Isveç Devlet Radyosu Türkçe Yayinlar Bölümü’nde program yapimcisi ve sunucu olarak çalisti. Ant, Devrim, Dönem, Evrim, Halkin Dostlari, Türk Solu dergilerinde siirleri yayinlandi. Ikinci Yeni'ye özgü biçim ve duyarlilik özellikleri tasiyan ilk siirlerinde savruk bir yasama tutkusu, bohem ve yabancil duygular etkindi. 1970'te Ant Dergisi'nde Ataol Behramoglu, Ismet Özel ve Süreyya Berfe'nin baslattigi çikis hareketine katildi. Toplumcu gerçekçi sairler arasinda yer aldi. Kabina sigmayan bir yasama sevinci ve özlemi, halkin ve ülkenin yasamina ilgi, gelecege ve gençlige umut duygulari ve istekleriyle dolu siirler yazdi. Uzun ve soluklu siirleri, benzetme, metafor zenginligi ve tema çesitliligiyle dikkat çeker.


ESERLERI

SIIR:
Kuracagiz Her Seyi Yeniden (1969)
Kirlangiçlar Kirlangiçlar (1978)
Irgatoglu Atçali Kel Memet Destani (1980)
Iste Hayat Iste Ölüm ve Tarih (1981)
Stockholm’de Mavi Saatler (1987)
Dünya Çarpiyor Yüzüme (1988, toplu siirler)
Allah ve Tango (1990)
Mozart ve Akdeniz (1992)
Bir Irmakla Düello Ediyorum (1995)
Bir Dünyalinin Notlari (1997, toplu siirler)
Sürgün Sarkilari (1999, Stockholm)

ÖDÜLLERI
1990 Yunus Nadi Siir Mansiyon Ödülü
1990 Ilhan Demiraslan Siir Büyük Ödülü


Bilge KARASU

(1930, Istanbul - 13 Temmuz, 1995), Türk filozof ve yazardir.

Öykücü, romanci ve denemeci Bilge Karasu 1930'da Istanbul'da dünyaya geldi. Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde ögrenim gördü. Ankara radyosu dis yayinlar servisinde çalisti. 1963 yilinda, Rockfeller bursuyla gittigi Avrupa'dan dönerek çevirmenlige basladi. Ölümüne kadar Hacettepe Üniversitesi' nde arastirma görevlisi olarak çalisti. 14 Temmuz 1995'de pankreas kanseri tedavisi sürerken Hacettepe Üniversitesi'nde yasama veda etti.

Bilge Karasu, bireyin sorunlarina agirlik veren, onun günlük hayatindaki açmazlarini isleyen bir yazardir. Her insanin hayatinda en az birkaç kere kafasindan geçirdigi ya da yasadigi (sevgi, dostluk, yalnizlik, tutku, inanç/inançsizlik, korku ve ölüm gibi) kavramlari imgesel bir dille anlatir. Yazar günlük hayattan bahsettigi için, okuyucu hikayedeki kahramanda ya da kisilerde kendinden parçalar bulur. Böylece kullanilan imgeleri de rahatlikla bilinçaltinda kendi yasamina göre sekillendirip yorumlar, hikayeyle okur arasinda bir bag olusur. Çünkü Karasu, insanla/insanüstüyü, olaganla/olaganüstüyü yapayliga düsmeden, metnin dogal akisi/hayatin da kurgusal akisi içinde verir.Okurun hayal gücünü bir noktaya kadar özgür birakir. Karasu kelimelerini özenle seçer. Dili islenmis, üzerinde çok çalisilmis, oynanmis bir dildir. Kullandigi ari Türkçe baska yazarlarda yapay ve zorlama dururken, onun metinlerinde hos bir tat birakir. Çünkü ritm düsünülerek, ses düsünülerek, görsellik düsünülerek kurulmus, kurgulanmis, kusursuz olmasi istenmis bir dille yazilmistir.

Türkçe edebiyatin en özgün kalemlerinden biri olan Karasu "Gece" adli kitabiyla 10 yilda bir verilen "Pegasus Ödülü"nü kazanan tek Türk Yazar'dir.Ayni zamanda felsefeci yani olan Karasu, metinlerinde felsefi sorunlari islemis, ya da onun metinleri felsefi incelemenin konusu olarak görülmüstür.Postmodern romanin Türkiye'deki önemli isimleri arasinda degerlendirilmektedir.


ESERLERI:

Öykü

Troya’da Ölüm Vardi (1963)
Uzun Sürmüs Bir Günün Aksami (1970)
Göçmüs Kediler Bahçesi (1980)
Kismet Büfesi (1982)
Lagimlaranasi ya da Beyoglu

Roman

Gece (1985)
Kilavuz (1990)

Deneme

Ne Kitapsiz Ne Kedisiz (1994)
Narla Incire Gazel (1995)
Alti Ay Bir Güz(1996) Ölümünden sonra yayinlandi


Ödülleri


1963 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü, D. H. Lawrence’den çevirdigi Ölen Adam’la
1970 Sait Faik Hikaye Armagani, Uzun Sürmüs Bir Günün Aksami ile
1991 Pegasus Ödülü, Gece ile
1994 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, Ne Kitapsiz Ne Kedisiz ile


HILMI YAVUZ

Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da Istanbul’da dogdu. Kabatas Erkek Lisesi'ni bitirdi. Istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki egitimini yarida birakti. Ingiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalisti. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çesitli yayinevleri ve ansiklopedilerde görev aldi. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çesitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasiyla inceleme, elestiri ve denemeler yazdi. Mimar Sinan Üniversitesi, Istanbul Teknik Üniversitesi ve Bogaziçi Üniversitesi’nde ögretim görevlisi olarak çalisti. Ilk siirleri Kabatas Erkek Lisesi'nde edebiyat ögretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çikan "Dönüm" dergisinde yayinlandi. Bu dönemde daha çok Ikinci Yeni akiminin etkisinde imgeci siirler yazdi. Sonraki yillarda gelenekçilikle çagdas bir bakisi kaynastiran, biçim ve özün dengelendigi bir düzey sergiledi. Islam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dagarcigi gelistirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazilarina ve Bilkent Üniversitesi'nde ögretim görevlisi olarak çalismaya devam etmektedir.


ESERLERI:

SIIR:
Bakis Kusu (1969)
Bedreddin Üzerine Siirler (1975)
Dogu Siirleri (1977)
Yaz Siirleri (1981)
Gizemli Siirler (1984)
Zaman Siirleri (1987)
Söylen Siirleri (1989)
Ayna Siirleri (1992)
Hüzün ki En Çok Yakisandir Bize (1989, toplu siirler)
Gülün Ustasi Yoktur (1993, toplu siirler 1)
Erguvan Siirler (1993, toplu siirler 2)
Çöl Siirleri (1996)
Aksam Siirleri (1998)
Yolculuk siirleri (2001)
Hurufi siirler ( 2004)
Büyü'sün Yaz (2006)

DENEME-INCELEME:
Felsefe ve Ulusal Kültür (1975)
Roman Kavrami ve Türk Romani (1977)
Kültür Üzerine (1987)
Yazin Üzerine (1987)
Denemeler Karsi Denemeler (1988)
Dil'in dili (1991)
Istanbul Yazilari (1991)
Okuma Notlari ( 1992)
Istanbul'u dinliyorum (1992)
Modernlesme,Oryantalizm, Islam(1998)
Yazin,Dil ve Sanat ( 1999)
Islam ve Sivil Toplum Üzerine Yazilar (1999)
Insanlar,Mekanlar,Yolculuklar(1999)
Özel Hayat'tan Küresellesmeye(2001)
Budalaligin Kesfi (2002)
Kara Günes ( 2003)
Sözün Gücü ( 2003)
Yüzler ve Izler ( 2006)

ANI-GÜNCE:
Geçmis Yaz Defterleri (1998)
Ceviz Sandiktaki Anilar(2001)
Bulanik Defterler (2005)

ANLATI:
Taormina (1990)
Fehmi K.'nin Acayip Serüvenleri ( 1991)
Kuyu(1994)

Not: Bu üç anlati, can yayinlarindan 1995 yilinda ,'üç anlati' adi altinda basilmistir.

Ayrica Hilmi Yavuz'la yapilan söylesiler ve biyografik eserler de sunlar:
Siir Henüz (söylesi- derleme,1999)
Dogu'ya ve Bati'ya yolculuk(söylesi,2003)
Siirim gibi Yasadim (biyografi ,2006)

ÖDÜLLERI
1978 Yeditepe Siir Armagani
1987 Sedat Simavi Vakfi Edebiyat Ödülü


NIHAT BEHRAM

1946'da Kars’ta dogdu. Ilkögrenimini Çankiri'da, ortaögrenimini Haydarpasa Lisesi’nde tamamladi. Gazetecilik Yüksek Okulu’nda ögrenimini sürdürürken 1972'de Ceza Yasasi’nin 141, 146 ve 246 maddelerine aykiri eylemde bulundugu savi ile tutuklandi. Bir buçuk yil tutuklu kaldi. Serbest birakildiktan sonra egitimini bitirdi. Vatan gazetesinde, Güney Yayinlari’nda çalisti. "Halkin Dostlari" dergisinin yönetimine katildi. Agabeyi Ataol Behramoglu ile birlikte "Militan" dergisini kurdu ve yönetti. 12 Eylül 1980’den sonra ülke disina çikmak zorunda kaldi. Dönmesi yolundaki çagriya uymadigi için vatandasliktan çikarildi. 17 yillik politik sürgünden sonra 1996’da yurda dönebildi. Ilk siirleri, Soyut, Yordam, Yeni Gerçek, Halkin Dostlari dergilerinde yer aldi. Ardindan yayinlandigi süreçte Militan’da yazdi. Çocuk edebiyati alaninda da ürünler verdi. Ilk siirlerini Ismet Özel, Ataol Behramoglu ile Ikinci Yeni akimi etkisinde yazdi. Bu etkilenmelere ragmen kendi kusaginin toplumsal ve psikolojik durumunu yansitti. Ilk kitabindan itibaren yüksek ve etkili sesi, yasama duyarli tavriyla acili bir lirizm, doga betimlemelerindeki titizligiyle dikkat çekti. Siirleri, 1970 sonrasi gençliginin yasadigi aci deneyimleri, özverilerini ve inançlarindaki içtenligi anlamada temel bir basvuru kaynagi niteliginde. Son dönem siirlerinde halk siiri, söyleyisleri ve dilinden yararlanan yeni sentezlere ulasma istegi görülüyor.

ESERLERI

SIIR:
Hayatimiz Üzerine Siirler (1972)
Firtinayla Borayla Denenmis Arkadasliklar (1974)
Dövüse Dövüse Yürünecek (1976)
Hayati Tutusturan Acilar (1978)
Irmak Boylarinda Turaç Seslerinde (1980)
Savrulmus Bir Ömrün Günlerinde (1982)
Ay Isigi Yana Yana (1986)
Yine de Gülümseyerek (seçmeler, 1987)
Cenk Çesitlemeleri (1988)
Kundak (2000)

ROMAN:
Gurbet (1987)
Lanetli Ömrün Kirlangiçlari (1991)
Kiz Ali (1998)

ÇOCUK KITAPLARI:
Kuyrugu Zilli Tilki (1979)
Gögsü Kinali Serçe (1980)

Ayrica Daragacinda Üç Fidan (1967) adli kitabi 12 Mart 1971 darbesinden sonra idam edilen Deniz Gezmis ve arkadaslarinin eylemlerini anlatir. Ibrahim Kaypakkaya’nin yasamini anlattigi belgesel-roman türü bir kitabi daha var


IHSAN OKTAY ANAR
( Yozgat, 1960 - ), Türk yazar

Lisans, master ve doktora egitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde yapti. Halen ayni okulda ögretim üyeligi yapmaktadir. Türk edebiyatinin son yillarda yetistirdigi en büyük isimlerdedir. Her bir kitabinin çok uzun arastirmalardan sonra yazildigi içerdikleri agir tarihi bilgi ile göze çarpar. eserleri pek çok küçük hikaye etrafinda örülmüs büyük bir roman biçimindedir. Puslu Kitalar Atlasi 20 den fazla dile çevirilmis ve Kültür bakanligi tarafindan tanitilmistir.

Yazin biçim göndermeler içerir. Kabaca bir kaç örnek vermek gerekirse Amat'taki Israfil adli çocugun gemi borazancisi olup dirilis düdügünü çalisi islamiyette kiyamet haberi olan borazani çalacak melege, gemi kaptani seytana, alt ambar toprak altina ve mezara göndermeler yada modellemelerdir. Bu basdöndürücü üslup okuyucuyu hem yetistirir, hem gelistirir. Umberto Eco bu biçimde gelisen okuru ampirik okurdan ayirmaktadir. Her gerçek yazar aslinda bu tip incelikli ve becerikli okurlar isteyecektir. Anar hocamiz ise kendi okurunu kendi yaratmaktadir.

Yayimlanmis Kitaplari :

Puslu Kitalar Atlasi (1995)
Kitab-ül Hiyel Eski Zaman Mucitlerinin Inanilmaz Hayat Öyküleri (1996)
Efrâsiyâb'in Hikâyeleri (1997)
Amat (2005)
Suskunlar (2007

SAMIPASAZADE SEZAI

Samipasazade Sezai, (d. 1860 Istanbul - ö. 26 Nisan 1936 Istanbul) Türk realist öykücü, romanci.

Devrin ileri gelen isimlerinden Sami Pasa'nin ogludur. Özel ögrenim gördü. Yirmi yasina kadar resmi bir görev almayip, edebiyat konusundaki bilgilerini artirmayi tercih etti. 1880'de Evkaf Nezareti Mektubi Kalemine memur oldu. Babasinin ölümünden sonra da Londra elçiligi ikinci katipligine atandi. Orada kaldigi dört yil boyunca Ingiliz ve Fransiz edebiyatlarini yakindan izledi. Elçilikteki görevinden Istifa ederek Istanbul'a döndügünde Istisare Odasina memur oldu. 1885 - 1901 arasinda yedi yil süren bu ikinci dönem memuriyetinde sanatini olgunlastirdi.

Sergüzest romani yüzünden göz hapsine alindigini düsünerek bundan kurtulmak için Paris'e gitti ve 1908'de Mesrutiyet'in ilanina kadar da orada kaldi. Istanbul'a döndügünde Madrid elçisi olarak görevlendirildi. Birinci Dünya Savasi baslayinca Madrid'den Isviçre'ye geçti, savasin sonuna kadar burada kaldi. Mütareke devrinde 1921 yilinda emekli olarak Istanbul'a döndü. Son yillarinda kendisine, 1927'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin karariyla "Hidamat-i vataniyye tertibinden" maas baglandi. 26 Nisan 1936 tarihinde Istanbul'da öldü.

Roman-Sergüzest

Hikaye-Mudafayi Zulüm , Küçük Seyler


Oyun -Siir (arslan)

Arastirma-Rumuzu’l- Edeb

Mektup-Sohbet Iclal
Hatirat-Küçük Seyler

AHMET HIKMET MÜFTÜOGLU

Ahmet Hikmet Müftüoglu (d. Istanbul, 1870 - ö. ayni yer, 1927), Türk yazar ve sairi. Sair Yahya Sezai Efendi'nin oglu. Türkçülük akimina mensuptu. Galatasaray Lisesi mezunudur. Disislerinde çalisti, Galatasaray'da hocalik yapti. Darülfünun'da müderrislik, sarayda basmabeyincilik yapti. Maçka'da gömülüdür. Servet-i Fünun, Türk Dernegi Mecmuasi, Ikdam gazete ve dergilerinde yazdi. Eserleri, Servet-i Fünun akiminin etkisini tasiyordu. Ancak bu akim etkisinde kullandigi agdali yazilarin olumlu karsilanmadigini görünce, sonraki dönem hikâye ve yazilarinda sade bir Türkçe kullandi. Memur olarak çalismasi ve siyasi etkinliklere katilmasi, edebiyata ayirdigi zamani ve eserlerinin sayisini kisitladi.

Eserleri -Leyla yahut Bir Mecnunun Intikami, Haristan ve Gülistan, Çaglayanlar, Gönül Hanim.


TEVFIK FIKRET
Tevfik Fikret (24 Aralik 1867, Istanbul - 19 Agustos 1915), Edebiyat-i Cedide sairi.

1888'de Galatasaray Sultanisi'ni bitirdi ve yine ayni lisede ögrentmenlik yapti. Devlet dairelerinde memuriyet, okullarda ögretmenlik yapti. Okul yillarinda basladigi siirle ilgilenmeyi sürdürdü.

Servet-i Fünun dergisinin çevresinde sekillenen topluluga katildi. Ilk kitabi Rubab-i Sikeste (Kirik Saz) 1900'de yayimlandi. Fikret Türk siirinin Batili bir kimlik kazanmasinda rolü oynanistir.

Abdülhak Hamit'in ve Galatasaray Sultanisi'nden hocasi olan Recaizade Mahmut Ekrem'in tesiriyle Batili anlayistaki siire yönelmistir. Servet-i Fünun anlayisina bagli siirlerinde isledigi konular özelikle ask, tabiat ve günlük yasamda karsilasilan bazi küçük sorunlardir.

Servet-i Fünun toplulugunun dagilmasindan sonra yazdigi siirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu siirlerinin ana temasi "hürriyet" ve "medeniyet"tir.

Ilk siirlerinde sanat için sanat düsüncesinde olan sair, daha sonra ki siirlerinde toplumcu bir anlayisa yönelir. Toplumu sikan hürriyetsizlige karsi yazdigi "Sis" siiri, büyük yanki uyandirir. Fikret, sanatinin bu ikinci döneminde insanlari birbirine düsürdükleri için bütün dinlere düsmandir. Tarihe ve kutsal degerlere de karsidir.

Siirlerinde çogu zaman aruz ölçüsünü kullanmistir. Siirde beyit bütünlügünü kirmis,anlamin bir beyitte tamamlanmasi gelenegini ortadan kaldirmistir. Nazmi nesre(siiri düzyaziya)yaklastirmistir. Fransiz siirinden alinan soneyi siirlerinde kullanmis, Divan siirinin müstezat nazim seklini taninmaz hale getirerek "serbest müstezat" biçimini gelistirmistir. Fikret, parnasizm akimindan etkilenmistir ve parnasyenlere baglidir.

Fikret'in "manzum hikaye" türünde siirleri vardir; Balikçilar, Nesrin, Ramazan Sadakasi, Hasta Çocuk.

Çocuklar için yazdigi siirleri hece ölçüsünü kullanarak yazmistir ve bu siirlerini Sermin adli bir kitapta toplamistir. Siirlerini "rübab-i Sikeste" ve oglunun adini verdigi "Haluk'un Defteri" adli kitaplarda toplamistir.

Hüseyin Rahmi Gürpinar: (d. 19 Agustos 1864, Istanbul – 8 Mart 1944, Istanbul). Türk romanci.

19 Agustos 1281/1864 tarihinde Istanbul'da dogdu. Hünkar yaveri Mehmet Sait Pasa'nin oglu olan Hüseyin Rahmi, üç yasinda iken annesinin ölümü üzerine Girit'te bulunan babasinin yanina gönderildi. Ilkokula basladi ancak babasinin evlenmesi üzerine alti yasinda tekrar Istanbul'a anneannesinin yanina gönderildi ve egitimine burada devam etti. Yakubaga mektebi, Mahmudiye Rüsdiyesi ve idadide okuyan Hüseyin Rahmi, tarihçi Abdurrahman Seref Bey'in himayesiyle Mekteb-i Mülkiye'ye girdi (1878). Okulun ikinci sinifinda iken ciddi bir hastalik geçiren Hüseyin Rahmi buradaki ögrenimini yarida birakti (1880). Kisa bir süre, Adliye Nezareti Ceza Kalemi'nde memur, Ticaret Mahkemesi'nde Azâ Mülazimi olarak çalisan Hüseyin Rahmi hayatini kalemiyle kazanmaya çalisti.

1887'de Tercüman-i Hakikat gazetesinde yazmaya baslayan Hüseyin Rahmi, ardindan Ikdam ve Sabah gazetelerinde mütercim ve muharrir olarak çalisti. Ikinci Mesrutiyet döneminde 37 sayi süren "Bosbogaz ve Güllâbi" adli bir gazete çikardi. Ibrahim Hilmi Bey ile birlikte çikardigi "Millet" gazetesi de uzun ömürlü olmadi. Bundan sonra çalismalarini Ikdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine nesretti. 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekili olan Hüseyin Rahmi, ömrünün son otuzbir yilini geçirdigi Heybeliada'daki köskünde 8 Mart 1944 tarihinde öldü ve oradaki Abbas Pasa mezarligina defnedildi.

Eserleri :Hüseyin Rahmi Gürpinar eserlerinde eski Istanbul hayatini son derece canli tasvirlerle ve kivrak bir üslupla hikayelestirir. Hikaye, oyun ve roman türündeki eserlerinin sayisi 54'tür. Eserlerinden bazilari;

Sik
Iffet
Metres
Tesadüf
Gulyabani
Efsuncu Baba
Deli Filozof
Dirilen Iskelet
Kaderin Cilvesi
Utanmaz Adam
Sipsevdi
Kuyruklu Yildiz Altinda Bir Izdivaç
Nimetsinas,
Hakka Sigindik,
Namusla Açlik Meselesi,
Gönül Ticaret,
Melek Sanmistim Seytani
Namuslu Kokotlar
Iki Hödügün Seyahati
Kaynanam Nasil Kudurdu?
Ölümüne Sevgi
Namussuz Neclet
Fiyasko
Mürebbiye
Hattan Sayfalar
Kadinlar Valizi
Istanbul'da Bir Frank
Ben Deli Miyim ?

NABIZADE NAZIM (d. 1862 (?) - ö. 6 Agustos 1893) Tanzimat dönemi Osmanli-Türk yazaridir.

Babasinin genç yasta ölümünden sonra ninesinin yanina siginan Ahmed Nazim'in özyasamsal öyküsel yapiti Yadigarlarim'dan anlasildigina göre, babasinin içkici ve ruh hastasi bir adam olmasindan, annesini de küçük yasta yitirmesinden dolayi çocuklugu ve ilk gençligi pek de mutlu geçmemistir.Ninesinin yanindayken Tophane Mahalle Mektebi'ni bitirerek Salipazari'ndaki Fevziye Rüstiyesi'ne kaydolduysa da ,daha sonra Besiktas Askeri Rüstiyesi ilk bölümüne girdi.Idadi(lise) ögrenimini bu okulda tamamladiktan sonra yüksek ögrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun'da (kara askeri mühendis okulu)yapti ve 1884 te topçu mülazim-i sanisi (topçu üstegmen) olarak mezun oldu;Mekteb-i Harbiye-i Sahane'ye (genel kurmay okulu) girdi.bu okulu da, 1886 da Erkan-i Harbiye yüzbasisi olarak bitirdi. Basarili bir ögrenci olmasi dolayisiyla bitirdigi okulda ögretim üyesi olarak çalismaya basladi;"yüksek cebir","istihkam"ve"topografya"dersleri verdi."Kesif ve arastirma" yapmak üzere Suriye'de görevlendirildi.1890 da Istanbul'a döndü.Bir arkadasinin araci olmasiyla daha önce görüp sevdigi kizla evlendi.Ama mutluluga evlilik yasaminda da kavusmadi;evlendikten kisa bir süre sonra kemik veremi hastaligina yakalandi.Haydarpasa Hastenesi'nde iki yil kadar tedavi gördüyse de iyilesemdi; 6 Agustos 1893'te öldü ve Üsküdar 'da Miskinler Tekkesi yakinindaki mezarlikta topraga verildi.

SANATI

Nabizade Nazim'in ilk yazisi 1880 de Vakitgazetesinde A.Nazimimzasiyla yayimlanan Esaretbaslikli denemesidir.Nabizade,1880-1890 yillari arsinda çok verimli bir yazin adami konumundadir.Daha çok Cosumcu(Romantizm) etkiler tasiyan siirlerini bilimsel konulari isleyen makalelerini,öykülerini Hazine-i Evrak,Mir'at-i Aem ,Rehber-i Fünun,Afak,Berk,Manzara gibi dergilerle Tercüman-Hakikat,Servet,Mürüvvet gibi gazetelerde yayimlamistir.1891'de çikmaya baslayan ve o sirada bir bilim dergisi niteliginde olan Servet-i Fünun dergisinin de ilk yazarlarindandir.1896 da Tevfik Fikret'in "edebi" tönetimine geçen bu dergi,adini 1896-1901 arasinda olusan yazinsal döneme de adini veren dergidir.

YAPITLARI

Heves Ettim(siir,1885);Minimini-yahut-Yine Heves(siir,1886);Yadigarlarim(ani-öykü,1886);Zavalli Kiz(öykü.1890);Bir Hatira(öykü,1890);Karabibik(uzun öykü,1891);Sevda(öykü,1891);Mini Mini Mektepli(okuma ve yazma parçalari,1891);Hala Güzel(öykü,1891);Haspa (öykü,1891);Seyyie-i Tesamüh(-hosgörünün kötülügü-uzun öykü,1892);Esatir(mitoloji,1892);Aynalar(fizik kitabi,1892);Zehra(roman,1896)


Refik Halit Karay

Yasami :Mudurnu'dan Istanbul'a göçen Karakayis ailesinden Maliye Basveznedari Mehmed Halit Bey'in ogludur. Galatasaray Sultanisi 'nde ve Hukuk Mektebi 'nde okudu. Maliye Nezaretinde memur olarak çalisti. II. Mesrutiyet'in ilanindan sonra kötüis ile ugrasmaya basladi; Tercüman-i Hakikat 'de mütercimlik ve muhabirlik yapti. Yazilari yüzünden ilk önce Sinop'a daha sonra Çorum, Ankara ve Bilecik'e sürgün olarak gönderildi. Istanbul'a dönünce bir süre Türkçe ögretmenligi yapti. PTT Genel Müdürlügü'ne getirildi. Bu sirada Hürriyet ve Itilaf Firkasi'na üye oldu ve Istiklâl Savasi aleyhine yazdigi yazilarindan ötürü vatan hainligi suçuyla Beyrut ve Halep'te sürgün hayati yasadi. Af kanunu ile yurda döndü, daha önceden çikardigi Aydede adli mizah dergisini tekrar yayinladi. Türk Edebiyati'nda ilk defa Anadolu'yu tanitan eserleri ile ismini duyurmus, yergi ve mizah türündeki yazilari ile de ün yapmistir. Gözleme dayanan eserlerinde, tasvirler, portreler, benzetmeler kullanarak, sade, akici dili, güçlü teknigi ile 20. yüzyil romancilari arasinda seçkin bir yere sahip olmustur. Türkçe'yi ustalikla kullanan Refik Halit, Türk Edebiyati'na birçok basarili eser kazandirmistir.


Eserleri:
Romanlar [degistir]Istanbul'un Iç Yüzü (1920)
Yezidin Kizi (1939)
Çete (1940)
" sürgün"(1941)
Anahtar (1949)
Bu Bizim Hayatimiz (1950)
Nilgün (1950-1952)
Yeraltinda Dünya Var (1953)
Disi Örümcek (1953)
Bugünün Saraylisi (1954)
Ikibin Yilin Sevgilisi (1954)
Iki Cisimli Kadin (1955)
Kadinlar Tekkesi (1956)
Karli Dagdaki Ates (1956)
Dört Yaprakli Yonca (1957)
Sonuncu Kadeh(1965)

Hikaye:Memleket Hikayeleri
Gurbet HIkayeleri
Eskici
Yara Alperen

Oyun :Kanije Müdaafasi (1909)
Deli (1939)

Hiciv Mizah :Kirpinin Dedikleri (1916)
Ago Pasa'nin Hatirasi (1918)
Guguklu Saat (1922)
Bir Avuç Saçma (1940)

Ani:Sakin Aldanma, Inanma, Kanma* (1915)
*Üç Nesil Üç Hayat* (1915)
*Minelbab Ilel Mihrab* (1923-1924)
*" Bir Ömür Boyunca"

FUZULI(1480(?)-1556)

Hayati

Gerçek adi Mehmed b. Süleyman'dir. Kerbelâ'da dogdu, dogum yili kesinlikle bilinmiyorsa da, kimi kaynaklara göre 1480 dolaylarindadir. 1556'da Kerbelâ'da öldü. Yasami, özellikle gençlik dönemi ve ögrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Siirde 'Fuzûlî' adini, kendi siirlerinin baskalarininkilerle, baskalarinin siirlerinin de kendisininkilerle karsilastirilmasi için aldigini, böyle bir takma adi kimsenin begenmeyecegini düsündügünden kullandigini, Farsça Divan'inin girisinde açiklar. Ama 'ise yaramayan', 'gereksiz' gibi anlamlara gelen 'fuzûlî' sözcügünün baska bir anlami da 'erdem'dir. Onun bu iki kasit anlamdan yararlanmak amacini güttügünü ileri sürenler de vardir.

Fuzûlî'nin yasami konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta, genellikle söylenceyle gerçegi ayirma olanagi bulunmamaktadir. Onunla ilgili güvenilir bilgiler, yapitlarinin incelenmesinden, kimi siirlerinin açiklanisindan kaynaklanmaktadir. Bunlardan anlasildigina göre Fuzûlî iyi bir ögrenim görmüs, özellikle Islam bilimleri, tasavvuf, Iran edebiyati konularinda çalismalar yapmistir. Siirlerinde görülen kavramlardan simya, gökbilim konulariyla ilgilendigi, Islam ülkelerinde pek yaygin olan ve gelecekteki olaylari bildirmeyi amaçlayan 'gizli bilimler'le iliskili bulundugu anlasilmaktadir. Islam bilimleri içinde hadis, fikih, tefsir ve kelam üzerinde durdugu, gene yapitlarinda yer alan kavramlarin incelenmesinden ortaya çikmaktadir. Türkçe, Arapça, Farsça divanlarinda bulunan siirleri, bu üç dili de çok iyi kullandigini, onlarin bütün inceliklerini kavradigini göstermektedir. Yapitlari incelendiginde Iran sairlerinden Hâfiz, Türk sairlerinden de Nesîmî, Nevâî ve Necati'yi izledigi, onlarin siir anlayisini, duygu ve düsüncelerini benimsedigi görülür.

Inanç bakimindan Fuzûlî, Sii mezhebine baglidir. On iki Imam'a karsi derin bir sevgisi vardir. Bütün yasamini Kebelâ'da, Siiler'ce kutsal sayilan topraklar üzerinde geçirmesi, asagi yukari bütün siirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi, bir üzüntüyü islemesi, Kerbelâ olayiyla ilgili agitlari, Seriat'in katiligina karsi çikisi bu nedenlerdir. Ancak Ali'ye bagliligi, Ali'nin tanrisal bir varlik oldugu görüsünü savunan ve Islam ülkelerinde Galiye (asirilik) diye nitelenen inançla ilgili degildir. Ona göre Ali erdemli, gönül bilgisiyle dolu, olgun, yetkin bir kisidir ve Peygamber'den sonra imam (halife) olmasi gereken kimsedir. Bu görüsü benimsemeye, Islam ülkelerinde, mufaddila (erdeme bagli olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasindadir. Ona göre Ali erdem bakimindan, bütün halifelerden ve Peygamber'in yakinlarindan (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancini Hadîkatü's-Süedâ (Mutlularin Bahçesi) adli yapitinda bütün açikligiyla ortaya koymustur. Türkçe ve Farsça divanlarinda Ali ve onun soyundan gelen imamlara bagliligini konu edinen birçok siir vardir. Bir aralik Bagdat'i ele geçiren Ismail Safevi'ye yazdigi övgünün kaynagi da bu sevgidir. Fuzûlî'nin, geçimini Kerbelâ, Necef ve Bagdat'ta bulunan On Iki Imam'la ilgili vakiflarin gelirlerinden sagladigi Farsça Divan'indaki 'Dürr-i sadef-i sidk cenâb-i mütevelli' (Dogruluk sedefinin incisi yüce görevli) dizesiyle baslayan siirden anlasilmaktadir. Fuzûlî, yasadigi dönemin gelenegine uyarak, Bagdat'i ele geçiren Osmanli padisahi Kanuni Süleyman'a ve Rüstem Pasa, Mehmed Pasa, Ibrahim Bey, Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmistir.

Fuzûlî'nin bütün yaratici gücü, yasam ve evren anlayisini, insanla ilgili düsüncelerini sergiledigi siirlerinde görülür. Ona göre siirin özünü sevgi, temelini bilim olusturur. 'Bilimsiz siir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da degersizdir' anlayisindan yola çikarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öge diye anlar, bu nedenle 'evrende ne varsa sevgidir, sevgi disinda kalan bilim bir dedikodudur' yargisina varir. Sevginin yaninda, siirin örgüsünü bütünlüge kavusturan ikinci öge üzüntüdür, sevgiliye kavusma özleminden, ondan ayri kalistan kaynaklanan üzüntü. Üzüntünün, ayrilik acisinin, kavusma özleminin odaklastigi baslica yapiti Leylâ ile Mecnun'dur. Burada seven insan, bütün varligiyla kendini sevdigi kimseye adamistir, ancak sevilen kimsede yogunlasan sevgi tanrisal varligi erek edinmis derin bir özlem niteligindedir. Sevilen insan bir araç, onun varliginda görünüs alanina çikan Tanri, tek erektir. Fuzûlî, bu konuda Yeni-Platonculuk'tan beslenen tasavvufun insan-tanri anlayisina bagli kalarak, varlik birligi görüsünü islemistir. Ona göre gerçek varlik Tanri'dir, bütün nesneler ve onlari kusatan evren Tanri'nin bir görünüs alanidir. Bu nedenle yaratilis, tanrisal varligin görünüs alanina çikisi, bir isik (nur) olan 'Tanri özü'nden disa tasmasidir (sudûr); 'Zihî zâtin nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ' (Senin özün gizlidir, bu görünen evren o gizli özünden ver olmustur).


Fuzûlî'nin anlayisina göre insan 'seven bir varlik'tir, bu sevgi Tanri ile insan arasindaki bagin özünü olusturur, ayri insanin Tanri'ya yaklasmasini saglar. Bu nedenle de yalniz insan sevebilir. Varlik türlerinin en yetkini, en olgunu olan insan Tanri'nin gören gözü, konusan dili, duyan kulagidir. Insanda Tanri istenci disinda bir eylemi gerçeklestirme olanagi yoktur. Insan biri gövde, öteki ruh olmak üzere iki ayri özden kurulu bir varliktir. Gövdenin toprak, yel (hava), od (ates) ve su gibi dört olusturucu ögesi vardir. Ruh ise tanrisaldir, gövdede, gene Tanri buyruguyla bir süre kaldiktan sonra, kaynagina, tanrisal evrene dönecektir, bu nedenle ölümsüzdür. Insanin yeryüzünde yasadigi sürece ruhunun kutsalligina yarasir biçimde davranmasi, dogruluk, iyilik, erdem, güzellik gibi degerlerden ayrilmamasi, özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî, 'maarif' adini verdigi gönül bilgisini kisinin özünü isiklandirmasi için bir kaynak diye yorumlar, 'ey güzel zâtin maârif birle tezyîn edegör' dizesiyle bu konudaki görüsünü açiklar. Onun ahlakla ilgili görüslerinin temelini kuran dogruluk, iyilik ve erdem gibi üç ögedir. Bu üç ögenin karsiti baski (zulm), ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl). 'Selâm verdim rüsvet degildir deyu almadilar' diye baslayan Sikayet-nâme'sinde çaginin yolsuzluklarini, ahlaka, Islam dininin özüne aykiri davranislari sergilenirken, Türkçe Divan'inda da 'zalimin zulm ile akçe toplayip yardim edermis gibi baskalarina dagittigini, oysa cennete rüsvetle girilmeyecegi' anlamindaki dizelere genis yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir alisveris yeridir, herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi, dünyayi seven de altini, gümüsü

Sergiler:

Dehr bir bâzârdir her kim metâin arz eder
Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal

Fuzûlî, inanç konusunda da erdemin, dogrulugun, Kuran'in özüne bagli kalmanin geregini savunur. Ona göre oruç, namaz, zekât gibi görevler gösteris için degil, kisinin özünü kötülükten arindirmak, olgunlastirmak içindir. Oysa içinde yasanan çagin insani Islam dininin temel ilkelerini bir çikar araci olarak kullanmakta, gerçeginden uzaklastirmaktadir. Bu nedenle Islam'in özünden ayrilmak istemeyen bir kimsenin uygulamasi gereken yöntem 'namaz ehline uyma, onlar ile durma oturma' biçiminde özetlenebilir.

Fuzûlî'nin dili Azeri söyleyisidir, özellikle Nevâî ve Nesîmî'yi animsatan bir nitelik tasir. Siirde uyumu saglayan öge genellikle, sözcükler arasinda ses benzerliginden kaynaklanir. Aruz ölçüsüne uymayan Türkçe sözcüklerde görülen uzatma ve kisaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle uyum içine girer. Dilde biri ses uyumu, öteki anlam olmak üzere iki temel öge dizeler arasinda, ses uyumuna dayanan baglantidir. Farsça'nin siire daha yatkin bir dil oldugunu, Türkçe siir söylemenin güçlügünü ileri sürmesine karsilik, Türkçe siirlerinde daha çok basarili olmustur. Hadikatü's-Süedâ adli yapitinda siir söylemeye pek elverisle olmayan Türkçe'yi basariyla kullanacagini, bu dili güçlü, elverisli bir siir durumuna getirecegini ileri süren Fuzûlî'de halk dilinde geçen sözcükler, deyimler, atasözleri önemli bir yer tutar. Kimi siirlerinde Kuran ve Hadisler'den alintilarla dizenin anlami güçlendirilir.

Divan siirinin bütün ölçülerini, biçimlerini kullanan Fuzûlî'nin yaratici gücü, düsünce derinligi, söyleyis akiciligi daha çok gazellerinde görülür. Kerbelâ olayiyla ilgili siirlerinde üzüntüyü çok genis boyutlar içinde ele alarak siirinin bütününe yayar, inanan, seven insani bir 'aci çeken varlik' olarak gösterir. Bu tür siirlerinde sevgi ve ask birbirini bütünleyen iki öge niteligine bürünür. Leylâ ile Mecnun adli yapitinda islenen derin özlem, ayriliktan duyulan aci agit özelligi tasiyan siirlerinde ölüm karsisinda duyulan derin sarsintiya dönüsür.

Siir, Fuzûlî için, düsünceleri, duygulari ortaya koymaya, insani anlatmaya, kimi sorunlari sergilemeye yarayan bir yaratidir. Siir, yalniz siir olsun diye söylenmez, bir varlik görüsünü dile getirmeyi amaçlar. Siiri olusturan özlü ve anlamli sözdür, söz ile kisi kendini ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma ögesidir: 'Bû ne sirdir kim eder her lahza yoktan vâr söz'. Söz, onu söyleyenle baglantilidir, onun bulundugu bilgi ve duygu asamasini, deger basamagini gösterir.

Artiran söz kadrini sidk ile kadrin artirir
Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz

Dizelerinde sergilenen düsünceye göre sözün degerini artiran kendi degerini artirir, kisinin kendi neyse söyledigi sözle açiga vurdugu da odur. Söz kisinin aynasidir.

Fuzûlî, kendinden sonra gelen Türk Divan sairleri arasinda Bâkî, Ruhî, Nâilâ, Nesâti, Nedim ve Seyh Galib gibi sevgiyi siirlerinin odagi durumuna getiren sairleri etkilemistir. Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir 'inanç ulusu' olarak benimsenmis, saygi görmüstür.


Eserleri
Türkçe Divan; Sihhat ve Maraz; Enisü'l-Kalb; Terceme-i Hadis-i Erbain(Kirk Hadis Çevirisi) ; Beng ü Bâde; Hadikatü's-Süedâ (Mutlularin Bahçesi) ; Leylâ ve Mecnun; Rindü Zahid; Arapça Divan; Mektuplar; Farsça Divan; Heft Câm.


INCI ARAL

1944 yilinda Denizli'de dünyaya gelen Inci Aral, öykü ve roman yazaridir. Manisa Ilkögretim Okulu ve Ankara Gazi Egitim Enstitüsü Resim Bölümü mezunudur. Yazarin 1977 yilinda dergilerde öyküleri yayinlanmaya basladi.

1980'de Akademi Kitapevi Ilk Kitap Öykü Basari Ödülü, Yunus Nadi ödülleri, Orhan Kemal Roman Ödülü ve Nevzat Üstün Öykü Ödüllerini kazandi.

Aral eserlerinde genellikle kadin-erkek iliskileri, sevgi, kadin, kadinin özgürlük sorunlari, insan iliskileri gibi konulari ele aldi.

Eserleri

Safran Sari
On Üç Büyülü Öykü 13 Yazar, 13 Öykü
Gölgede Kirk Derece
Uykusuzlar
Kiran Resimleri
Agda Zamani
Yeni Yalan Zamanlar
Sevginin Essiz Kisi
Içimden Kuslar Göçüyor
Yeni Yalan Zamanlar
Ölü Erkek Kuslar
Sevginin Essiz Kisi
Kiran Resimleri
Agda Zamani
Uykusuzlar


ÜLKÜ TAMER
20 Subat 1937'te Gaziantep’te dogdu. Ortaögrenimini Istanbul'da tamamladi. 1958'de Robert Kolej’i bitirdi. Bir süre Istanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde okudu. 1964-1968 arasinda özel tiyatrolarda oyunculuk yapti. Tiyatroyu birakti, çeviri çalismalarina agirlik verdi. Milliyet Yayinlari'ni, Milliyet Çocuk, Milliyet Sanat Dergisi ve Sanat Olayi dergisini yönetti. Ilk siiri 1954'te "Kaynak" dergisinde yayinlandi. Pazar Postasi, Yelken, Yeditepe, "a" gibi dergilerde çikan siirleriyle tanindi. 1959'da basilan ilk siir kitabi "Soguk Otlarin Altinda" ile baslayarak Ikinci Yeni duyarliligini yansitan soyutlamalara yönelik, yogun ve özgün bir imge anlayisi gelistirdi. Yalin bir dil kullandigi siirlerinde giderek toplumsal kaygilar ve düsünce ögeleri agirlik kazandi. Her dönemde kendine özgü olmayi basardi. Türkü, kosma tadinda, masallari, doga görüntülerini, çocuksu duyarliligini yansitan özgür çagrisimlarin besledigi neseli, humor yüklü siirler yazdi.


ESERLERI

Soguk Otlarin Altinda (1959)
Gök Onlari Yaniltmaz (1960)
Ezra ile Gary (1962)
Virgülün Basindan Geçenler (1965)
Içime Çektigim Hava Degil Gökyüzüdür (1966)
Siragöller (1974)
Seçme Siirler (1981)
Yanardagin Üstündeki Kus (1986, toplu siirler)

ANTOLOJI:
Çagdas Latin Amerika Siiri Antolojisi (1982)

ÖDÜLLERI

1965 Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü Edith Hamiltondan Mitologya çevirisi ile
1967 Yeditepe Siir Armagani Içime Çektigim Hava Degil Gökyüzüdür.

TALIP APAYDIN
1926'da Ankara Polatli'nin Ömerler beldesinde dünyaya geldi. Siir, öykü ve roman yazari. Çifteler Köy Enstitüsü ve Hasanoglan Yüksek Köy Enstitüsü'nde ögrenim gördü. Gazi Egitim Enstitüsü Müzik Bölümü'nü bitirdi. Çesitli il ve ilçelerde ögretmenlik yapti. Ilk siirleriyle öyküleri 1945, 1946'da Köy Enstitüleri dergisinde yayinlandi. Yogun bir duygusallikla toplumcu siirler yazdi. Ardindan roman ve öyküye yöneldi. Köy edebiyatini izleyen yazarlar arasinda yer aldi. Ilk romani "Sari Traktör"de tarimda makinelesme konusuna umutla yaklasti. Yarbükü'nde ise köylüler arasinda toprak ve su çekismelerinin oldugu zorlu yasam kosullarini anlatti. Öykü ve romanlarinda doga betimlemeleriyle birlikte insan iliskilerini de kendi dogalligi içinde yansitti. Ani, oyun, çocuk edebiyati türlerinde de eserler verdi.

SIIR:
Susuzluk (1956)

ROMAN:
Sari Traktör (1958)
Yarbükü (1959)
Emmioglu (1961)
Yoz Duvar (1973)
Tütün Yorgunu (1975)
Vatan Dediler (1981)

ÖYKÜ:
Ates Düsünce (1959)
Öte Yakadaki Cennet (1972)
Duvar Yazilari (1981)
Hendekbasi (1984)
Hem Uzak Hem Yakin (1985)

ÖDÜLLERI:

1975 TRT Sanat Ödülleri yayinlanmamis radyo oyunlari "Yapilar Yapilirken" ve "Otobüs Yarisi" ile
1976 Madarali Roman Ödülü Tütün Yorgunu.


abdul hak hamit tarhan
[/b]
2 Ocak 1852’de Istanbul’da dogdu. Hekimbasi Abdülhak Molla'nin torunu, taninmis tarihçi ve Tahran Büyükelçisi Hayrullah Bey'in oglu. Kisa süre Rumelihisar Rüsdiyesi’ne devam etti. Yanyali Tahsin Hoca ile Edremitli Bahaeddin Efendi'den özel dersler aldi. 1862’de 10 yasindayken agabeyi ile birlikte Paris’e babasinin yanina gitti. Bir süre Paris'te egitim gördükten sonra 1864'te Istanbul'a döndü. Yasinin küçüklügüne ragmen Bab-i Ali’de tercüme odasina katip olarak girdi. Bir yil sonra Tahran Büyükelçiligi’ne atanan babasiyla birlikte Iran’a gitti. Farsça ögrendi. Babasinin 1867’de ölümü üzerine Istanbul’a döndü. Maliye Mühimme Kalemi’ne girdi. Sûra-yi Devlet ve Sadaret kalemleri'nde çalisti. 1871'de Fatma Hanim'la evlendi.1876'da Paris Büyükelçiligi Ikinci Katipligi'ne atandi. 1878'de görevden alindi, iki yil açikta kaldi. 1881'de Gürcistan'da Poti, 1882'de Yunanistan'da Golos konsolosluklarina, 1883'te Bombay Baskonsoloslugu'na atandi. Bombay'dan gemiyle Istanbul'a dönerken ugradiklari Beyrut'ta esi Fatma Hanim'i kaybetti. Bu ölümün sarsintisiyla ünlü siiri "Makber"i yazdi. 1886'da Londra Büyükelçiligi Baskatipligi görevine getirildi. londra'da Bayan Nelly ile evlendi. 1895'te Lahey'e elçi olarak gönderildi. Bir yil sonra Brüksel elçiligine getirildi. Nelly'nin 1911'de ölmesinden sonra Istanbul'da Cemile Hanim ile evlendi. Bu evlilik 20 gün sürdü. 1912'da Belçika asilli Lüsyen Hanim'la evlendi. Ayni yil görevden alininca Istanbul'a döndü. Meclis-i Âyan üyeligine getirildi. Istanbul'un 1920'de isgal edilmmesi üzerine Viyana'ya gitti. Sikinti içinde yasadi. Ankara Hükümeti yurda dönmesini sagladi. Cumhuriyet'in kurulusundan sonra kendisine maas baglandi. Istanbul Maçka Palas'ta bir daire verildi. 1928’de Istanbul Milletvekili seçildi ve ölünceye kadar milletvekili olarak kaldi. 12 Nisan 1937’de Istanbul’da öldü. Mezari Zincirlikuyu’da. Siire 1870'lerde basladi. Ebüzziya Tevfik, Recaizade Mahmut Ekrem, Samipasazade Sezai, Namik Kemal gibi Tanzimat döneminin yeni edebiyatçilari arasinda yer aldi. Yurtdisi görevleri nedeniyle Bati edebiyatçilarini yakindan tanidi, onlarin etkisinde kaldi. Divan edebiyati nazim birimlerinin disina çikmayi denedi. Dize ve uyak düzeninde degisiklikler yapti. Divan siiri konularinin disina çikmayi denedi. Siirlerine günlük yasami, doga ve insan iliskilerini konu aldi. Lirik, epik ve felsefi siirler yazdi. Manzum tiyatro oyunlari da kaleme aldi. Ancak bunlar sahnelenmekten çok okunmasi amaciyla yazilmis oyunlardi. Yasadigi dönemde Türk edebiyatinin en büyük sairi sayildi ve "Sair-i Âzam" ya da "Dahi-i Âzam" unvani verildi.


ESERLERI
SIIR:

Sahra (1879)
Ölü (1886)
Hacle (1886)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
Ilham-i Vatan (1918)
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)

OYUN:
Içli Kiz (1874)
Sabr ü Sebat (1875)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yi Hamiyet (1876, 1919)
Tarik yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Esber (1880, 1945)
Zeynep (1908)
Macera-yi Ask (1910)
Ilhan (1913)
Tarhan (1916)
Finten (1918, 1964)
Ibn Musa (1919, 1928)
Yadigar-i Harb (1919)
Hakan (1935)


Behçet Aysan


1949’da Ankara’da dogdu. Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Tip Fakültesi’nde egitim gördü. Doktor olarak çalisti. Kisa ömrüne yüzlerce siir sigdirmayi basardi. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madimak Otel’in yakilmasi sirasinda yasamini yitiren aydinlarimiz arasindaydi. Duru dili ve içli siirleriyle dikkat çeker.

ESERLERI
Karsi Gece (1983)
Sesler ve Küller (1984)
Eylül (1988)
Deniz Feneri (1987)
Düello (1993- Katledilmesinden sonra yayinlandi)

ÖDÜLLERI
1984 Yasar Nabi Nayir Siir Ödülü (Sesler ve Küller ile)
1988 Ceyhun Atuf Kansu Siir Ödülü (Eylül ile)
1987 Abdi Ipekçi Baris ve Dostluk Ödülü (Deniz Feneri ile)


Recaizade Mahmut Ekrem


Mart 1847’de Istanbul’da dogdu. 31 Nisan 1914’te Istanbul’da yasamini yitirdi. 19'uncu Yüzyil Osmanli edebiyatinin önemli isimlerinden. Tanzimat'in ilk yillarinda Takvimhane Naziri Recai Efendi'nin oglu. Babasindan Arapça ve Farsça ögrendi. 1858'de ilkögretimini tamamladi. Harbiye Idadisi'ni saglik nedeniyle yarida birakti. 1862'de Hariciye Nezareti Mektub-i Kalemi'ne girdi. 1868'de Surayi Devlet (danistay) muavini oldu. 1874'te Tanzimat ve Nafia Daireleri Basmuavinligi görevine getirildi. Bir yandan da Mekteb-i Mülkiye (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi) ve Mekteb-i Sultani'de (Galatasaray Lisesi) ögretmenlik yapti. Resmi görevle Trablusgarp'a gönderildi. 1908'de 2'nci Mesrutiyet'ten sonra kurulan Kamil Pasa kabinesinde Maarif Naziri oldu. Hayattayken üç oglunun ve özellikle de Nijad’in ölümüyle yikildi. Yasamini yitirdiginde Meclis-i Âyan üyesiydi. Edebiyatla genç yasta ilgilenmeye basladi. Namik Kemal ile tanisti, "Encümen-i Suara"ya katildi. Ilk yazilari Namik Kemal yönetimindeki Tasvir-i Efkar gazetesinde yayanlandi. Namik Kemal'i Avrupa'ya gidisinden sonra gazetenin yönetimini üstlendi. 1870'lerden sonra kendisini tümüyle yazilarina verdi. Bati edebiyatindan çeviriler yapti. 1870'te ilk oyunu "Afife Anjelik", 1871'de ilk siir kitabi "Nagme-i Seher" yayinlandi. Ölümünden sonra yayinlanan komedisi "Çok Bilen Çok Yanilir" en yetkin tiyatro oyunu sayilir. Muallim Naci ile yaptigi tartismalarla Edebiyat-i Cedide'nin kurulusuna zemin hazirladi. Sanatta güzellik ilkesine bagli kaldi. Sanat için sanat anlayisini savundu. Dogaya dönük, insani doga içinde ele alan siirler yazdi. Ask ve ölüm temalarini isledi. Eski-yeni edebiyat tartismalarinin merkezinde yer aldi. Edebiyatimizin yenilesme ve gelismesinde önemli katkilari oldu. Tek romani Araba Sevdasi Türk edebiyatinda gerçekçi romanin ilk örneklerinden biri sayilir.


ESERLERI

SIIR:
Nagme-i Seher (1871)
Yadigâr-i Sebâb (1873)
Zemzeme (3 cilt, 1883-1885)
Tefekkür (düzyazi ile karisik, 1888)
Pejmürde (düzyazi ile karisik, 1893)
Nijad Ekrem (2 cilt, anilarla birlikte, 1900-1910)
Nefrin (1914)

ROMAN:
Araba Sevdasi (1896-1963)

ÖYKÜ:
Saime (1888)
Muhsin Bey Yahut Sairligin Hazin Bir Neticesi (1890)
Semsa (1895)

OYUN:
Afife Anjelik (1870)
Atala Yahut Amerikan Vahsileri (1873)
Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874)
Çok Bilen Çok Yanilir (1916)

DÜZYAZI:
Talim-i Edebiyat (1872)
Takdir-i Elhan (1886)
Kudemaden Birkaç Sair (1888)
Takrizat (1896)

Ali Suavi (d.1838 Istanbul - ö.1878 Istanbul) Türk düsünürü ve yazaridir.
Medrese egitimini tamamladiktan sonra 1866'da Muhbir gazetesinde yazilar yazmaya basladi. Devrin yönetimini elestirdigi için Kastamonu'ya sürüldü. 1869'da oradan Avrupa'ya kaçti. Londra'da Muhabir, Paris'te Ulum gazetelerini yayinladi. 1876'da yurda dönünce Basiret'te Mithat Pasa'yi sert bir dille elestirdi.

Hayati
Ali Suavi Osmanli Devletinin son zamanlarinda yetisen yazar ve ihtilalci. 1839 yilinda Istanbul’un Cerrahpasa semtinde dogdu. Babasi Karabük'ün Eskipazar ilçesinin Çayli köyünden olup, Istanbul’da yerlesmis kagit mühreciligi (parlatmaciligi) yapan Hüseyin Agadir. Davutpasa Iskele Rüsdiyesinde bir kaç yil okuyan Suavi, medrese tahsili görmemis olup, cami dersleriyle kalmisti. Bu sebeple daha sonralari cami vaizligi yaptigi dönemlerde halkin diliyle ve çok kere de mantikiyle konusurdu. Suavi, Sami Pasanin maarif nazirligi sirasinda girdigi imtihanda basari göstererek, Bursa Rüsdiyesine muallim-i evvel tayin edildi. Ancak ahlaki düsüklügü dolayisiyla hakkinda yapilan sikayetler artinca, bir yil sonra Bursa’dan ayrilmak mecburiyetinde kaldi. Bir müddet Rüsdiyede bas muallimlik vazifesinde bulundu. Bu sirada hacca giden Ali Suavi, dönüste Sami Pasanin himayesiyle Filibe Rüsdiyesine hoca olarak tayin edildi. Daha sonra Sofya’da ticaret mahkemesi reisligi, Filibe’de tahrirat müdürlügü yapti.

1867 yilinda Istanbul’a dönen Suavi, bir taraftan Sehzade Camiinde vazlar veriyor, diger taraftan Filip Efendinin Muhbir adli gazetesinde yazarlik yapiyordu. Bir süre sonra devlet aleyhinde siirler yazmaya basladi. Bu durum, gazetenin kapatilmasina ve Ali Suavi’nin Kastamonu’da ikamete mecbur edilmesine yol açti. Kastamonu’dayken Mustafa Fazil Pasanin daveti üzerine kaçip Paris’e gitti. Paris’te Mustafa Fazil Pasa ve arkadaslariyla yapilan toplantidan sonra, burada alinan karar üzerine Muhbir Gazetesini çikarmak için Londra’ya gitti. Gazetenin daha ilk nüshalarindan itibaren kararlastirilmis hedeflerin disina çiktigi görüldü. Bu yüzden Yeni Osmanlilar ve diger erkan ile arasi bozuldu. Namik Kemal ve Ziya Beyin desteklerini çekmeleri üzerine gazete kapanmak zorunda kaldi.

Londra’da bir Ingiliz kizi ile evlenen Ali Suavi, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden sonra Istanbul’a geri döndü. Sultan Ikinci Abdülhamid Hanin mabeyn feriki olan Ingiliz Said Pasanin yardimi ile Galatasaray Sultanisine müdür tayin edildi. Kötü idaresi ile mektebi karistirmasi, perisan tavirlari ve Türk halkinin örf ve adetlerine uymayan davranislari yüzünden kisa zaman sonra bu görevden azl edildi. Bu olaydan sonra Abdülhamid Hana ve idaresine düsman kesilen Ali Suavi, Sultan’i tahttan indirmeye ve yerine besinci Murad’i padisah yapmaya karar verdi. Bu konuda Ingilizlerin de destegini sagladi. Bunun için gizli olarak çalismaya basladi. Etrafina topladigi bes yüz kadar göçmen ile 20 Mayis’ta Besinci Murad’in bulundugu Çiragan Sarayi’ni basarak, besinci Murad’i disari çikardi. Bu sirada yetisen Besiktas muhafizi Hasan Pasanin vurdugu bir sopa darbesiyle Ali Suavi, olay yerinde öldü (1878). Yildiz Sarayi civarinda bir yere gömüldü. Bugün yeri kaybolmustur. Ingiliz olan karisi Mary, olay gecesi yalida bulunan belgeleri yaktiktan sonra derhal kendisini bekleyen gemi ile Londra’ya kaçti (Bkz. Çiragan Vak’asi).

Ali Suavi daima ön safta bulunmak isteyen, övülmeyi seven, yalan söylemekten çekinmeyen ve dostluguna güvenilmeyen bir kisilige sahipti. Onun bu sahsiyetini iyi degerlendiren Ingilizler, kendisini istedikleri biçimde yetistirmisler ve kullanmislardir. Nitekim o, rejim meselesinde Ingiliz parlamentarizmine benzeyen bir mesrutiyet arzusunu daimi olarak dile getiriyordu.

Diger taraftan klasik medrese tahsili bile görmeyen Suavi, belli çevrelerce muhaddis ve hatta müctehid gibi gösterilmeye çalisilmistir. Suavi, dinde reform yapmak gerektigini, hutbenin her milletin kendi dilinde okunmasini israrla savunmustur. Suavi’nin bu fikirleri daha sonra Cemaleddin Efgani adli yine bir Ingiliz ajani tarafindan gelistirilecektir.

Namik Kemal’in Abdülhak Hâmid’e gönderdigi bir mektubunda, Ali Suavi hakkinda söyledigi su sözler bir hayli düsündürücüdür: “Ali Suavi hiç de senin tahminin gibi bir adam degildi. Bir çehre nümayisine aldanmissin. Onunla iki yil arkadaslik ettim. O öyle bir adamdi ki, garazkâr ve dünyada misli görülmedik bir sarlatandi. Ben her seye öyle kolay inanmadigim halde, bana kendini yedi-sekiz dil biliyormus gibi gösterdi. O kadar cahil, cehaletiyle beraber o kadar magrurdu. Türkçe üç satir bir sey yazsa, aleme maskara olurdu.”

Ali Suavi’nin bilinen eserleri; Kamus-ül-Ulum vel-Maarif, Ali Pasa’nin Siyaseti, Hukuk-üs-Sevari ve Hive Hanligi’dir. Karabük ilinin Eskipazar ilçesinde "Çayli" adinda bir köy yoktur.


AHMET ÜMIT

Gaziantep'e 1960 yilinda dünyaya geldi. Ilk ve orta ögrenimini bu kentte tamamladi. 1983 yilinda Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünü bitirdi. Ilk öyküsünü de bu yilda yazmistir. 1985-1986 yillari arasinda Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde egitim gördü. Ahmet Ümit, yazin yasamina öyküyle basladiysa da ilk yapiti 1989 yilinda yayimlanan Sokagin Zulasi adli siir kitabi oldu. 1990 yilinda bir grup edebiyat tutkunuyla birlikte Yine Hist adli kültür-sanat dergisini çikardi. Siir, öykü ve yazilarini Adam Sanat, Yine Hist, Öküz ve Cumhuriyet Kitap dergileri ile Yeni Yüzyil gazetesinde yayimladi. 1992 yilinda yayinlanan ilk öykü kitabi Çiplak Ayakliydi Gece, ayni yil Ferit Oguz Bayir Düsün ve Sanat Ödülü'nü aldi. Bu kitap Ahmet Ümit'i yazin dünyamiza tanitan ilk kitap olma özelligini de tasir. 1994 yilinda ATV için çekilen "Çakallarin Izinde" adli polisiye dizinin öykülerinin ve senaryosunun yazilmasina katkida bulundu. Ardindan da 1995'te Ahmet Ümit, çesitli gazete ve dergilerde Franz Kafka, Dostoyevski, Patricia Highsmith, Edgar Allan Poe ve polisiye roman yazarlari üzerine inceleme ve tanitim yazilari kaleme aldi. Kitaplarinin tümünde var olan gerilim duygusu ise Sis ve Gece adli polisiye romaninda kendisini tümüyle disa vurdu. Sis ve Gece Türkiye'de yanki uyandirdi, tartismalara yol açti. Yunanistan'da yayimlanarak yabanci dile çevrilen ilk Türk polisiye yapiti unvanini kazandi. Ayrica öykülerinden yola çikilarak Ugur Yücel tarafindan Karanlikta Kosanlar ve Cevdet Mercan tarafindan Seytan Ayrintida Gizlidir dizileri yapilmis, Sis ve Gece adli romani 2007 yilinda Turgut Yasalar tarafindan sinemaya uyarlanmistir.


Nazif Süleyman(1869-1927):


Sair,yazar. Gördügü özel ögrenimle Farsça,Arapça ve Fransizca ögrendi. Diyarbakir Vilayet Matbaasi Müdürlügü ve Diyarbakir Gazetesininbas yazarligini yapti. II. Abdulhamit yönetiminden kaçti. Paris'e gitti ve orada Mesveret gazetesini çikardi. Yurda dönüsünde 12 yil Bursa'da zorunlu oturma cezasina çaptirildi.
Mesrutiyet'ten sonra Basra,Kastamonu,Musul,Trabzon ve Bagdat valiliklerinde bulundu. 1915'te Istanbul'a yerleserek Halk,Ileri,Hadisat gazetelerinde yazdi;Halk'in bas yazarligini yapti. Istanbul'un isgalini protesto amaciyla yazdigi "Kara Bir Gün" yazisi ve ayni yönde verdigi konferanslar nedeniyle Malta'ya sürüldü.1922 de yeniden Istanbul'a yerlesti. Yasaminin sonuna degin burada kaldi. Resimli Gazetede çalisti. Süleyman Nazif'in hayati 1894-1895'de Diyarbekir Vilayeti Salnamesi'ni hazirlamasiIle baslar.1898 de Servet'i Fünun'da siirleri yayinlandi. Mesrutiyet Döneminde yazdigi tarih,elestiri,ani türündeki yazilariyla basari kazandi.

METIN ALTIOK (1941 - 1993 )

Hayati :1941 yilinda Bergama, Izmir'de dogdu. Karsiyaka Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Cografya Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Bingöl'ün Genç ilçesinde, Karaman Imam Hatip Lisesi'nde felsefe ögretmenligi yapti.

Sivas katliamindan (2 Temmuz) agir yarali olarak kurtuldu ancak komadan çikamayarak 9 Temmuz 1993'te Ankara'da vefat etti.


Siiri : Metin Altiok'u siirleri 70'li yillarda yayinlanmasina karsin, siirlerinin kaynaklari bakimindan 60'li yillarin geç ürün veren (ya da geç yayinlanan) bir sairi olarak nitelemek gerekir.

Gezginde Servet-i Fünun'dan, Hasim'den, Dranas'dan, Ikinci Yeni'ye, ve 60'li yillar siirinin bazi ortak söyleyislerine kadar çesitli etkilenmeler var. Bu kusagin en romantik, duygucu sairleri arasinda. Dili yalin. Benzetme yapmayi, anlasilmasi güç olmayan simgeler kullanmayi seviyor. Bu kitabinda halk siiri biçimlerinden de yararlaniyor.

Yerlesik Yabancida tüm siirler tek bir siirmis izlenimi uyandiriyor. Söyleyiste ve konularda tekdüzelik var. Buna karsilik Kendinin Avcisinda kendine özgü bir sese, romantik, acili ve yalin bir söyleyise ulasiyor. Simge, alegori ve mecazlardan ölçülü bir tutumla yararlandigi bu siirleriyle siirimizin lirik geleneklerine baglaniyor.


Yayimlanmis eserleri :
Gezgin (1976)
Yerlesik yabanci (1978)
Kendinin avcisi (1979, Ahmet Telli ile 1980 Ö. F. Toprak siir ödülü)
Küçük tragedyalar (1981)
Ipek ve klabtan (1987)
Gerçegin öte yakasi (1990, Cemal Süreya siir ödülü)
Dörtlükler ve desenler (1990)
Süveyda (1991)
Alaturka siirler (1992)
Siirin ilk atlasi (1992)
Hesap isi siirler (1993)
Bir aciya kiraci (1998-Bütün Siirleri)

SÜREYYA BERFE


1943'te Istanbul’da dogdu. Asim ismi Süreyya Kanipak. 1960'ta Çanakkale Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde ögrenim gördü. Istanbul'da yayinevlerinde, reklam sirkelerinde çalisti. Halen metin yazarligi yapiyor. Ilk siiri Düzlem Dergisi’nde 1963 yilinda yayinlandi. 1966'dan baslayarak Papirüs, Siir Sanati, Soyut gibi dergilerdeki siirleriyle tanindi. Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun açtigi yarismada "Kasaba" adli siiri birincilik kazaninca ünlendi. Ikinci Yeni akimi etkileriyle siir yazarken, toplumsal olaylarin yogunluk kazanmasi ve Nâzim Hikmet'in eserlerinin üst üste yayinlanmasi nedeniyle yön degistirdi. 1960 kusagi olarak anilan Ismet Özel, Ataol Behramoglu, Refik Durbas, Egemen Berköz gibi sairler arasinda yer aldi. Ama çok kökenli siir duyarliligiyla siyaseti ve ideolojiyi dolaysiz biçimde üstlenmedi. Anadolu'yu bütün karmasasi ile tanitma özlemiyle ve Türk siirinin eski kaynaklarini degerlendiren birikimiyle dikkat çekti. Eserlerinde tutarli bir çagrisim zinciri, tutarli bir görüntü sevgisi ve her seye bakmak isteyen bir dervis tarzi sezilir.

ESERLERI

SIIR:
Gün Ola (1969)
Savrulan (1971)
Hayat Ile Siir (1980)
Ufkun Disinda (toplu siirler, 1983)
Siir Çalismalari (1992)
Ruhumun (1998)
Kalfa (1999)
Seçme Siirler (2001)
Nâbiga (2001)
Seni Seviyorum (2002)

ÇOCUK KITABI:
Ilkokullar Için Matematik (1976)
Çocukça (Çocuk kitabi) 1982
Eksik Alfabe (2003)

ÖDÜLLERI

1966 TMTFK Kültür Yarismasi Kasaba siiri ile birincilik
1992 Cemal Süreya Siir Ödülü Siir Çalismalari ile
2002 Behçet Necatigil Siir Ödülü
2002 Orhan Murat Ariburnu Siir Ödülü


SAIR ESREF


Türk edebiyatinin hiciv ustasidir. Tanik oldugu yolsuzluklarin üzerine çekinmeden gitti. Hicviyelerini daha çok gazel, kaside, muhammes ve özellikle kitalar biçiminde yazdi.

1847'de Manisa'nin Kirkagaç ilçesi Gelenbe kasabasinda dünyaya geldi. 1912'da ayni kasabada yasamini yitirdi. Asil ismi Mehmet Esref. Usulizade Hafiz Mustafa Efendi'nin oglu. Ilkögrenimini Gelenbe'de tamamladi. Manisa'da Hatuniye Medresesi'nde Arapça ve Farsça dersleri aldi. Özel ögretmenlerden matematik, tarih ögrendi. 1870'te Manisa Vilayeti Tahrirat Kalemi'nde memur olarak göreve basladi. Turgutlu, Akhisar ve Alasehir'de mal müdürlügü yapti. Fatsa kaymakamligina atandi. Arkasindan Ünye ve diger birçok ilçede kaymakam olarak çalistiktan sonra Gördes kaymakamligi görevine getirildi. Burada gördügü yolsuzluklari siirleriyle hicvedince bir yil hapse mahkum edildi. Cezasinin ardindan Izmir'de gözetimde tutuldu. 1903'te Misir'a kaçti. Bir süre Fransa, Isviçre ve Kibris'ta yasadi. Tekrar Misir'a döndü, Curcuna isimli mizah dergisinde yazilar yazdi. 2. Mesrutiyet ilan edildikten sonra Istanbul'a geldi. Esref ve Musavver Esref isimli mizah dergilerinde basyazarlik yapti. Adana vali yardimciligi görevindeyken emekliye ayrilip Kirkagaç'a yerlesti. Yasaminin kalan bölümünü burada geçirdi.

Ahmet Mithat Efendi

1844 yilinda Istanbul’da dogdu.Babasi Haci Ismail Aga’dir.Babasi küçük yasta ölünce Misir Çarsisi’nda çirakliga verildi.Burada çalisirken bir yandan okuma yazma bir yandan da Frasizca ögrendi.Kendi kendini yetistirdi.Annesi ile Vidin’e agabeyinin yanina gitti. Ögrenime bu sehirde basladi.Nis, Rusçuk gibi Balkan sehirlerinde memurluk yapti.Mithat Pasa’yla Bagdat’a gitti.Ilk yazilarini halki egitmek maksadiyla yazdi.1871’de Istanbul’daki evinde bir küçük matbaa kurarak yazilarini kendisi yayinlamaya basladi.Daha sonra devlet memurluklarinda yükseldi, o zamanki üniversitede tarih dersleri verdi.Bir yandan da Tercüman-i Hakikat gazetesini çikariyordu.Eserlerinin sayisi ikiyüzü bulur.Bunlarin çogu roman ve hikaye, bir kismi da çesitli bilgiler vermek maksadiyla yazilan egitici ve tarihi eserlerdir.Piyesleri ve tercümeleri de vardir.

Eserleri:Letait-I Rivayat, Hasan Mellah, Denizci Hasan, Hüseyin Fellah, Eflatun Beyle Rakim Efendi, Süleyman Musli, Henüz Onyedi Yasinda, Dürdane Hanim, Jön Türk, Yeniçeriler,Obur.

ISKENDER PALA

Profesör Doktor Iskender Pala (8 Haziran 1958 Usak), edebiyatçi ve edebiyat arastirmacisidir. Divan Edebiyati üzerine yaptigi çalismalar ile tanindi. Istanbul’da ikamet eden yazar 3 çocuk babasidir.

Ilkokul’ u Usak’ta ki Cumhuriyet Ilkögretim okulu’nda bitirdi. Lise’yi Kütahya’ da ki Kütahya Lisesi’nde bitirdikten sonra Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyati Bölümü’nde okumaya hak kazandi. Ayni okulda yaptigi Lisans Tez çalismasi ;Câmiu'n-Nezâir’dir. Doktora çalismasini ise yine Istanbul Üniversitesi’nde yapti; Askî, Hayati, Edebî Sahsiyeti ve Divâni. Divan edebiyati dalinda 1983 yilinda Doktor, 1993 yilinda Istanbul Üniversitesi’nde Doçent, 1998 yilinda da Kültür Üniversitesi’nde Profesör oldu...

Okuma hayatina Peyami Safa’nin eserleri ile basladigini belirten yazar, ilk okudugu kitaplarin 9. Hariciye Kogusu ve Yalniziz oldugunu söylüyor. Ömer Seyfeddin, Refik Hâlid, Resat Ekrem okunduktan sonra, Osmanli Tarihi ve Edebiyatla tanismasi Erzurum ve Istanbul’da ki üniversite yillarina denk gelmis.

Bir ara Hilmi Yavuz ile TRT’ de Sairane adli programi sunan yazar; TRT 2 de Divançe adli programi hazirladi. Su anda Zaman gazetesinde Kültür-Sanat sayfasinda köse yazilari yayinlanmaktadir.

Düzenli olarak Altunizade ve Tarik Zafer Tunaya Kültür Merkezlerinde Divan Siiri Saati adi ile etkinlikleri olup sik sik okur günleri de düzenlemektedir.

* 1979-1982 Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Seminer Kütüphane.Memuru
* 1982-1984 Deniz Kuvvetleri Komutanligi Deniz Lisesi Komutanligi'nda tegmen
* 1984-1986 Üstegmen
* 196-197 Bogaziçi Üniversitesinde part-time Türk Dili ve Edebiyati ögretim üyesi
* 1987-1994 Yüzbasi, Dz.K.K.ligi Tarihi Deniz Arsivi kurulus ve faaliyetleri
* 1994-1996 Tarihi Deniz Arsiv Arastirmalari ve Dz.K.K.ligi yayin faaliyetlerinin yürütülmesi
* 1996-1997 Ögretim yili, MSÜ Fen-Edebiyat Fak. Eski Türk Edebiyati ögretim üyesi ve ISAM redakte kurulu üyeligi
* 1997 Ögretim yili Istanbul Kültür Üniversitesi ögretim üyesi


Eserleri

* Ansiklopedik Divan Siiri Sözlügü
* Kronolojik Divan Siiri Antolojisi
* Akademik Divan Siiri Arastirmalari
* Divan Edebiyati
* Atasözleri Sözlügü
* Müstesna Güzeller
* Sairlerin Dilinden
* Asina Güzeller
* Ah Mine’l-Ask
* Efsane Güzeller
* Kudemanin Kirk Atlisi
* Kirklar Meclisi
* Siirler Sairler Meclisler
* Si’r-i Kadim
* …Ve Gazel Yeniden
* Perisan Gazeller
* Peri-san Güzeller
* Iki Dirhem Bir Çekirdek
* Ayine
* Gözgü
* Tavan Arasi
* Kahve Molasi
* Güldeste
* Gül Siirleri
* Hayriyye
* Hilye-i Saadet
* Babil’de Ölüm Istanbul’da Ask
* Kadilar Kitabi
* Kirk Güzeller Çesmesi
* Kitab-i Ask
* Kirk Ambar
* Mir'at


Nâzim Hikmet


Türk sair ve oyun yazari
Dogumu : 20 Kasim 1901 Selanik
Ölümü : 3 Haziran 1963 SSCB / Moskova


Nâzim Hikmet, tam adiyla Nâzim Hikmet Ran (d. 20 Kasim 1901 ya da 15 Ocak 1902, Selanik - ö. 3 Haziran 1963, Moskova Türk sair ve oyun yazari. Türkiye'de serbest nazimin ilk uygulayicisi ve çagdas Türk siirinin öncüsü. Uluslararasi bir üne ulasmis ve adi 20. yüzyil'in ilk yarisinda yasamis olan dünyanin en büyük sairleri arasinda anilmistir. Eserleri birçok yabanci dile çevrilmistir. Mezari halen Moskova'da bulunmaktadir. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayri ayri toplam on bir davadan yargilanmistir.

Eserleri birçok ödül almistir. Ancak Türkiye'deki yasaminin çogunu hapiste geçirmis daha sonra Moskova'ya gitmis ve Türk vatandasligindan çikarilmistir.

1938'de sairin cezaevine girmesiyle yasaklanip ortadan kaldirilmis olan Nâzim Hikmet siiri, Türkiye'de ancak ölümünden iki yil sonra 1965'te yeniden yayina açilmistir.

Üslubu ve basarilari


Ilk siirlerini hece vezni yazmaya baslamasina ragmen içerik bakimindan diger hececilerden uzakti. Siirsel gelisimi arttikça hece vezni ile yetinmemeye ve siiri için yeni formlar aramaya basladi. Sovyetler Birliginde yasadigi ilk yillar olan 1922-1925 arasi bu arama tepe noktasina ulasti. O dönemdeki birçok sairden farkliydi.

Hece vezninden ayrilarak Türkçenin vokal özellikleri ile harmoni olusturan serbest vezini benimsedi. Mayakovski ve gelecekçilik taraftari genç Sovyet sairlerinden esinlendi. Siirlerinden bir çogu müzisyen Zülfü Livaneli tarafindan bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafindan özgün bir sekilde yorumlanmis olan küçük bir kismi ise 1979'da "Güzel Günler Görecegiz" ismiyle kaset olarak çikti. Birkaç siiri ise Yunanli besteci Manos Loïzos tarafindan bestelendi. Ayrica bazi siirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca tarafindan bestelenmistir.

Ailesi


BaBasi, Matbuat Umum müdürlügü ve Hamburg konsoloslugu yapmis olan Hikmet Bey, annesi Ayse Celile Hanim'dir.

Çok güzel ve alimli bir kadin olan Celile Hanim, bir dilci, egitimci olan Enver Pasa'nin (Mustafa Celalettin Pasa'nin oglu) kizidir. Evinde piyano çalan, ressam denilebilecek ölçüde iyi resim yapan, Fransizca bilen bir kadindir. Annesinin BaBa tarafindan dedesi, Polonya'dan 1848 Ayaklanmalari sirasinda Osmanli Imparatorlugu'na göç eden Polonezlerden Konstantin Borzecki'dir. Bu göçün ardindan Osmanli vatandasi olunca Mustafa Celaleddin Pasa adini almis ve Osmanli Ordusu'nda subay olarak görev yapmistir. Türk tarihinde önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et moderns" (Eski ve yeni Türkler) kitabini yazmistir. Nâzim Hikmet anneannesi tarafindan da kuzey kafkasya çerkezlerindendir.

BaBasi Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye'de (Disisleri) çalisan bir memurdur. Diyarbakir, Halep, Konya, Sivas valilikleri yapmis olan Nazim Pasa'nin ogludur. Mevlevi tarikatindan olan Nazim Pasa ayni zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nâzim'in çocuklugunda memuriyetten ayrilir ve ailece Halep'e, Nâzim'in dedesinin yanina giderler. Orada yeni bir is, hayat kurmaya çalisirlar. Basarisiz olunca Istanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in Istanbul'daki is kurma denemeleri de nihayetinde iflâsla neticelenir ve hiç hoslanmadigi memuriyet hayatina geri döner. Fransizca bildigi için yeniden Hariciye'ye (Disisleri) atanir.


Hayati

Nâzim Hikmet, Heybeliada Bahriye Mektebi'nde ögrenciyken

Selanik'te dogdu. Aslen 20 Kasim 1901 olan dogum tarihi ailesi tarafindan sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.

Ilk siiri ‘Feryad-i Vatan’'i 1913'te yazar. Ayni yil Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula baslar. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girer. Daha sonra Kurtulus Savasi için Anadolu'ya geçer. Fakat saglik nedenleri ile bahriyeden ayrilmak zorunda kalir. Bu sirada Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayidir.

Bolu'ya ögretmen olarak atanir. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Dogu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921'de gittigi Moskova’da devrimin ilk yillarina tanik olur ve komünizm ile tanisir. 1924'te Moskova’da yayinlanan ilk siir kitabi ’28 Kanunisani’ sahnelenir. O yil Türkiye’ye dönerek Aydinlik Dergisi’nde çalismaya baslar. Dergide yayinlanan siir ve yazilarindan dolayi on bes yil hapsi istenince yeniden Sovyetler Birligi’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanir ve Türkiye'ye geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalismaya baslar. 1938’de yirmi sekiz yil hapis cezasina çarptirilir. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alinacagi ve öldürülecegi endisesiyle Sovyetler Birligine gitmek zorunda kalir. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca ülke vatandasligindan çikarilir ve Nâzim Hikmet, mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Pasa (Konstantin Borzecki)'nin memleketi olan Polonya vatandasligina geçer ve Borzecki soyadini alir. Moskova'da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden ölür.


Nâzim Hikmet, Heybeliada Bahriye Mektebi'nde ögrenciyken

Davalari ve sürgün


1925 yilindan baslamak üzere siirleri ve yazilari yüzünden birçok kere yargilandi. 1938 yilinda orduyu ayaklanmaya kiskirtmaya çalistigi gerekçesiyle 28 yil 4 ay hapis cezasina çarptirildi. Istanbul, Ankara, Çankiri ve Bursa cezaevlerinde 12 yili askin kaldi. Bursa cezaevinde kaldigi yillari anlatan Mavi Gözlü Dev adli film 2007 yilinda vizyona girmistir. 1950 yilinda bir af yasasiyla saliverildi. Ancak sürekli izlendigi ve çürüge ayrildigi halde 48 yasinda yeniden askerlik yapmaya çagrilmasi ve öldürülecegi yolundaki duyumlar üzerine yurtdisina kaçti. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafindan Türk vatandasligindan çikarilmasina karar verildi. Sovyetler Birligi'nde Moskova yakinlarindaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, esi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yasadi. Memleket disinda geçirdigi yillarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa (Paris), Havana, Misir gibi dünya memleketlerini dolasti, buralarda konferanslar düzenledi, savas ve emperyalizm karsiti eylemlere katildi, radyo programlari yapti. Budapeste Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazilaridir. Bu konusmalarin bir kismi bugüne ulasmistir.


Davalari

* 1925 Ankara Istiklal Mahkemesi Davasi
* 1927-1928 Istanbul Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1928 Rize Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1928 Ankara Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1931 Istanbul Ikinci Asliye Ceza Mahkemesi Davasi
* 1933 Istanbul Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1933 Istanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davasi
* 1933-1934 Bursa Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1936-1937 Istanbul Agir Ceza Mahkemesi Davasi
* 1938 Harp Okulu Komutanligi Askeri Mahkemesi Davasi
* 1938 Donanma Komutanligi Askeri Mahkemesi Davasi

Ölümü ve sonrasi

3 Haziran 1963 sabahi saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapisina yürümüs ve tam gazetesine uzanirken geçirdigi kalp krizi sonucunda yasama veda etmistir. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birligi salonunda yapilan törene yerli yabanci yüzlerce sanatçi istirak etmis ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmistir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarligi'nda gömülüdür. Mezar tasi siyah bir granitten olup meshur siirlerinden biri olan rüzgâra karsi yürüyen adam figürü tas üzerinde ebedilestirilmistir.

2006 yilinda Bakanlar Kurulunun Türk vatandasligindan çikarilmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapmasi durumu belirdi. Yillardir tartisilmakta olan Nâzim Hikmet'in Türk vatandasligina yeniden kabul edilmesi yolu açilmis gibi gözükmesine ragmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yasamakta olanlar için düzenlendigini ve Nâzim Hikmet'i kapsamadigini öne sürerek bu öneriyi reddetti.

Sair Nâzim Hikmet'in 2008 yilinin ilk günlerinde, esi Piraye'nin torunu Kerem Bengü tarafindan, Piraye'nin evraklari arasinda, “Dört Güvercin” adinda bir siiri ve 3 adet tamamlanmamis roman taslagi bulundu.

Bazi Eserleri

* Memleketimden Insan Manzaralari
* Kafatasi
* Unutulan Adam
* Taranta Babu'ya Mektuplar
* Ferhad ile Sirin
* Kurtulus Savasi Destani
* Kiz Çocugu
* Tahir ile Zühre
* Seyh Bedrettin Destani
* Sevdali Bulut, (Tiyatro oyunu)

Siir kitaplari

* 835 Satir, (1929)
* Jokond ile Si-Ya-u, (1929)
* Varan 3, (1930)
* 1 + 1 = 1, (1930)
* Sesini Kaybeden Sehir, (1931)
* Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931)
* Gece Gelen Telgraf, (1932)
* Taranta Babu'ya Mektuplar, (1935)
* Portreler, (1935)
* Simavna Kadisi Oglu Seyh Bedreddin Destani (1936)
* Saat 21-22 Siirleri, (1965)

* Kurtulus Savasi Destani, (1965)
* Su 1941 yilinda (Memleketimden Insan Manzaralari'nin 3. kitabi), (1965)
* Dört Hapishaneden, (1966)
* Rubailer, (1966)
* Memleketimden Insan Manzaralari (Ilk bölüm), (1966)
* Memleketimden Insan Manzaralari, (1966-1967)
* Kuvayi Milliye, (1968)

Oyunlari

* Kafatasi (1932)
* Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932)
* Unutulan Adam (1935)
* Ferhat ile Sirin (1965)
* Sabahat (1965)
* Inek (oyun) (1965)
* Ocak Basinda / Yolcu (iki oyun birarada), (1966)
* Yusuf ile Menofis (1967)
* Yolcu

Romanlari

* Kan Konusmaz, (1965)
* Yesil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
* Yasamak Güzel Bir Sey Be Kardesim, (1967)
* Ivan Ivanovic Var midir Yok mudur?, ()

Fikralari

* It Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adiyla gazetelerde yazdigi yazilar), (1965)

Masal kitabi

* Sevdali Bulut, (1968)

Neyzen Tevfik

"14 Haziran (?) 1879'da Bodrum'da dogdu. Ailesinin yasadigi Urla'da bir neyzenden nota bilgileri alarak kendini bu alanda gelistirdi. Izmir idadisi'nde bir süre okuyarak bitirmeden ayrildi. Mehmet Akif'ten Farsça ögrenerek Izmir Mevlevihanesi'ne girdi. Bir süre sonra Istanbul'a yerlesen Tevfik, Galata'nin yanisira Kasimpasa mevlevihanelerinde isine devam etti. 1902 yilinda bektasi dervisi oldu. Bu siralarda siire ilgi duyan Tevfik, Mehmet Akif ve Sair Esref'ten etkilendi. 1908 yilindan 1913 yilina kadar Misir'da bulundu.

Neyzenlikteki ustaligina ragmen yergi ve taslamalariyla ünlendi. Toplumdaki haksizliklari gözüne kestiren Tevfik, siyasetin yanisira; dini baski, çikarcilik gibi konulari isledi.

1930'larda Istanbul Belediye'sinin bagladigi yardim ayligini saymazsak Neyzen'in düzenli bir geliri hiç olmaz. Neyzen Tevfik'in yasami 28 Ocak 1953'te son bulur. Cenaze namazi Besiktas'ta Sinan Pasa Camii'nde kilinir. Caminin avlusundan tasan kalabalik; ana caddeleri, kahveleri, yolun karsisinda ki Barbaros Bulvarini doldurur. Memurlarin, profesörlerin, ileri gelenlerin yani sira kiliklarina çeki düzen vermeye çalismis sarhoslar, sokak serserileri ve bin bir çesit insan bir arada ugurlarlar Neyzen'i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten heplige."


Edip Cansever, (8 Agustos 1928–28 Mayis 1986) Türk sair.

8 Agustos 1928’de Istanbul’da dogdu. Istanbul Erkek Lisesi’ni bitirdi. Kapaliçarsi’da turistik esya ve hali ticareti yapmaya basladi. 1976’dan sonra yalnizca siirle ugrasti. Bodrum'da tatildeyken beyin kanamasi geçirdi, tedavi için getirildigi Istanbul'da 28 Mayis 1986’da yasamini yitirdi.

Hayati

Ilk siiri 1944'te Istanbul dergisinde yayinlandi. Yücel, Fikirler, Edebiyat Dünyasi, Kaynak dergilerinde çikan ilk gençlik siirlerini "Ikindi Üstü" kitabinda topladi. Bu siirlerde varlikli, her seye yasama sevinciyle bakan bir gencin avarelikleri, duygulari ön plandaydi. 1951'de "Nokta" dergisini çikardi. Bu dergi genç sairlerle ve yazarlarla tanismasini sagladi. Ilk kitabindan 7 yil sonra yayinladigi "Dirlik Düzenlik" bu dönemin ürünüdür. Bu kitaptaki siirlerde düsünceyi dil içinde eritmeye yönelen, özlü bir söyleyis ve çarpici biçim arayan, toplumsal elestiri için mizah aracini kullanan bir tutum görüldü. 1957'de yayinlanan "Yerçekimli Karanfil" ile kendisine özgü bir siir evreni kurdu. Ikinci Yeni akiminin özgün örneklerini verdi. Yenilik, Pazar Postasi, Yeni Dergi gibi dönemin sanat yayinlarinda siirsel canliligi besleyen sairlerden biri oldu. Sirinde zamanla sevinç yerini bunalima, toplumsal dengesizlikleri elestirme kaygisi yerini yikici bir umutsuzluga birakti. "Dize islevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayislara yöneldi. Siirde tiyatrodan esinlenen diyaloglar kullandi. "Nerde Antigone", "Tragedyalar", "Çagrilmayan Yakup" bu dönemin ürünleri. Yine de Ikinci Yeni içindeki bazi sairler gibi anlamsizligi savunmadi. Kapali, anlasilmasi güç, yine de anlamdan ayrilmayan bir siire yöneldi. Çok farkli imgeler kullanirken bile düsünce ögesini gözardi etmedi. Yapitlarina tutarli bir bütünlük kazandirdi. Siirinde düzyazi olanaklarini kullanmaktan da çekinmedi. Yalniz siirleriyle degil tepkileri ve yasama biçimiyle de kendisinden söz ettirdi. Sürekli yazan, yayinlayan bir sair olarak ilgileri hep üstünde tuttu.

Siirleri

Ikindi Üstü (1947)
Dirlik Düzenlik (1954)
Yerçekimli Karanfil (1957)
Umutsuzlar Parki (1958)
Petrol (1959)
Nerde Antigone (1961)
Tragedyalar (1964)
Çagrilmayan Yakup (1966)
Kirli Agustos (1970)
Sonrasi Kalir (1974)
Ben Ruhi Bey Nasilim (1976)
Sevda ile Sevgi (1977)
Sairin Seyif Defteri (1980)
Yeniden (1981)
Bezik Oynayan Kadinlar (1982)
Ilkyaz Sikayetçileri (1984)
Oteller Kenti (1985)


Düzyazi

Gül Dönüyor Avucumda (Ölümünden sonra, 1987)

Ödüller

1958 Yeditepe Siir Armagani: "Yerçekimli Karanfil"
1977 Türk Dil Kurumu Siir Ödülü: "Ben Ruhi Bey Nasilim"
1982 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü: "Yeniden"


Ana Sayfa

 

 
 
 
All logos and trademarks in this site are property of their respective owner. The comments are property of their posters, all the rest © 2005 by me.
You can syndicate our news using the file backend.php or ultramode.txt