Hz. Peygamber'in önünde diz çöküp oturdu. Dizlerini onun dizlerine
dayadı. Ellerini de Allah'ın Rasûlü'nün dizlerinin
üzerine koyup sordu:
"- İslâm nedir? Bana anlat" Allah'ın
Resulu cevap verdi: "-İslâm Allah'tan başka
ilâh olmadığına, Muhammed'in, Allah'ın elçisi
olduğuna inanman, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan
orucunu tutman, gücün yeterse Hacca gitmendir"
Bu sorulardan sonra iman ve ihsan hakkında sorular sordu
ve cevaplar aldı. Bu sorulardan sonra kıyamet alâmetlerini
de soran adam kalkıp gitti. Arkasından baktılar,
hemen ortadan kaybolmuştu. O'nun kim olduğunu merak
eden ashâb-ı kirama Allah Resulu şöyle buyurdu: "-
O Cebrail idi, size dininizi öğretmek için geldi."
(Buhâri, İman, 37; Müslim, İman, 13.)
Rasülullah Sallallahu Aleyhi Vesellem İslamın şartlarını
sayarken ilk önce kelime-i şehadeti sonra namazı sayıyor.
Buradan anlıyoruz ki namaz bu dinin direğidir. Namazsız
bir Müslüman olamaz.
Eğer bir kişi sabah Müslüman olmuşsa öğle
namazına kadar namazı öğrenmek zorundadır.
İslam ile şereflenen bir kişi vakit geçirmeden
namazı öğrenmeli kurtuluşa, felaha çağıran
ezanın çağrısına hemen cevap vermelidir.
Çünkü kişinin namazı onun Müslümanlığının
ispatıdır. Bir insan hayata veda ettiğinde eğer
cami cemaatine devam eden biriyse onun Müslüman olduğuna
şahadet edilir.
Eğer bir kimse namazı terk ederse Rasülullah Sallallahu
Aleyhi Vesellemin şu hitabına maruz kalır. "Namazı
terkedenin İslam'dan hiçbir nasibi yoktur" (Hakim).
Rahmet peygamberine ümmetini nasıl tanıyacağı
soruluyor:
Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın
ey Allâhın Rasûlü? dediler. Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü
vesselâm-:
Bir adamın alnı ve ayakları ak olan bir
atı olduğunu düşünün. Adam bu atını,
hepsi de simsiyah olan bir at sürüsü içinde tanıyamaz mı?
diye sordu. Sahâbe:
Evet, tanır ey Allâhın Rasûlü! dediler. Bunun
üzerine Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurdu:
İşte onlar da abdestten dolayı yüzleri nurlu,
el ve ayakları parlak olarak geleceklerdir. (Müslim,
Tahâret 39, Fedâil 26)
Aklı başında olan hiçbir Müslüman Peygamber
(a.s)ın kıyamet günü kendini tanımamasını
istemezdi. Herhalde böyle bir şey Müslüman bir insan için
en büyük ceza olurdu. Ellerimizin ve ayaklarımızın
parlamadığı halde o gün, nasıl olurda Ey
Allahın resulü ben de senin ümmetinim diyebiliriz.
Ellerimizde ve ayaklarımızda Müslümanlık
emareleri bulunmadan hangi yüzle bu emareleri taşıyan
Müslümanlar arasına katılacağız.
Namazın önemi anlamaya çalışırken namazın
hayata bu kadar sık nüfuz etmesini de düşünmek gerekiyor.
İnsanoğlundan her gün, yaratanın karşısına
çıkıp ibadet etmesi isteniyor. Bu kadar sık çağırılışın
hikmeti birazda insan kalbinin kaymalara açık olmasından
kaynaklanıyor olsa gerektir. Gün içinde defalarca pusulası
bozulan insan, her namaz vaktinde yeniden İslama kuruluyor.
Hakka yönlendiriliyor.
Bu huzura sık geliş ve zamana verilen önem insanı
disipline ediyor. İnsan, sürekli namaz saatlerini takip
ediyor. Namaz, gün içinde belirli vakitlerde ve saatleri sürekli
değişen bir ibadet. Bu durum bizi zamana karşı
uyanık olmaya ve akıp giden zamanın ruhunu yakalamaya
çağırıyor.
Kişi bir sıkıntıya düştüğü zaman
Allahtan onun istediği şekilde yardım isteyebiliyor.
Ey İman edenler! Sabır ve namaz ile (Allahtan)
yardım isteyin! Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle
beraberdir. (Bakara suresi, 153.)
Namaz kılan insanları Allah Teâlâ kötülüklerden koruyor.
muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten
alıkoyar. ( Ankebut, 29/ 45)
Günümüzde namaz ibadeti sanki isteğe bağlı bir
ibadet gibi algılanıyor. Toplum, Namaz kılarsan
iyi olur. Kılmasan da pek bir şey olmaz. Diye
bir hava veriyor insana. Hâlbuki Rasülullah Sallallahu Aleyhi
Vesellem zamanında Müslüman olup da O'nun Sen namazdan
muafsın dediği hiç kimse yok. Bu ruhsat ölümcül
hastalara bile verilmemiş. Hiç kimsenin böyle bir hakkı
olmaz.
İslam bize uymuyordu da biz onu kendimize mi uydurduk?
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında münafıklar
bile namaz kılıyordu. Çünkü namaz Müslüman olanla
olmayanı birbirinden en önemli göstergeydi. Onlar Müslüman
gibi görünmek için namaz kılıyorlardı.
Ben şimdi Müslümanların kime benzemek için namazı
terk ettiklerini anlamaya çalışıyorum.
Hevasını (kötü duygularını) ilah edinen
ve Allah'ın saptırdığı, kulağını
ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği
kimseyi gördün mü?(Casiye,23)
Dua edelim de bu ayetin muhatabı biz olmayalım. Yoksa
maazallah gideceğimiz yer çok fena bir yer olur.
İnsanları namaza davet ettiğinizde zaman zaman
şöyle bahaneler ortaya atarlar. Ben öyle namaz kılanlar
biliyorum ki
diye başlayan ve Müslümana yakışmayacak
ameller sıralanır. Her nedense beş vakit namaz
kılıp da örnek yaşayan Müslümanlar ve Allahın
peygamberi hatırlanmaz. Biz yanlışımı
örnek alacağız, yoksa doğruyu mu?
Rasülullah Sallallahu Aleyhi Vesellemin Namazın önemini
ifade eden başka bir hadis de şöyledir: "Kulun,
Kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği şey namazıdır.
Eğer -bu hesabı- düzgünse diğer ameli de düzelir;
yok, bu -hesabı- fasit olursa, diğerleri de fasit
olur." (Taberani)